HAZİRAN 2004
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



ASGARİ ÜCRETİN VERİLERE DAYALI TESPİTİNDE GÜÇLÜKLER

Dr. Nihat YÜKSEL
TİSK Danışma Konseyi Üyesi


Yürürlükteki Asgari Ücret Yönetmeliği‘nde asgari ücret; “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.”  şeklinde tanımlanmıştır.

Anayasamızın 55nci maddesinde “.... ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur.”  şeklinde yapılan son düzenleme ile asgari ücretin tesbitinde, ülke ekonomisindeki durumun temel bir veri olduğu vurgulanmıştır.

Yasal asgari ücret düzeyi ekonominin temel göstergelerinden biridir. Tüm ücretleri etkileme özelliği ile maliyetler, finansman, vergi, iç ve dış satışlar vs.‘ye zincirleme yansıması dolayısıyla makroekonomik dengelerde önemli rolü vardır. Ayrıca, toplu iş sözleşmelerinden sigorta primlerine; idari para cezalarından yargı kararlarına kadar çok geniş bir uygulama yelpazesini etkilemektedir.

Asgari ücret ile TÜFE artış oranları son 3 yılda;


* Altı aylık
** Altı aylık tahmin
*** Hükümetin yıllık TÜFE hedefi
şeklinde seyretmektedir.

Bilindiği gibi, 1 Ocak’tan geçerli asgari ücret 16 yaşından büyükler için günlük 14.100.000.-TL ve aylık 423.000.000.-TL olarak tespit edilmiştir.

2003 yılında TÜFE % 18.4 oranında artarken, asgari ücret % 22 oranında; 2004 yılının ilk altı ayı için ise, Hükümetin yıllık TÜFE hedefi    % 12 olmasına karşılık asgari ücret % 38 oranında artmıştır. Yılın ilk altı ayında gerçekleşeceği tahmin edilen TÜFE artışı % 4 dolayında olacaktır.

Sadece bu veriler dahi 1 Ocak 2004’te yapılan asgari ücret artışının ne denli yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Belirlenen asgari ücret artış oranı; yıllık enflasyon (TÜFE) hedefini de katladığından iş hayatı, yılın ikinci yarısı için “neyin eksik kaldığını” sorgulamaktadır.

30.6.2004 tarihine kadarki 6 aylık dönem için tespit edilen bu asgari ücrete karşın, 1.4.2004’ten itibaren % 26 oranında artacak olan  sigorta primine esas kazanç tabanı, 1 Ocak 2004’ten geçerli olmak üzere % 20 oranında artırılarak 549.630.000.-TL/Ay’a yükseltilmiştir. Bu meblağ ile 423.000.000.-TL/Ay asgari ücret arasındaki 126.630.000.-TL’lik farka ait sigorta primi tutarı olan 46.219.950.-TL/Ay Hazine tarafından üstlenilmiştir.

Temel tercihimiz, asgari ücret ile sigorta primine esas kazanç tabanı arasında fark olmaması, prime esas kazanç tabanının, asgari ücreti geçmemesidir. Hazine tarafından  ilk kez yapılan bu katkının çok yerinde bir uygulama olduğunun bu vesileyle altını çizmek istiyorum.

IMF’ye verilen son niyet mektubunda sosyal sigorta primine esas kazanç tabanının kaldırılacağı bildirilmiştir. Buna göre prime esas kazanç tabanı, asgari ücretle eşitlenecektir. Bu değişimin gerçekleştirilmesi önemli  beklentilerimizden biridir.

Ancak prime esas kazanç tabanının kaldırılması, asgari ücret üzerinde, ekonominin rekabet gücünü azaltacak şekilde yukarı itici etki doğurmamalı; sigorta primine esas kazanç tavanının kaldırılmasının da nedeni olmamalıdır. Sigorta primine esas kazanç tavanı makul bir düzeyde olmak kaydıyla uygulanmalıdır.

Diğer taraftan, 1 Ocak 2004’ten geçerli olmak üzere asgari ücretle SSK primine esas kazanç tabanı arasındaki farka ait primlerin Hazinece karşılanması uygulamasının, 1.7.2004’ten sonra da asgari ücret ile sosyal sigorta primine esas kazanç tabanı eşitlenene kadar devamı, işyerlerine büyük destek sağlayacaktır.

Asgari ücrette makul hadlerin üzerine çıkarılarak yapılan artış, TİSK’in yaptığı açıklamalarda da belirttiği gibi:

- İşsizliğin artmasına,
- Yatırımların azalmasına,
- İşletmelerin, özellikle KOBİ’lerin zayıflamasına,
- Kayıtdışı ekonominin ve kayıtdışı istihdamın büyümesine,
- Ekonominin rekabet gücünün azalmasına ve ihracat kayıtlarına,
- Enflasyonist baskı doğmasına,
- Vergi ve prim ödemelerinde sorunlara,
- İş değerlendirmesi ile yapılan ücret skalalarının bozulmasına, özel kesim ve kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinin olumsuz etkilenmesine,
- Asgari ücrete bağlı para cezalarının ödenemez düzeye çıkmasına,
- KİT’lerin ve Yerel Yönetimlerin SSK’ya olan borçlarının artması ile bütçe dengesizliğine,
- Sonuçta tüm ekonomik dengelerin bozulmasına,
yol açacaktır.

Türkiye, 30 OECD Ülkesi içinde istihdam üzerindeki vergi ve prim yükünün en fazla olduğu ülkedir. Asgari ücretin vergi ve primlerinde sağlanacak azaltma ile çalışan ve işyerlerine yeni yükler getirilmeden beklentiye yakın bir rahatlama/ avantaj sağlanabilir.

Asgari ücretin tesbiti vesilesiyle konu ile ilgili görüş ve önerilerimizi özet olarak ;

• Asgari Ücret Yönetmeliği’nde İş Kanunu’nda yapılan değişikliklerin genel esprisi ile uyumlu, gerekli düzenlemenin biran önce yapılması,

• Bu bağlamda TİS uyarınca sosyal yardım ödemelerine göre bir farklılaşma yapılması,

• Asgari Tespit Komisyonu’nun  yılda bir defa toplanarak izleyen yılın asgari ücretini belirlemesi,

• İstihdamın artırılması, kayıtdışı ekonominin özendirilmemesi için,  işyerleri üzerindeki sosyal sigorta prim yükünün mutlaka azaltılması yoluna gidilmesi, % 20-27 oranındaki işveren prim oranının bir takvime bağlı şekilde ve kademeli olarak düşürülerek işçi prim oranı olan % 14’e indirilmesi,

• Ülke ekonomisindeki olumsuz gelişmeler, TÜFE-asgari ücret ilişkileri de gözönünde tutulduğunda ekonominin hatta sektör/işyerlerinin ödeme güçlerine göre akdi asgari ücret uygulamasının gündeme getirilmesi,

• Özel İndirimin 1.1.2004’ten itibaren kaldırılması hatalı olmuştur. 1.7.2004’ten itibaren geçerli olmak üzere asgari ücretin yarısı  seviyesinde tekrar uygulanmaya başlanması,

• Ekonomi üzerindeki vergi yükünün azaltılması,

şeklinde sunmak istiyorum.

SONUÇ OLARAK

1 Ocak 2004’te asgari ücrette yapılan artış % 38 oranında olup, 2003 yılı TÜFE ise % 18.4 oranındadır. Bu artışın, hele yılın ikinci yarısında bunun da yükseltilmesinin, uygulanan ekonomik program ile bağdaşmadığı düşünülmektedir.

Türkiye’nin Çin, Hindistan, Pakistan ve Uzak Doğu ülkelerinin başta tekstil sektörü olmak üzere elektronik, metal vb. sektörlerde yarattığı haksız rekabetten çok olumsuz etkilendiği, önümüzdeki süreçte bunun daha da artacağı, resmi kurumların verileri ile de doğrulanmaktadır.

Öte yandan, AB verilerine göre Avrupa Birliği’ne yeni üye olan ve ekonomileri, Türkiye’den daha güçlü olduğu bilinen ülkelerin çoğunda uygulanan asgari ücret, Türkiye’de uygulanan asgari ücretten daha düşüktür.

İkinci altı ayda asgari ücrette yapılacak artışın neden olacağı maliyetlerin işverenlerce karşılanması konusunda ciddi tereddütler ve kaygılar bulunmaktadır.

Yukarıdaki gerçekler karşısında, asgari ücrette, ülke ekonomisinin taşıyamayacağı ve Hükümetin ekonomik programı ile bağdaşmayacak bir artış yapılmamalıdır.

HAZİRAN 2004