İŞSİZLİK SORUNU VE TÜRKİYE’NİN AB İSTİHDAM STRATEJİSİNE UYUMU
Doç. Dr. Berrin CEYLAN-ATAMAN
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
1973-74 petrol krizleri ile sona eren tam istihdam dönemi dünya ekonomik
konjonktüründe yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. 1974’den sonra
1980’lerin ikinci yarısına kadar ki dönemde yaşanan stagflasyon, enflasyonun
düşürülmesiyle işsizlik sorununa dönüşmüştür. 1980’li yıllarda başlayan
ve 1990’lı yıllarda en yüksek düzeylerine ulaşan işsizlik sorunuyla mücadele
son döneme damgasını vuran tartışmaların konusunu oluşturmaktadır.
1- 1990’lı yılların işsizlik ve istihdam sorununa
genel bir bakış
Bugün yaşanmakta olan işsizliğin önemli bir nedeni emek arz ve emek
talep koşullarının yapısal uyuşmazlığıdır. Yapısal uyuşmazlık nitelik bakımından
farklı nedenlerle ortaya çıkabilir: Serbest piyasa ekonomilerinde her zaman
bir miktar işgücünün istihdam dışında kaldığı görülmektedir. İlk işlerini
aramakta olanlar ile yeniden iş arayanlar istihdam edilene kadar geçirdikleri
sürede işsiz olacaklardır. İş arama süresi olarak tanımlanan bu işsizlik
(friksiyonel işsizlik) iş ile iş arayanları eşleştirme sorunudur. İşgücü
piyasasındaki bilgi yetersizliği, organizasyon sorunları, akışkanlık problemleri
friksiyonel işsizliğin seviyesini belirlemektedir. Nerede ve hangi ücret
düzeyinde ve hangi koşullarda boş işler vardır sorularına yanıt oluşturabilecek
bilgilere ne kadar kolay ulaşılabiliyorsa friksiyonel işsizlik o kadar
düşük olacak ama asla sıfır olmayacaktır fakat kısa süreli ve geçici bir
durum olacaktır. Emek arz ve emek talebi arasındaki uyuşmazlığın uzun sürmesi
halinde yapısal işsizlik baş göstermiş demektir. Endüstriyel, mesleki,
demografik, doğal ve kurumsal yapı değişikliklerinin rol oynaması sonucunda
ortaya çıkan yapısal işsizlik belli endüstrilerde, mesleklerde ve bölgelerde
ortaya çıkabilir. Yapısal işsizliğe neden olan etkenlerin başında endüstriyel
yapıdaki değişmeler gelmektedir: Bazı ürünlere olan talebin azalması veya
ortadan kalkması; ileri teknolojinin üretim sürecine girmesiyle mesleki
niteliklerin uyuşmaması işsizliğe neden olacaktır. Bu tür uyumsuzluklardan
niteliksiz işgücü daha fazla etkilenmektedir. Emeğin mobilitesinin düşük
olmasından kaynaklanan uyumsuzluklar da işsizliğe neden olabilecektir.
Nüfus yapısındaki değişiklilerden doğan yapısal uyuşmazlıklar da önemli
bir faktördür: Nüfusun yaşlanması veya genç bir nüfusa sahip olmak uyum
esnekliğini etkilemektedir.
İşsizlik konusunda 1990’lı yıllara damgasını vuran bir gelişme de emek
piyasalarındaki “esneklik” tartışmasıdır. 1980’lerde canlanan tartışmalarda
esneklik işsizliğe bir çözüm olarak sunulmuştur. Uluslararası rekabet gücünü
arttırmak üzerine kurulu olan yeni ekonomik düzende esneklik, hızla değişen
ekonomik koşulların karşısında firmaların uyum sürecini hızlandıran bir
mekanizmadır. Bunun karşısında esnekliğin tehdit ettiği çalışanların hakları
vardır. 1990’lı yıllarda iş güvencesinin nasıl sağlanacağı ve sosyal güvenlik
sistemlerinin geleceği en çok tartışılan konular arasında yer almıştır.
Ülkemizde de olduğu gibi birçok ülkede İş hukuku daha esnek bir yapıya
kavuşturulmuş ve Sosyal Güvenlik alanında reformlar gerçekleştirilmiştir.
2000’li yıllar uygulamanın sonuçlarını gösterecektir. Esnek çalışmayı işsizliğin
bir alternatifi olarak sunan yeni düzende, çalışma ilişkilerindeki barış
açısından uzlaşmacı bir tutum sergilemek ve sosyal diyalog sürecini işletmek
tek çözüm olarak gözükmektedir.
Yapısal sorunlar bir yandan teknolojik ilerlemelerin, istihdam
yaratmayan ekonomik büyümenin, küreselleşme veya rekabetin bir sonucu
olarak ortaya çıkmış; diğer yandan da yanlış politika uygulamalarının bir
sonucu olmuştur. İşsizlikle mücadele konusunda çok etkili olunamaması istihdam
konusundaki tartışmaları uzun bir süreden beri canlı tutmaktadır. Yeni
istihdam olanaklarının yaratılması ancak makroekonomik politika uygulamalarıyla
mümkündür. Ancak neo-liberalizm makroekonomik politikalara bazı sınırlamalar
getirmektedir. Örneğin neo-liberal politika uygulamalarının en önemli parçasını
oluşturan özelleştirmeler, kamunun ekonomiye müdahalesini en aza indirmekte
ve kamunun istihdam yaratma işlevini sınırlandırmaktadır. Bu durumda hükümet
politikalarıyla yapılacak tek şeyin özel girişimin yatırım yapmasını teşvik
edecek politika uygulamaları olduğu gözükmektedir: Sonuçta makro ölçekli
politikalardan mikro ölçekli politikalara geçiş yapılmıştır.
1990’lı yıllar büyümenin tek başına işsizlik sorununu çözmediği ve işsizliğin
yapısal niteliğinin önemli boyutlar kazandığı ve işsizlikle mücadelede
aktif işgücü piyasası politikalarının ön plana çıktığı yıllardır. İstihdam
olanaklarını ve istihdam edilebilirliği arttırmak olarak tanımlanan aktif
politika uygulamalarının içeriğinde esas olarak ömür boyu eğitim
ve formasyon programlarının uygulanması ve girişimciliğin özendirilmesi
yer almaktadır. Emek piyasalarına esneklik kazandırmanın esas hedef olduğu
aktif politika uygulamalarında çözülmesi gereken bir güvenlik sorunu bulunmaktadır.
AB ise işsizliğin ve emek piyasasındaki esnekliğin sosyal boyutunu
ihmal etmemiş gözükmektedir.
1990’lı yıllardaki en önemli sorun olan işsizliğe, AB düzeyinde çözüm
getirilmek üzere atılmış somut adımlar vardır. 1993’de yayınlanan Beyaz
Kitapta istihdam alanında uyumlu bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesine
temel oluşturacak ideolojik, politik ve analitik temeller belirlenmiştir.
Beyaz Kitaptan esinlenilerek 1994’de Essen’de oluşturulan strateji insan
kaynaklarının geliştirilmesi, üretken istihdama destek verilmesi, işgücü
piyasası kurumlarının etkinliğinin arttırılması ve iyileştirilmesi, girişimciliğin
teşvik edilmesi, genç ve uzun dönemli issizlerin ve kadınların işgücü piyasasına
girişlerinin kolaylaştırılması kapsamındaki önlemler bütünü bugünkü Avrupa
İstihdam Stratejisinin (AİS) temellerini oluşturur niteliktedir.
2- Avrupa İstihdam Stratejisi nedir?
Avrupa İstihdam Stratejisi (AİS) Kasım 1997’de yapılan Luxembourg zirvesinde
oluşturulmuştur. Sosyo-ekonomik durumdaki değişmelere yanıt olarak arka
arkaya yapılan Avrupa Konseyleri toplantıları (Cardiff, Haziran 1998; Köln
Haziran 1999; Lisbon Mart 2000; Stokholm, Ekim 2000; Barcelona, Mart 2002)
AİS’nin temellerini belirleme ve diğer Birlik politikalarıyla bağların
güçlendirilmesini sağlamıştır. Mart 2000’de yapılan Lisbon zirvesinde AIS
gözden geçirilmiş ve sürdürülebilir büyüme, istihdamın niceliksel ve niteliksel
iyileştirilmesi ve 2010’a kadar sosyal uyumun güçlendirilmesi konularında
görüş birliği sağlanmıştır. Bu zirvede AB’nin, gelecek 10 yılda, daha rekabetçi
ve dinamik bir bilgi ekonomisi haline gelmesi, tam istihdama yeniden ulaşması,
istihdam oranını %70’e ve kadın istihdam oranını %60’a kadar arttırması
gibi somut hedefler ortaya konmuştur. Mart 2001 yapılan Stockholm zirvesinde
ise Lisbon zirvesinde belirlenen hedeflere iki yeni ara hedef ve bir yeni
hedef eklenmiştir. Buna göre AB istihdam oranı 2005’e kadar %67’ye ve kadın
istihdamı da %57’ye kadar yükseltilecektir ve yaşlı çalışanların istihdam
oranı 2010’a kadar %50’ye ulaştırılacaktır.
AB Komisyonu AİS’nin üye devletler tarafından uygulanmasını da denetleyecek
bir mekanizma geliştirmiştir. AİS’ne göre (Komisyonun önerisi doğrultusunda)
Konsey her yıl istihdam politikası önceliklerini belirleyecektir. Bunun
sonucunda her üye devlet yıllık bir ulusal eylem planı hazırlayacak ve
önceden tespit edilmiş ortak unsurların dikkate alındığını gösterecektir.
Komisyon ve Konsey ulusal eylem planlarını inceleyerek bütünleştirilmiş
bir rapor hazırlayarak gelecek yıla ilişkin yeni konuları belirleyecektir.
Konsey Komisyonun teklif ile, ülkeye özel tavsiyelerde bulunabilecektir.
AIS, AB’ne üye devletlerin istihdam politikalarında önceliklerin belirlenmesini
sağlayan bir araçtır. Kısaca AİS’nde amaç daha çok ve daha iyi işler
yaratılmasıdır. AİS’nin ana başlıkları şöyledir:
-
Girişimciliği özendirmek:
-
İş kurmayı kolaylaştırmak
-
Risk sermayesini sağlamak
-
Vergi kolaylıkları sağlamak
-
İstihdam edilebilirliği arttırmak
-
Uzun dönem ve genç işsizliği ile mücadele etmek
-
Okuldan işe geçişi kolaylaştırmak
-
Pasif önlemlerden aktif önlemlere geçmek
-
Uyum kapasitesini güçlendirmek
-
İş organizasyonunu modernize etmek
-
İşletmenin uyum mekanizmasını güçlendirmek
-
Şans eşitliğini sağlamak
-
Kadın - erkek ayrımcılığını önlemek
-
Çalışma ve aile yaşamını bağdaştırmak
-
Faal yaşama uyumu kolaylaştırmak
İstihdam ve sosyal politikanın genişlemenin en önemli sorunu olarak
tanımlanması aday ülkelere de ciddi yükümlülükler getirmektedir. Orta ve
Doğu Avrupa ülkelerinin bir çoğunda ve Türkiye’de işsizlik
ve istihdam sorunları nitelik ve nicelik olarak önemli düzeydedir.
3. AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak Türkiye’de
işsizlik:
Nicel olarak ele alındığında Türkiye ve AB ülkelerindeki işsizlik sorunu
aşağıdaki tabloda özetlenmektedir: AB ülkeleri dışında ABD, Kanada ve Japonya
gibi ülkelerin de bu tabloda yer alması AB’deki işsizliğin de nerede olduğunu
göstermektedir.
| Ülkeler |
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
| Kanada |
7.6
|
6.8
|
7.2
|
7.8
|
| ABD |
4.2
|
4.0
|
4.8
|
5.6
|
| Japonya |
4.7
|
4.7
|
5.0
|
5.3
|
(Eurostat,OECD, DİE HHİA)
| Ülkeler |
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
| EU 15 |
8.7
|
7.8
|
7.4
|
7.5
|
| TÜRKİYE |
6.6
|
8.5
|
10.6
|
10.0
|
(Eurostat,OECD, DİE HHİA)
Türkiye’deki işsizlik sorunu 2000’li yıllarda artış göstermiş ve AB
ortalamasının ancak birkaç puan üstündedir. Hatta işsizlik sorununa nicel
olarak yaklaşıldığında İspanya ve Yunanistan’ın değişik dönemlerde Türkiye’ye
göre daha yüksek bir işsizlik oranı ile karşı karşıya olduğu söylenebilir:
| Ülkeler |
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
| İspanya |
12.8
|
11.3
|
10.7
|
11.2
|
| Yunanistan |
11.0
|
10.4
|
10.0
|
9.4
|
(Eurostat,OECD, DİE HHİA)
Hatta nicel karşılaştırmanın Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle yapılmasıyla
ulaşılan sonuç söz konusu ülkelerde Türkiye’ye göre çok yüksek
bir işsizlik sorunun yaşanmakta olduğudur:
| Ülkeler |
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
| Çek Cumhuriyeti |
8.8
|
8.9
|
8.2
|
7.6
|
| Macaristan |
7.1
|
6.5
|
5.8
|
-
|
| Polonya |
-
|
16.1
|
18.2
|
19.0
|
| Slovak Cumhuriyeti |
18.7
|
18.2
|
19.0
|
|
(Eurostat,OECD, DİE HHİA)
Ancak Türkiye’de işsizlik sorunu bir açık işsizlikten ibaret değildir.
Açık işsizlik, eksik istihdam ile birlikte ele alınarak atıl işgücü oranı
hesap edilmektedir: 2002 yılı itibariyle Türkiye’de eksik istihdam [1]
%5.4’dür. Böylece atıl işgücü oranı [2] %16.0’dır.
Bu sonuç Türkiye’de işsizlik ve istihdam sorununun birlikte yaşandığını
göstermektedir.
2002 yılı itibariyle:
-
AB’de işgücüne katılım ortalama %69; Türkiye’de %49’dur.
-
AB’de kadın istihdamı %55; Türkiye’de %25’dir.
-
AB’de tarımın istihdamdaki payı %4 ; Türkiye’de %34 ‘dür.
-
AB’de hizmetlerin istihdamdaki payı %60-70 ;Türkiye’de %43’dür.
-
AB’de toplam istihdam içinde ücretlilerin payı %83 ;Türkiye’de %49’dur.
Türkiye’de işsizliğin yapısal özellikleri:
• Nüfus artış hızı düşme eğiliminde olmakla birlikte artışın sürdüğü
bir durum vardır. Bu yapıda Türkiye genç bir nüfusa sahiptir dolayısıyla
emek piyasasında yeni ve yeniden girenlerin sayısı oldukça yüksektir.
Bu yapı dikkate alınarak işgücü piyasasında bilgilendirmenin tam olmasını
sağlamak gerekmektedir. İş arama kurumlarının (kamu ve özel) etkin işlemelerini
sağlayacak düzenlemelerin yapılması önem taşımaktadır. Yeni işe başlayacak
olanların karşılaşabilecekleri sorunların başında iş tecrübesi gelecektir.
Bu bakımdan staj olanaklarının arttırılması veya iş başında eğitim olanaklarının
yaygınlaştırılması izlenecek başlıca politikalar olmalıdır.
• Çalışanların eğitim düzeyi düşüktür. 2001 yılı itibariyle tarım
dışında toplam işgücünün %65’i lise altı bir seviyede eğitim almıştır.
O halde eğitime özel önem veren politikalar geliştirmek isabetli olacaktır.
• Tarım sektörü hala ağrılıklı bir paya sahiptir. 2001 yılı GSMH
içinde tarımın payı %13’dür ve 15+yaş istihdamının %35’i tarım sektöründedir.
(Gelişmiş ülkelerde bu oran ~%3 kadardır). Tarım sektöründe çalışanların
%42’si kendi hesabına ve %53’ü ücretsiz aile işçisi statüsünde çalışmaktadır
ve bunların %70’i kadın işgücünden oluşmaktadır. Bu yapı dikkate alınarak
tarım sektörü için ayrı bir istihdam politikası uygulanması gereği açık
bir biçimde ortadadır.
• Çalışmakta olduğu halde sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan kayıt
dışı istihdamdakilerin payı ~%50 tahmin edilmektedir.
En çok kadınları etkileyen bu süreç enformel sektörün yaratılmasına neden
olmaktadır. Türkiye’de istihdamı kayıt altına alacak politikalar uygulanması
gerekmektedir: İstihdam vergilerini düşürmek gibi...
• İstihdamda özel ilgi gerektiren gruplar vardır: Kadın, çocuk,
özürlüler ve gençler. Bu grupların her biri için geliştirilmesi gereken
politikalar vardır. Kadın ve çocuk istihdamı özellikle enformel sektörü
beslemektedir. Özürlülerin karşılaşabilecekleri her türlü engelin kaldırılması
gerekmektedir. Genç nüfusa sahip bir ülke olarak gençlerin istihdam koşullarını
kolaylaştırmak ve iyileştirmek başlıca politikalar olmalıdır.
• Kentsel yerlerde istihdamın %61.7’si ücret-maaş statüsünde ve
bunların %36.8’i kamuda istihdam edilmektedir. İstihdamın %15’inin işvereni
devlettir. Özelleştirmeler kamunun küçülmesi istihdam yaratma görevini
önemli ölçüde özel sektöre aktarmaktadır. Bu durum istihdam politikalarında
dikkate alınarak özel yatırımın teşvik edilmesi gereklidir. Bu çerçevede
KOBI’lerin desteklenmesi, girişimciliğin özendirilmesi gibi politika uygulamaları
etkili olmaktadır.
AB’ye uyum sürecinde öncelikli konulardan birini işsizlikle mücadele
oluşturmaktadır. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu işsizlik sorununun
çözümü için açılımlar sağlayacak olan AİS bir ulusal istihdam planının
oluşturulmasında temel teşkil etmektedir ve bu konu 2003 Katılım ortaklığı
belgesinde yer almaktadır. Böylece istihdam alanında teşvik tedbirleri
konusunda Türkiye gerekli girişimlerde bulunacaktır.
4. Türkiye’nin Sosyal politika ve istihdam
konusunda yükümlülükleri:
Avrupa Birliğine tam üyeliği hedefleyen ve bu alanda uyum çalışmaları
yapan Türkiye, çalışma yaşamına ilişkin olarak da bazı sözleşmelere imza
atarak yükümlülük altına girmiştir. Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Sosyal
Güvenlik Sözleşmesi ve İnsan Hakları Sözleşmeleri, Türkiye ile Avrupa Birliği
arasında çalışma yaşamına ilişkin onaylanmış belgelerdir. Bu çerçevede
işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması, her türlü ayrımcılıkla mücadele,
sendika faaliyetlerine ilişkin sınırlayıcı hükümlerin kaldırılması, sosyal
diyalog koşullarının oluşturulması, çocuk çalıştırılması ile mücadele edilmesi,
tüm kurumların kapasitesinin gözden geçirilmesi, sağlık hizmetlerine erişimin
ve kalitesinin arttırılması tedbirlerinin alınması, sosyal güvenlik ağının
güçlendirilmesi, sosyal korumanın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması,
piyasa ekonomisinin işleyişinin geliştirilmesi ve piyasa güçleri ile baş
edebilme kapasitesinin arttırılması konularında düzenlemeler yapmak Türkiye’nin
yükümlülükleri arasında bulunmaktadır.
5. Somut adımlar
Türkiye, AB’ne uyum çalışmaları çerçevesinde, işgücü piyasasını yeniden
yapılandırmaktadır. Son dönemde gerçekleştirilen reformlar:
-
4641 sayılı Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanunu (21 Nisan 2001 ve 24380sayılı
Resmi Gazete)
-
4688 sayılı kamu görevlileri sendika kanunu (12 Temmuz 2001 ve 24460 sayılı
Resmi Gazete)
-
3218 sayılı serbest bölgeler kanununun geçici 1.maddesini yürürlükten kaldıran
4771 sayılı kanun (9Ağustos 2002 ve 24841 sayılı resmi gazete)
-
4747 istihdamı teşvik amacıyla ücret dışı yüklerden bazılarının ödenmesinin
ertelenmesi ile sosyal sigortalar kanunu ve 631 sayılı kanun hükmünde kararnamede
değişiklik yapılmasına dair kanun (1 Nisan 2002 ve 24713 mükerrer resmi
gazete)
-
4759 SSK, tarım işçileri sigortası, T.C. Emekli Sandığı kanunu, Esnaf ve
Sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlar sosyal sigortaları kanunu ile
tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar sosyal sigorta kanunu bazı maddelerinde
değişiklik yapılması hakkında kanun (1 Haziran 2002 ve 24772 sayılı
resmi gazete)
-
4632 bireysel emeklilik, tasarruf ve yatırım sistemi kanunu (7 Nisan 2001
ve 24 366 sayılı Resmi Gazete)
-
4857 sayılı İş Kanunu (10 Haziran 2003 ve 25134 sayılı Resmi Gazete)
-
4904 sayılı Türkiye İş Kurumu kanunu (5 Temmuz 2003 ve 25159 sayılı Resmi
Gazete)
olarak sıralanmaktadır.
Yasal düzenlemelerin hızla gerçekleştirildiği son dönemde en çok merak
edilen, uygulamada neler olacağıdır. Yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi
ve özellikle de sorunların çözümünde sosyal diyalog sürecinin işletilmesi
hem ekonomik hem de sosyal ilerlemeye katkıda bulunacaktır
Aktif işgücü piyasası programının uygulanmasına
başlanması:
AIS ile uyumlu, etkin istihdam politikası tedbirleri ve hizmetleri tasarlanması,
geliştirilmesi ve uygulaması konusunda 2003 yılı itibariyle başlatılmış
bir “aktif işgücü programı” projesi vardır [3]. 2005 yılında
tamamlanması öngörülen bu projedeki amaçlar İşkur’un kapasitesini geliştirmek,
işsizlikten en çok etkilenen gruplar için istihdam edilebilirliği arttırmak,
iş arayan kişileri bilgilendirme ve danışmanlık sağlamak, iş arayanların
becerilerini piyasayla uyumlaştırmaktır. Bu projeden beklenen yararlar,
25 000 kişiye aktif istihdam önlemlerinin sunulması ve bunların %50’sinin
işgücü piyasasına girip kendi hesabına çalışıyor olmasının sağlanması ve
KOBI’lerin teşvik edilmesidir. Projenin uygulama sürecinde İşkur’un tanınırlığının
artarak böylece kuruma başvuruların yükselmesi de bir sonuç olarak ortaya
çıkacaktır.
6. Türkiye için bir istihdam politikası
AB’nin “daha çok ve daha nitelikli işler” ve ILO’nun “insan onuruna
yakışır iş” olarak tanımladığı istihdam stratejisi, ekonomi politikaları
ile sosyal politikaları buluşturmak prensibine dayanmaktadır. Ekonomik
ve sosyal sonuçları çok ağır olan işsizlik sorunuyla Türkiye öncelikli
olarak mücadele etmelidir. Türkiye’de AIS temelinde oluşturulacak ulusal
istihdam politikası, hem gerekli kaynakların sağlanması, hem de çok yüksek
düzeylere ulaşmış olan işsizlik sorunuyla mücadele için somut bir model
sunması bakımından önemlidir. Daha çok aktif politika önlemlerini içeren
AIS Türk işgücü piyasasındaki yapısal nitelikteki uyumsuzlukları gidermede
etkili olacaktır. Fakat emek piyasalarına esneklik kazandıran ve uyum kapasitesini
hızlandıran aktif politika uygulamaları Türk emek piyasasında yaşanmakta
olan dönüşümü sağlayacak biçimde olmalıdır. Meslek standartlarının oluşturulması,
insan gücü planlaması yapılması ve emek piyasasını daha nitelikli hale
getirmeyi hedef alan yaklaşımlar benimsenmelidir. Aktif politika önlemlerinin
yanı sıra Türkiye’de istihdam yaratan yatırımların da makroekonomik politikalarla
teşvik edilmesi ve kişi başına düşen gelirin hızla artması için gerekli
politikaların izlenmesi kaçınılmaz gözükmektedir.
AB’nin 5 Kasım 2003’de Türkiye için yayınlanacağı ilerleme raporunun
ön bilgilerinin alındığı şu günlerde birçok konuda iyimser yaklaşımlar
sergilenirken işsizliğin yüksek olduğu ve gelecekte de yüksek kalacağı
konusunda görüşler yer almaktadır. İşsizlikle mücadelenin gelecek
yıllarda da önemini koruyacağı açıkça ortadadır.
AİS 1990’lı yıllarda (ve özellikle ikinci yarısında) birçok AB ülkesinde
doruğa ulaşmış işsizlik sorunuyla mücadele için geliştirilmiş bir ortak
eylem planının temellerini oluşturmaktadır. Bu çerçevede her üye devletin
kendi özgün koşullarını dikkate alarak oluşturdukları ulusal istihdam politikaları
2000’li yıllarda sonuçlarını vermeye başlamıştır. Birçok AB ülkesinde
işsizlik oranlarının düşme eğilimine girdiği görülmektedir. !990’larda
AB(15) işsizlik ortalaması %10.0 civarında iken 2002 yılı itibariyle ortalama
işsizlik oranı %7.5’e düşmüştür. İrlanda, Hollanda ve Norveç de işsizlik
oranı %5’in altındadır. Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’da da işsizlik düşmektedir.
Bu sonuçlar Türkiye’nin AİS’ne uyumlu bir ulusal istihdam politikası geliştirmesini
destekler yöndedir.
-----------------------------------
(1) Eksik istihdam ekonomik nedenlerle 40 saatten az çalışanlar;
gelir azlığı nedeniyle iş arayanlar; esas mesleğinde çalışmadıkları için
iş arayanlar olarak tanımlanmaktadır
(2) Türkiye’de kadın istihdamı enformel sektörde ve ücretsiz
aile işçisi statüsünde yüksek olmakla birlikte kayıtlı olmadığından istatistiklerde
düşük gözükmektedir.
(3) 50 Milyon € mali portresi olan projeye Avrupa Komisyonu 40
Milyon €; Türkiye ise 10 milyon €’luk katkı yapmaktadır. Bu projede 10
milyon € kurumsal yapılanmaya; 32 milyon € aktif istihdam tedbirlerine
ve 8 milyon € İşkur ofis modernleştirmesine harcanacaktır.
EKİM 2003
|