EYLÜL 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ SON GELİŞMELER

Prof. Dr. Orhan MORGİL
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı


Türk ekonomisinde 2003 yılında bazı önemli olumlu gelişmelerin ortaya çıktığını görüyoruz. Türk ekonomisinde görülen olumlu gelişmelerin başında uzun süreden beri kronik hale gelen enflasyonun giderek kontrol altına alınması gelmektedir. 2001 yılı sonunda % 80 olarak gerçekleşen enflasyon oranı 2002  yılı sonunda % 30’a ve 2003 yılı Ağustos ayı sonu itibari ile % 24’e çekilmiştir. Bu durum Türk ekonomisi yönünden çok önemli ve olumlu bir gelişmedir. Çünkü piyasa ekonomilerinde enflasyon çok ciddi tahripkar etkiler yaratmaktadır. Enflasyon fiyat mekanizmasının işleyişini bozarak ekonomide etkin kaynak dağılımının sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Enflasyonist ortamın yarattığı belirsizlikler faiz hadlerinin yükselmesine neden olmakta ve uzun dönemli verimli yatırım kararlarının alınmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer taraftan, enflasyon muhasebesinin uygulanmadığı ülkemizde enflasyon  fiktif kârların vergilenmesine yol açtığı için ekonomide kayıt dışılığın artmasına neden olmaktadır. Uzun dönemden beri yaşanan yüksek kronik enflasyon Türkiye’de  kayıt dışılığı ciddi bir sorun haline getirmiştir. Türkiye’de çeşitli firmalar açısından haksız rekabet yaratan kayıt dışılığın azaltılmasının ön şartı enflasyon oranının % 5’in altına çekilmesidir. Nihayet enflasyon gelir dağılımını bozarak sosyal sorunların artmasına yol açmaktadır.

Bütün bu nedenlerle enflasyonun kontrol altına alınarak ekonomik istikrarın sağlanması Türk ekonomisinde birinci önceliğini korumaktadır. Enflasyonun kontrol altına alınmasını sağlayan temel etken başarı ile uygulanan para politikası olmuştur. T.C. Merkez Bankası 2002 yılı başında para arzı artış oranının nominal çapa olarak kullanıldığı para programını uygulamaya koymuştur. Para programı çerçevesinde T.C. Merkez Bankası 2002 yılında para arzı artış oranını % 35 ile sınırlayarak enflasyon oranını % 30’a çekmiştir. 2003 yılında par arzı artış oranı % 25 ile sınırlandırılarak enflasyon oranının % 20’ye çekilmesi amaçlanmış ve gelişmeler bu hedefin yıl sonunda gerçekleşeceğini göstermektedir. Burada bir noktanın vurgulanması önemlidir. T.C. merkez Bankası enflasyonu kontrol etmek için daha önceleri de para programlar uygulamıştır. Ancak, bu para programları  başarılı olmamıştır. 2002 ve 2003 yıllarında uygulanan para programlarının başarılı olmasının temel nedeni T.C. Bankasının 2002 yılı başında yürürlüğe giren yeni Merkez Bankası Yasası ile bağımsızlığa kavuşması ve fiyat istikrarının kendisine Yasa ile görev olarak verilmiş olmasıdır. Türk ekonomisindeki gelişmeler bir ülkede enflasyonun kontrol altına alınmasında Merkez Bankasının bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle, hükümetin ve meslek kuruluşlarının T.C. Merkez Bankasının bağımsızlığına gölge düşürecek davranış ve beyanlardan kaçınması çok önemlidir. Doğal olarak Türkiye’de akademisyenler, iş çevreleri ve işçi sendikaları T.C. Merkez Bankasının uyguladığı para ve döviz kuru politikalarını tartışacak ve eleştireceklerdir. Ancak, T.C. Merkez Bankasının bağımsızlığı tartışma konusu olmamalıdır.

Türk ekonomisinde ikinci olumlu gelişme enflasyonun düşmesine paralel olarak nominal ve reel faiz hadlerinin düşmesidir. Faiz hadlerinin düşmesinin bir nedeni de sağlanan siyasal istikrara bağlı olarak Türk ekonomisine güvenin artmasıdır. Günümüzde beklentiler gerek enflasyonun kontrol altına alınmasında ve gerekse faiz hadlerinin ekonomisinin gereklerine uygun seviyelere çekilmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle piyasalarda olumlu beklentiler yaratılması çok önemlidir. Piyasalarda olumlu beklentiler yaratılması uygulanan para ve maliye politikaları ile yakından ilgilidir. Bağımsız Merkez Bankası’nca uygulanan tutarlı para politikası ekonomide güveni artırmakta ve beklentileri olumlu yönde etkilemektedir. Maliye politikası esas olarak gayri safi milli hasılanın % 6.5 ’i oranında faiz dışı bütçe fazlası yaratmayı hedef almıştır. Ağustos ayı itibari ile bütçe uygulamasına baktığımızda bu faiz dışı fazla hedefinin gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Bu gelişme de ekonomik birimlerin beklentilerini olumlu yönde etkilemektedir. Ancak, Türk ekonomisinde Konsolide Devlet Bütçesi’nin genel açıkları ile ilgili ciddi sıkıntılar devam etmektedir. 2002 yılında Konsolide Devlet Bütçesi gayri safi milli hasılanın % 14’ü oranında açık vermiştir. 2003 yılında öngörülen Konsolide Devlet Bütçesi genel açığı gayri safi milli hasılanın % 12’dir.  Avrupa Birliği’nde Maastrich kriterlerine göre Birliğe üye ülkelerde genel bütçe açığının gayri safi milli hasılaya oranının en çok % 3 olabileceği göz önüne alınırsa bu konuda Türk ekonomisinin karşılaştığı sorunun boyutu daha iyi anlaşılır. Bağımsızlığa kavuşan T.C. Merkez Bankasının bütçe açıklarını para basarak finanse etmesi yeni Merkez Bankası Yasası ile yasaklanmıştır. Bütçe açıklarını Hazine iç ve dış borçlanma ile finanse etmektedir. Devletin bütçe açıklarını finanse etmek için para ve sermaye piyasalarından büyük miktarda fon talep etmesi Türk ekonomisinde reel faizlerin yüksek olmasına yol açmaktadır. Nitekim, enflasyon oranındaki düşüşe rağmen reel faizlerin buna paralel olarak düşmemesinin temel nedeni devletin yüksek fon talebidir. Konsolide Devlet Bütçesi genel açıkları devam ettiği sürece reel faiz oranlarının belli bir yükseklikte seyretmesi kaçınılmaz gibi görünmektedir. Faiz hadlerinin talimatla ve yapay olarak düşürülmesi ekonomide ciddi sıkıntılar yaratır. Türk ekonomisinde reel faiz hadlerinin istenilen noktalara çekilebilmesi için Konsolide Devlet Bütçesi genel açıkları mutlaka azaltılmalı ve mali disiplin sağlanmalıdır. Bunun için yapısal reformların yapılmasına devam edilmelidir. Devletin etkinliğini arttıracak kamu yönetimi reformu mutlaka hayata geçirilmelidir. Bütçeye büyük yük getiren Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. Kamu harcamalarındaki israfı etkinsizliği azaltmak için kamu harcamaları reformu mutlaka gerçekleştirilmelidir.

Türk ekonomisinde ortaya çıkan diğer bir olumlu gelişme enflasyonun düşmesine paralel olarak iktisadi büyümenin hızlanmasıdır. Gayri safi milli hasılamız 2002 yılında % 7.5 oranında ve 2003 yılının ilk altı ayında % 5.4 oranında büyümüştür. Yıl sonu itibari ile büyümenin % 6 dolayında gerçekleşmesini beklemekteyim. Türk ekonomisinde 2002 yılında ve 2003 yılının ilk yarısında gerçekleşen ekonomik büyümenin esas olarak kapasite kullanımı ve verimlilik artışından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bunu Türk ekonomisinde yaşanan işsizlik ile ilgili istatistiklerden açık bir biçimde görmekteyiz. 2000 yılı sonunda % 7.6 olan işsizlik oranı 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonucunda 2001 yılı sonu itibari ile % 10.6’ya yükselmiştir. Türk ekonomisinde 2002 yılında ve 2003 yılının ilk yarısında gerçekleşen ekonomik büyümeye karşın işsizlik bugün % 12 gibi yüksek bir orana ulaşmıştır. İşsizlik sadece Türkiye’de değil, diğer birçok ülkede de temel ekonomik sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İşsiz oranı Almanya’da % 11 ve İspanya’ da % 12’dir. Avrupa Birliği işsizliği azaltmak için istihdamı arttırma stratejisini uygulamaya koymuştur.

Türkiye’de istihdamın arttırılması için yatırımların arttırılması  gerekmektedir. Esasen Türk ekonomisinde kapasite kullanımının arttırılarak büyüme sağlanmasının sınırına gelinmiştir. Bundan sonra Türk ekonomisinde % 6’lar düzeyinde bir büyüme sağlanması için yatırımların mutlaka arttırılması gereklidir. Düşük düzeyde seyreden döviz kurları bugün Türkiye’de ithal edilecek makine ve teçhizatı ucuzlatarak  yatırım yapmanın maliyetini önemli ölçüde azaltmıştır. Hükümet yatırım ortamının iyileştirilmesi için bazı adımlar atmıştır. Bu nedenlerle Türk ekonomisinde önümüzdeki dönemde yatırımların hızlanacağını ve dolayısıyla işsizliğin giderek azalacağını tahmin etmekteyim. Ancak, hükümetin yatırım ortamının iyileştirilmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Türkiye’ye çekilmesi için bundan sonra da gerekli yapısal düzenlemeleri yapması ve bu konuda gerekli gayreti göstermesi gereklidir. Türkiye’de istihdamın arttırılarak işsizliğin azaltılması için emek piyasasının esnek bir yapıya sahip olması çok önemlidir. 22.5.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasası bu yönde atılan önemli bir adımdır. Bu yasa ile kısmi süreli (part-time) çalışma sistemi getirilmiştir. Bunun yanında emek piyasasında esneklik sağlamak ve firmalarımızın rekabet gücünü arttırmak için ücretler emeğin marjinal verimliliği esas alınarak belirlenmelidir. Küreselleşmenin giderek dünya ekonomisine hakim olduğu günümüzde istihdamın genişletilmesi  için firmalarımızın dünya piyasalarında rekabet gücünün arttırılması kaçınılmaz gerekliliktir. Bu konuda hükümetin, işveren kuruluşlarının ve işçi sendikalarının çok önemli sorumlulukları vardır.

Türk ekonomisinde en çok tartışılan konulardan biri uygulanacak döviz kuru politikasıdır. 2000 yılı başında uygulamaya konulan istikrar programında döviz kuru nominal çapa olarak alınmış ve kademeli sabit kur politikası uygulaması yapılmıştır. Kanımca bu uygulama 2001 yılında Türk ekonomisinin krize düşmesinde temel etkenlerden biri olmuştur. Bu nedenle Türkiye’de esnek kur politikasının uygulanması doğrudur ve gereklidir. Ancak, Türk ekonomisinde istikrar ve güvenin giderek sağlanmasına bağlı olarak döviz girişi artmış ve döviz kurları beklenenden daha düşük seviyelerde istikrar kazanmıştır. Bu durum ihracatçılarımızın dünya piyasalarındaki rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak, Türk ekonomisinde artan verimlilik ve buna bağlı olarak üretim maliyetlerinin düşürülmesi ile ihracatta 2003 yılının ilk sekiz ayında geçen yıla göre % 30 artış sağlanması Türk ekonomisinin dinamizmini açıkça göstermektedir. Döviz kurunda önümüzdeki aylarda aylık enflasyon oranına paralel artışlar beklenebilir. Yıl sonu itibari ile ihracatımızın 43 milyar dolara ve ithalatımızın 62 milyar dolara ulaşacağı anlaşılmaktadır. Böylece Türkiye 105 milyar dolarlık ticaret hacmi ile dünya ekonomisinde daha önemli bir yer kazanmış olacaktır.

Türk ekonomisinde bu olumlu gelişmelere rağmen bazı konularda sıkıntılar devam etmektedir. Özelleştirme konusunda Türkiye çeşitli nedenlerle başarılı olamamaktadır. Bu yıl için öngörülen 2.5 milyar dolar özelleştirme gelirinden bugüne kadar ancak 300 milyon dolarlık miktar gerçekleştirilebilmiştir. Özelleştirme piyasa ekonomisini geliştirme ve ekonomide etkinliği arttırma yönünden çok önemlidir. Bunun yanında Türkiye’de özelleştirme devlet bütçesinin dengesi açısından da önemlidir. Türkiye özelleştirme konusunda ciddi adımlar atmak zorundadır. Türk ekonomisinde diğer bir sorun iç ve dış borçların gayri safi milli hasılaya olan oranın yüksekliğidir. Burada belirtilmesi gereken husus şu anda iç ve dış borçların çevrilmesi ile ilgili bir sorun olmadığıdır. Ancak, yüksek borç yükü devletin etkin büyüme politikası ve  sosyal politika uygulamasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, devlet borçlarının gayri safi milli hasılaya oranının azaltılması gereklidir. Devlet borçlarının gayri safi milli hasılaya oranının azaltılmasının üç yolu vardır. Bunlardan birincisi faiz dışı bütçe fazlasının sağlanmasıdır. Bu nedenle gayri safi milli hasılanın % 6.5 olarak öngörülen faiz dışı bütçe fazlası mutlaka gerçekleştirilmelidir. Borç yükünün azaltılmasının ikinci yolu şeffaf ve hızlı bir özelleştirme yapılarak özelleştirmeden elde edilecek gelirle iç ve dış borçların azaltılmasıdır. Borç yükünün azaltılmasının üçüncü yolu büyüme hızının reel faizin üzerinde gerçekleşmesidir. Son zamanlarda iktisadi büyümenin hızlanması ve reel faiz hadlerinin düşmesi bu yönden olumlu gelişmelerdir.

EYLÜL 2003