PİYASA EKONOMİSİNİN NERESİNDEYİZ?
Prof. Dr. Güneri AKALIN
H.Ü. Maliye Bölümü
Ülkemiz, henüz bir Anayasal yükümlülük olarak benimsenmiş bulunmamasına
rağmen; iki uluslararası taahhüdü dolayısıyla rekabetçi bir
piyasa ekonomisini hayata geçirmeyi üstlenmiş durumdadır. Bu taahhütlerden
birincisi, AB ve Kopenhag kriterleri, ikincisi ise IMF ve Dünya Bankası
ile yapılan anlaşmalar nedeniyle verilen niyet mektuplarıdır. Yirminci Yüzyıl Tarihi, liberal piyasa örgütlü ekonomik sistemlerle, devlet yönetimindeki
ekonomiler arasındaki çetin mücadelenin veya rekabetin, piyasa ekonomileri lehine sonuçlandığı dönem olarak yazılacaktır.. Aslında Soğuk Savaş, SSCB
ve peyklerinin tarih sahnesinden çekilmesi ve K.Çin’in piyasa sosyalizmine doğru kayması ile bitti. Soğuk Savaş’tan galip çıkan, Batı’yı oluşturan iki siyasi ve ekonomik blok olan ABD ve AB ekonomilerinin ortak özellikleri; piyasa ekonomileri olmalarıdır. Bu makalede iki konuyu işlemeye çalışacağız.
Birincisi piyasa ekonomisinin temel niteliklerinin anlatılması, ikincisi
ise Türkiye’nin ne ölçüde piyasa ekonomisi olduğudur.
Piyasa Ekonomisi Nedir?
Niteliği ve Tanımı
Öncelikle ifade edelim; piyasa ekonomisi, niteliği itibariyle,
tıpkı alternatifleri gibi; insanların, iktisadi faaliyetlerini koordine
etmek üzere kendiliğinden oluşturdukları bir iktisadi örgütlenme biçimidir.
Marksist Literatürde, iktisadi örgütlenme biçimlerine; ‘üretim tarzı’ da
denilmektedir. Piyasa ekonomisini tanımlayacak olursak: Piyasa ekonomisi,
özel mülkiyetin var olduğu ve devir edilebildiği, işbölümünün bulunduğu
ve iktisadi ajanın müteşebbis olduğu, sözleşme ve girişim özgürlüklerinin
tanındığı, özel teşebbüsün esas alındığı, rekabetçi serbest
fiyatların kaynakları desantralize şekilde tahsis ettiği, bir
gönüllü mübadeleler yumağı olup; bu gayrişahsi ve kendiliğinden oluşan
sürekli dev açık artırmaya veya iktisadi örgütlenmeye, neticede tüketiciler
egemendirler.
Burada üç hususa hemen işaret edelim: Bunlardan;
(i) ilki, piyasa ekonomisinin alternatifleri ve kendi türlerinin
neler olduğu ve bunlar arasında geçişi neyin sağladığıdır.
(ii) İkincisi ise; piyasa ekonomisinin varolması için gerekli
ortamın koşulları ya da altyapısıdır.
(iii) Üçüncüsü ise, piyasa ekonomisinin kurumlarıdır.
Piyasa Ekonomisi’nin Alternatifleri ile
Türleri
Bugün, küreselleşme çağında, piyasa ekonomisi alternatifsiz sayılsa
bile; tarihen veya geçmişten miras kalmış günümüzdeki alternatifleri bulunmaktadır.
Bunlar
(i) Sosyalizm: Merkezi Planlama, Piyasa
Sosyalizmi,
(ii) Karma Ekonomi: Devletçilik (= planlama +KİT’ler) ağırlıklı,
özel teşebbüs ağırlıklı,
(iii) Piyasa Ekonomisi: Serbest Piyasa Ekonomisi, Sosyal Piyasa
Ekonomisi
olarak sayılabilirler. Bu söylediklerimizi bir çizelge ile sunalım.
Piyasa Ekonomisinin Alternatifleri ve Türleri
|
Sosyalizm
|
Karma Ekonomi
|
Piyasa Ekonomisi
|
* Merkezi Planlama
* Piyasa Sosyalizmi |
* Devletçilik ağırlıklı
* Özel teşebbüs ağırlıklı |
* Sosyal Piyasa Ekonomisi
* Serbest Piyasa Ekonomisi |
Bu konuda iki ana eğilim mevcuttur.
(a) Öncelikle Sosyal Piyasa Ekonomisi, özellikle Alman uygulamasından
kaynaklanan bir terim olup; liberal piyasa ekonomisi ile Hıristiyan Demokrat
Partinin cemaatçi sosyal dayanışma geleneğinin birleştirilmesi ile elde
edilmiştir. Bir başka deyişle, Sosyal Piyasa Ekonomisi ( =
piyasa ekonomisi + sosyal refah hizmetleri) olarak tanımlanabilir. Serbest
Piyasa Ekonomisi ( = piyasa ekonomisi + sosyal güvenlik ağı) şeklinde
özetlenebilir. Anlaşıldığı üzere sosyal piyasa ekonomisi, piyasa mekanizması
yanında sosyal refah hizmetlerini de kapsar. Bu sosyal refah
hizmetlerini; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, konut, çevre koruma olarak
sayabiliriz. Ancak öncelik devlette değil, piyasa ekonomisindedir. Bu açıdan
bakıldığında Muhafazakârların sosyal piyasa ekonomisi, Sosyal Demokratların
sosyal refah devletinden ayrışır. Oysa Liberallerin serbest piyasa ekonomisinde
Sosyal Güvenlik Ağı için söz konusu olan, toplumun en yoksul kesimini asgari
bir geçim düzeyinde tutmak için; tercihen geçici ve pirim esasına dayanan
sigorta yaklaşımı ile devletçe himayesidir. Sosyal refah hizmetleri
yaklaşımında devlet, bir kamu hizmeti olarak piyasa gelir dağılımını yeniden
dağıtmayı ve eşitlik yönünde değiştirmeyi, bir görev olarak kabul
etmektedir. Güvenlik ağı (safety net) yaklaşımında ise; devletin görevi
veya kamu hizmeti, gelir dağılımını değiştirmek değil; yurttaşların gelirinin
belli bir minimumdan aşağıya düşmesinin yani mutlak yoksulluğun önlenmesi,
kısacası sosyal dayanışmadır. Piyasa ekonomisi içerisinde de; sosyal piyasa
ekonomisinden, serbest piyasa ekonomisine doğru bir geçiş eğilimi gözlenmektedir.
(b) İkincisi, 20. Yüzyıl içerisinde ortaya çıkan ve günümüzde
de devam eden bir başka eğilim, piyasa ekonomisine geçmeyen ekonomilerin
yani alternatiflerinin, küreselleşme çağında, açık ekonomiler dünyasında
artık rekabet olanağının bulunmadığıdır. Bir başka deyişle; küresel pazarda
ekonomilerin varolmaları, neticede rekabet edebilmelerine ve rekabet edebilmeleri
ise; piyasa ekonomisi olmalarına yani piyasa güçlerinin serbest işleyişine
izin vermelerine bağlıdır. Dolayısıyla soğuk savaş döneminin kapalı ulusal
ekonomileri içerisinde geliştirilen sosyal refah devleti, günümüz küresel
pazarındaki rekabet karşısında, çökme sinyalleri vermektedir. Küresel
piyasada sermayenin hareketliliği ve Çin ve Hindistan gibi ucuz işgücü
ülkelerinin Dünya Pazarına açılmaları, sosyal regülasyonları ile
gelir ve fiyatlar politikalarını geçersiz kılmaktadır. Dahası, küresel
ekonominin rekabetçi yapısına ve piyasa güçlerinin işleyişine ayak uyduramayan
piyasa ekonomisinin alternatiflerini benimsemiş ülkeler, ekonomik kriz
denilen bir çöküntü ile karşılaşmaktadırlar. İşte bu konjonktürel olmayan
yani yapısal ekonomik krizle boğuşan ülkelere verilen ad; ‘Geçiş Ekonomisi’dir.
Geçiş Ekonomisi Kavramı
Geçiş Ekonomisi, piyasa ekonomisinin alternatifleri olan sosyalist
veya karma ekonomilerin; küreselleşme çağında ve açık ekonomi koşullarında,
kendilerini piyasa ekonomisine uyarlamaları sürecine verilen addır.
Aslında yukarıda değinildiği üzere; sosyalist veya karma ekonomilerin
piyasa ekonomisine geçmeye uğraşmaları, bilimsel gerçekleri kavramaları
sonucunda kendi rızalarıyla olmamaktadır. Bir başka deyişle,
geçiş ekonomisi sürecini başlatan, piyasa ekonomileri ile alternatifleri
arasındaki rekabet sonunda, ikinci guruba dahil ülkelerde iktisadi
krizin ortaya çıkması; böylece karma ve sosyalist ekonomik örgütlenmelerin
çökerek işlevlerini yitirmesidir.
Geçiş Ekonomileri’nin temel özellikleri şunlardır: Alternatif sistemlerin,
yarattıkları israf nedeniyle küresel rekabeti kaybetmeleri ile kamu açığının,
dış açıkla birlikte ortaya çıkması ve mevcut tüketim düzeyini sürebilmesi
için iç ve dış borçlanmaya başvurmaları ile yüksek borç servis yükünün
taşınamaz hale gelmesinin devalüasyona zorlaması; bunun sonucunda, milli
gelirlerinin en az dörtte birini kaybetmeleri ve borç stoğunun milli gelirlerini
aşması, dahası yaygın işsizlik ve yoksullaşmadır. Aslında sosyalist ve
devletçi karma ekonomilerde; planlama mekanizması etkin ve KİT’ler kârlı
olmadıkları için, kamu sektörünün açıklarının iç ve dış borçlanma ile finansmanı;
neticede borç servis yükünün taşınamaz hale geldiği sinyalini verince;
sıcak paranın yurt dışına çıkmak istemesi ile kurlar üzerindeki baskı sonucu
ortaya çıkan devalüasyona paralel olarak, milli gelirde düşme ve işsizlik
söz konusudur. Ancak yapısal buhranda, konjonktürel krizlerden farklı olarak;
kurların ve diğer makro dengelerin düzeltilmesi ile tekrar ekonomik istikrara,
sürekli büyümeye kavuşmak ve işsizlik ile yoksulluğu yok etmek mümkün değildir.
Çare, piyasa ekonomisine geçiş, yani yapısal reformlardır. Ancak bu reformların
yapılması ve piyasa ekonomisi koşullarına uyum süreci, en az on yıl alır.
Açık Toplum ve Piyasa Ekonomisi
Bir açık toplumun/sivil toplumun, temel kurumları: (a) Demokrasi, (b)
Hukuk Devleti, (c) Sosyal Ahlâk Kodu’dur. Bir açık toplumda, tek başına
piyasa ekonomisi varolamadığı gibi; etkin biçimde işletilemez. Bir
başka deyişle, piyasa ekonomisine tüketicinin egemen olabilmesi, ancak;
seçmenin siyasal iktidarı elinde tutması ile mümkündür. Böylece piyasa
ekonomisi ve demokrasi iki desantralize karar alma veya oylama süreci olarak
birbirlerini tamamlar ve güçlendirirler. Demokrasi, hukuk devleti ve sosyal
ahlâk kodu, piyasa ekonomisi için gerekli alt yapıyı oluştururlar.
Demokrasi ve Piyasa Ekonomisi: Bir ülkede demokrasinin varlığı
için gerekli olan üç husus, aslında piyasa ekonomisinin varlığı ile
mümkündür. Bunlar : (1) Demokrasi için şart olan; Kuvvetler Ayrımı, ‘İktisadi
ve Siyasal İktidarların Ayrımı’nın gerçekleşmesini yani piyasa ekonomisinin
kabulünü gerektirir. Örneğin devletçiliğin mevcudiyeti, siyasal ve iktisadi
iktidarlar tekelini hükümetlere vermekte olup; rant ekonomisine ve popülizme
yol açmaktadır. (2) Muhalefet hakkının mevcudiyeti, birden çok siyasal
partinin varlığıyla değil; piyasa ekonomisinin ve özel mülkiyetin yani
servet sahibi bireylerin bulunması ile mümkündür. (3) Piyasa ekonomisi
netice itibariyle özgürlük ve etkinliği bağdaştırabilen tek iktisadi örgütlenme
olduğu için; demokrasinin ihtiyaç duyduğu ekonomik sistemdir. Ayrıca demokrasi
de, piyasa ekonomisine destek verir: (a) Tüketicinin piyasada ‘kıral’ olabilmesi;
seçmenin devlete egemen olmasına bağlıdır. (b) Piyasa ekonomisinin aksaklıklarını
gidermek için kurulan devletin, kamu hizmetlerinin etkin olarak temini,
oy sandığı mekanizmasına bağlıdır.(c) Piyasa ekonomisi için şart olan ekonomik
özgürlüklerin mevcudiyeti, demokrasinin varlığı ile mümkündür.
Hukuk’un Üstünlüğü ve Piyasa Ekonomisi: Burada ‘Hukuk Devleti’
yerine, sivil topluma daha uygun düşen; ‘Hukuk’un Üstünlüğü’ teriminin
kullanılması yerinde olur sanırım. Zira hukuk devleti ile kanun devleti
karıştırılmaktadır. Alında hukuk, mülkiyetin, kişilik haklarının ve özgürlüklerin,
meşru ve kollektif savunması olarak tanımlanabilir: Dolayısıyla,
hukukun üstünlüğü için esas olan bazı kurumların varlığı ve bazı evrensel
kuralların benimsenmesidir. Bir ülkede hukukun üstünlüğünden bahis edebilmek
için; ( i) özel mülkiyet ile (ii) sözleşme özgürlüğü ile birlikte sözleşmelerin
yerine getirilmesinde devletin sorumluluğu kurumlarının, ve
(a) ‘kanun önünde eşitlik’ ile (b) ‘zulme karşı direnme’ ilkelerinin kabulü
gerekir: Bunları kabul etmeyen devletlere, hukuk devleti değil; kanun devleti
denilebilir. Örneğin SSCB’nin, Anayasası ve binlerce kanunu olmasına rağmen,
hukuk devleti olamamasının temelinde; bu kurumları ve ilkeleri red etmesi
yatar.
Sosyal Ahlâk Kodu’nun Piyasa Uyumlu Olması: Belki en çok tartışmalı
olan husus budur: Bazıları piyasalar, kendi iş ahlâkını kendisi yaratır
ve dışardan bir sosyal ahlâk kodunun empoze edilmesine gerek yoktur; dahası
tehlikelidir demektedirler. Diğer bir görüşe göre, Max Weber’den
beri Protestan ahlâkı ile piyasa ekonomisi veya kapitalizm arasında bir
ilişki olduğu gözlenmektedir. Nitekim bir mübadeleden tarafların yararlı
çıkabilmeleri; yeterince bilgi sahibi olmalarına ve sözleşme hükümlerine
uymayı benimsemelerine bağlıdır. Eğer sosyal ahlâk veya iş ahlâkı, dürüst
olmayı ve ‘ahde vefa’yı öğütlüyorsa, sözleşme hukukundan önce piyasaları
işletecek bir kurum mevcut demektir. Ayrıca örneğin sosyal ahlâk kodunun
‘faiz’e karşı olduğu bir toplumda, malî sektörün kurulabilmesi ve bunun
reel sektörü finanse edebilmesi mümkün değildir. Böylece piyasa uyumlu
bir sosyal ahlâk kodu; piyasa ekonomilerinin etkin işletilebilmesi için,
pozitif dışsal ekonomi yaratır.
Piyasa Ekonomisi’nin Kurumları
Piyasa Ekonomisi’nin kurumlarını, tanımından hareketle şöyle sayabiliriz:
(i) özel mülkiyetin varlığı ve özel mülkiyetin devir edilebilir olması,
(ii) iktisadi ajan olarak müteşebbisin kabulü ve desteklenmesi, (iii) mübadele
ve sözleşme özgürlüğü, (iv) iş bölümünün mevcudiyeti, (v) serbest fiyatların
tüketici tercihleri ile belirlenmesi (vi) piyasalara giriş ve çıkışın serbest
bulunması ( vii) piyasa aksaklıklarının giderilmesi ile sınırlı bir devletin
ve vergi yükünün mevcudiyeti (vııı) tüm ekonomik özgürlüklerin temini
(ix) piyasa disiplini veya piyasa müşevviklerinin varlığıdır.
Piyasa ekonomisi temelde dört kurumla ile başlatılabilir: Bunlar özel
mülkiyetin varlığı, mübadele serbestisi, müteşebbisin iktisadi ajan olarak
benimsenmesi ve iş bölümüdür. Genel anlamda piyasa, mübadelelerin yapıldığı
yani özel mülkiyetin devir edildiği yere verilen addır. Dolayısıyla
bir piyasa ekonomisinin temelinde mübadele serbestisi yatar ve bunun için
de; sözleşme özgürlüğü ile özel mülkiyetin varlığı ve devir edilebilir
olması gerekir. Mübadeleyi örgütleyen, kâr amacı ile hareket eden müteşebbistir.
Müteşebbis, tüketicilerce mübadeleler aracılığıyla ihtiyaçlarını tatmin
etmeyi başardığı ölçüde kâr ile ödüllendirilen, iktisadi ajana verilen
addır. Refah Ekonomisi’nin birinci teoremine göre rekabetçi piyasa mekanizması,
merkezi bir yönlendirmeyi gerektirmeden, bir ekonominin kaynaklarını
en etkin şekilde tahsis edebilir: Kısacası piyasa ekonomisi, alternatiflerine
bakışla en yüksek milli geliri yaratır. Bu sonuca, A.Smith’in ‘görünmez
el’ mucizesi de denilir.
Bilindiği gibi toplam faktör verimliliği, iş bölümü yelpazesine ve işbölümü
de piyasanın hacmine bağlıdır. Piyasadaki mübadele hacmi büyüdükçe; iş
bölümü artar ve toplam faktör verimliliği yükseldiği için, milli gelir
yükselir. Aslında müteşebbisler, yeni mübadele olanakları yaratarak yani
ekonomide mevcut dışsallıkları içselleştirerek kâr eden iktisadi ajanlardır.
Bir başka deyişle, eğer bir piyasada serbest tüketici tercihleri mevcut
ve mübadele serbestisi var ise; müteşebbisler arasında kâr için yapılan
rekabet, en etkin kaynak tahsisini sağlar. Devletin tüm yapması gereken
şey; piyasalara müdahale değil; mübadelenin teşviki olmalıdır.
Türkiye Ne Kadar Piyasa Ekonomisi’dir?
Bir Geçiş Ekonomisi Olarak Türkiye
Türkiye devletçi/ karma ekonomiden, piyasa ekonomisine geçmeye uğraşan,
fakat 1980’lerden beri bu süreci tamamlayamayan, bir geçiş ekonomisidir.
Nitekim, mevcut ekonomik kriz, küreselleşme çağında karma ekonomiden piyasa
ekonomisine geçişteki gecikmenin, maliyeti olarak ortaya çıkmıştır. Devletçilik
ile kastolunan, planlama ve KİT’lerin, kaynak tahsisi mekanizması ve devlet
teşebbüsleri olarak kamu sektörünü oluşturmalarıdır. Türkiye’de piyasa
ekonomisine geçiş için özelleştirme denilen bir sürecin tamamlanması gerekirdi:
Böylece kamu sektörünün tasfiyesi ile; mülkiyet rejiminin değişmesi, kaynak
tahsisi mekanizmasının planlamadan, piyasaya dönüştürülmesi, iktisadi müşevviklerin
değişimi, iktisadi ajanın bürokrat yerine mütebbis olarak kabulü, firmanın
amaç fonksiyonunun kâr şeklinde belirlenmesi ve neticede karma ekonominin,
piyasa ekonomisine tahvili beklenirdi. Bunlar yapılamadığı için; ortaya
çıkan israf, kamu sektörü açıkları şeklinde ve artan borç yükü ile
finanse edilmektedir. Bugüne kadar alınan önlemler; makro dengelere ait
olup, malî önlemdir: Henüz yapısal dönüşümler başarılamadığından, Türkiye
bir geçiş ülkesidir. Ancak piyasalarda bu gecikmenin yarattığı riskler
artmaktadır.
Türkiye’de Kamu Sektörü ve Piyasa Ekonomisinin
Hacimleri
Türkiye’de Konsolide Kamu Sektörü’nün hacmine ilişkin ciddi hesaplamalar,
IMF’ye verilen niyet mektupları ile başlamış olup; henüz kamuya yapılan
resmi bir açıklama yoktur. Ancak OECD’nin yöntemini kullanarak; kamu sektörü
öğelerini alt alta yazıp toplayarak, bu hacmi kendimiz de 2002 yılı için
tahmin edebiliriz:
| Konsolide Bütçe Harcamaları / GSMH |
% 42,6
|
| KİT Harcamaları/ GSMH |
% 13,8
|
| Mahalli İdarelerin Harcamaları/ GSMH |
% 3,97
|
| Sosyal Güvenlik Kuruluşları/GSMH |
% 10,4
|
| Fonların Harcamaları/GSMH |
% 0,7
|
| Döner Sermayelerin Harcamaları/GSMH |
% 2,18
|
| Toplam |
% 73,65
|
Bir başka deyişle, Türk Ekonomisi’nin veya GSMH’nın yaklaşık % 70’inin
kamu kesimi denetiminde olduğu veya ancak % 30’unun piyasa ekonomisi tarafından
temsil edildiği söylenebilir. Muhtemelen kayıt-dışı ekonomi rakamları GSMH’ya
yani paydaya eklenince bu oranlar değişip piyasanın hacmi artabilir; ancak
kayıt-dışı devlet dikkate alındığında, piyasa ekonomisinin hacmindeki artışın,
çok fazla olmayacağı ve ekonominin yarısından fazlasının hâlâ kamu sektörü
tarafından temsil edilmeye devam edeceğini iddia edenler de vardır. Henüz
sonuçların alınmadığı 2003 yılı için kesin bir şey söylenemese de; 2002
yılı sonuna kadar IMF ile yürütülen istikrar programının, eldeki verilere
göre kamu sektörünü şişirdiği yani devleti büyüttüğü anlaşılmaktadır: Bu
husus, istikrar programının amacı ile taban tabana zıt bir durumdur. Bu
noktada piyasa ekonomisine geçişteki gecikme, özel teşebbüslere risk olarak
yüklenmektedir. Ayrıca rekabetçi bir piyasa ekonomisine sahip bulunmak,
AB üyeliği açısından, Kopenhag kriteri olduğu gibi; ekonomik krizden çıkışın
da yoludur.
Türkiye’de Piyasa Ekonomisine Geçiş için Yapılması
Gerekenler
Türkiye, demokratikleşme sürecinde sadece siyasal hak ve özgürlükleri
artırmakla yetinemez. Ekonomik demokratikleşme de gerekir. Aksi halde;
piyasa ve devlet arasındaki denge, devlet ağırlıklı olarak devam
edecek demektir. Piyasa ekonomisine geçiş için bu amaçla; ekonomik, siyasi,
hukuki ve sosyal ahlâka ilişkin önlemlerin alınması beklenmelidir.
Türkiye’de Piyasa Ekonomisine Geçişte Alınması Gereken Önlemler
|
Ekonomik Önlemler
|
Siyasal Önlemler
|
Hukuki Önlemler
|
Sosyal Ahlâk Kodu
|
1. Özelleştirme tamamlanıp, piyasa büyütülmeli.
2. Ekonomik ve siyasal iktidarlar ayrıştırılmalı.
3. Vergi sistemi piyasa ile uyumlu kılınmalı: Vergi ve pirim
yükü piyasanın taşıyacağı düzeye çekilmeli.
4. Endüstri ilişkileri, sınıf /ideolojik çatışmadan, piyasa
ile uyuma kaydırılmalı
5. Üniversiteler müteşebbis fidanlığı kılınmalı ve teşebbüs
arzı artırılmalı
6. Maastricht ve Kopenhag Kriterleri karşılanmalı. |
1. Devletin ekonomik hacmi küçültülmeli
2. Denk bütçeye geçiş için, kamu hizmetinin tanımı yapılmalı.
3. Çoğunlukçu demokrasiden, Anayasal demokrasiye geçilmeli
4. Kayıt dışı ekonominin tasfiyesi için, seçmen vergi mükellefi
kılınmalı
5. Kuvvetler ayrımını güçlendirecek bir siyasal örgütlenme benimsenmeli
6. Siyasal özgürlükler ve sivil toplum örgütleri güçlendirilmeli |
1. Özel mülkiyet kurumu güçlendirilerek Anayasa’ya sokulmalı.
2. Sözleşme özgürlüğü yanında devletin sözleşmelerin icrasında
mesuliyeti tanınmalı
3. Anayasal iktisat kurumları Anayasamıza girmeli.
4. Sosyal devlet ilkesi, sosyal güvenlik ile sınırlanmalı.
5. Hukuk devletinin temel ilkeleri: ‘kanun önünde eşitlik’ ve
‘zulme karşı direnme’ benimsenmeli.
6. Ekonomik özgürlükler artırılmalı |
1. Sosyal ahlâk kodu, piyasa uyumlu kılınmalı ve öğretilmeli.
2. İş ahlâkı, meslek örgütleri ve odalarca öğütlenmeli ve denetlenmeli.
3. Rant ekonomisinin yani yolsuzlukların kaynağı olan çoğunlukçu
demokrasi ve devletçilik tasfiye edilmeli
4. Kayıt dışılığın sosyal ahlâka aykırı olduğu anlatılmalı
5. Piyasa uyumlu bir sosyal ahlâk kodunun, demokrasinin işletilmesi
ve uluslaşma için gereği anlaşılmalı. |
Sonuç
Türkiye kuşkusuz devletçilik ağırlıklı/karma ekonomiden, piyasa ekonomisine geçmeye çabalayan, ancak bugüne kadar pek başarılı olamayan bir ‘geçiş
ekonomisi’ konumundadır. Dahası, bu konuda eski Doğu Avrupa ülkelerinden geri kaldığımız, AB’nin gelişme raporlarından anlaşılmaktadır. Okuyucuların kendileri de, yukarıda anlatılan piyasa ekonomisinin niteliklerini ölçüt alarak; ekonomimizin, ne kadar piyasalaştığını belirleyebilirler. Yukarıdaki çizelgede yer alan hususlar belki sadece önemli görülenler veya sanılanlardır. Dahası, bu geçiş ekonomisi aşamasının tamamlanması, on yıllık bir döneme yani krizle başlayan 2000-2010 aralığına yayılabilir. Yoksulluk, işsizlik ve geri kalmışlıktan kurtulabilmemiz, piyasa ekonomisine geçişle; küreselleşme çağında ekonomimizin rekabet gücünün artırılmasında yani ekonomik israfın önlenmesinde yatmaktadır. Bir başka deyişle, 2000-2010 dönemi, hem Türkiye’nin AB üyeliği ve hem de piyasa ekonomisine geçiş çabalarının realize edilebileceği; Türk Ekonomi tarihinin, en uzun on yılı olacaktır.
EYLÜL 2003
|