TİSK’İN ARAŞTIRMA YARIŞMASI’NIN SONUÇLARI :
MANSİYON
Türkiye’de Üretim ve İstihdama Yönelik Ulusal Rekabet Gücü Politikası
Prof. Dr. Coşkun Can Aktan
(Rumuz: ATILIM)
Bir ekonomide zenginliğin, yani ekonomik refahın kaynağı üretimdir.
Üretim ve yatırım olmadan ekonomik refahın sağlanması mümkün değildir.
Üretim ve yatırım, aynı zamanda istihdam demektir. İstihdam imkanlarının
artırılabilmesi doğrudan ekonominin üretim ve yatırım kapasitesi ile ilgilidir.
Türkiye ekonomisinde reel sektörün bugün içinde bulunduğu temel sorun
üretim-yatırım-istihdam çarkının işletilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu
sorunu aşacak temel çözüm ekonominin prodüktif kapasitesini harekete geçirecek
ulusal rekabet gücü politikalarının yürürlüğe konulmasından geçmektedir.
Ülkemizde firma, endüstri ve ulusal düzeyde rekabet gücünün arttırılabilmesi
için ULUSAL REKABET GÜCÜ STRATEJİSİ ve bu strateji çerçevesinde aksiyonlar
ve politikalar belirlenmeli ve süratle uygulamaya geçirilmelidir.
Önemle belirtelim ki, üretim, yatırım ve istihdam imkanlarının yaratılabilmesi
için Ulusal Rekabet Gücü Politikasının bir yönünü oluşturan arz-yönlü iktisat
politikaları (vergi oranlarının indirilmesi, işgücü piyasalarında esneklik,
mikro finansman vs.) çok büyük önem taşımaktadır. Özellikle basit, açık,
istikrarlı ve öngörülebilir bir düz ve düşük oranlı vergi sistemi, uzun
dönemde üretim ve istihdamda kalıcı artış sağlayacak en önemli tedbirlerden
birisidir. Yine düz ve düşük oranlı bir vergi sistemi, uzun dönem perspektifi
esas alan ve bu yönde bir siyasal kararlılığı ortaya koyabilen hükümetler
için sadece üretimi artırmakla kalmaz, vergi gelirlerinde de bir artış
sağlar.
Ulusal rekabet gücünün arttırılabilmesi için deyim yerindeyse “devletin
yeniden inşası” son derece önem taşımaktadır. Değişen dünyanın yeni gerçekleri
dikkate alınarak öncelikle “devletin yeniden tanımlanması” ve bu vizyona
uygun olarak “devletin yeniden yapılandırılması” gerekmektedir. Bu çerçevede
kapsamlı bir Devlet Reformu başlatılmalı ve “etkin devlet”in tesis edilmesi
sağlanılmalıdır.
Öte yandan, yüksek rekabet gücü sadece hükümet politikaları ile başarılabilecek
bir konu değildir. Rekabet gücünü belirleyen firma içi etkenlerin de iyileştirilmesi
temel amaç olmalıdır. Firmaların değişim mühendisliği (reengineering) olarak
adlandırılan değişim yönetimini en iyi şekilde öğrenmeleri ve uygulamaları
gereklidir. Bu çerçevede firmaların toplam kalite yönetimi, insan kaynakları
yönetimi, stratejik yönetim, sinerjik yönetim, bilgi yönetim gibi yeni
yönetim anlayışlarını benimsemeleri ve bu yönde organizasyonda yapı, sistem
ve süreçleri yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Firmada değişim mühendisliğinin
uygulanmasının nihai amacı kalite, verimlilik, etkinlik, düşük maliyet,
müşteri memnuniyeti, yenilek ve yaratıcılık gibi rekabet gücünü belirleyen
firma içi etkenlerde iyileştirme sağlanmasıdır.
Yüksek rekabet gücü, kamu ve özel kesimin ortak çabasının bir ürünüdür.
Bu bakımdan hem devletin, hem de firmaların yeniden yapılandırma stratejilerini
ve aksiyon plan ve programlarını uygulama kararlılığı içerisinde olmaları
gerekmektedir. Bu çerçevede “toplumsal diyalog” yoluyla ULASAL REKABET
GÜCÜ STRATEJİSİ üzerinde “toplumsal uzlaşma” sağlanması öncelikle atılacak
adımlardan birisidir. Hükümetin bu stratejiyi işçi ve işveren kesimleri
ile ayrıca toplumun değişik kesimlerini temsil eden sivil toplum kuruluşları
ile ortak belirlemesi son derece önem taşımaktadır.
Üretim, yatırım ve istihdam alanında çok kısa zamanda mucizeler yaratacak
reçeteler sözkonusu değildir ve olamaz. Gerçekçi olan bir zamanlar mucize
olarak nitelendirilen ekonomilerin (Alman mucizesi, Asya-Pasifik Mucizesi
vs.) yükselişi ve iniş trendlerini doğru bir şekilde tahlil etmek ve bu
konuda gerekli dersleri almaktır. Gerçekçi olan günümüzde yine mucize olarak
nitelendirilen bazı ekonomilerdeki atılımın (İrlanda ve Hollanda mucizeleri)
ana sebeplerini ve kaynaklarını doğru okumaktır. Mucizeler aramak yerine
bugün yüksek rekabet gücüne sahip olan ülkelerinin başarılarının arkasında
yatan faktörleri iyi tahlil etmek gerekir.
Rekabet gücü, bu bakımdan kilit öneme sahip bir kavramdır. Bu çalışmada
tanımladığı üzere rekabet gücü, bir ülkenin ürettiği mal ve hizmetlerin
(katma değerin) sürekli ve düzenli artışlar göstererek ekonomik refah düzeyini
yükseltmesi ve bunun sonucu olarak ülke vatandaşlarının yaşam standartlarının
iyileştirmesi anlamına gelmektedir.
Ülkemizde üretim ve istihdamı arttıracak mucize reçeteler aramak yerine
“rekabet gücü” gibi son derece önemli bir konseptin önemini kavramak, bu
konuda firma, endüstri ve hükümet düzeyinde stratejiler belirlemek ve aksiyon
planlarını süratle ve kararlılıkla uygulamak kanaatimizce uzun dönem açısından
izlenecek en doğru bir yoldur.
AĞUSTOS 2003
|