YENİ HUKUKİ METİNLERİN IŞIĞINDA TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ :
GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ KATILIM ORTAKLIĞI VE ULUSAL PROGRAM
Dr. Sanem BAYKAL
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü AT Anabilim Dalı
Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi
Avrupa Birliği’nin Aralık 2002 tarihli Kopenhag Zirvesi ile hem Birliğin
genişleme sürecinde, hem de Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönemin
başladığı görülmektedir. Genişleme süreci bağlamında Avrupa Birliği, bir
yandan 10 aday ülke ile yürüttüğü üyelik müzakerelerini sonuçlandırarak
bu ülkeleri 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren üyeliğe alma yönündeki iradesini
ortaya koymuş, öte yandan da üyelik müzakereleri devam etmekte olan Romanya
ve Bulgaristan’a yönelik 2007 yılına ilişkin üyelik randevusu taahhüdünü
teyit etmiştir.
Türkiye açısından ise Zirve sonuçları iyimser, kötümser ya da gerçekçi
her türlü değerlendirmeyi haklı kılabilecek niteliktedir. Zirve Sonuç Bildirisinde
Türkiye ile ilgili paragrafta şu ifadeye yer verilmektedir: "AB, Türkiye’yi
reform sürecini enerjik bir şekilde sürdürmeye teşvik eder. 2004 Aralık
ayında toplanacak AB liderleri, AB Komisyonunun raporu ve önerilerini temel
alarak Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığına karar verirse,
Türkiye ile müzakerelere gecikmeksizin başlanacaktır." Bu ifadeler Zirve
öncesi yaratılan hava neticesinde geniş bir kesim tarafından kesin ve şartsız
bir müzakere tarihi öngörmemesi açısından olumsuz bir biçimde değerlendirilmiştir.
Buna karşılık, özellikle AB çevrelerinde Türkiye’ye ilk defa müzakerelere
başlanabilmesi için sağlam bir perspektif ve tarih verildiği; bu itibarla
sonucun büyük bir başarı olarak nitelendirilmesi gerektiği değerlendirmelerine
yer verildiği görülmektedir.(1) Esasen, AB’nin mevcut genişleme
sürecinin özellikleri ve işleyişi açısından bakıldığında, sonuç ve kullanılan
ifadeler şaşırtıcı olmaktan uzaktır. 1997 tarihli Gündem 2000 Belgesi ve
1997 tarihli Lüksembourg Zirvesi ile genel çerçevesi belirlenen mevcut
genişleme süreci bağlamında herhangi bir aday devletin Kopenhag Siyasi
Kriterlerini yerine getirdiği Komisyonun Düzenli Raporu tarafından saptanmadan
önce üyelik müzakerelerine başlaması söz konusu değildir. Komisyon ise
bu incelemeyi ilgili aday ülke için öngörülmüş olan Katılım Ortaklığı Belgesinde
öngörülen koşul ve önceliklerin süresi içinde ve gerektiği gibi yerine
getirilip getirilmediğini değerlendirerek yapacaktır. Bilindiği üzere Katılım
Ortaklığı Belgesinde kısa ve orta vadeli öncelikler ortaya konmuş olup
kısa vadenin bir yıllık bir süreyi içerdiği, orta vadenin ise kesin bir
süre belirtilmemekle birlikte 3-4 yıllık bir zaman dilimini kapsadığı üzerinde
uzlaşılan bir husustur. AB'in Türkiye'ye yönelik ilk Katılım Ortaklığı’nın
8 Mart 2001 tarihini taşıdığı hatırlanırsa süre açısından 2004 yılı sonunun
sürpriz oluşturmadığı ortadadır. Üstelik, koşul oluşturmadığı belirtilmekle
birlikte bu bölümde ele alınan Ege uyuşmazlıklarının çözümü konusunda atılacak
adımlar açısından da 2004 yılında nihai değerlendirmenin Zirve tarafından
yapılacağı hatırlanırsa daha erken bir tarih beklentisinin gerçekçi olmadığı
açıktır. Ancak, tüm bu hususların da ötesinde büyüklüğü ve önemi nedeniyle
Avrupa Birliği açısından her anlamda bir meydan okuma oluşturan Türkiye’nin
üyeliği konusunun Avrupa Birliği’nde şu anda sürmekte olan reform ve anayasalaşma
çalışmaları sona ermeden ve Avrupa kendi geleceğine ve kimliğine yeni bir
yön vermeden karara bağlanmasının da mümkün olamayacağı açıktır.(2)
Üstelik Avrupa Birliği genişlemenin ilk aşamasını başarıyla tamamlamadan
da Türkiye hakkında nihai kararını vermek istememektedir. Bu itibarla,
Kopenhag Zirvesi Sonuçları malumun ilanıdır, ne bir fazla, ne de bir eksik;
Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini mevzuatta ve uygulamada yerine
getirdiğinin teknik ve siyasi saptamasının ardından müzakereler başlayacaktır.
Bu bağlamda, Kopenhag Zirvesinde, Türkiye ile ilişkilerin bu dönemde
daha da ileri götürülmesi açısından 8 Mart 2001 tarihli Katılım Ortaklığı
Belgesinin (KOB) yeniden gözden geçirilmesi hususunda Komisyon bir öneride
bulunmaya davet edilmiştir. Nitekim, 9 Ekim tarihli Türkiye İlerleme Raporunda
yeni bir Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlama niyetini ifade eden Komisyon
bu önerinin gereklerini 19 Mayıs 2003 tarihli AB Bakanlar Konseyi kararı
ile kabul edilen Gözden Geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi ile yerine
getirmiştir. Bu çerçevede ilgili belgede Türkiye’nin ilk KOB’da yer almakla
birlikte gerekli yasal adımları atamadığı ya da yasal değişikleri gerçekleştirmekle
birlikte yeterli etkililikte uygulamayı sağlayamadığı alanların altı çizilmektedir.
Türkiye’nin Katılım ortaklığı Belgesine cevabını oluşturan Gözden Geçirilmiş
Ulusal Programı ise Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilmiş ve 24 Temmuz
2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe girmiştir. Aşağıda
bu iki belge AB genişleme stratejisi bakımından önemleri, hukuki nitelikleri
ve ana hatları bakımından incelenecektir.
Güçlendirilmiş Katılım Öncesi Stratejinin İki
Unsuru:
Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program
Aralık 1999 tarihi itibariyle aday ülke statüsünü kazanan Türkiye, bu
tarihten itibaren AB’nin yeni genişleme stratejisine (güçlendirilmiş katılım
öncesi strateji) dahil olmuştur. Bu çerçevede ilk adım, AB Komisyonunun
hazırlayacağı bir KOB’un AB Bakanlar Konseyi tarafından kabulüyle bu belgeye
paralel olarak Türkiye tarafından hazırlanacak bir Ulusal Programın (UP)
benimsenmesi olacaktı. KOB’un hazırlanması AB’nin, Ulusal Programın hazırlanması
ise Türkiye’nin "ev ödevi"dir. Bu "ödevler"in hazırlanmasında Kopenhag
kriterleri göz önünde bulundurulacaktır. Helsinki Zirvesi Sonuç Bildirisinin
Türkiye’nin adaylığı ile ilgili 12. paragrafında, KOB’un siyasi ve ekonomik
kriterlerle, üye olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında AB müktesebatının
üstlenilmesine ilişkin koşulları öngörmesi gerektiği belirtiliyordu.
Katılım Ortaklığı Belgesi’nin Niteliği
KOB hukuksal niteliği itibariyle tek taraflı bir irade beyanı olup, hukuken
sadece söz konusu iradeyi beyan eden taraf olan AB’yi bağlar. Bununla birlikte,
belge, niteliği ve içeriği itibariyle muhatabı olan Türkiye’yi de, hukuken
olmasa bile fiilen bağlamaktadır; çünkü, adaylık sürecinin pürüzsüz ve
kısa sürede ilerlemesi, belgede öngörülen koşulların, yine belgede öngörülen
süreler içinde yerine getirilmesine bağlıdır. İlgili hususların gerçekleşip
gerçekleşmediğini izleyecek ve karar verecek makam ise AB kurumları olacaktır.
AB genişleme sürecine dahil tüm aday ülkeler için ayrı ayrı hazırlanan
katılım ortaklığı belgesi, bu ülkelerin üyelik sürecinde ilerleme kaydetmeleri
için yerine getirmeleri beklenen hususları içermektedir. Bu hususların
temelini ise Kopenhag kriterleri ve AB müktesebatı oluşturmaktadır.
AB Konseyinin 1997 Luxembourg Zirvesinde aldığı karar uyarınca, katılım
ortaklığı belgesi, aday ülkelere yönelik tüm yardımların tek bir çerçevede
yürütülmesini sağlayan genişletilmiş katılım öncesi stratejinin kilit öğelerinden
biridir. KOB’un hazırlanmasında AB tek taraflı hareket etmekle birlikte,
belgede yer alacak temel ilkeler, öncelikler, ara hedefler ve koşulların
belirlenmesinde Türkiye’yle danışmalarda da bulunulmuştur. Bu belgeye son
şeklini veren ise, AB Bakanlar Konseyi olmuştur.
KOB’un amacı, AB üyeliği yolunda Türkiye’nin kaydettiği gelişmeler hakkında
Komisyon’un İlerleme Raporlarında saptanan ileriye yönelik çalışmaların
öncelikli olduğu alanların, bu önceliklerin uygulanmasında Türkiye’ye sağlanacak
mali yardımların ve bu yardımlara ilişkin koşulların, tek bir çerçeve altına
toplanması olarak belirlenmiştir.
Ulusal Programın Niteliği
19 Mart 2001 tarihli Bakanlar Kurulunda kabul edilerek, 24 Mart 2001 tarih
ve 24352 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan "Avrupa Birliği Müktesebatının
Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı", KOB ile birlikte katılım
öncesi stratejinin hukuksal ve teknik temelini teşkil etmektedir.
KOB’un "Amaçlar" bölümünde yer alan ifadelere göre, "(...) Ulusal Program,
Katılım Ortaklığının ayrılmaz bir parçası olmamakla birlikte, belgenin
kapsadığı öncelikler Katılım Ortaklığına uymalıdır." Bu itibarla, her ne
kadar Ulusal Program’ın KOB’u birebir yansıtmak zorunda olmadığı söylenebilirse
de, belgenin temel içeriğinin ve takviminin önemli ölçüde KOB’la örtüşmesi
gerektiği, aksi bir yaklaşımın adaylık sürecinin ilerlemesi ile gelişiminin
gözetiminde, mali ve teknik yardımların alınmasında sorunlara ve gecikmelere
yol açabileceği açıktır.
Türkiye’nin üyelik kriterlerine uyumunu öngören Katılım Ortaklığı Belgesi
ve adaylık sürecinde Türkiye’ye mali yardıma dayanak teşkil eden Çerçeve
Tüzük ile birlikte, Helsinki Zirvesinde öngörülen Türkiye için Katılım
Öncesi Stratejinin bir unsurunu oluşturan "Ulusal Program", hukuki anlamda
Türkiye’nin tek taraflı bir irade beyanı niteliğindedir.
Bu çerçevede, Ulusal Program, Türkiye’nin AB üyeliğinin gereklerini
yerine getirebilmek üzere üstleneceği mevzuat uyumu ve yapısal değişim
yükümlülüklerini ne şekilde ve ne kadar sürede karşılayacağını ortaya koyduğu
ve bu şekilde kendisini bağladığı belge konumundadır.
Yeni Katılım Ortaklığı Belgesi ve
Yeni Ulusal Program
19 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen yeni KOB’da kısa, orta vade ayrımına
yine yer verildiği görülmektedir. Kısa vadenin 2003-2004 yılında gerçekleştirilmesi
beklenen hususları, orta vadenin ise gerçekleştirilmelerinde 2003-2004
döneminde aşama sağlansa bile 1 yıldan uzun sürmesi öngörülen hususları
kapsadığı belgede belirtilmektedir. Bu açıdan önemli husus, siyasi önceliklerin
tamamının kısa vade başlığı altında toplanmış olmasına karşılık, ekonomik
kriterler ve müktesebatın üstlenilmesi kapasitesine ilişkin önceliklerin
kısa ve orta vadeler arasında paylaştırılmış olduğudur.
Gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi ilk KOB’da öngörüldüğü gibi
Kıbrıs sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri’nin girişimlerine kararlı
destek sağlanması ve komşu ülkelerle olan sınır anlaşmazlıklarının barışçı
yollardan çözümü için çaba gösterilmesi konularına siyasi kriterler ve
güçlendirilmiş siyasi diyalog bölümünde yer verilmektedir. Bundan başka,
AİHS’nin idam cezası ile ilgili 6 Nolu Protokol’üne taraf olunması, AİHM
kararlarına uyulması, işkenceyle etkin mücadele, gözaltı koşullarının iyileştirilmesi,
ifade özgürlüğü alanında, özellikle de basın özgürlüğüne ilişkin yasal
değişikliklerin uygulamaya geçirilmesi, şiddet içermeyen görüşlerinden
dolayı mahkum olanların durumlarının düzeltilmesi, ve yeniden yargılama
olanaklarının kullanılması için gerekli yasal düzenlemelerin uygulamaya
konması, sendikalara yönelik kısıtlamaların kaldırılması, dini toplulukların
düşünce, inanç ve din özgürlüklerini kullanabilmelerini sağlayacak hükümlerin
çıkarılıp yürürlüğe konması ve AB ülkelerindeki uygulamalara uygun olarak,
bu dini toplulukların, üyelerinin ve mallarının, eğitiminin, ruhban sınıfının
atama ve yetiştirilmesinin ve AİHS 1 Nolu Protokolüne uygun olarak mal
edinme haklarının yasal ve adli korumasının sağlanması, kökenine bakılmaksızın
tüm vatandaşlar için kültürel çeşitliliğin ve kültürel hakların tanınması,
varolan düzenlemelerin uygulamaya konması ve bu alanda geriye kalan kısıtlamaların
kaldırılmasıyla, Türkçe dışında eğitim, radyo ve televizyon yayınlarına
ulaşım haklarının etkin olarak kullanılmasının sağlanması, ordunun sivil
denetiminin AB ülkelerindeki uygulamalarla uyumlaştırılması amacıyla Milli
Güvenlik Kurulu’nun işleyişinin yeniden düzenlenmesi, yargının bağımsızlığının
ve etkinliğinin güçlendirilmesi ve DGM’lerin işleyişinin Avrupa standartlarıyla
uyumlaştırılması, güvenlik görevlilerinin işkence ve kötü muamelenin önlenmesi
doğrultusunda eğitimlerinin sağlanması ve bölgesel dengesizliklerin giderilmesi
gibi konularda alınması gerekli adımlar da KOB’da yer almaktadır.
24 Temmuz 2003 günü yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Ulusal Program
ise Türkiye’ye AB üyeliği yönünde yeni bir yol haritası teşkil eden gözden
geçirilmiş KOB’a cevap içeren bir siyasi taahhüt niteliğindedir.
Siyasi Kriterlere ayrılan bölümde öncelikle 2001 tarihli Ulusal Program
çerçevesinde gerçekleştirilen ilerlemelere yer verilmekte olup temel yasaların
tümüyle değişmesinin uzun süreceğinden hareketle bu sürecin katılım müzakereleri
sırasında da devam edeceği vurgulanmaktadır. Bu itibarla, temel yasaların
bütünlük içinde yenilenmesi hedefinin muhafaza edilmesine karşılık, katılım
müzakerelerine bir an önce başlanabilmesi açısından önceliklerin "uyum
yasa paketleri" ile yerine getirilmesi yaklaşımına ağırlık verildiği Ulusal
Programda belirtilmektedir. Bu çerçevede "düşünce ve ifade özgürlüğü",
"dernek kurma özgürlüğü, barışçı toplantı hakkı ve sivil toplum", "işkence
ve kötü muamelenin önlenmesi", "kamu görevlilerinin insan hakları konusunda
eğitimleri", "yargının işlevselliği ve verimliliği", "cezaevleri, tutukevleri
ve nezarethane koşulları", "tüm bireylerin ayırım yapılmaksızın tüm temel
hak ve özgürlüklerden tam olarak yararlandırılması", "yürütmenin işlevselliği"
ve "sözleşmeler" başlıkları altında çeşitli yasal düzenlemeleri TBMM’nin
22. Yasama dönemi 1. yılı sonuna kadar tamamlanması ve uygulamada etki
göstermesinin ise Haziran 2004’e kadar gerçekleştirilmesi konusunda Hükümetin
iradesinin tam olduğu ifade edilmektedir.
Bu hususların genel ifadeleri itibariyle Katılım Ortaklığı’nı karşıladığı
söylenebilirse de iki önemli hususa dikkat çekmekte fayda vardır. İlk olarak
üzerinde durulması gereken, Katılım Ortaklığı ile Ulusal Program arasında
varolan birkaç önemli farklılıktır. Öncelikle, KOB’da siyasi kriterler
arasında yer verilen Kıbrıs ve Ege uyuşmazlıklarının siyasi kriter olarak
kabul edilmediğini vurgulamak amacıyla bu hususlara sadece Ulusal Programın"Giriş"
bölümünde değinilmesi yaklaşımının sürdürüldüğü görülmektedir. Bu açıdan
yeni Ulusal Program eskisinden önemli bir farklılık arz etmemektedir. Ayrıca,
yeni KOB’da "anadil eğitimi" konusunun "anadilde eğitim" şeklinde ifade
edilmiş olduğu görülmektedir. Avrupa Birliğinin 2001 yılında öngördüğü
"anadilin öğrenilmesi alanında yasal engellerin kaldırılması" koşulunu
açıklığa mı kavuşturduğu, yoksa bir adım ileri mi taşıdığı bu açıdan tartışmaya
açıktır. Bu konuda, beklenildiği üzere, Ulusal Programda herhangi bir taahhüt
yer almamaktadır. Bundan başka, yeni KOB’da vurgulanan "Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararları dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi" ve "AİHM içtihatlarının
dikkate alınması zorunluluğuna uyulmasının güvence altına alınması" koşulları
hakkında da Ulusal Program yeni ve açık bir taahhüt içermemektedir. Milli
Güvenlik Kurulu konusunda KOB’da yer verilen "MGK’nın işleyişinin Birliğe
üye ülkelerdeki askeri işlerin sivil kontrolüne ilişkin uygulamalarla uyumlu
olacak şekilde uyarlanması" koşulu Ulusal Programda "MGK’nın danışma organı
niteliği, Anayasa ve ilgili yasa değişiklikleriyle yeniden tanımlanmıştır.
MGK’nın ve MGK Genel Sekreterliğinin işlevleri bu niteliklerle uyumlaştırılacaktır."
ibaresiyle karşılanmaktadır. Ancak, burada önemli olanın – Kopenhag kriterleri
kapsamındaki tüm konular için geçerli olduğu üzere- hukuki metinlerden
çok uygulama olduğu hatırlanmalıdır.
Bu itibarla ikinci önemli hususu da belirtelim; KOB’da öngörülen kriterlerin
mevzuata geçirilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir, bu kriterlerin
uygulamaya da etkili biçimde geçirilmesi gerekecektir. Bu şartın yerine
gelip gelmediğini denetleme ve saptama yetki ve görevi ise, teknik olarak
Komisyona ait olup bu görev İlerleme Raporları ile yerine getirilmektedir.
Siyasi karar ise, bu teknik değerlendirmeyi temel alarak yıl sonundaki
Zirve’de AB Konseyi tarafından yapılacaktır.
Türkiye yaklaşık bir yıl sürecek önemli bir döneme girmiştir. Aralık
2004 tarihinde üyelik müzakerelerine başlama kararının alınması için öncelikle
yerine gelmesi gereken Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine
getirdiğinin tespitidir. Bu konudaki ilk işaretler ise Ekim 2003 tarihinde
açıklanacak İlerleme Raporu ile alınacaktır. Elbette, Türkiye gibi her
açıdan, -hem sunduğu fırsatlar, hem de yol açabileceği problemler açısından-
"büyük" bir ülkenin AB’ye alınıp alınmamasında pek çok faktör rol oynayacaktır.
Ancak, Türkiye’ye düşen kendi taahhütlerini en iyi biçimde yerine getirmek
ve topu AB’nin sahasına göndermek olmalıdır.
-----------------------------------------
(1) Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hansjörg
Kretschmer ile röportaj. ATAUM Bülteni, Yıl 3, Sayı 1-2, (Kış-Bahar 2003)
s.32.
(2) Avrupa Birliği, Aralık 2001 Laeken Zirvesinde öngörülen ve Mart
2002 tarihinde başlayan Avrupa'nın Geleceği Hakkında Konvansiyon sürecini
sona erdirmiş ve Konvansiyonun hazırladığı Avrupa Anayasal Antlaşması Taslağı
nihai metin olarak 18 Temmuz 2003 tarihinde dönem başkanlığını yürüten
İtalya'ya sunulmuştur. 4 Ekim 2003 yılında başlaması öngörülen Hükümetlerarası
Konferans bu metne son şeklini vererek hukuki ve siyasi bağlayıcılık kazandıracaktır.
AĞUSTOS 2003
|