4857 SAYILI YENİ İŞ KANUNU
Prof. Dr. Öner EYRENCİ
Doğuş Üniversitesi İİBF
|
Yeni yasa, belirli süreli iş sözleşmeleri ile ilgili olarak
iki ayrı maddede düzenleme getirmiştir. Bir işçinin belirli süreli iş sözleşmesi
işle istihdam edilebilmesi, ancak “belirli süreli işlerde veya belli bir
işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif
koşullar …”ın varlığı halinde mümkün olacaktır. |
 |
Tam süreli emsal işçinin haftalık normal çalışma süresi
45 saat ise, bir işçinin kısmi süreli sayılabilmesi için haftalık çalışma
süresinin 30 saatten az olarak belirlenmesi gerekir. |
 |
Kısmi süreli çalışanlara yönelik ayrımcılığın önlenmesi
amacı ile, ayırımı haklı kılan bir neden olmadıkça, işçinin salt kısmi
süreli çalışmasından dolayı tam süreli işçiye göre farklı işleme tabi tutulamayacağı
kuralı getirilmiştir. |
 |
Kısmi süreli iş sözleşmesini düzenleyen 13. madde hükmü, AB’nin sözü
geçen yönergesinde öngörülen ilkelere tamamen uygun, çağdaş bir düzenleme
niteliğindedir. |
4857 sayılı yeni İş Kanunu, çalışma hayatında uygulama alanı bulan,
ancak 1475 sayılı Yasada özel olarak yer verilmeyen yeni çalışma biçimlerine
ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Bu çalışma biçimlerini ve bunlara ilişkin
düzenlemeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
I. BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMELERİ
Çalışma ilişkileri arasında en eski, fakat en tartışmalı olan “belirli”
ve “belirsiz” iş sözleşmeleri ayırımıdır. Yeni yasa, belirli süreli
iş sözleşmeleri ile ilgili olarak iki ayrı maddede düzenleme getirmiştir.
11’ınci maddede belirsiz süreli iş sözleşmesi kısaca tanımlandıktan sonra,
belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi bazı koşulların varlığına tabi
tutulmuştur. Buna göre, bir işçinin belirli süreli iş sözleşmesi işle
istihdam edilebilmesi, ancak “belirli süreli işlerde veya belli bir işin
tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar
…”ın varlığı halinde mümkün olacaktır. Halbuki taslakta (m.12), sözleşme
özgürlüğünden hareketle, ilk defa yapılacak sözleşmenin belirli ve belirsiz
süreli olarak yapılması tamamen taraf iradelerine bırakılmış; ancak, iş
ilişkilerinde asıl olanın belirsiz süreli iş sözleşmeleri olduğu ilkesine
uygun olarak, belirli süreli iş sözleşmelerinin esaslı (objektif = nesnel)
bir neden olmadıkça üst üste yapılamayacağı hükmü getirilmişti.
Öncelikle belirtelim ki, belirli iş sözleşmesinin yapılabilmesi için
maddede belirtilen “belirli süreli iş”, “belli bir işin tamamlanması” ve
“belirli bir olgunun ortaya çıkması” hususları “objektif koşullar”
olarak ifade edilen şartı açıklamak için getirilen örneklerdir (“objektif
nedenler” in neler olabileceği konusunda bakz. Ö. Eyrenci, Hukuka Uygun
Belirli Süreli Hizmet Akitlerinin Türleri, M.Rehbinder – M. Ekonomi, Türk-İsviçre
Hukukunda Belirli Süreli Hizmet Akitlerinin Hukuki Sorunları, İstanbul
1979,). Bu şekilde Yasama Organının iradesi, Avrupa Birliğinin 99/70 sayılı
Yönergesinde öngörülen belirli süreli iş sözleşmelerinin “objektif temellere”
dayandırılması ilkesinin belirli süreli iş sözleşmelerinin
ilk defa yapılmasında da aranması yönünde tecelli etmiştir.
Ancak, madde düzenlemesinin teknik bakımdan başarılı olduğu söylenemez.
Gerçekten, maddede, tüm belirli süreli iş sözleşmelerinin yazılı yapılması
öngörülmüş, fakat, “tanım ve şekil” başlıklı 8’inci maddede, “süresi bir
yıl ve daha fazla olan” iş sözleşmelerinin yazılı yapılması zorunluluğu
getirilmiştir. Böylece, iki hüküm arasında çelişki ortaya çıkmıştır. Ayrıca,
11’inci maddenin 2’inci fıkrasında “esaslı bir neden” olmadıkça belirli
süreli iş sözleşmelerinin ikinci kez (zincirleme) yapılamayacağı hüküm
altına alınmıştır. Buradaki “esaslı neden” in 1’inci fıkradaki “objektif
koşullar”dan farklı bir kavram olup olmadığı sorusu akla gelmektedir? Kanımızca,
bu iki kavram aynı anlamı ifade etmektedirler. Böyle olunca, ilk
defa yapılacak belirli süreli iş sözleşmesi için aranan koşul, elbette
sözleşmenin yenilenmesi için de aranacaktır. Dolayısıyla, 1’inci fıkra
düzenlemesinden sonra, şimdiki 2’nci fıkra hükmü yerine, zincirleme
sözleşmeler için azami bir süre ve en fazla yenilenme sayısına ilişkin
bir hüküm getirilseydi hem daha isabetli, hem de 99/70 sayılı Yönergeye
uygun bir düzenleme yapılmış olurdu.
Kanunun 12. maddesinde de, belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi
ile çalışan işçiler arasındaki ayırımın sınırları çizilmeye çalışılmıştır.
Öncelikle, ayırımı haklı kılan bir neden olmadıkça, işçiler salt
belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışmalarından dolayı maddede tanımlanan
emsal işçiye göre farklı işleme tabi tutulamayacaktır (f.1). Öte yandan,
belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışan işçiye bir zaman dilimine göre
bölünebilir bir hak sağlanmışsa,aynı şekilde belirli süreli is sözleşmesi
ile çalışan işçi de çalıştığı süreye orantılı olarak bu haktan yararlanabilecektir
(f.2). Genel olarak, “ işverenin eşit işlem yapma borcu” ile aynı sonuca
ulaşmak mümkünse de, konunun uygulama açısından önemi dikkate alındığında,
bu konuda özel bir düzenleme getirilmesi isabetli ve 99/70 sayılı yönerge
ile de uyumludur.
AB'ye üye ülke mevzuatlarına bakıldığında, belirli süreli iş sözleşmesine
ilişkin özel yasal düzenlemelerin bulunmadığı Anglo Sakson hukuk sistemine
dahil İngiltere ve İrlanda dışındaki ülkelerde, belirsiz süreli iş sözleşmesinin
kural olduğu ilkesinden hareketle, ülkemizde olduğu gibi, ancak objektif
koşulların varlığı halinde sözleşmenin süreye bağlanabileceğini kabul eden
ülkelerin yanında, belirli süreli iş sözleşmelerini azami bir süreyle sınırlayan
ve/veya zincirleme iş sözleşmesini sınırlayan ülkeler de mevcuttur. (Bu
konuda ayrıntılı olarak bakz. G.Alpagut, Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi,
İstanbul 1998, 137-156)
II. KISMİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ
Ülkemizde de sayıları sürekli artan ve 1475 sayılı İş Kanununda özel
olarak düzenlenmemiş olmasına rağmen, özellikle kıdem tazminatına ve yıllık
ücretli izne hak kazanma bakımından Yargıtay kararlarına da konu olan kısmi
süreli çalışmalar yeni yasada 13'üncü maddede açıkça düzenlenmiştir. Taslağın
madde (14) gerekçesinde de belirtildiği gibi, madde AB'nin 97/81 sayılı
yönergesinde getirilen ilkelere uygun olarak düzenlenmiştir.
Maddede önce, kısmi süreli iş sözleşmesinin tanımı yapılmış, kısmi süreliden
söz edebilmek için, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli
iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre "önemli ölçüde daha az" tespit
edilmiş olması şartı getirilmiştir. Gerekçede bu şart için getirilen ölçüt,
"tam sürenin üçte ikisinden daha az" bir haftalık çalışma süresinin saptanmış
olmasıdır. Buna göre, tam süreli emsal işçinin haftalık normal çalışma
süresi 45 saat ise, bir işçinin kısmi süreli sayılabilmesi için haftalık
çalışma süresinin 30 saatten az olarak belirlenmesi gerekir.
Maddede ayrıca, kısmi süreli çalışanlara yönelik ayrımcılığın önlenmesi
amacı ile, ayırımı haklı kılan bir neden olmadıkça, işçinin salt kısmi
süreli çalışmasından dolayı tam süreli işçiye göre farklı işleme tabi tutulamayacağı
kuralı getirilmiştir. Hergün 14-18 saatleri arasında çalışan bir işçinin,
işyerinde verilen öğle yemeğinden veya yemek ücretinden ve sabah servisinden
yararlanmaması ayrımı haklı kılan nedenlere örnektir. Maddede ayrıca, ücret
ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatlerden kısmi süreli çalışan işçi,
tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreye orantılı olarak yararlanacağı
hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, işyerinde ödenen ikramiye,
prim, yakacak yardımı v.b. ödemelerden kısmi süreli çalışan bir işçi de
çalıştığı süreye orantılı olarak yararlanacaktır. Buna karşılık, bölünemeyen
bir haktan, yararlanma koşulları oluştuğunda, tam süreli ve kısmi süreli
sözleşmelerle çalışanlar arasında ayırım yapılamayacaktır. Örneğin, iş
ilişkisin devamı süresine bağlı olan, kıdem tazminatına veya yıllık ücretli
izne hak kazanmada ya da bildirim sürelerinin hesabında tam süreli
çalışanla kısmi süreli çalışanlar arasında bir farklılık söz konusu olamayacaktır.
Nihayet maddede, 97/81 sayılı yönergeye uygun olarak, işyerinde çalışan
işçilerin kısmi süreliden tam süreliye ya da tam süreliden kısmi süreliye
geçirilme isteklerinin işveren tarafından dikkate alınacağı ve boş yerlerin
zamanında duyurulacağı hüküm altına alınmıştır (f.4).
Sonuç olarak, kısmi süreli iş sözleşmesini düzenleyen 13. madde hükmü,
AB’nin sözü geçen yönergesinde öngörülen ilkelere tamamen uygun,
çağdaş bir düzenleme niteliğindedir.
III. ÇAĞRI ÜZERİNE ÇALIŞMA
Kanunun yasalaşma sürecinde işçi sendikaları tarafından şiddetle eleştirilen
düzenlemelerden biri olan “çağrı üzerine çalışma”, son zamanlarda
özellikle otel, lokanta ve eğlence iş kolunda yaygınlaşması ve yargı kararlarına
da yansımış olmasına rağmen, ülkemizde henüz marjinal düzeyde olan bir
atipik çalışma ilişkisidir.
Kısmi süreli iş sözleşmelerinin özel bir uygulama şekli olan çağrı
üzerine çalışmayı düzenleyen 14. maddesi, Alman “ İstihdamı Teşvik Yasası”
hükümleri dikkate alınarak düzenlenmiştir. Maddede önce,
çağrı üzerine çalışmanın bir tanımı yapılmış ve TBMM’nde yapılan bir ekleme
ile, çağrı üzerine çalışma sözleşmesinin yazılı yapılması öngörülmüştür.
Buna göre, taraflar arasında kurulan iş ilişkisinin çağrı üzerine çalışma
ilişkisi olduğu yazılı bir sözleşme ile kanıtlanamayan hallerde, hukuki
ilişkinin iş görme ediminin işverenin çağrısı ile olamayıp, farklı şekilde
kararlaştırılmamışsa, haftalık çalışma süresinin yirmi saat belirlenmiş
sayıldığı normal bir kısmi süreli ilişki olduğunun kabulü gerekir.
14’üncü maddenin 2’nci fıkrasına göre, “ hafta, ay veya yıl gibi bir
zaman dilimi içinde işçinin ne kadar süreyle çalışacağını belirlemedikleri
takdirde, haftalık çalışma süresi yirmi saat (taslakta on saat idi) çalıştırılmış
sayılır”. Böylece yasa, işçinin belirlenen süre içinde toplam ne kadar
süre ve ne zaman çalışacağının belirleme hakkının tamamen işverende olduğu
çağrı üzerine çalışmayı kabul etmemiştir. Alman Federal İş Mahkemesi de,
hem çalışma süresinin hem de çalışma zamanının işveren tarafından
saptanmasını işçinin feshe karşı korunmasının bir dolanımı olarak
görmüştür (Bakz. Ö. Eyrenci, Kısmi Süreli Çalışmalar, İstanbul 1989, 33).
Hükümde yer alan “ haftalık yirmi saatlik süre” nispi emredici, yani asgari
çalışma süresi değil, tamamlayıcı (yedek) hukuk kuralı niteliğindedir
Taraflar, yazılı yapacakları sözleşmede, yirmi saatin üzerinde bir çalışma
süresi kararlaştırabilecekleri gibi, yirmi saatin altında da, örneğin,
10 veya 5 saatlik haftalık çalışma süresi de kararlaştırabilirler. Yine
Hükme göre, çağrı üzerine çalıştırılmak için belirlenen sürede işçi fiilen
çalıştırılmasa dahi ücrete hak kazanır.
Öte yandan, işçinin uzun bir yol katederek çok kısa bir fiili çalışma
yapmak suretiyle serbest zamanının bölünmesini engellemek amacıyla
maddede, taraflarım günlük çalışma süresini sözleşmede önceden kararlaştırmadıkları
takdirde, işverenin işçiyi her seferinde günde en az dört saat üst üste
(kesintisiz =sürekli) çalıştırmak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır
(f.3). Nihayet, çağrı üzerine çalışmada işçi göreceği işin çıkmasından
işverenin çağrısı ile haberdar olacağından, işverenin kısa bir süre içinde
işçiyi çağırması, özellikle işçi başka bir işverene bağlı olarak da çalışıyorsa,
önemli sorunlar yaratabilir. İşte bu nedenle, yasa işçinin işe çağrılmasının,
sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, en az dört gün önceden yapılmasını
öngörmüştür. Süreye uygun çağrı üzerine işçi iş görme edimini yerine getirmekle
yükümlüdür. Belirtelim ki, hükümde yer alan, günde en az dört
saatlik kesintisiz çalıştırma süresi ve en az dört gün önceden çağrı yapılaması
kuralları da yedek hukuk kurallarıdır ve sözleşme özgürlüğü gereği taraflar
söz konusu hususları sözleşmede serbestçe düzenleyebilirler.
IV. KISA ÇALIŞMA VE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ
Özellikle ekonomik krizlerde son dönemlerde çalışma hayatında sıkça
görülen işçilerin ücretsiz izne çıkarılması uygulamaları yerine, belirli
koşulların gerçekleşmesi halinde, işçilere sınırlı da olsa bir gelir sağlamak
amacıyla yeni yasada “kısa çalışma” ve “kısa çalışma ödeneği” kavram ve
kurumları getirilerek bununla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. “Geçici
işsizlik” olarak nitelenen kısa çalışmalarda, gelir kaybına uğrayan işçilerin
bu kayıplarının işsizlik sigortasınca karşılanmasını öngörülen düzenlemeler
Avrupa ülkelerinde de mevcuttur (bakz. Almanya’da § 63 vd. AFG; İsviçre
‘de Art. 31 vd. AVIG).
İş K m. 65’de öncelikle, kısa çalışmaya hangi hallerde başvurulabileceği
belirlenmiş ve bunlar “genel ekonomik kriz” ve “zorlayıcı sebep” olarak
sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, zorlayıcı (mücbir) bir sebep dışında,
işveren ancak ülke çapında genel bir ekonomik kriz nedeniyle işyerindeki
haftalık çalışma sürelerini geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya
işyerindeki faaliyetin tamamen ya da kısmen geçici olarak durdurulması
kısa çalışma olarak nitelenecektir. Buna karşılık, işyerine özgü veya
sektörel bir kriz o işyerinde kısa çalışma yapılmasını haklı gösterecek
nedenlerden değildir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, işyerinde geçici olarak en az dört hafta
işi durdurmak veya kısa çalışma uygulamasına karar veren işveren, bu kararını
derhal ve gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna ve varsa toplu iş
sözleşmesi tarafı sendikaya bildirmek zorundadır. TBMM’nde maddeye yapılan
bir ilave ile, kısa çalışma yapılması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
iznine bağlanmıştır. Gerçekten, maddede “Talebin uygunluğunun tespiti Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılır” hükmü getirilmiştir. Maddede ayrıca,
bunun usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür. Düzenlenecek
yönetmelikte aşırı bürokratik işlemler ve süreler getirilirse, uygulamada
işverenler, kısa çalışma yaptırma yerine, daha basit olan ve alışageldikleri
“ücretsiz izin” uygulamasını tercih edeceklerdir.
Kısa çalışma süresi maddede en az ve en fazla süre ile sınırlandırılmıştır.
Buna göre, kısa çalışmanın dört haftadan az olmamak üzere zorlayıcı sebebin
veya ekonomik krizin devam süresini ve her halde üç ayı aşamaz. Dört haftadan
kısa süren hallerde veya üç aydan sonra da kısa çalışma nedenlerinin devamı
halinde, işveren tek taraflı kısa çalışma kararı alamayacak, bu halde işçilerle
bireysel olarak anlaşarak ücretsiz izin uygulayabilecektir.
Kısa çalışma uygulanan işyerinde, bundan etkilenen işçiler işsizlik
sigortasından en fazla üç ay süreyle “kısa çalışma ödeneği” almaya hak
kazanacaklardır. Belirtelim ki, zorlayıcı sebeplerle (örneğin, işyerinde
çıkan bir yangın nedeniyle) yapılan kısa çalışmalarda işçi, 40’ncı madde
uyarınca yarım ücret alacağı bir haftadan sonra, kısa çalışma ödeneğine
hak kazanır. Bu şekilde, İşsizlik Sigortası, bu işçiler işsiz kalsa idi,
bunları yeniden işe yerleştirmek için yapacağı masraflardan kurtulmuş olmaktadır.
Kısa çalışma ödeneği maddede, işsizlik ödeneği ile irtibatlandırılarak,
kısa çalışma ödeneğine hak kazanma koşulları, ödeneğin miktarı, ödemenin
başlangıcı ve ödeme süreleri işsizlik ödeneğine paralel bir şekilde düzenlenmiştir.
TEMMUZ 2003
|