ÇALIŞMA HAYATINDA YENİDEN YAPILANMA
Prof. Dr. Berin ERGİN
.Ü. Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi
|
4857 sayılı yasayı eksikliklerinden dolayı tenkit yerine
eksiklerini giderilmesi için çaba göstermek adil olacaktır. |
 |
Kıdem Tazminatı ile ilgili yeni bir hükmün getirilmeyerek
bunun atiye terk edilmesi uygun olmuştur. Çünkü önerilen hususlar Türkiye
gerçeğine ve gerek işçi ve gerekse işveren açısından olumsuzluklar doğuracak
nitelikte bulunduğu için gerçekçi ve kazanılmış hakları etkilemeyecek ve
işvereni mağdur etmeyecek bir sistem içinde yeni bir yapılanmanın gerekliliği
kaçınılmazdır. |
 |
4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde anlatım aksaklıkları
yanında hukuki gaf bulunması herhalde gözden kaçan bir yanlışlık olmuştur. |
 |
Konunun bilimsel platformlarda tartışmaya açılması ve kanunun elbirliği
ile çalışarak eksik ve yanlışlıkların giderilmesi ve anlaşılması güç ifadelerin
düzeltilmesi için kanun koyucuyu harekete geçirmek gerektiği kaçınılmazdır. |
 |
Sonuç olarak açıklamak gerekirse, 4857 sayılı İş Yasası ile sıkıntı
yaratan konular çözüme ulaştırılmaya çalışılmışsa da yeterli düzeyde bekleneni
sağladığını iddia edemeyiz. |
1930’lu yıllarda devletçiliğin şiddetini hissettirdiği dönemlerde serbest
ekonomi, sanayileşme Genç Türkiye’nin öğrenme gelişme modernleşme açlığı
içinde olduğu bir dönemde Modern İş Hukuku bağımsız bir hukuk olarak Türk
pozitif hukukunda yerini almış ve 3008 sayı ile 08.06.1936 tarihli İş Kanunu
yürürlüğe girmiştir. İşçi işveren ilişkilerinin 1936 yılından beri yasal
bir düzenleme içinde ekonominin ve teknolojinin , insan haklarının, temel
hürriyetlerin, sosyal gereksinmelerin gelişmesine ilerlemesine paralel
olarak değişikliklere uğradığı ve halen de dinamik bir alan olan iş ilişkilerinde
yeni yapılanmaların zorunlu olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Türk İş Hukuku
bünyesinde 1936 dan bu yana çok büyük temel değişiklikler yerine aslında
fertler arasında demokratik anlayışı zedeler biçimde zaman ve mekan açısından
farklı uygulamalar yapılarak istikrarsızlık örneği bir takım değişikliklerin
ve uluslararası sözleşmeler gereği yapılan düzenlemelerin dışında bir düzenleme
ve değişiklik yapılmamıştır.
Köklü bir reform ve uzun yıllar istikrarsızlık yaratılmadan uygulanması
mümkün olabilecek kurallar ile iş ilişkilerinin yönlendirilmesi için yapılan
çalışmalar verilen mücadeleler genellikle bir dönem bir kesimin diğer bir
dönem diğer kesimin istekleri ve yararları bağlamında ileri sürülerek,
eleştirilerek bugünlere kadar gelinmiş , globalleşmenin getirdiği şaşkınlık,
uyum heyecanı, geleceğe yönelik üretilen kısır projeler, değişen ekonomi
kuralları ve teknolojinin inanılmaz yükselişi karşısında iş ilişkilerinin
yapılanmasında köklü değişiklikler zorunlu hale gelmiştir.
Bu değişikliklerin önemli bir bölümü uluslar arası belgelere uyum sağlamaya
yönelik olarak kaçınılmaz olup; bir kısmı da esasen yargı kararları ile
uygulamaya girmiş bir takım kuralların yasal yapılanması olarak karşımıza
çıkmıştır.
Politikanın etkisinden kurtulamayan uzun müzakerelere neden olmuş sosyal
yanlarca yapılan eleştiriler, objektif kurallar yerine subjektif ve ancak
kısa dönem uygulama kabiliyeti olacak nitelikte kurallar ile geçiştirilmek
üzere ileri sürülen teklifler Türkiye’nin ihtiyacı olan bir İŞ YASASI’nın
geliştirilerek yasalaştırılmasını geciktirmiştir.
4857 sayılı ve 22.05.2003 tarihli yasa ile uygulamada bir çok konuda
sıkıntı yaratan ve dava konusu olan fiillerin yasal zemine oturtulmaya
çalışıldığını kabul etmek gerekir.
Ancak bu yasanın da uygulamada ortaya bir çok sorunlar çıkaracağı kaçınılmazdır.
Ancak ortaya çıkacak sorunlara göre mevzuatın değerlendirileceğini ve gerekli
değişiklik ve eklerin yapılabileceğini düşünmek ve bu nedenle 4857 sayılı
kabul edilmiş yasayı eksikliklerinden dolayı tenkit yerine eksiklerini
giderilmesi için çaba göstermek adil olacaktır.Ancak kanun koyucunun
kanun yapma tekniği ve diğer mevzuat ile bağlantısı açısından yapmaması
gereken yanlışlıklar açısından bunların derhal düzeltilmesi gerektiğini
söylemek gerekmektedir.
Bu yazımız kapsamında kanunun bütünü bakımından kanun yapma tekniğine
aykırı ve eksiklik ve yorum gerektiren maddelerinin açıklamasının yapılması
mümkün olmadığından bir kaçı üzerinde durulacaktır.
Önce belirtelim ki;Yasanın hazırlanışında sadece işçi ve işveren tarafları
temsilcileri ve Devlet üçlüsü bakımından tartışmalar yapılmış ancak, bir
çok kanunun ilgili Üniversite kuruluşlarınca değerlendirilmek üzere gönderilmesine
karşın İş Kanunu hakkında görüş alınmak üzere Devletin Üniversitelerine
Kanun Koyucu tarafından gönderilmemiş bulunmasını da eleştirmek gerekmiştir.
Kanun koyucu yıllardır yasaları ilgili üniversitelere göndererek görüş
alma geleneğini bu yasa bakımından neden değiştirmiştir? Yasanın hazırlığı
sırasında yasalar arası ilişkinin değerlendirilmesi ve bilimsel görüşlerin
belirtilmesi mükemmel bir yapıtın ortaya çıkmasını mümkün kılacağı gibi,
yasada yer yer göze batan tezatlar da söz konusu olmazdı.
Sonuç olarak parlamentoyu uzun süre meşgul etmiş bulunan 4857 sayılı
İş Kanunu hakkında genel yapısı itibariyle eski yeni olduğunu ve iş ilişkilerinin
çağa uygun yapılanmasında çok da yenilikçi olmadığını ve bu kadar çalışma
sonucunda bekleneni vermediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Uzun yıllar
iş ilişkilerinin yapılanmasında, ihtiyaçları cevaplamada uygulamasını sürdürülebilecek
bir yasa olarak kabul edemediğimizi, gelişmiş ülkeler bilim adamlarının
ve hukukçularının uğraştığı bir çok yeni konunun ihmal edilerek, sadece
uluslar arası anlaşmalar bağlamında anlaşma metinlerinin uygulanmasının
sağlanmasına yönelik yapılanmalar ve bazı ülkelerin yasalarından alıntılar
ile birtakım düzenlemelerin dışında ,yeni konuların hiç ele alınmadığı
bir yasa olmuştur.
Yasanın uygulanması ile bir çok aksaklıklar çıkacak ve bunların yorumu
için Yargıtay eskiden olduğu gibi uğraş verecektir. Bir yasa yapılırken
kısa dönem tedbirler ile yasadan yararlanacakların menfaatlerinin gözetilmesi
yanlış bir yöntem olup, yasalar objektif hukuk normlarını ihtiva eden kurallar
manzumesidir.Eşitlikçi ve istikrarlı bir uygulamayı sağlayan yasa hükümleri
demokrasinin göstergesi olup ve insan haklarının da teminatıdır.
4857 sayılı İş Kanunu hakkında bazı maddeleri ile ilgili olarak tasarılar
ile ilgili daha önce yaptığımız eleştirilerden farklı olarak birkaç noktayı
sadece belirtmekle yetineceğiz.
a) Kıdem Tazminatı ile ilgili yeni bir hükmün getirilmeyerek
bunun atiye terk edilmesi uygun olmuştur. Çünkü önerilen hususlar Türkiye
gerçeğine ve gerek işçi ve gerekse işveren açısından olumsuzluklar doğuracak
nitelikte bulunduğu için gerçekçi ve kazanılmış hakları etkilemeyecek ve
işvereni mağdur etmeyecek bir sistem içinde yeni bir yapılanmanın gerekliliği
kaçınılmazdır. Böyle bir yapılanma için ise yan menfaatleri değil toplum
menfaatleri göz önüne alınarak çok basit bir yöntem uygulamak yeterli olacaktır.
Bir kurum oluşturulurken olumsuzluklarını düşünmek veya oluşturulacak FON’un
Devlet tarafından başka yöntemlerle kullanılacağı bu nedenle uygun bir
yöntem olmadığı şeklinde basit tezler ile kurumları zayıflatmak modası
geçmiş magazin kültürünün sonucudur. Ancak kıdem tazminatının uzun bir
süre atiye terk edilmesi iş hayatında işvereni koruyucu bir çok yöntemin
uygulanmasına ve kanunun dolanılmasına neden olacağını da kanun koyucuya
hatırlatmakta fayda vardır.
b) 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde anlatım aksaklıkları
yanında hukuki gaf bulunması herhalde gözden kaçan bir yanlışlık olmuştur.
Birinci cümlede işyeri veya işyerinin bir bölümü (hukuki bir işleme
dayalı olarak) başka birine devredildiği ibaresi ile ne anlatılmak istenmiştir?
Her devir işlemi hukuki bir işlemdir. Miras yolu ile geçse dahi bu bir
hukuki işlemdir.
Maddenin tümü hakkındaki eleştirilerimizi bir başka inceleme konusunda
değerlendirmek üzere burada kısaca belirtmek gerekir ki, maddenin son fıkrasında
yer almış bulunan , iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin
veya bir bölümünün başkasına devri halinde ................, hükmünü de
anlamak mümkün değildir.
İflasla ilgili olarak, İcra İflas Kanununda 171-256 maddelerde düzenlenmiş
usuli işlemlere uygun olarak Türk Ticaret Kanununun 11-20 maddelerinde
tanımı yapılmış tacirin 20. maddede her türlü borçlarından dolayı iflasa
tabi oldukları hükmü yer almıştır. Hükmi veya gerçek kişi tacirler hakkındaki
hükümler bu kanunlarda düzenlenmiş ve burada düzenlenen hükümlerde tacirin
işletmesinin sadece bir bölümünün anılan hükümler çerçevesinde iflasa tabi
olması ve devredilmesi gibi bir uygulama yoktur. Bir bölüm için iflas uygulaması
yapılamaz. Ticari işletmelerde bütünlük vardır. İş Hukukunda nostaljik
kavramlardan vazgeçilmeyerek, işyeri kavramındaki saplantı diğer yasalar
ile olan bağlantıyı koparmakta ve çelişkiler meydana getirmektedir. Kanun
koyucunun bu yanlışlığı yapmaması ve Kanunlar Dairesinin eskiden olduğu
gibi titiz davranması gerektiğini vurgulamak gerekmiştir.
c) Yeni yasada dikkati çeken hususlardan bir diğeri de 1475 sayılı
İş Kanununda 31. maddede yer almış bulunan Zarar Karşılığı Kesinti yapılmasına
dair hükmün yeni yasada yer almamış bulunmasıdır.
Yeni yasada 38. maddede sadece eski yasada 32. maddede düzenlenmiş olan
Ücret Kesintisi ile ilgili madde başlığı, Ücret Kesme Cezası olarak değiştirilerek
yer verilmiştir.
Şimdi sormak gerekmektedir? Neden işçinin işverenin malına zarar vermesi
halinde bunun karşılığı olarak tazminat niteliğinde yapılan kesintiler
yasadan çıkarılmıştır. Böyle bir kesinti çoğu işyerinde belki de uygulanmamakta
idi, fakat öyle işyerleri vardır ki, 1475 sayılı kanunun 31. maddesindeki
hükümle belirtilmiş bulunan işçinin on günlük ücreti ile dahi telafisi
mümkün olmayan nitelikte zararları işçilerin ika etmesi söz konusu olmaktadır.
Böyle bir hükmün varlığı en azından caydırıcıdır. İşverenin değerli malzemelerini,
teknolojisini ,bilgisini teslim ettiği işçilerin hiçbir tazminat yükümlülüğü
bulunmaksızın bir yasa düzenlemenin mantığını anlamak mümkün değildir.
Yasada yer almış bulunan 38. madde hükmü 1475 sayılı yasanın 32. maddesi
karşılığı olarak yer almış ve orada da 3 gündelik kesinti 2 gündelik kesinti
olarak azaltılarak yeni hüküm oluşturulmuştur. Bu maddenin sadece ceza
niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Bu meblağın da şimdiye kadar nasıl değerlendirildiği
meçhuldür. Yine bir yönetmelikle sonucu mübhem bir para toplama işi hakkında
kanun koyucunun hüküm koyması ve fakat işverenin zararları bakımından aynı
duyarlılığı göstermemesinin gerekçesinin ne olduğunu anlamak ve bunu eleştirmek
gerekmiştir.
d) Diğer bir husus da 22 maddede düzenlenmiş bulunan çalışma
koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi konusundadır. Bu madde
açık bir biçimde düzenlenmek durumundaydı Çünkü çalışma koşullarında değişiklik,
esaslı değişiklik temel ilkesi olarak ele alınmıştır. Ancak esaslı değişiklik
ilkesi ihtilaf sebebi olacaktır. Bununla nasıl bir değişikliğin esaslı
olacağı açık belirtilmeliydi. Öyle işler vardır ki, işçinin işini ifa ettiği
mekan belirli aralıklarla değişmek durumundadır.İşyeri değişikliği işverenin
yaptığı iş cinsinden kaynaklandığında bu maddenin uygulanması muaraza konusu
olacaktır. İşverenin yaptığı işin niteliği, işini yaptığı iş sahibi ve/veya
iş sahipleri ile sözleşme gereği, sözleşmenin süresi sona erdiğinde, bir
başka yerde bir başka iş sahibi ile yeni sözleşmeler yaparak çalışmasını
sürdürecektir, ve bu çalışma sathının Türkiye çapında veya belirli bir
bölgede olduğu düşünülürse , işçinin itirazı karşısında, işveren işini
ifa ettiği mahallerin değişik olacağı hususunu her zaman ispat etmek ve
her zaman ihtilaf konusu olacak bir ortamda sürekli muaraza içinde işçi
istihdam edecek demektir. Bu madde ile sürekli ihtilaf söz konusu olacak,
işçiler bu maddeyi kullanarak tazminat alma yolunu deneyerek işverenin
işini ifa etmesini engelleyeceklerdir. Bu konuda hakimin takdire dayalı
olacak bir hüküm koymak tehlikeli olmuştur. Maddenin varlığı 17 ve 21.
maddelere başvurmayı cazip hale getirmiştir. Mahkemelerde bir çok dava
açılacaktır. Yasaların amacı davaların açılmasına sebebiyet vermek değildir.
Burada gerek işçi ve gerekse işveren açısından hükümde eksiklik bulunmaktadır.
Bu hükmün savunmasında işçi ile baştan itibaren yapılacak hizmet sözleşmelerine,
işçinin işini ifa edeceği yerin tanımının verilerek bu maddenin uygulanmasının
sınırlarının belirtilebileceğini ifade etmek de yeterli olmayacaktır. Çünkü
hizmet sözleşmesine işyeri değişikliğine dair bir hüküm konulması bu hükmün
geçersizliğinin ispat edilemeyeceği anlamında olmayacaktır.
Sonuç olarak açıklamak gerekirse, 4857 sayılı İş Yasası ile sıkıntı
yaratan konular çözüme ulaştırılmaya çalışılmışsa da yeterli düzeyde bekleneni
sağladığını iddia edemeyiz. Kanun yapma tekniğine aykırı ve bir takım yanlışlarla
dolu bulunmaktadır. Bunların düzeltilmesi zorunludur. Kanun koyucunun iradesinin
açıklanması veya yorumunun yapılarak hükmün uygulanmaya çalışılması ve
ne denilmek istendiğinin bulunmaya çalışılması geçerli bir yol değildir.
Konunun bilimsel platformlarda tartışmaya açılması ve kanunun elbirliği
ile çalışarak eksik ve yanlışlıkların giderilmesi ve anlaşılması güç ifadelerin
düzeltilmesi için kanun koyucuyu harekete geçirmek gerektiği kaçınılmazdır.
TEMMUZ 2003
|