YENİ İŞ KANUNU’NUN MUHTEMEL ETKİLERİ VE DİĞER DÜZENLEMELER
Prof.Dr. Tankut CENTEL
İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
GİRİŞ
Yeni bir işyasasının çıkarılmasına ilişkin değişik çevrelerin istekleri,
4857 sayılı İş Kanunu’yla gerçekleşmiş bulunuyor. Bu bağlamda, 1475 sayılı
İş Kanunu’nda esaslı bir değişiklik yapmak yerine, anılan yasanın bazı
hükümlerini dilini değiştirip muhafaza edilmesine karşın yeni bir İş Kanunu’nun
çıkartılması yolu izlenmiştir. Buna göre, artık 1475 sayılı İş Kanunu’nun,
kıdem tazminatına ilişkin 14 üncü maddesi dışında, tamamiyle geride bırakılması
gerekmektedir.
Ancak, 1475 sayılı İş Kanunu yürürlükten kaldırılırken, yürürlükte bırakılan
14 üncü maddesiyle bağlantılı olan maddelerin yürürlükte bırakılması hiç
düşünülmemiştir. Nitekim, yürürlükte bırakılan İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde
belirtilmiş esaslara aykırı bir kıdem tazminatı ödemesi yapılacak, sözgelimi
istifa halinde dahi kıdem tazminatı ödenecek veya tavan sınırlamasına dikkat
edilmeksizin kıdem tazminatı verilecek olduğunda, yürürlükten kalkmış eski
İş K. m. 98/bent D’deki hapis cezası, gerialım ve ağır para cezası gibi
yaptırımların uygulanması söz konusu bulunmayacaktır ve bu konularda açılmış
ceza davalarını da düşürmek gerekecektir.
Kuşkusuz, 4857 sayılı İş Kanunu, önemli ölçüde ülkemiz ekonomisini ve
çalışma yaşamını olumlu ve olumsuz yönde etkileyecektir. Bunun gibi, yeni
yasanın başarılı olması için, diğer bazı yasal önlemlerle desteklenmesi
gerekecektir. Bu nedenle, aşağıda ilkin, etkiler ve sonra da, yapılması
gerekli hukuki düzenlemeler üzerinde durulmaya çalışılacaktır.
I. MUHTEMEL GELİŞMELER
1. Olumlu Etkiler
a) İş Güvencesi
4857 sayılı İş Kanunu, özellikle 1992 yılından beri sürdürülen iş güvencesi
tartışmalarını çözüme kavuşturmuş ve taraf olduğumuz 158 sayılı ILO-Sözleşmesi’ne
gerekli uyumu sağlamış görünmektedir. Bununla birlikte, yasal iş güvencesinden
yararlanacak kişilerle ilgili tartışmalar, bir süre daha ve en azından
bununla ilgili olarak çıkabilecek bir Anayasa Mahkemesi kararına kadar
sürecektir. Bu süreç içinde, işyerlerinin kendilerine çekidüzen vermesi
ve istihdamı olumsuz yönde etkileyecek davranışları terketmeleri gerekecektir.
b) Esneklik
4857 sayılı İş Kanunu’nun en büyük olumlu etkisi, gerek işçiler ve gerekse
işverenler bakımından, taşıdığı hükümlerle esnekliği sağlayabilecek olması
yönünde görülecektir. Gerçekten, ilkin, ekonomik kriz dönemleriyle ilgili
olarak kısa çalışma ve toplu işçi çıkarma kurumları temel esneklik araçlarını
oluşturmaktadır. Bunun dışında, iki (dört) aylık denkleştirme dönemleri
içinde, günde 11 saate kadar ortalama haftalık çalışma süresinin 45 saatle
sınırlanması ve değişik dağılımına olanak tanınması, önemli ölçüde işletmelere
iş süresi yönünden esneklik sağlayacak ve bunların uluslararası rekabet
güçlerini artıracaktır. Ayrıca, telafi çalışmasına olanak tanınması da,
artık katı iş süresi anlayışının ortadan kalkmasına yol açacaktır.
Diğer yandan, klasik istihdam biçimi olan tam süre (gün) çalışma esasının
yanı sıra, kısmi süreli çalışma da yeni İş Kanunu tarafından düzenlenmektedir.
Böylece, kısmi süreli çalışmaya ilişkin uygulama esasları, istikrar kazanamamış
yargı kararlarının belirsizliğinden kurtulacaktır. Ayrıca, kısmi süreli
çalışma biçimleri bakımından da, esneklik düşünülerek; çağrı üzerine çalışma
bizzat İş Kanunu tarafından düzenlenmiş ve diğer esnek kısmi süreli çalışma
biçimlerini kararlaştırma ise, taraflara bırakılmıştır.
c) Üçlü Danışma
Üçlü danışma temelinde diyalog gerçekleştirmek üzere, daha önce
Ekonomik ve Sosyal Konsey oluşturulmuş; ancak, hükümetlerin söz konusu
organa amaç dışı yaklaşıp, zamanında toplantıya çağırmamaları ve sosyal
tarafların da kuruma sahip çıkmaması nedeniyle, Konsey çalışmalarından
çok az olumlu sonuçlar alınabilmiştir. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in üçlü
yapıdan çok kamu ağırlıklı bir yapılanma içinde oluşu da, olumsuzlukları
önemli ölçüde etkilemiştir.
Tüm bu olumsuz gelişmelerin ve geçmişteki Beşli İttifak’ın deneyimleri
ışığında yeni İş Kanunu; çalışma barışının ve sanayi ilişkilerinin geliştirilmesinde,
çalışma yaşamıyla ilgili mevzuat çalışmalarının ve uygulamalarının izlenmesi
amacıyla ve de hükümet ile işveren, işçi ve kamu görevlileri sendikaları
konfederasyonları arasında etkin danışmayı sağlamak üzere, üçlü temsile
dayalı istişari nitelikte bir “Danışma Kurulu”nun oluşturulmasını öngörmektedir
(m. 114). Bu kurulun başarısı ise, önümüzdeki dönemde konfederasyonların
yaklaşımına bağlı bulunmaktadır. Nitekim, bütün konfederasyonların aktif
destek vermeyeceği ve kurul yapısı içinde yer almak istemeyeceği bir ortamda,
danışma kurulunun başarı kazanmasından söz edilemeyecektir.
2. Olumsuz Etkiler
a) Yeni İstihdam Yükümleri
4857 sayılı İş Kanunu, en az elli işçi çalıştıran işyerlerinde alınacak
işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri konusunda, mühendis ve teknik eleman
istihdamını öngörmektedir (m. 82/I). Söz konusu elemanların yapacakları
görevler ise, çalışma yaşamıyla ilgili mevzuatın uygulanması, izlenmesi
ve denetlenmesi konusunda esasen Devlete verilmiş bulunan ödevle çakışmaktadır.
Buna göre, Devlet, kendisine yasayla verilmiş görevleri yerine getirme
işini, adeta işverene yüklemektedir. Türkiye’deki kayıtlı işyerlerinin
yıldan yıla sadece yaklaşık yüzde onunun denetlenebildiği, geçmişte resmi
çevrelerce dahi belirtilmekteydi. Ancak, bu durumu düzeltmenin yolu, işverene
yeni istihdam yükümleri yaratmaktan geçmemektedir. Çünkü, sosyal olduğunu
ileri süren bir devlet anlayışı, bu konudaki yetki/görev devrine (delegasyona)
yabancıdır.
b) Belirli Süreli Sözleşme Yapma Olanağını Daraltma
4857 sayılı İş Kanunu; belirli süreli iş sözleşmelerinin, ancak “belirli
süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun
ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak” yapılmasına olanak
tanımakta (m. 11/I) ve tek kez dahi yenilendiğinde, belirli süreli iş sözleşmesinin
baştan itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüşmesi esasını kabul
etmektedir. Bu iki nokta, belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılma olanağını,
yersiz yere daraltmaktadır. Oysa, global çağın temel özellikleri içinde,
artık daha çok belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılması anlayışı ve
uygulaması yer almaktadır.
II. DESTEKLEYİCİ DÜZENLEMELER
1. Alt Düzenlemelerin Yapılması
Yeni İş Kanunu, ayrıntılı hükümleri içerecek alt düzenlemeler için,
çok sayıda yönetmeliğin altı ay içinde çıkarılmasını öngörmektedir (m.
119). Söz konusu yönetmelikler çıkarılıncaya kadar ise, eski (1475 sayılı)
İş Kanunu’na dayanılarak çıkarılmış tüzük ve önetmeliklerin, 4857 sayılı
İş Kanunu’na aykırı bulunmayan hükümleri yürürlükte kalacaktır (geç. m.
2).
2. Kıdem Tazminatı Fonu Yasası
4857 sayılı İş Kanunu, kıdem tazminatına yer vermemiş ve kıdem
tazminatı için bir “Kıdem Tazminatı Fonu”nun kurulmasını öngörmüştür. Buna
göre, halen kıdem tazminatı, tarafları tatmin edecek bir çözüme tam olarak
ulaşmış değildir. Gerçekten, 1975 yılında yapılan İş Kanunu değişikliğinde
de, kıdem tazminatı için bir fon kurulması öngörülmüştü. Ancak, 2003 yılına
kadar geçen 28 yıl zarfında, böyle bir fon yasayla kurulamamıştır. Şu anda
hazırlanmış bir fon yasa taslağı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda
bulunmaktadır. Bundan sonra yapılacak iş, eğer fon düşünülüyorsa, buna
ilişkin taslağın yasalaştırılmasına çalışmaktır.
SONSÖZ
Türkiye; 4857 sayılı İş Kanunu’nu çıkartmakla, çalışma yaşamına ilişkin
yasalarında iyileştirmelere gitmede kararlı bulunduğunu, uluslararası planda
bir kez daha kanıtlamış durumdadır. Ayrıca, Avrupa Birliği’ne tam üye olmaya
çalışan Türkiye, yeni İş Kanunu’yla AB normlarını kabul etmeye hazır olduğunu
da göstermiştir. Gerçekten, Avrupa Birliği hukukuna uyumlu normları içeren
4857 sayılı İş Kanunu, Türkiye’nin gerekli uyumu sağlamada kararlı bulunduğuna
dikkatleri çekmektedir.
Ancak, yeni İş Kanunu, gerek uluslararası ve sürecin ve gerekse
Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin sadece bir parçasıdır. Bu nedenle,
önümüzdeki dönemde Türkiye’den, sadece bireysel iş ilişkilerinde değil,
bunun yanı sıra toplu iş ilişkilerinde de gerekli çalışma standartlarını
sağlaması beklenmektedir.
HAZİRAN 2003
|