MAYIS 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



İSTİHDAMI ARTIRMADA GEÇ EMEKLİLİĞİN ROLÜ

Emel ÇOPUR
TİSK Araştırma ve Yayın Uzmanı


 




Son yıllarda OECD ülkelerinde erken emeklilik hükümet politikalarıyla da desteklenerek, çok yaygın bir hal almıştı. Fakat yaşlı nüfustan kaynaklanan bazı sorunlarla mücadele nedeniyle çoğu OECD ülkesi erken emekliliği teşvik eden politikalarını değiştirme yoluna girmiştir. Ve şimdilerde yaşlı çalışanların işgücüne katılımı konusunda artan bir çaba içerisindedirler.
Pek çok OECD ülkesinde son 30 yıl, uzun yaşam beklentisi ve geliştirilmiş emeklilik gelirleri diğer zamanlarla karşılaştırıldığında belki de bu tür değişikliliklerin en fazla yaşandığı dönem olmuştur. Yaşam beklentisi artmaya devam ettikçe insanlar eğer emeklilikleri geciktirilmezse daha uzun süre emeklilik hayatı yaşayacaklar.
Sosyal güvenlik sistemi, ülkemizde de büyük bir kriz içindedir. Ancak bunun sebebi Avrupa ülkelerine göre bambaşkadır. Türkiye’deki sosyal güvenlik krizinin temelinde, ekonominin imkanlarını dikkate almayan popülist hükümet icraatları bulunmaktadır.
Ortalama emekli yaşının 50 olduğu ve 50 yaşında yaşam beklentisinin ortalama 75 yaş olduğu düşünülürse, Türkiye’de emeklilik sonrası ortalama maaş alma süresi 25 yıldır. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, bu sürelerin uluslararası ölçülerin çok üzerinde olduğu görülmektedir.

Günümüzde tüm ülkelerde sosyal güvenlik sistemleri ciddi sorunlar yaşamaktadır. Gelişmiş ülkelerde yaşlanan nüfusun, sürekli ve yüksek oranlı işsizliğin, sağlık hizmetlerinin maliyetlerindeki artışların, sürdürülmesi olanaksız cömert yardımlarla biraraya gelmesi sonucu sosyal güvenlik sistemleri finansal açıdan krize sürüklenmiş ve yeniden yapılanma ihtiyacını doğurmuştur.

Sosyal güvenlik harcamaları için ülkelerin milli gelirden ayırdıkları payların giderek artması, makroekonomik dengeleri ve rekabet gücünü tehdit eder boyuta ulaşmıştır.

Hükümetlerin sosyal taraflarla diyalog ve işbirliği dahilinde yürüttükleri reform çalışmaları, genellikle harcamaların kısılması ve gelirlerin artırılması yoluyla cömert yardımlara son verilmesi hedefine yöneliktir. Zira, sosyal güvenlik harcamalarında kısıntıya gidilmeden istikrarlı bir ekonomik büyümenin sağlanamayacağı ve işsizlik sorunuyla da etkin şekilde mücadele edilemeyeceği anlaşılmıştır.

Erken emekliliğin benimsendiği bir süreçten sonra pek çok OECD ülkesi, şimdilerde bu trendi tersine çevirmeye çalışıyor.

Tablo 1
EMEKLİLİK YAŞLARI
( erkekler için)

1970-75
1980-85
1990-95
1994-99
Avustralya
63.8
61.1
61.8
62.3
Kanada
..
62.6
61.4
62.2
Danimarka
..
64.7 b
62.3
62.4
Finlandiya
62.0
60.4
58.9
59.8
Fransa
63.5
59.7
59.1
59.3
Yunanistan
..
62.0 b
62.9
61.7 a
İtalya
62.3
60.8
57.9
59.3
Japonya
70.1
68.4
70.2
69.1
Kore
..
..
70.4
67.1
Hollanda
61.5 c
58.7
59.6
61.6 a
Norveç
67.6 d
66.3
63.2
64.2
Polonya
..
..
..
60.6
Portekiz
65.1 f
62.7
64.7
65.3
İspanya
64.7 d
61.4
60.3
61.1
İsveç
64.7
63.6
62.5
63.3
Doğu Almanya
62.8
62.2
60.1
60.5 a
İngiltere
..
62.3 e
61.2
62.0
ABD
64.2
63.7
63.6
65.1
a) 1993-1998.
b) 1983-1988.
c) 1971-1976.
d) 1972-1977.
e) 1984-1989.
f) 1974-1979.
Kaynak: OECD Economic
Outlook, Aralık 2002.

Son yıllarda OECD ülkelerinde erken emeklilik hükümet politikalarıyla da desteklenerek, çok yaygın bir hal almıştı. Fakat yaşlı nüfustan kaynaklanan bazı sorunlarla mücadele nedeniyle çoğu OECD ülkesi erken emekliliği teşvik eden politikalarını değiştirme yoluna girmiştir. Ve şimdilerde yaşlı çalışanların işgücüne katılımı konusunda artan bir çaba içerisindedirler.

Artık kamu emeklilik sistemleri, erken emekliliğe sırtını dönmüştür ve çalışanlara yasal yaştan önce emekli olmak için cazip teşvikler sunmamaktadır. Aktüaryal denge ya da nimet- külfet dengesi temel faktör olmuştur.

Yaşlı işçilerin istihdamda daha uzun süre kalmasına işgücü talebi uyum sağlayacaktır. Ücretler işçinin verimliliğini yansıtacaktır. Yaşla birlikte verimlilik azalırsa, ücretler buna uygun düzenlenecek ve işgücü talebi yeni denge noktasına kavuşacaktır

Bu durumda yaşlı işçilerin eğitimi önem kazanmaktadır.Politika reformları ortalama emeklilik yaşını artıracak şekilde düzenlenirse, yaşam boyu öğrenmeye verilecek teşvikler de artmalıdır.Ayrıca, eğitim tedbirleri de alınmalıdır. Bazı ülkeler bu doğrultudaki çalışmalara çoktan başlamışlardır.

Emeklilik Yaşındaki Farklılıklar

Emekli aylığına hak kazanmak için gerekli olan asgari emeklilik yaşı çoğu OECD ülkesinde 65’tir. Bunun dışında Fransa ve Kore’de 60, Norveç’te ise 67’dir. ABD’de ise emeklilik yaşının kademeli olarak 67’ye yükseltilmesine çalışılmaktadır. Japonya’da çalışanlar ortalama olarak 69 yaşında emekli olmaktadır. Avrupa’da 55-64 yaş grubundaki erkek işgücünün yaklaşık yarısı halen çalışmaktadır.


Tablo 2
İSTİHDAM ORANLARI
a (erkekler için )

1970 b
1980 c
1990 d
1995
2000
Avustralya
..
66.6
59.2
55.3
58.5
Avusturya
..
..
..
42.9
40.2
Belçika
..
47.7
34.3
34.5
35.1
Kanada
..
71.3
60.3
53.7
57.7
Çek Cumh.
..
..
..
51.1
51.7
Danimarka
..
63.1
65.6
63.2
61.9
Finlandiya
72.5
55.0
46.3
34.9
43.7
Fransa
74.0
65.3
43.0
38.4
38.5
Almanya
78.9
64.1
52.0
48.2
48.2
Yunanistan
..
..
58.4
58.9
55.3
Macaristan
..
..
33.3
27.1
33.2
İzlanda
..
..
92.6
88.8
94.2
İrlanda
82.4
72.3
59.5
59.3
63.0
İtalya
47.8
39.0
35.4
44.7
40.9
Japonya
84.8
82.2
80.4
80.8
78.4
Kore
..
77.5
76.3
78.8
68.2
Lüksemburg
..
37.9
42.9
35.1
37.9
Meksika
..
..
85.1
77.9
79.8
Hollanda
..
60.9
44.2
41.1
50.0
Yeni Zelanda
..
..
53.9
62.9
68.3
Norveç
82.9
79.5
70.7
70.0
73.1
Polonya
..
..
44.3
42.5
36.7
Portekiz
..
74.2
65.0
57.7
62.5
Slovak Cumh.
..
..
..
38.1
35.4
İspanya
82.7
71.5
57.2
48.4
55.2
İsveç
84.1
77.5
74.4
64.4
67.8
İsviçre
..
..
85.2
79.0
77.0
Türkiye
..
..
58.8
58.4
51.0
İngiltere
..
62.6
62.4
56.1
59.8
ABD
80.7
69.7
65.2
63.6
65.6

a. 55-64 yaş arasında istihdamda olan erkeklerin toplam erkek nüfusuna oranı; İtalya için 60-64 yaş arasında istihdamda olan erkeklerin toplam erkek nüfusuna oranı.
b. İrlanda için 1971, Norveç ve İspanya için 1972.
c. İrlanda için 1981, Belçika, Lüksemburg ve Danimarka için 1983.
d. Kanada, İzlanda ve Meksika için 1991, Macaristan ve Polonya için 1992.
Kaynak: OECD Economic Outlook, Aralık 2002.

Artık OECD ülkelerinde emekliliğin geciktirilmesi önemli bir çözüm yolu olarak görülmektedir. Almanya ve Avustralya’da kadın çalışanların emeklilik yaşının erkeklerinkine eşitlenmesine çalışılırken, Macaristan, İtalya, Japonya ve ABD’de her iki cins için de emeklilik yaşının yükseltilmesi planlanmaktadır. Öyle ki, emeklilik sistemleri, erken emekliliği isteyenler için emekli aylığı seviyelerinde azalmalar olacak şekilde yeniden düzenlenmektedir.Emekli aylıklarının yatırılan prime göre ödenmesi sağlanacağından, uzmanlar bu durumun emeklilik fonlarındaki baskıyı azaltacağı görüşündedir.Avustralya, Finlandiya, Almanya, İzlanda, İtalya, Hollanda, Norveç ve ABD’de bu yönde çalışmalar yapılmaktadır.

Erken emekliliği önlemek için başvurulacak diğer yollar; Almanya’nın yaptığı gibi doğrudan emekli aylığı seviyelerinde indirime gidilmesi veya Fransa ve Macaristan’da uygulandığı gibi, tam emekli aylığı alabilmek için prim sürelerinde uzatmaya gidilmesi şeklinde; olmaktadır. Bazı ülkeler işgöremezlik yardımları ve işsizlik ödemelerinde de kısıtlamaya gitmektedir (Finlandiya, Almanya, Hollanda, İngiltere). İşsizliğe sebep olan erken emeklilik politikalarının riski en aza indirilirken, yaşlı çalışanların istihdam imkanlarının geliştirilmesi (Avustralya, Hollanda, İngiltere) veya yaşlı çalışanlar için devletin ücret sübvansiyonu sağlaması ( Fransa, Almanya, Kore) söz konusudur.

Yaşlanmanın Getirdiği Ekonomik Sorunlarla Mücadele

1930’larda – bir dizi teknolojik yenileşmenin olduğu dönemde - Keynes, 100 yıl sonraki ekonomiyi tasvir eden makalesinde yaşam standartlarındaki önemli gelişmelerin, sermaye birikimlerinden ve teknolojik değişimden ileri geleceği tahmininde bulunmuştur. Keynes verimlilik artışları sayesinde haftada 15 saat çalışmanın yeterli olacağı kehanetinde de bulunmuştur.

Günümüzde bu makalenin geçerliliği bir hayli tartışmalıdır.

Yaşam standartlarında, sağlık koruma ve beslenme konusundaki gelişmeler yaşam beklentisinde de artışa neden oldu. 1960’larda OECD alanında ortalama yaşam beklentisi 66 civarında iken bugün 76’larda seyretmektedir. Ortalama emeklilik yaşı azalırken, yaşam beklentisi yükseldi. Sonuç olarak bugün insanlar emekli aylığını daha uzun süre alarak, daha uzun bir yaşam sürüyorlar. Pek çok OECD ülkesinde son 30 yıl, uzun yaşam beklentisi ve geliştirilmiş emeklilik gelirleri diğer zamanlarla karşılaştırıldığında belki de bu tür değişikliliklerin en fazla yaşandığı dönem olmuştur. Yaşam beklentisi artmaya devam ettikçe insanlar eğer emeklilikleri geciktirilmezse daha uzun süre emeklilik hayatı yaşayacaklar. Önümüzdeki 30-40 yıla bakacak olursak, biyoteknolojideki “yeni” gelişmeler ve tıp uygulamalarında kullanılan mikroçipler- deneme aşamasında bile olsa - yaşam beklentisinin artmasını – 10 veya daha fazla yıl - sağlayacak etmenler olarak önümüzde duruyor.

Fakat yaşlanan nüfus düşük doğurganlıkla da ilgili. OECD alanında ortalama olarak her kadın 1.6 çocuk sahibi . İtalya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti gibi bazı ülkelerde bu oran ortalama 1.1-1.2.Bu oranlar 2.1 çocuk olan durağan nüfus değerinin çok altında. Artan yaşam beklentisi ve düşük doğurganlık oranları birlikte, özellikle 2010 yılından sonra, çalışma yaşındaki nüfus oranlarında azalmayı beraberinde getirecektir. OECD alanında bütün olarak, 65’ten ileri yaştakilerin sayısı / 20-64 yaşları arasındakilerin sayısının, (bağımlılık oranı) önümüzdeki 50 yılda iki kat artarak en az %50’ye ulaşması bekleniyor. Bu konuda ani ve hızlı artışlar da beklenebilir.

Uzun ve sağlıklı yaşamak elbette mükemmel bir gelişme. Emekli maaşlarının bugünkü işçilerin katkıları ile karşılandığı kurumsal anlaşmalar çerçevesinde, az sayıda çalışan çok katkı verirken yaşlı emeklilerin OECD ülkelerinde bütçe oluşumlarında büyük baskılar oluşturduğu gözlenmektedir. Özellikle kamu maaş ödemeleri artarak, toplam sosyal giderler içinde önemli bir yekün haline gelecektir. Bununla birlikte, kamu harcamalarının önemli bir kalemi olan sağlık koruma harcamaları da benzer şekilde yükselecek ve gelecek 50 yılda çok yaşlıların (80 yaş ve üzeri) OECD nüfusu içindeki payı %3’ten %8’e yükseleceğinden bu yaş grubu sağlık koruma hizmetlerinden yararlanacak en büyük kitleyi oluşturacaktır . Bir OECD araştırması; OECD ülkelerindeki 2002 - 2050 yılları arasındaki yaşlı nüfusun bütçe üzerinde yapacağı baskıların, hükümet giderlerine ortalama olarak GSYİH’nın %6’sı kadar ilave bir yük getireceğini ortaya koymuştur.

OECD ekonomilerinin yani zengin toplumların karşılaştığı en önemli yapısal değişimlerden biri yaşlı nüfus ve yavaşlayan nüfus artışı konusudur. OECD yaşlanan nüfus arkasındaki güçleri analiz etmiştir. Bunlardan biri, mevcut durumun sürdürülmesinin isabetli bir tercih olmadığıdır.Bu durum yaşlıların yetersiz emeklilik geliri elde etmelerine sebep olacağı gibi aynı zamanda vergi verenler üzerindeki ağır yükü de artıracaktır. OECD’ye göre çalışma hayatını uzatmak ve geç emekliliği özendirmek gereklidir.Bazı ülkelerde çok düşük olan işgücüne katılım oranlarında artışlar yaşanmasına, özellikle yaşlılar ve kadınlar arasında, çok büyük ihtiyaç vardır. OECD’ye göre bu tür mesajlar net biçimde anlatılmalı ve politika oluşumuna olanak verilmelidir.Aksi halde kamu açıklarını dengelemek için bütçe kısıtlamalarına gidileceğinden, diğer önemli kamu harcama alanlarında kararlı kısıtlamalara gidilmesi veya vergi yükünün artırılması, gelecekteki büyüme hedeflerini ve bu nedenle gelecek nesillerin yaşam standartlarını tehlikeye sokacaktır.

Bununla birlikte tek bir politika girişimi yaşlı nüfusun mali baskılarını tek başına düzeltemez. OECD, ekonomik, mali ve sosyal açılardan geleneksel sınırları kaldıran pek çok cephede sürdürülecek bir hareketin gerekli olduğunu belirtmekte, özellikle, bireylerin işgücünde aktif olarak bulundukları yıllarda artış kaydedilmesinin başarılmasının üzerinde durmaktadır. Bu anlamda erken emeklilik için mali ve özendirilmesi yönündeki diğer teşvikler kaldırılmalı ve yaşlı işçiler için iş imkanları yaratılmasının ve yeteneklerinin geliştirilmesinin yollarının bulunması sağlanmalıdır. Emekli ödemeleri, bütçede kontrol sağlamak ve yaşlı nüfusun sebep olduğu kamu bütçe açıklarını azaltmak konusunda yapılan çalışmalar neticesinde azaltılmalıdır. Emekli maaşlarını ödeme kaynakları, aynı zamanda mali piyasaların altyapısının da genişlemesini sağlayacak olan vergi ve transfer sistemlerinin, fon yatırımlarının ve özel yatırımların bir karışımı olacak şekilde, çeşitlendirilmelidir. Son olarak sağlık ve uzun süreli korumanın daha çok maliyet etkinliği sağlayacak şekilde geliştirilmesinin yolları araştırılmalıdır.

Bu tür reformlara gidilirken düzenlemeden doğacak etkileri en aza indirmek için çok dikkat edilmesine ve kademeli uygulamaya ihtiyaç duyulur. Suistimale asla izin verilmemelidir. Aslında bu durum, karar alıcıların karşılaştığı en büyük mücadele alanlarından biridir. Sorunları önceden görüp çözüme ilişkin reformları oluştursalar bile bunların etkilerinin görülmesi ancak 10 veya 20 yıllık bir süreçte mümkün olabilecektir. Bu kolay bir görev değildir. Reform konusunda geliştirilen bütün tercihler farklı maliyetler ve faydalar getirecek olsalar da, düzenlemenin sonuçları, hem mevcut çalışanlar hem de nesiller arasında önemli etkiler doğurabilecektir. Ancak bazı gelişmeler de kaydedilmiştir. Örneğin, çalışılan ortalama yıl sayısında artışı sağlayacak düzenlemelere doğru adımlar atılmıştır.

Yüksek büyüme oranları ve hızlı verimlilik artışları sağlayacak “Yeni Ekonomi”den yararlanmanın, daha iyi seçenekler sunabileceği, zor kararları daha esnek hale getireceği; gelecek nesillerin daha yüksek gelirli hale gelerek ve bu nedenle yaşlı nüfusun doğuracağı ekonomik yükü daha kolay kaldırabileceği yönünde görüşler de bulunmaktadır. OECD ülkelerinde - ki çoğu zengin ekonomilerdir – uygulanan örnek kurumsal düzenlemeler çerçevesinde yapılan bir çalışmada, önümüzdeki 50 yıl içinde yılda %1’lik büyüme sağlanmasının, emeklilik harcamaları seviyelerinde yaşanacak artışı yavaşlatabileceği ve GSYİH’nın dörtte üçü kadar bir azalma sağlayabileceği ortaya konmuştur. Bu nedenle (yüksek verimlilik artışlarıyla sağlanacak) ekonomik büyümede kaydedilecek çok önemli gelişmeler, yaşlanmanın artan maliyetlerini aza indirebilecektir. Yapısal reformlar konusunda yaşanan politik açmazların giderilmesine, bu nedenle hız verilmelidir. Bununla birlikte, buraya kadar savunulan yüksek büyüme oranlarının yaşam standartlarında gelişme sağlayabileceği ve kamu gelirlerini artırabileceği yönündeki savlar, temel emeklilik reformlarının kapsamını da genişletebilecektir.

Son 10 yılda dikkate değer gelişmeler kaydeden ABD’de yüksek büyüme oranlarını sağlayan fırsatlar, çoğu OECD ülkesinde zaten mevcuttur. Ancak bunların uygulanması için hala önemli politika kararları alınması ve kurumsal değişiklikler gerekmektedir. Bu nedenle, OECD genelinde yüksek büyüme oranları gerçekleştirilmesi mümkün olmakla beraber, yaşlıların yol açtığı yüksek emeklilik yükümlülükleri nedeniyle bu husus sağlanamamaktadır.

Erken emekliliğin teşvik edilerek çalışanların işgücü piyasalarından çekilmelerini kolaylaştıracak teşvikler, herşeye rağmen , özellikle yaşlı işçilerin istihdamının düşük olduğu Avrupa’da, yürürlüktedir. Bu nedenle emeklilik yaşına göre yapılacak yeni düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesine, işsizlik yardımı ve işgöremezlik ödeneğinden faydalanmanın koşullarının daha seçici olacak şekilde yeniden oluşturulmasına, erken emekli aylığı bağlanmasında geçerli olan vergi teşviklerinin kaldırılmasına acil ihtiyaç vardır. Bu tedbirler genel olarak yeni iş yaratma koşulları, özellikle yaşlı çalışanların çalışma koşulları ile birlikte ele alınmalıdır. Ancak bu şekilde artan yaşam beklentisine cevap verecek bir emeklilik yaşının belirlenmesi mümkün olabileceği gibi, yaşlanan nüfusun bütçe üzerindeki baskılarının da bir miktar azalması ve böylece genç ve yaşlı nesillerin yaşam standartlarında ileriye dönük iyileşmeler sağlanabilecektir.

TÜRKİYE İÇİN DEĞERLENDİRME

Görüldüğü gibi Avrupa Birliği başta olmak üzere çok sayıda ülkede son on yılın en önemli ekonomik sorunlarından birini sosyal güvenlik sistemleri oluşturmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği'nde sosyal güvenlik sistemlerinde sorun, nüfusun yaşlanması ve işgücünün aynı kalması nedeniyle aktif sigortalı başına emekli oranının yükselmesinden kaynaklanmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde sosyal refah devleti anlayışının sonucu aylık ve ödemelerdeki hızlı artışlar, nüfusun yaşlanması, doğumların azalması, sürekli ve yüksek oranlı işsizlik, sağlık hizmetlerinin maliyetindeki artışlar ve aile yapısındaki değişiklikler sosyal güvenlik sistemlerinin finansman yükünü arttırmış bunlar da sistemi krize sürüklemiştir.

Bu nedenle Kıta Avrupası’nın sosyal devlet anlayışı çağdaş ekonomik gerçekler paralelinde gözden geçirilmektedir.
Sosyal güvenlik sistemi, ülkemizde de büyük bir kriz içindedir. Ancak bunun sebebi Avrupa ülkelerine göre bambaşkadır. Türkiye’deki sosyal güvenlik krizinin temelinde, ekonominin imkanlarını dikkate almayan popülist hükümet icraatları bulunmaktadır.

Avrupa yaşlı nüfus sorunu yaşamakta, oysa ülkemizde tam tersi, genç nüfus hakim bulunmaktadır. Sosyal güvenlik sistemini sürdürülemez noktaya getiren başlıca icraat, 1992 yılında emeklilik yaşının azaltılması olmuştur.

Türkiye' de sosyal sigorta programlarının kapsadığı nüfusun toplam nüfusa oranı 10 yılda 20 puan yükselmiştir. 1990 yılında %67 olan sigortalı nüfus oranı 2000 yılında %87’ye yükselmiştir. 1990 yılında sağlık hizmetleri bakımından toplam nüfusun %61’ine ulaşılırken bu oran 2000 yılında %83' e çıkmıştır.

Aktif sigortalılar ile pasif sigortalılar arasındaki denge olumsuz yönde gelişmesini sürdürmektedir. Sosyal güvenlik sistemine prim ödeyen aktif sigortalı sayısındaki artış - 1998 yılı hariç - pasif sigortalı sayısındaki artışın gerisinde kalmıştır. 2001 yılında aktif sigortalı sayısı %-6.9 oranında azalırken pasif sigortalı sayısı %6.6 oranında artmıştır. 1997 yılında ortalama 1.77 aktif sigortalıya 1 pasif sigortalı düşerken 2001 yılında bu sayı 1.38' e gerilemiştir.


Tablo 3
SSK’DA AKTİF/PASİF SİGORTALI DENGESİ

Yıllar
İşyeri Sayısı
Zorunlu Sigortalı Sayısı
(I)
Yıllık Artış
(%)
Aylık Alan Sayısı
(II)
Yıllık Artış
%
Aktif/Pasif Dengesi
(I/II)
1997
781.911
4.830.056
-
2.731.793
-
1.77
1998
813.010
5.299.533
9.72
2.926.994
7.1
1.81
1999
769.674
5.005.403
-5.55
3.143.921
7.4
1.59
2000
753.275
5.254.125
4.97
3.332.936
6.0
1.58
2001
723.503
4.886.881
-6.99
3.551.674
6.6
1.38
Kaynak: SSK İstatistik Yıllıkları, 1997-2001

Sosyal Sigortalar Kurumu'nda prim gelirlerinin toplam gelirlere oranı 1997 yılında %80 iken bu oran 2001’de %69’a inmiştir.

Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi üzerine yapılan tartışmalar en çok emeklilik yaşı üzerinde odaklanmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, 1992 yılında çıkartılan erken emeklilik yasası ile, yasal olarak 18 yaşında çalışmaya başlayan kadınlar 38, erkekler ise 43 yaşında emekli olabilir hale gelmişti. Bu hatalı husus 1999 yılında yapılan gerçekçi değişiklik ile düzeltilmiş ve emeklilik yaşı geçiş dönemi hariç 58 ve 60’a yükseltilmiştir. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarih olan 8 Eylül 1999 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların, 58 (Kadın), 60 (Erkek) yaşını doldurmak ve en az 7000 gün prim ödemek, ya da 58 (Kadın), 60 (Erkek) yaşını doldurmak, en az 4500 gün prim ödemek ve 25 yıldan beri sigortalı olmak koşulu ile emekli olabilecekleri şeklinde düzenlemeye gidilmiştir. Bu, 3246 sayılı Kanundan sonra, yaşlılık aylığı konusundaki en kapsamlı düzenlemedir

Tablo 4
YAŞLILIK AYLIĞI BAĞLANAN SİGORTALILARIN
DAĞILIMI VE YAŞ ORTALAMALARI

Yıllar
Yıl İçinde Yaşlılık Aylığı Bağlanan Sigortalı Sayısı
Ortalama Yaş
Kadın
Erkek
Toplam
1997
179.951
47
50
49
1998
181.999
47
50
49
1999
198.879
47
49
49
2000
188.628
47
49
49
2001
209.281
49
49
49
Kaynak:SSK İstatistik Yıllıkları, 1997-2001

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sigortalı olarak çalışmakta olanlar için de kademeli geçiş öngörülmüş ve 4759 sayılı kanunla yeniden düzenlenmiştir.

Ancak yeni düzenlemenin finansman dengesine olumlu yansıması zaman alacaktır. Nitekim, emeklilik aylığı almak için başvuranların ortalama yaşına ilişkin SSK İstatistiklerine göre, 2001 yılı itibariyle SSK’da fiili ortalama emeklilik yaşı, erkek ve kadınlarda 49’dur.

Emeklilik yaşının belirlenmesinde, ortalama hayatta kalma süresinin bilinmesi önem taşır. DPT’nin verilerine göre doğuşta yaşam beklentisi 68.55’tir. Ancak 10 yaşında bu rakam 71.84, 20 yaşında 72.47, 40 yaşında 73.89, 50 yaşında 75.03 olmaktadır. Ortalama emekli yaşının 50 olduğu ve 50 yaşında yaşam beklentisinin ortalama 75 yaş olduğu düşünülürse, Türkiye’de emeklilik sonrası ortalama maaş alma süresi 25 yıldır. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, bu sürelerin uluslararası ölçülerin çok üzerinde olduğu görülmektedir.

SSK’da işçi ve işveren kesimlerinin yönetimdeki inisiyatiflerinin artması ve ekonominin imkanlarını aşan politik müdahalelerden kaçınılması ülkemiz için önem taşımaktadır.

Kaynaklar:

· “Tackling The Economic Consequences Of Aging”, OECD Observer, 25 Eylül 2001
· “Increasing Employment: the Role of Later Retirement”, OECD Observer, 5 Aralık 2002.
· OECD Economic Outlook, December 2002.
· “Retiring later makes sense”, OECD Observer, 13 Ocak 2003.
· “TÜSİAD'ın Sosyal Güvenlik Raporunun Ardından” http://www.cmis.org.tr/dergi/1mak981.htm
· TİSK XXI.Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu, Bölüm :6 s. 195 “Sosyal Güvenlik Yasalarımız”
· “Sosyal Güvenlik Sisteminin Yeniden Yapılandırılması Tartışmaları ve Çözüm Önerileri” * http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/teblig/97/ayse.pdf
· DPT, Ekonomik ve Sosyal Göstergeler, (1950-2001)
· SSK İstatistik Yıllıkları, 1997-2001
· Deniz Gökçe, “ Daha uzun yaşıyoruz ama yaşayamıyoruz!”, 3 Ocak 2003 Akşam Gazetesi

MAYIS 2003