“TEK ÇATI YAKLAŞIMI” SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİMİZ İLE İLGİLİ EN ÖNEMLİ VE ACİL MESELE DEĞİLDİR
Prof. Dr. Yusuf ALPER
Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 59. Cumhuriyet Hükümetinin Hükümet
Programı ve Acil Eylem Planı çerçevesinde, sosyal güvenlik sistemimiz ile
ilgili olarak Bakanlık bünyesinde yürütülen çalışmalar hakkında kendi Web
sayfasında, 15.01.2003 tarihi itibarıyla yayınladığı ve konu ile ilgili
olanlardan da görüş ve önerilerin beklendiği “Sosyal Güvenliğin Tek Çatı
Altında Toplanması ve Genel Sağlık Sigortasının Oluşturulması” başlıklı
ön çalışma veya taslak, bu konu ile ilgili olarak aslında çok yeni
olmayan tartışmaları yeniden başlatacak gibi görünmektedir. Çok kısa olarak
bu çalışmayı değerlendirmek gerekirse;
Hükümetin sosyal güvenlik alanında Türk sosyal güvenlik sisteminin kurumsal
yapısını yeniden ve kapsamlı şekilde değiştirmeyi öngördüğü ve bu çerçevede,
· Bütün sosyal güvenlik sistemini ÇSGB bünyesinde toplamayı, bütünleştirilmiş
bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma amacı doğrultusunda sağlık
sigortası sistemi, emeklilik sigortaları sistemi, işsizlik sigortası sistemi
ve sosyal hizmetler ve yardım sisteminden oluşan 4 ayaklı bir yeni sistem
oluşturmayı, planladığı dikkat çekmektedir. Yine bu çalışmada, sosyal güvenlik
alanında ortak bir kurumsal yapı oluşturma ve işleyiş ile ilgili bu düzenlemenin
hizmeti esas alan bir model olduğu, sistemin hayata geçirilmesi halinde
sağlık sigortasız kimse kalmayacağı, sağlıkta hizmet sunumu ile finansmanın
ayrılacağı, emeklilik sigortalarında külfet-nimet dengesinin sağlanarak
norm birliği sağlanacağı, birleştirilmiş merkez ve taşra teşkilatlarının
vatandaşa etkin bir hizmet sunacağı, sistemde mükerrerlikleri önleyeceği
ve nihayet sosyal hizmetlerde etkinlik sağlayacağı belirtilmektedir.
· Bu konudaki çalışmalarla ilgili olarak, Başta ÇSGB olmak üzere 4 bakanlık,
2 müsteşarlık, 3 sosyal sigorta kurumu, sosyal güvenlikle ilgili diğer
kurumlar, üniversiteler ve ilgili sosyal taraflardan oluşan 19 ayrı kesimin
katılımı ile 8 ayrı komisyon kurulduğu belirtilmekte, bu çalışmaların
1.1.2004 tarihinde uygulamaya geçirilecek şekilde ilk 4 ay içinde fizibilite
çalışmalarının tamamlanacağı (15 mayıs 2003), ikinci 4 aylık dönemde mevzuat
çalışmalarının gerçekleştirileceği ve son 4 aylık dilimde de yasal
düzenlemelerin gerçekleştirileceği belirtilmektedir.
Bakanlığın bu alandaki çalışmalarının gerçekleştirilmesi ve hayata geçirilmesi
ile ilgili değerlendirmelerden önce sosyal güvenlik sistemimizin bugün
hangi noktada olduğunun bilinmesi konu ile ilgili değerlendirmelerin sağlıklı
şekilde yapılmasına olumlu katkıda bulunacaktır.
· Türk sosyal güvenlik sisteminin ve özellikle sosyal sigorta kurumlarının
ciddi problemleri olduğu 1990’lı yıllar boyunca, bütün sosyal tarafların
katılımı ile kamuoyunda yoğun olarak tartışılmış ve bu tartışmalar sonucunda
8.9.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun ile başlayan kapsamlı kurumsal
ve yasal düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.
· 4447 sayılı Kanun, işsizlik sigortasının ilk defa kurulmasının
ötesinde, sosyal sigorta kurumları arasında norm ve standart birliği sağlamaya
yönelik çok önemli düzenlemeler getirmiştir. Emeklilik yaşı her üç kurumda
aynı yaşa getirilmiş, prime esas kazançların belirlenmesi, aylıkların hesaplanması
ve artırılması konusunda özellikle SSK ve Bağ-Kur bakımından sigortacılık
ilkelerine uygun düzenlemeler yapılmış, başta sigortalıları önceden bildirme
olmak üzere kayıt dışı çalışmayı önleyici bir dizi tedbir alınmıştır. Bu
tedbirlerin genel özelliği, finansman krizini çözmek üzere gelirleri artırma
ve giderleri kısma amacına yönelik olmasıdır. Ancak, T.C. Emekli Sandığı,
emeklilik yaşı ile ilgili düzenlemeler dışında bütün değişikliklerin dışında
tutulmuş, “istisnai” bir kurum olarak kalmaya devam etmiştir.
· Bu alanda yapılan ikinci önemli değişiklik sistemin kurumsal yapısı
ile ilgili olmuştur. Nitekim, bu çerçevede ekim 2000 tarihinde birbirini
takip eden 4 KHK ile sosyal sigorta kurumları, SSK ve Bağ-Kur’un idari
yapıları yeniden şekillendirilmiş, İş ve İşçi Bulma Kurumu Türkiye İş Kurumu
haline dönüştürülmüş ve bu kurumlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere
bir üst kurum olarak Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmuştur. Kurumsal yapı
ile ilgili düzenlemelerde dikkati çeken en önemli husus, T.C. Emekli Sandığının
bu yeni yapılanma içinde yer almaması, Türkiye İş Kurumu bir sosyal sigorta
kurumu! olarak kabul edilirken, Sandık yine Maliye Bakanlığı bünyesinde
kalmıştır.
· Sosyal güvenlik sistemi ile ilgili bir önemli değişiklikte 2001 yılından
itibaren yasal ve kurumsal yapısı oluşturulan Bireysel Emeklilik Sistemi
olmuştur. 1999 yılı itibarıyla yapılması düşünülen değişikliklerden yalnızca
sosyal yardım ve hizmetlerle ilgili alan eksik kalmıştır.
Bir çok kişi tarafından “sosyal güvenlik reformu” olarak adlandırılan
bu değişikliklerden sonra aşağıdaki gelişmeler olmuştur:
· 4447 sayılı Kanunla getirilen tedbirler ve özellikle prime esas kazançların
sabırsızlıkla kasa bir sürede ve önemli ölçüde yükseltilmesi sonucu
2000 yılının ilk yarısında Sosyal sigorta kurumlarının mali yapılarında
bir iyileşme sağlanmış, hatta temmuz 2000 tarihinden itibaren SSK hazine
yardımına ihtiyaç duymayacak bir noktaya gelmiştir. Ancak, kasım 2000 ve
şubat 2001 krizi ile bütün ekonomik göstergeler tersyüz olmuş, sosyal sigorta
kurumlarının mali yapıları yeniden bozulmuş ve 4447 öncesinden daha kötü
bir hale gelmiştir. Özellikle 2001 yılında sigortalı sayısındaki azalma
bütün dengeleri bozmuştur. Finansmanla ilgili olarak sosyal sigorta kurumlarının
gelirlerinde, harcamalarında, prim tahsilat oranlarında herhangi bir iyileşme
sağlanamamıştır. Nitekim, 2003 yılı bütçesinden sosyal güvenlik kurumlarına
aktarılacak 14.6 katrilyon TL bu durumun en belirgin göstergesidir ve sosyal
güvenlik açıkları hala bütçe açıklarının % 30’undan, bütçenin de % 10 undan
daha fazladır. Bu miktarın, daha önceleri olduğu gibi yıl sonuna kadar
artacağı da kesindir.
· Bu arada mutlaka gözden kaçırılmaması gereken bir husus, sosyal sigorta
kurumları arasında mali yapısı en problemli olan Kurumun, bu tartışmaların
odağından uzak tutulan Emekli Sandığı olduğu gerçeğidir. Yalnızca
1.3 milyon kişiye sosyal güvenlik garantisi sağlamasına rağmen, Emekli
Sandığına aktarılan kaynak (faturalı ödemeler dahil) SSK ve Bağ-Kur’dan
daha fazladır. Mali yapı bakımından, özellikle sağlık sigortası ile ilgili
giderler bakımından Bağ-Kur ikinci kötüyü oluşturmakta, bu kurumları SSK
takip etmektedir. Aslında, kapsamına aldığı nüfus dikkate alınırsa, bütçeden
yapılan transferin en haklı gerekçesi SSK için söz konusudur. Yaşanan mali
kriz, daha önceki yıllarda olduğu gibi gerçekte sistemin problemlerine
kalıcı çözümler getirmeyen, yeni sigortalı istihdam edenler için karmaşık,
anlaşılması güç ve yoğun bir bürokratik işlem gerektiren teşvik edici önlemler
alınması ve prim affı gibi uygulamalarını gündeme getirmiştir.
· Emeklilik yaşı ile ilgili düzenlemeler Anayasa Mahkemesince iptal
edilmiş, iptale uygun düzenlemeler ancak mayıs 2002 sağlanarak bu konu
ile ilgili sorun çözülebilmiştir.
· Sosyal güvenlik sistemimizle ilgili en tiraji-komik gelişme kurumsal
yapı ile ilgili düzenlemelerde söz konusu olmuş, 616, 617, 618 ve 619 sayılı
KHK’lerin çıkarılmasına gerekçe oluşturan 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali
ile söz konusu KHK’ler de Anayasa Mahkemesi tarafından 6, 9 ve 12 aylık
süreler içinde gerekli düzenlemeler yapılması şartıyla iptal edilmiştir.
Aradan geçen 2 yıllık süreye rağmen bu alanda herhangi bir gelişme olmamış,
yaklaşık 50 milyonluk bir nüfus kesimine hizmet veren SSK, Bağ-Kur ve Türkiye
İş Kurumunun kurumsal yapısının varlığı-yokluğu meselesi çözülememiştir.
Belki biraz ayrıntı gibi, fakat bu KHK’lerle birlikte getirilen 506 ve
1479 sayılı sigorta kanunlarında askerlik borçlanması gibi sigorta hukuku
ile ilgili düzenlemelerin de akıbeti tartışma konusu olmuştur. Söz konusu
KHK’lerle ilgili yasal düzenlemeler, Meclis gündeminin yoğunluğu dolayısıyla
bir türlü gündeme alınamamıştır.
· 4447 sayılı Kanunla getirilen işsizlik sigortası Mart 2002 tarihinden
itibaren işsizlik sigortası ödeneği vermeye başlamış, nisan 2003 itibarıyla
bu hizmetten faydalanan kişi sayısı 60 bine ulaşmıştır. Bu sayı yetersiz
olmakla birlikte, yapılacak düzenlemelerle kapsamın genişlemesi söz konusu
olabilecektir. En parlak gelişme İşsizlik Sigortası Fonunda biriken parada
ve değerlendirilmesinde olmuş, sosyal güvenlik fonlarının yönetimi ile
geçmiş dönemlere ait olumsuz tecrübenin yıkılmasında, en azından
şu ana kadar, ciddi bir katkıda bulunmuştur.
· Haziran 2003 tarihinden itibaren fiilen başlayacak olan bireysel emeklilik
sisteminin geleceği ise önümüzdeki birkaç yıl içinde daha açık olarak görülecektir.
Bütün bu gelişmeleri özetlemek gerekirse, geçen 4 yıla yakın süreye
rağmen, getirilen düzenlemelerin temel konusunu oluşturan finansman krizi
bakımdan “sosyal güvenlik cephesinde değişen fazla bir şey yok” demek çok
yanlış olmayacaktır.
Gelinen bu noktada, sosyal güvenlik sisteminin “tek çatı altında
toplanması” ile ilgili tartışmaları başlatmak ve siyasi iktidarın ve kamuoyunun
bütün enerjisini bu alanda harcamak, zamanlama bakımından stratejik bir
hata olacaktır. Çünkü:
· “Tek çatı altında toplanma” kamuoyu ve özellikle sigortalılar için
herkesin en iyi durumda olan esas alınarak kendi durumunun iyileştirileceği
beklentisine girmesini ifade etmektedir. Bu bakımdan Bağ-Kurlu ve SSK’lı
için tek çatı, Emekli Sandığının sahip olduğu haklara sahip olmaktır ve
aylıkların bu anlamda yükseltilmesidir. Şu anda, bu kurumlar farklı olduğu
için sigortalıların bu konudaki taleplerini bir dereceye kadar frenlemek
mümkün olmuştur. Ancak, öngörülen şekilde bütün sigortalıların aynı kurumda
toplanması bu talepleri güçlendirecek, aynı çatı altında toplanmış sigortalılar
arasındaki farklı uygulamaları savunmak mümkün olmayacaktır. Bu talepleri
karşılayacak mali imkanlar bugün için yoktur, zaten Hükümet de böyle bir
hesaplama yapma içine girmemiştir.
· Sosyal güvenlik sistemlerinin geriye ve ileriye yönelik çok uzun dönemli
etkileri vardır. Nitekim, 4447 sayılı Kanunla getirilen yaşlılık sigortasının
bütün hükümleriyle yürürlüğe girmesi ancak 20 yıl sonra mümkün olabilecektir.
Kurumların birleştirilmesi halinde özellikle aylıkların hesaplanması ile
ilgili esasların eski ve yeni sistem bakımından çok uzun süre yürürlükte
kalması söz konusu olacaktır. Türk sistemi, bu çoklu sistemin kayıtlarını
düzenli ve sağlıklı şekilde tutacak alt yapıya sahip değildir.
· Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması ile ilgili
kayıt sistemi ve veri tabanına sahip değildir. Emekli Sandığı dışındaki
kurumlarda, zaman zaman önemli hak kayıplarına, kaçaklara veya suistimallere
yol açan kayıt ve veri eksiklikleri vardır. En basitinden, sosyal
sigorta kurumları, bizzat sağlık karnesi vererek sağlık yardımı sağladığı
geçindirmekle yükümlü olunan aile fertleri sayısı ile ilgili kesin bir
sayıya sahip değildir. Ancak, tahmin yöntemi ile bu rakamlara ulaşılmaktadır.
Sosyal güvenlik hakkının özü ile ilgili olmayan yalnızca uygulama ve şekil
esasları ile ilgili olan sağlık karnesi verilmesi ve aylıkların ödenmesi
ile ilgili sıkıntılar, ölüm aylığına hak kazanan hak sahiplerinin belirlenmesindeki
güçlükler, prim gün sayılarının sağlıklı olarak kişisel kayıtlara geçmesi,
hizmetlerin birleştirilmesi gibi rutin işlerde bile güvenilir bir veri
tabanı oluşturulamadığını açık ortaya koymaktadır. Zaman zaman ileri sürülen
400 bin kişinin haksız yere kurumlardan aylık aldığı iddiası ciddi bir
iddiadır ve bürokratik alt yapı ile ilgilidir. Zorunlu tasarruf gibi, çok
daha basit kayıt esasına dayanan bir uygulamanın tasfiyesi esnasında yaşanan
sıkıntılar göz önüne alınırsa, kişilerle ilgili olarak ortalama 40-70 yıl
arasında kayıt tutulması gereken sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelerde
ortaya çıkacak aksaklıklar korkutucudur.
· Sosyal güvenlik sistemlerinin kurumsal yapısını belirleyen önemli
süreçlerden birisi de tarihi gelişim süreci içindeki yapılanmasıdır. Türk
sosyal güvenlik sistemi tarihi gelişim süreci içinde, sosyal sigortaları
esas alan ve çalışanların statü farklılıklarına dayanan bir kurumsal yapıya
sahip olarak oluşturulmuştur. Bu yapıyı değiştirmek kolay değildir ve şart
da değildir. Nitekim, birçok batılı ülkede yaşlılık sigortası farklı
sosyal sigorta kurumları tarafından sağlanmaktadır. Değişim, iki yönlüdür,
her zaman olumlu sonuçlar vermeyebilir. Türkiye Kurumsal yapılanma bakımından
“sil baştan” yapmanın ek maliyetine katlanmak zorunda kalmamalıdır. Kaldı
ki, sosyal sigorta kurumlarının birleştirilmesi tabandan gelen bir talep
değildir.
· Sosyal güvenlik alanında bir birleştirme söz konusu olacaksa, en kolay
savunulabilecek alan genel sağlık sigortası oluşturulması ile ilgili olacaktır.
Ancak, sağlık hizmetleri arzındaki yetersizlik ve hizmet arzındaki mevcut
çok başlı ve kökleşmiş yapı bu sigorta kolunun hayata geçirilmesine yönelik
olarak öncelikle bu sektör mensuplarınca ciddi bir direnci de beraberinde
getirecektir. Öte yandan, SSK ve Devlet hastanelerinde hizmet sunumu
ile ilgili problemler bir yana, sağlık karnesi verilmesindeki ve yeşil
kart uygulamasındaki problemler dikkate alınırsa genel sağlık sigortasının
hayata geçirilmesi, bu sistemi 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren
uygulayan İngiltere’de yaşanan ağır bürokratik yapı ve hantal işleyişi
de beraberinde getirecektir. Sistemin hayata geçirilmesi ile ilgili ilave
maliyet ÇSGB’nın söz konusu raporunda belirtilen 7.9 milyar dolarlık maliyetin
kesinlikle çok üzerinde olacaktır.
· Öte yandan, Türkiye sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında
toplanmasını sağlayacak sağlıklı verilere sahip değildir. Bugün, 5 yılda
yapılan sayımlara rağmen nüfusla ilgili verilerimiz kesin değildir. Ekonominin
ve çalışanların yarısına yakını kayıt dışında çalışmaktadır. Vatandaşlık
numarası henüz kamu kurumları ile ilişkide bulunanlardan istenen ilave
bir bilgi olmaktan öteye herhangi bir fonksiyon taşımamaktadır.
Bu noktada, sosyal güvenlik sistemimizin tek çatı altında toplanması
ilgili çalışmalardan önce yapılması gerekenleri de esas olarak şu başlıklar
altında toplamak mümkündür:
· 4447 sayılı Kanunla sosyal sigorta kurumları arasında norm ve standart
birliği sağlama konusunda önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bunların tam
anlamıyla hayata geçirilmesi için geçmesi gereken zamanı beklemek ve yine
sırada da diğer alanlarda norm ve standart birliğini sağlayıcı ilave düzenlemeleri
yapmak gerekmektedir. Bu noktada, ilk müdahale edilmesi gereken alan Emekli
Sandığı ile ilgili olacaktır. Gerek primlerin hesaplanması, gerekse aylıkların
hesaplanması konusunda Sandık bir sosyal sigorta kurumu olma vasfına kavuşturulmalıdır.
Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanmasının önündeki en
ciddi engel Emekli Sandığı’nın yapısı ve işleyişinden kaynaklanmıştır.
· 618 sayılı KHK ile oluşturulan Sosyal Güvenlik Kurumu, eğer yasal
düzenlemeler tamamlanırsa, biraz zaman almakla birlikte, sosyal güvenlik
kurumları arasında norm ve standart birliğinin sağlanması ile ilgili önemli
fonksiyonlar görebilecektir. Aynı şekilde, eğer sistemin yeniden yapılandırılması
gerekirse istatistiki veri temini dahil alt yapı ile ilgili çalışmalar
yine bu kurum tarafından gerçekleştirilebilecektir. Öncelikle bu kurumu
hayata geçirmek ve yeniden yapılanma ile ilgili çalışmaları bu Kurum gözetiminde
yapmak gerekir.
· 4447 sayılı Kanunla, kayıt dışı çalışmayı önleyecek önceden bildirim
gibi önemli tedbirler getirilmiştir. Ancak, kriz ve denetim yetersizliği
arzu edilen sonucun alınmasını önlemiştir. Öncelikle bu düzenlemelerin
hayata geçirilmesi ve kayıtdışı çalışmanın azaltılmasına yönelik çalışmalara
ağırlık verilmelidir.
· Sosyal sigorta kurumlarının temel problemi kayıt dışı çalışmadır ve
bunun sebeplerinden birisi de prim yükünün yüksekliğidir. Bu çerçevede,
geçici sürelerle anlaşılması güç ve ağır bürokratik işlemler gerektiren
yeni işe alınanların primlerinin belirli bir yüzdesinin devlet tarafından
ödenmesi gibi teşvik edici olduğu ileri sürülen tedbirler yerine, işsizlik
sigortasına olduğu gibi, devlet üçüncü taraf olarak ve doğrudan prim ödeyerek
sosyal güvenliğin finansmanına katılmalıdır. Bu katılma, sigortalı ve işverenin
prim ödemiş olma şartına bağlı olması, çalıştırılan işçi sayısının artışına
bağlı olarak artan oranlı olması gibi zorlayıcı ve teşvik edici unsurlarla
hayata geçirilirse kayıt dışının azalması konusunda ciddi katkılarda bulunacaktır.
Devletin prim ödeyerek sisteme katılması ile işveren ve sigortalı için
oluşacak katlanılabilir bir prim yükü, kayıtlı çalışmayı teşvik edecektir.
· Sosyal güvenlik kurumlarının yeniden yapılanması bir yana ilk ve acil
olarak yapılması gereken hususlardan birini de yeni İş Kanunu ile getirilen
değişikliklerin sosyal sigorta sistemine etkilerini düzenlemeye yönelik
mevzuat çalışması olmalıdır. Kısmi ve kısa süreli çalışma, çağrı üzerine
çalışma, analık izinlerinin uzatılması, ödünç iş ilişkisi ve özel istihdam
bürolarının oluşturulması gibi sigorta uygulamalarını etkileyecek değişiklerin
sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasına yönelik etkilerini düzenleyen
yasal değişiklikler bir an önce yapılmalıdır.
· Vergi borçlarının “vergi barışı” projesi ile yeniden düzenlenmesi,
sosyal güvenlik primleri konusunda da benzer bir düzenleme yapılması beklentisini
doğurmuştur. Prim borçları ile ilgili düzenleme, bugün için en öncelikli
konulardan biri olarak kamuoyunun gündeminde durmaktadır. İşveren ödemese
bile sosyal sigorta kurumlarının sosyal güvenlik yükümlülüklerini eksiksiz
olarak yerine getirmeleri, primleri vergilere yaklaştırmıştır. Uzun dönemde
bu konunun da bir şekilde yeniden ele alınması gerekmektedir.
Ne kastedildiği herkes için farklı olmakla birlikte,, tek çatı yaklaşımı,
olumlu ve olumsuz yönleri ile sosyal güvenlik sisteminin kurumsal yapısı
ile ilgili farklı bir yaklaşımı oluşturur. Bu yaklaşım Türkiye için de
tartışılabilir. Ancak bu tartışma bugünün en öncelikli ve acil konusu değildir
ve esas olarak da sosyal sigorta kurumlarının mali yapıları güçlendirildikten
ve sağlıklı ve güvenilir bir veri ve kayıt sistemine sahip olduktan
sonra, ekonominin gelişmenin yüksek olduğu dönemlerde gündeme getirilmelidir.
MAYIS 2003
|