SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDE REFORM
A. Tuncay TEKSÖZ
Hazine Müsteşarlığı Sosyal Güvenlik ve İstihdam Dairesi Başkanı
Ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin sorunu gelişmiş ülkelerdeki gibi
nüfusun yaşlanması ve hayatta kalma beklentisinin yükselmesi gibi demografik
kökenli değildir. Temel sorun genç bir toplum olmamıza rağmen aktüeryal
dengelerin yeterince gözetilmemesi ve kurumsal yetersizlikler gibi nedenlerden
kaynaklanmaktadır. Nitekim sistemdeki sorunlar 1999 yılına kadar katlanarak
artmış ve sürdürülemez bir boyuta ulaşmıştır.
Bu nedenle 1999 yılında sosyal güvenlik sisteminde uzun dönemli aktüeryal
dengelerin yeniden tesisi ve kurumsal etkinliğin sağlanmasına yönelik bir
dizi reform uygulaması başlatılmıştır.
Reformun birinci aşaması ile sosyal sigorta parametrelerinin yeniden
tasarımı yapılmış böylece daha çok prim ödeyenin daha çok emekli aylığı
aldığı bir sistem oluşturulmuştur. Emekli aylıkları enflasyona endeksli,
reel alım gücünün korunduğu bir ödeme haline gelmiştir. Ayrıca yasa ile,
kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilmiştir. Bununla birlikte
İşsizlik Sigortası uygulaması hayata geçirilmiş, işsizlik ödeneğinin yanısıra
yeni bir iş bulma, meslek edindirme ve geliştirme eğitiminin verilmesi
sağlanmıştır.
Reformun ikinci aşamasında ise kamu emeklilik programlarını tamamlayıcı
nitelikte bireysel emeklilik programı hayata geçirilmiştir. Bununla birlikte,
sosyal güvenlik kurumlarının idari ve organizasyonel olarak yeniden yapılandırılmaları,
dağınık yapıda olan sosyal yardım ve sağlık sistemlerinin yeniden yapılandırılmaları
amaçlanmıştır.
Aşama aşama hayata geçirilen sosyal güvenlik reformu ile sosyal güvenlik
kurumlarının reform öncesi açıklarının daha fazla artmaması amaçlanmıştır.
Sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin olarak Uluslararası Çalışma Örgütü
tarafından 1996 yılında gerçekleştirilen çalışmada 1999 yılında başlandığı
gibi reform hareketlerinin olmaması durumunda sadece emeklilik sistemi
açıklarının 2050 yılında GSMH’nin %14’ü seviyesine ulaşacağı tahmin edilmiştir.
(Grafik 1)

Reformun ilk etkilerinin görülmeye başlandığı 2000 yılında sosyal güvenlik
kuruluşların açıklarında önemli bir iyileşme gözlenmiş ve açıkların GSMH’ye
oranı %3.75 seviyesinden % 2.57’e kadar gerilemiştir. Ancak 2001 ve 2002
yıllarında ekonominin genelinde yaşanan daralma, reel ücretlerdeki düşüş
vb. nedenlerle bu oran 2002 yılında artarak %3.54 seviyesine ulaşmıştır.(Tablo
1, Grafik 2). İçinde bulunduğumuz 2003 yılında ise sosyal güvenlik kuruluşlarının
mali yapılarının iyileştirilmesi amacıyla çalışmaları devam eden bir dizi
gelir artırıcı, gider azaltıcı tedbirler hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Bu süreçte
sosyal güvenlik sisteminin %56’sına hizmet götürerek en büyük paya sahip
olan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ise önemli bir yeri vardır. 1999 yılında
ilk aşama olarak hayata geçirilen parametrik reformlar Kurumun finansman
dengesi üzerindeki etkisini çok çabuk göstermiştir. Bütçeden aktarılan
transferlerle kapatılan finansman açığı 1999 yılında GSMH’nin %1.41 ini
oluştururken, 2000 yılında %0.32 seviyesine kadar düşmüştür. 2001 ve 2002
yıllarında ise bu oranda tekrar artış olmakla birlikte 1999 yılı seviyesinin
altında kalmaya devam etmiştir. Öte yandan, kurumun yasal zemininin
ve kurumsal reformların tam olarak sağlanamaması, diğer sosyal güvenlik
kurumları ile norm ve standard birliğinin oluşturulmasına yönelik eşgüdüm
içinde yürütülmesi gereken çalışmaların tamamlanamaması gibi nedenlerle
Kurumun idari açıdan karşılaştığı sorunlar devam etmektedir.

Bu nedenle bundan sonraki dönemlerde yapılması gereken sosyal güvenlik
sisteminin uluslararası normlara uygun, adil, anlaşılabilir, istihdamı
teşvik eden ve mali olarak sürdürülebilir, çağdaş bir yapıya kavuşturulması
yönündeki çalışmalara devam edilmesidir. Başlanmış olan parametrik reformların
etkili olabilmesi için kurumsal yönetim reformuna ağırlık verilmelidir.
Genç bir nüfusa sahip ancak gelecekte hızla yaşlanacak olan ülkemizin
sahip olduğu bu fırsatı değerlendirerek fon birikimlerinin oluşturulması
ve bu fonların üretken alanlarda kullanılarak yaşlılık riskine karşı hazırlıklı
olunması ise bir zorunluluktur. Bu nedenle sigortalıların bir tek kamu
sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak yaşlılıklarında sadece emeklilik
geliri elde etmeleri yerine, tasarrufları ölçüsünde ilave bir emeklilik
gelirine de sahip olabilecekleri, gönüllü katılıma dayalı bireysel emeklilik
sistemine tasarruflarını yönlendirmeleri gerek yaşlılıkta yoksulluğun azalması
gerekse yatırımların uzun dönemli finansmanına olanak tanınması nedeniyle
büyük önem taşımaktadır.
MAYIS 2003
|