MAYIS 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDE REFORM

A. Tuncay TEKSÖZ
Hazine Müsteşarlığı Sosyal Güvenlik ve İstihdam Dairesi Başkanı


Ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin sorunu gelişmiş ülkelerdeki gibi nüfusun yaşlanması ve hayatta kalma beklentisinin yükselmesi gibi demografik kökenli değildir. Temel sorun genç bir toplum olmamıza rağmen aktüeryal dengelerin yeterince gözetilmemesi ve kurumsal yetersizlikler gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Nitekim sistemdeki sorunlar 1999 yılına kadar katlanarak artmış ve sürdürülemez bir boyuta ulaşmıştır.

Bu nedenle 1999 yılında sosyal güvenlik sisteminde uzun dönemli aktüeryal dengelerin yeniden tesisi ve kurumsal etkinliğin sağlanmasına yönelik bir dizi reform uygulaması başlatılmıştır.

Reformun birinci aşaması ile sosyal sigorta parametrelerinin yeniden tasarımı yapılmış böylece daha çok prim ödeyenin daha çok emekli aylığı aldığı bir sistem oluşturulmuştur. Emekli aylıkları enflasyona endeksli, reel alım gücünün korunduğu bir ödeme haline gelmiştir. Ayrıca yasa ile, kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilmiştir.  Bununla birlikte İşsizlik Sigortası uygulaması hayata geçirilmiş, işsizlik ödeneğinin yanısıra yeni bir iş bulma, meslek edindirme ve geliştirme eğitiminin verilmesi sağlanmıştır.

Reformun ikinci aşamasında ise kamu emeklilik programlarını tamamlayıcı nitelikte bireysel emeklilik programı hayata geçirilmiştir. Bununla birlikte, sosyal güvenlik kurumlarının idari ve organizasyonel olarak yeniden yapılandırılmaları, dağınık yapıda olan sosyal yardım ve sağlık sistemlerinin yeniden yapılandırılmaları amaçlanmıştır.

Aşama aşama hayata geçirilen sosyal güvenlik reformu ile sosyal güvenlik kurumlarının reform öncesi açıklarının daha fazla artmaması amaçlanmıştır. Sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin olarak Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1996 yılında gerçekleştirilen çalışmada 1999 yılında başlandığı gibi reform hareketlerinin olmaması durumunda sadece emeklilik sistemi açıklarının 2050 yılında GSMH’nin %14’ü seviyesine ulaşacağı tahmin edilmiştir.  (Grafik 1)

Reformun ilk etkilerinin görülmeye başlandığı 2000 yılında sosyal güvenlik kuruluşların açıklarında önemli bir iyileşme gözlenmiş ve açıkların GSMH’ye oranı %3.75 seviyesinden % 2.57’e kadar gerilemiştir. Ancak 2001 ve 2002 yıllarında ekonominin genelinde yaşanan daralma, reel ücretlerdeki düşüş vb. nedenlerle bu oran 2002 yılında artarak %3.54  seviyesine ulaşmıştır.(Tablo 1, Grafik 2). İçinde bulunduğumuz 2003 yılında ise sosyal güvenlik kuruluşlarının mali yapılarının iyileştirilmesi amacıyla çalışmaları devam eden bir dizi gelir artırıcı, gider azaltıcı tedbirler hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
 

Bu süreçte sosyal güvenlik sisteminin %56’sına hizmet götürerek en büyük paya sahip olan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ise önemli bir yeri vardır. 1999 yılında ilk aşama olarak hayata geçirilen parametrik reformlar Kurumun finansman dengesi üzerindeki etkisini çok çabuk göstermiştir. Bütçeden aktarılan transferlerle kapatılan finansman açığı 1999 yılında GSMH’nin %1.41 ini oluştururken, 2000 yılında %0.32 seviyesine kadar düşmüştür. 2001 ve 2002 yıllarında ise bu oranda tekrar artış olmakla birlikte 1999 yılı seviyesinin altında kalmaya devam etmiştir.  Öte yandan, kurumun yasal zemininin ve kurumsal reformların tam olarak sağlanamaması, diğer sosyal güvenlik kurumları ile norm ve standard birliğinin oluşturulmasına yönelik eşgüdüm içinde yürütülmesi gereken çalışmaların tamamlanamaması gibi nedenlerle Kurumun idari açıdan karşılaştığı sorunlar devam etmektedir.

Bu nedenle bundan sonraki dönemlerde yapılması gereken sosyal güvenlik sisteminin uluslararası normlara uygun, adil, anlaşılabilir, istihdamı teşvik eden ve mali olarak sürdürülebilir, çağdaş bir yapıya kavuşturulması yönündeki çalışmalara devam edilmesidir. Başlanmış olan parametrik reformların etkili olabilmesi için kurumsal yönetim reformuna ağırlık verilmelidir.

Genç bir nüfusa sahip ancak gelecekte hızla yaşlanacak olan ülkemizin sahip olduğu bu fırsatı değerlendirerek fon birikimlerinin oluşturulması ve bu fonların üretken alanlarda kullanılarak yaşlılık riskine karşı hazırlıklı olunması ise bir zorunluluktur. Bu nedenle sigortalıların bir tek kamu sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak yaşlılıklarında sadece emeklilik geliri elde etmeleri yerine, tasarrufları ölçüsünde ilave bir emeklilik gelirine de sahip olabilecekleri, gönüllü katılıma dayalı bireysel emeklilik sistemine tasarruflarını yönlendirmeleri gerek yaşlılıkta yoksulluğun azalması gerekse yatırımların uzun dönemli finansmanına olanak tanınması nedeniyle büyük önem taşımaktadır.

MAYIS 2003