MAYIS 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE SORUNLARI

Av. İ. Sancar BAYAZIT
SSK Yönetim Kurulu Üyesi, ÇMİS Genel Sekreteri



 
Yönetim Kurulunun Başkanı ve tüm üyeleri, Genel Kurul tarafından seçilmelidir. Üye sayısı 7’ye indirilerek, 2 üyelik işçi kesimine, 2 üyelik işveren kesimine (özel sektör temsilcisi) verilmeli, diğer 3 üyelik ise siyasi otorite tarafından her bir üyelik için gösterilecek 3 veya 5 aday arasından Genel Kurulca seçilmelidir. Hangi adayların Yönetim Kurulu başkanlığı için aday olduğu da siyasi otoritece belirlenmelidir. İşçi ve işveren kesimleri temsilcilerini kendileri seçerek Genel Kurulun onayına sunmalıdır.
Sosyal Sigortalar Kurumunun, bu günkü personel rejimi ve istihdam politikası da tümüyle değiştirilmelidir. İş tanımları, tanıma uygun personel istihdamı gerçekleştirilirken istihdam edilen personelin katı bir güvence altında bulunması önlenmelidir.
Kurumu giderek şişen ve iktidardaki siyasi partiye göre doldurulan kadrolarla değil, yapısal olarak küçülmüş, nitelik olarak büyümüş ve siyasi etkiden arındırılmış bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun en önemli sorunu değil, en önemli sorunları vardır. Bu sorunların başında da; Kurumun bir yasasının olmaması ve tümüyle siyasi otoritenin emri ve kontrolü altında bulunmasıdır.

YASAL BOŞLUK

Öncelikle; 29.06.2000 tarih ve 4588 sayılı Yetki Kanunu’na istinaden Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kabul edilen 616 sayılı KHK ile “Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı” unvanıyla yeniden yapılandırılmaya çalışılan, ancak Anayasa Mahkemesi’nin 05.10.2000 tarihli kararıyla önce 4588 sayılı Yetki Kanunu’nun, daha sonra da 31.10.2000 tarihli kararıyla 616 sayılı KHK’nın iptali ile hukuki boşluğa düşen ve 2001 yılı Kasım ayından beri Kuruluş Kanunu bulunmayan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bir an önce yasal bir zemine oturtulması şarttır. Bu güne kadar devam eden hukuki boşluk, Kurum faaliyetlerinde büyük aksama ve aksaklıklara neden olmuştur.

ÖZERKLİK

Yasal bir zemin oluşturulurken Sosyal Sigortalar Kurumu’na siyasi otoritenin bakış açısı önem kazanmaktadır. Bu kurum özerk bir kuruluş mudur? yoksa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bağlı bir kuruluşu mudur? Bir kurumun kuruluş kanununda o kurumun “..... kamu tüzel kişiliğine haiz idari ve mali özerkliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi.....” olduğunun yazılı olması o kurumun özerk olduğunu göstermez. Eğer, kurumun 8 kişiden müteşekkil Yönetim Kurulunda 5 üye siyasi otorite tarafından atama yolu ile belirleniyorsa, eğer kurum çalışanlarının Başkan, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları ile Daire Başkanları dahi Genel Kurul ve/veya Yönetim Kurulunca değil siyasi otorite tarafından atanıyorsa özerklikten bahsedilemez.

Siyasi otorite 1999 – 2002 döneminde, 9 Kurum Başkanı atamıştır. Aynı dönemde 15 Genel Müdür Yardımcısına görev verilmiş ve görevden alınmıştır.

Üst kademede, idare ve yönetimde istikrarın olmaması Kurum için ne denli zararlıysa, personelin unvan değişikliklerinde de hiçbir objektif ve geçerli kıstasın bulunmaması ve kadrolara niteliklerine uygun atamalar yerine mevzuata aykırı olarak uzun süreli vekaleten atama, tedviren görevlendirme veya uzun süreli geçici görevlendirmelerin tercih edilmesi o denli zararlı olmaktadır.

Kısaca, Kurumun mevcut bir yasası yoktur ve yönetimde siyasi otoritenin oldukça yoğun bir yönlendirmesi ve baskısı mevcuttur.

Kurumun özerkliğe kavuşturulması için öncelikle Yönetim Kurulunun teşkili ile atama usul ve şartları bu gayeye uygun düzenlenmelidir.

Yönetim Kurulunun Başkanı ve tüm üyeleri, Genel Kurul tarafından seçilmelidir. Üye sayısı 7’ye indirilerek, 2 üyelik işçi kesimine, 2 üyelik işveren kesimine (özel sektör temsilcisi) verilmeli, diğer 3 üyelik ise siyasi otorite tarafından her bir üyelik için gösterilecek 3 veya 5 aday arasından Genel Kurulca seçilmelidir. Hangi adayların Yönetim Kurulu başkanlığı için aday olduğu da siyasi otoritece belirlenmelidir. İşçi ve işveren kesimleri temsilcilerini kendileri seçerek Genel Kurulun onayına sunmalıdır.

Kurul üyeleri, görevleri süresinde nedeni olmadıkça veya keyfi olarak görevlerinden uzaklaştırılmamalıdır.

Ayrıca, Yönetim Kurulu dışında kalan tüm kurum mensuplarının atamaları Yönetim Kurulunun yetkisine bırakılmalıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumunun, bu günkü personel rejimi ve istihdam politikası da tümüyle değiştirilmelidir. İş tanımları, tanıma uygun personel istihdamı gerçekleştirilirken istihdam edilen personelin katı bir güvence altında bulunması önlenmelidir. Son derece bilgili ve ehliyetli, yetenekli personel yanında, bilgisi yetersiz ve hiçbir niteliği olmayan personelin bir arada çalışmasının mahzurları ortadadır. Sağlık personelindeki (doktor, hemşire, ebe ve eczacı gibi) eksiklik yanında, büro personelindeki fazlalık istihdam rejiminin yanlışlığını göstermektedir. Daktilo yazmasını bilmeyen daktilo memurlarının varlığı da, işe alınan personelin işe nasıl girdiğinin bir göstergesidir.

Kurumun teşkilat yapısı; 616 sayılı KHK.’de öngörülen ve bugünkü taslakta da benimsenen yeniden yapılan şekliyle, oldukça genişleyen ve hantallaşan bir şekil almaktadır. Kurumun Sağlık ve Sigorta olarak iki ayrı Genel Müdürlüğe bölünmesiyle, üniteler arasında sağlıklı bir bilgi akışı ortadan kalkmış, etkin bir koordinasyon sağlanamamıştır. Tasarıda aynı teşkilat yapısının korunması bu konudaki aksaklıkların ve kadro şişkinliğinin devam edeceğini göstermektedir. Kurumu giderek şişen ve iktidardaki siyasi partiye göre doldurulan kadrolarla değil, yapısal olarak küçülmüş, nitelik olarak büyümüş ve siyasi etkiden arındırılmış bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bugün, 200’den fazla Sosyal Sigortalar Kurumu çalışanının tüm özlük hakları kurumca ödenerek, başta TBMM olmak üzere Başbakanlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve bazı kamu kuruluşlarında çalıştığı ve hatta bazı araçların tüm masrafları Kurumca karşılanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kullanımında olduğu bir gerçektir. Siyasi otoritenin etkinliğinin kaldırılması ile bu ve benzeri yanlışlıklar ortadan kaldırılabilecektir.

Ancak; Kurumun hazırladığı tasarı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı iki ayrı tasarıdan; ne yazık ki; Kurumun hala bir KİT gibi yönetilmek istendiği gözlemlenmektedir.

SOSYAL GÜVENLİKTE TEK ÇATI

Sosyal Güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında toplanmasının en önemli noktası; bu kuruluşların birer sosyal güvenlik kuruluşu (T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur) olarak Sosyal güvenlik uygulamalarının sigortacılık tekniğine uygun yürütülebilmesi, sağlam ve sağlıklı bir aktüerya sistemine oturtulabilmesidir.

Fikir olarak tek çatı altında toplanabilme fikri hoş gelse de, bunun çok iyi incelenerek sigortacılık ve sağlık bölümlerinin ayrı ayrı gelir ve gider dengelerinin belirlenmesi, finansmanının ve aktüerya hesaplarının yapılması ve hatta demografik yapının da dikkate alınması gerekmektedir. Bu koşulların önünde, işçi ve işverenlerin ve hatta devletin bu tek çatı sistemi için ne gibi yükler altına girebilecekleri de göz önüne alınmalıdır.

Yukarıda görüşlerin ışığı altında, toplumun tümünün Sosyal risklere karşı eşit ölçüde sosyal güvenlik imkanlarından yararlandırılmalarının tek bir merkezden sağlanmasında yarar görülebilir.
 

MAYIS 2003