SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE SORUNLARI
Av. İ. Sancar BAYAZIT
SSK Yönetim Kurulu Üyesi, ÇMİS Genel Sekreteri
|
Yönetim Kurulunun Başkanı ve tüm üyeleri, Genel Kurul
tarafından seçilmelidir. Üye sayısı 7’ye indirilerek, 2 üyelik işçi kesimine,
2 üyelik işveren kesimine (özel sektör temsilcisi) verilmeli, diğer 3 üyelik
ise siyasi otorite tarafından her bir üyelik için gösterilecek 3 veya 5
aday arasından Genel Kurulca seçilmelidir. Hangi adayların Yönetim Kurulu
başkanlığı için aday olduğu da siyasi otoritece belirlenmelidir. İşçi ve
işveren kesimleri temsilcilerini kendileri seçerek Genel Kurulun onayına
sunmalıdır. |
 |
Sosyal Sigortalar Kurumunun, bu günkü personel rejimi
ve istihdam politikası da tümüyle değiştirilmelidir. İş tanımları, tanıma
uygun personel istihdamı gerçekleştirilirken istihdam edilen personelin
katı bir güvence altında bulunması önlenmelidir. |
 |
Kurumu giderek şişen ve iktidardaki siyasi partiye göre
doldurulan kadrolarla değil, yapısal olarak küçülmüş, nitelik olarak büyümüş
ve siyasi etkiden arındırılmış bir yapıya kavuşturulmalıdır. |
Sosyal Sigortalar Kurumu’nun en önemli sorunu değil, en önemli
sorunları vardır. Bu sorunların başında da; Kurumun bir yasasının olmaması
ve tümüyle siyasi otoritenin emri ve kontrolü altında bulunmasıdır.
YASAL BOŞLUK
Öncelikle; 29.06.2000 tarih ve 4588 sayılı Yetki Kanunu’na istinaden
Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kabul edilen 616 sayılı KHK ile
“Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı” unvanıyla yeniden yapılandırılmaya
çalışılan, ancak Anayasa Mahkemesi’nin 05.10.2000 tarihli kararıyla önce
4588 sayılı Yetki Kanunu’nun, daha sonra da 31.10.2000 tarihli kararıyla
616 sayılı KHK’nın iptali ile hukuki boşluğa düşen ve 2001 yılı Kasım ayından
beri Kuruluş Kanunu bulunmayan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bir an önce
yasal bir zemine oturtulması şarttır. Bu güne kadar devam eden hukuki boşluk,
Kurum faaliyetlerinde büyük aksama ve aksaklıklara neden olmuştur.
ÖZERKLİK
Yasal bir zemin oluşturulurken Sosyal Sigortalar Kurumu’na siyasi otoritenin
bakış açısı önem kazanmaktadır. Bu kurum özerk bir kuruluş mudur? yoksa
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bağlı bir kuruluşu mudur? Bir
kurumun kuruluş kanununda o kurumun “..... kamu tüzel kişiliğine haiz idari
ve mali özerkliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi.....” olduğunun yazılı
olması o kurumun özerk olduğunu göstermez. Eğer, kurumun 8 kişiden müteşekkil
Yönetim Kurulunda 5 üye siyasi otorite tarafından atama yolu ile belirleniyorsa,
eğer kurum çalışanlarının Başkan, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları
ile Daire Başkanları dahi Genel Kurul ve/veya Yönetim Kurulunca değil siyasi
otorite tarafından atanıyorsa özerklikten bahsedilemez.
Siyasi otorite 1999 – 2002 döneminde, 9 Kurum Başkanı atamıştır. Aynı
dönemde 15 Genel Müdür Yardımcısına görev verilmiş ve görevden alınmıştır.
Üst kademede, idare ve yönetimde istikrarın olmaması Kurum için ne denli
zararlıysa, personelin unvan değişikliklerinde de hiçbir objektif ve geçerli
kıstasın bulunmaması ve kadrolara niteliklerine uygun atamalar yerine mevzuata
aykırı olarak uzun süreli vekaleten atama, tedviren görevlendirme veya
uzun süreli geçici görevlendirmelerin tercih edilmesi o denli zararlı olmaktadır.
Kısaca, Kurumun mevcut bir yasası yoktur ve yönetimde siyasi otoritenin
oldukça yoğun bir yönlendirmesi ve baskısı mevcuttur.
Kurumun özerkliğe kavuşturulması için öncelikle Yönetim Kurulunun teşkili
ile atama usul ve şartları bu gayeye uygun düzenlenmelidir.
Yönetim Kurulunun Başkanı ve tüm üyeleri, Genel Kurul tarafından seçilmelidir.
Üye sayısı 7’ye indirilerek, 2 üyelik işçi kesimine, 2 üyelik işveren kesimine
(özel sektör temsilcisi) verilmeli, diğer 3 üyelik ise siyasi otorite tarafından
her bir üyelik için gösterilecek 3 veya 5 aday arasından Genel Kurulca
seçilmelidir. Hangi adayların Yönetim Kurulu başkanlığı için aday olduğu
da siyasi otoritece belirlenmelidir. İşçi ve işveren kesimleri temsilcilerini
kendileri seçerek Genel Kurulun onayına sunmalıdır.
Kurul üyeleri, görevleri süresinde nedeni olmadıkça veya keyfi olarak
görevlerinden uzaklaştırılmamalıdır.
Ayrıca, Yönetim Kurulu dışında kalan tüm kurum mensuplarının atamaları
Yönetim Kurulunun yetkisine bırakılmalıdır.
Sosyal Sigortalar Kurumunun, bu günkü personel rejimi ve istihdam politikası
da tümüyle değiştirilmelidir. İş tanımları, tanıma uygun personel istihdamı
gerçekleştirilirken istihdam edilen personelin katı bir güvence altında
bulunması önlenmelidir. Son derece bilgili ve ehliyetli, yetenekli personel
yanında, bilgisi yetersiz ve hiçbir niteliği olmayan personelin bir arada
çalışmasının mahzurları ortadadır. Sağlık personelindeki (doktor, hemşire,
ebe ve eczacı gibi) eksiklik yanında, büro personelindeki fazlalık istihdam
rejiminin yanlışlığını göstermektedir. Daktilo yazmasını bilmeyen daktilo
memurlarının varlığı da, işe alınan personelin işe nasıl girdiğinin bir
göstergesidir.
Kurumun teşkilat yapısı; 616 sayılı KHK.’de öngörülen ve bugünkü taslakta
da benimsenen yeniden yapılan şekliyle, oldukça genişleyen ve hantallaşan
bir şekil almaktadır. Kurumun Sağlık ve Sigorta olarak iki ayrı Genel Müdürlüğe
bölünmesiyle, üniteler arasında sağlıklı bir bilgi akışı ortadan kalkmış,
etkin bir koordinasyon sağlanamamıştır. Tasarıda aynı teşkilat yapısının
korunması bu konudaki aksaklıkların ve kadro şişkinliğinin devam edeceğini
göstermektedir. Kurumu giderek şişen ve iktidardaki siyasi partiye göre
doldurulan kadrolarla değil, yapısal olarak küçülmüş, nitelik olarak büyümüş
ve siyasi etkiden arındırılmış bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Bugün, 200’den fazla Sosyal Sigortalar Kurumu çalışanının tüm özlük
hakları kurumca ödenerek, başta TBMM olmak üzere Başbakanlık, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve bazı kamu kuruluşlarında çalıştığı ve hatta
bazı araçların tüm masrafları Kurumca karşılanmak üzere Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı’nın kullanımında olduğu bir gerçektir. Siyasi otoritenin
etkinliğinin kaldırılması ile bu ve benzeri yanlışlıklar ortadan kaldırılabilecektir.
Ancak; Kurumun hazırladığı tasarı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın
hazırladığı iki ayrı tasarıdan; ne yazık ki; Kurumun hala bir KİT gibi
yönetilmek istendiği gözlemlenmektedir.
SOSYAL GÜVENLİKTE TEK ÇATI
Sosyal Güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında toplanmasının en önemli
noktası; bu kuruluşların birer sosyal güvenlik kuruluşu (T.C. Emekli Sandığı,
Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur) olarak Sosyal güvenlik uygulamalarının
sigortacılık tekniğine uygun yürütülebilmesi, sağlam ve sağlıklı bir aktüerya
sistemine oturtulabilmesidir.
Fikir olarak tek çatı altında toplanabilme fikri hoş gelse de, bunun
çok iyi incelenerek sigortacılık ve sağlık bölümlerinin ayrı ayrı gelir
ve gider dengelerinin belirlenmesi, finansmanının ve aktüerya hesaplarının
yapılması ve hatta demografik yapının da dikkate alınması gerekmektedir.
Bu koşulların önünde, işçi ve işverenlerin ve hatta devletin bu tek çatı
sistemi için ne gibi yükler altına girebilecekleri de göz önüne alınmalıdır.
Yukarıda görüşlerin ışığı altında, toplumun tümünün Sosyal risklere
karşı eşit ölçüde sosyal güvenlik imkanlarından yararlandırılmalarının
tek bir merkezden sağlanmasında yarar görülebilir.
MAYIS 2003
|