MART 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



İŞ YASASI REFORMUNUN DAYANAKLARI: “GÜVENLİK” VE “ESNEKLİK”

Prof. Dr. Nusret EKİN
Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü



Bilgi Çağı’nda farklı olan kazanmakta, bir işyerinde farklı olmayan, bir başka işyerinde farklı olarak nitelendirilebilmekte, çalışan herşeyi bilmek zorunda kalmakta, bütünsel, yetkin, esnek ve çok işlevli çalışma esas olmaktadır.
Temel yaklaşım, işçiyi çıkarmayı, bir işyerinin yaşamını sürdürmesi açısından son çare olarak değerlendirmek, hizmet akdini sürekli koruyarak, çalışma koşullarında esnekliğe dayalı alternatif çözümler üretmektir.
Çok önemli diğer bir yaklaşım ise, sistemi pasif tedbirlerle yaratılmamış bir işte koruma yerine, daha doğal bir mantık içinde, iş yaratarak koruma süreci içine sokmaktır.

GELENEKSEL DÜZENLEMELERDEN ÇAĞDAŞ STANDARTLARA

Günümüzde geleneksel istihdam ilişkileri, yasal süreçler ve uygulamalar tümüyle sorgulanmaktadır. Gelişen ülkeler yeni standartları uygulamada başarısız kalırken, gelişmiş ülkeler ise, hizmet ve bilgi ekonomilerine doğru yol aldıkça, geleneksel düzenlemelerin gittikçe eriyip önemini kaybettiklerini gözlemlemektedir.

Günümüz bakış açıları dikkate alındığında, hizmet sektörleri ve bilgi tabanlı bu yeni “iletişim ekonomileri”, örgütler ve kişiler arası iletişime çok daha büyük önem vermekte ve internet gibi iletişim teknolojileri bu gelişmenin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Uluslararası Endüstri İlişkileri Derneği, Eylül 2003 tarihinde Berlin’de toplanacak olan 13. Dünya Kongresi’nin temel konusunu “Geleneksel İstihdamın Ötesi: İletişim Ekonomisinde Endüstri İlişkileri” olarak seçmiştir. Bu çerçevede, seçilen beş temel tartışma alanı sözkonusudur.

Bunlar sırasıyla “İşletmelerin Yeniden Yapılandırılması: Tartışılmalı, Danışılmalı veya Tek Başına Belirlenmeli / İstihdam İlişkilerinin Değişen Yapısı ve Yeni Çalışma Düzeni / Endüstri İlişkileri ve Küresel Çalışma Standartları / Endüstri İlişkilerinde Örgütsel Aktörler ve Geleceği / Avrupa Bütünleşmesi: Yakınlaşma veya Farklılaşma”, konularıdır.

İŞ YASALARINDA DÖNÜŞÜM: “KORUMADAN”, “ÖNGÖRMEYE”

Bu dönüşümde özellikle ele alınması gereken dikkati çekici sorunlar vardır. Bu sorunlara bakıldığında, iş yaratma fonksiyonu ile istihdam stratejisi arasında, istihdam politikası ile iş hukuku arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusu mudur? Ayrıca, günümüzde iş hukukuna istihdamın teşviki gibi yeni bir fonksiyon yüklenmeli midir? Böyle bir gelişim iş hukukunun esas misyonu olan çalışan insanların korunması fonksiyonundan bir uzaklaşmayı mı ifade eder?

Diğer bir deyişle, iş hukukunun odağı yeni bir yöne mi kaymaktadır? Yoksa, bu yeni baskılara boyun eğmediğinden beklenen sonuçların üretilememesine neden olacak şekilde iş yasası düzeni, iş yaratma politikalarına engel mi olmaktadır? Bu soruları daha da artırmak mümkündür.

Genel olarak bakıldığında, bu kritik sorular tartışılırken, birçok ülkede iş hukukunun ve endüstri ilişkilerinin korumacı bir yaklaşım yanında, rekabet gücünün artırılması ve istihdamın büyümesini teşvik etmek olan farklı bir yaklaşıma kaydığı da gözlenmektedir.

Hatta, bu nedenle Prof. Dr. M. Biagi, modern iş hukukunun “korumadan” (protection), “öngörmeye” (pro-action) yöneldiğini önemle belirtmektedir. “İş Yaratma ve İş Hukuku” başlığı ile yayınladığı kitabında, iş hukukunda bilgi çağı ile ortaya çıkan yapısal değişimlerin boyutlarını tartışmaktadır.

YENİ YAKLAŞIM: “ESNEK GÜVENLİK” (FLEXURITY)

Bu gelişmeler çerçevesinde, değişimi daha da belirgin hale sokmak için, esneklik ve güvenlik kavramlarını uzlaştıran yeni bir kavram ortaya konulmuştur. Değişimler ne olursa olsun, günümüzde iş hukuku esas fonksiyonu olan işyerindeki insanları koruma yaklaşımını bir kenara bırakmış değildir.

Esneklik ise, çağın getirdiği yeni yapılara, daha ileri gelişmelere sıçramak için beklenen uyumun sağlanması anlamına gelmektedir.

Böylece, Prof. Dr. M. Biagi tarafından “esneklik” anlamındaki “flexibility” ile “güvenlik” anlamındaki “security” kelimeleri birleştirilerek “flexurity” yani “esnek güvenlik” kavramı ortaya konmuştur.

İŞ GÜVENCESİNDE GÜNCEL BOYUTLAR

Hızla Değişen Kavramlar

İş güvencesi tartışmaları, modern iş yasalarının en karmaşık, çelişkili alanıdır. Genelde, çalışma hayatındaki koruma fonksiyonunun, çağımızda ihracat, rekabet gücü, esneklik vb. kavramlarla küresel büyüme açısından ele alındığını görüyoruz.

Bazı yazarlara göre, çalışma hayatında ortaya çıkan değişim ile hem “iş” kavramı hem de “güvence” kavramı değişmiştir. Güvenceye almaya çalıştığımız iş kavramı, esnekleşerek yapı değiştirmiş, atipik, standartdışı, geçici, süresi belirli, mevsimlik, kısmi süreli gibi yeni biçimlere dönüşmüştür.

Ayrıca, işçi kavramı da yerini “mavi yakalılar”dan “bilgi işçileri”ne, geleneksel işyeri kavramı ise, bazen yaşanan ev, bazen başka bir şirket veya çalışanın kendi bürosu haline gelmiştir. “Dış kaynak kullanımı” genişlemiş, “alt işveren” uygulaması yaygınlaşmıştır.

“İş Güvencesi”, “Gelir Güvencesi” Tartışmaları

Ortaya çıkan ikinci değişim, sağlanan güvence kavramında görülmüş, “çağdaş sosyal politikalarla”, “iş güvencesi” kavramı, “gelir güvencesi” kavramına ile adeta bütünleşmeye başlamıştır..

Ülke uygulamaları açısından bakıldığında ise, güvenliğe dayalı Japon iş piyasaları ile, rekabete dayalı ABD iş piyasaları genelde iki farklı yaklaşımı temsil etmektedir.

Ya Yukarı Ya Dışarı

Bir başka tartışma alanı, insan kaynakları yönetimindeki yeni bakış açılarıdır. Birçok ülkede “ömürboyu istihdam” sona ererken, her iki sosyal taraf da “ya yukarı, ya dışarı” prensibi uygulamakta, çalışma hayatında alt basamaklar gittikçe kaybolmaktadır.

Bilgi Çağı’nda farklı olan kazanmakta, bir işyerinde farklı olmayan, bir başka işyerinde farklı olarak nitelendirilebilmekte, çalışan herşeyi bilmek zorunda kalmakta, bütünsel, yetkin, esnek ve çok işlevli çalışma esas olmaktadır.

Genelde, liberal bir ekonomide, konjonktürel dalgalanma ve kriz dönemlerinde sosyal tarafların kendi çözümlerini kendilerinin üretmesi öngörülmekte, diğer bir deyişle, “yabancılaşma”ya dayalı ilişkilerin yerini, “bütünleşme” süreçleri almaktadır.

İşyeri Çözümleri ve “Bütünleşme”

“Bütünsel kalite sistemi” işçiyi yüceltirken, işyeriyle de bütünleştirmektedir. Bu süreçte, yargıya dayalı güvenceler yerine, çağdaş olan işyeri diyalogları, uzlaştırma-arabulma-tahkim süreçleri, dinamik toplu sözleşme mekanizmaları seçilmektedir.

Bu gelişmelere bağlı olarak, işyerinde işten çıkarmaların kaçınılmaz olduğu hallerde dahi, genelde sosyal taraflar her türlü esnekliğe başvurarak hizmet akdini sona erdirmeden, çözümler üretebilmektedirler.

Bir yandan çağdaş İnsan Kaynakları Yönetimi’nin gelişmesi, diğer yandan diyaloglara dayalı bütünleşmiş işbirliği, kriz dönemlerinde daha adil ve güvene dayalı çözümler üretilmesine de olanak vermektedir.

“Kıta Avrupası Sosyal Modeli”nden “Anglo-Sakson Modeli”ne

Çok önemli diğer bir yaklaşım ise, sistemi pasif tedbirlerle yaratılmamış bir işte koruma yerine, daha doğal bir mantık içinde, iş yaratarak koruma süreci içine sokmaktır.

Temel yaklaşım, işçiyi çıkarmayı, bir işyerinin yaşamını sürdürmesi açısından son çare olarak değerlendirmek, hizmet akdini sürekli koruyarak, çalışma koşullarında esnekliğe dayalı alternatif çözümler üretmektir.

Dünya çalışma hayatının temel değişimlerine baktığımız zaman, işsizlikle mücadele, aktif işgücü politikaları, vergi-bürokrasi-sosyal yüklerin azaltılması, çalışma hayatında esneklik, sosyal diyalogların genişlemesi süreçlerinin istihdam hacmi üzerinde daha etkin sonuçlar yarattığı gözlenmektedir.

Gerçekten, AB sosyal politikaları, bu yaklaşım içinde “Kıta Avrupası Sosyal Modeli”nden, işletme odaklı “Anglo-Sakson Modeli”ne geçmeye çalışmaktadır.

Geleneksel Korumalardan Dinamik Çözümlere

Sonuç itibariyle, işçi açısından çağın niteliklerine uygun vasıflara sahip, istihdam edilebilir bir işgücünün, işveren açısından ise rekabet gücü olan bir işyerinin çalışanlara gerçek güvenceyi sağlayacağı düşünülmektedir.

Bu bakış açıları, bizi geleneksel yasal korumalar yanında, daha dinamik çözümler aramaya zorlamaktadır. Kuşkusuz, çalışanı korumak kutsaldır, fakat bunu gerçekleştiriş yollarındaki dinamikler çağımızda hızla değişmektedir.

BATI TOPLUMLARINDA DEĞİŞEN İŞ HUKUKU   PARADİGMASI

İş hukukunun yeniden yapılandırılmasında Batı’da genelde kabul görmüş   temel noktaları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Batı Avrupa’nın birçok ülkesinde geleneksel iş hukukunu değişen çağa göre yeniden gözden geçirme konusunda büyük bir eğilim vardır. Genelde ülkeler, Fabrika Sanayi’nden Bilgi Çağı’na geçişte, çalışma yaşamı normlarının aynen devam ettirilmesinin çok büyük bir yanlışlık olacağını vurgulamaktadırlar. Gerçekten bu çağ, birbiriyle çelişen yepyeni gelişmeler ortaya koymaktadır. Temel eğilimler olarak, geniş kitlelerin işsizliği ve kayıt dışı ekonominin hızla büyümesi dikkati çekici oluşumlardır.

Yeni bilgiye dayalı ekonomik yapı, çalışanlardan yeterlilik beklemekte, yeni teknolojik dönüşümler geleneksel iş ve meslekleri hızla ortadan kaldırmakta, bu durumda yapısal iş piyasası çatışmaları kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Özellikle AB üyesi ülkelerde iş hukukunun ve Avrupa sosyal modelinin modernize edilmesi konusunda güçlü bir çalışma mevcuttur. İş organizasyonlarının bir bütün olarak ele alınıp gözden geçirilmesi vazgeçilemez bir öncelik olarak belirlenmektedir. Böyle bir yeniden düzenleme, “kuralsızlaştırma” anlamına gelmeyeceği gibi, çalışma yaşamına güvenlik yanında fırsatları yakalama olanağını da birlikte getirmektedir.

İş hukukunun Batı’da modernizasyonu tartışmalarında, bu değişime yazarlar farklı açılardan bakmaktadırlar. Bazı iş hukuku uzmanları, süresi belirsiz hizmet akdinin çalışma yaşamındaki önemini, bazı yazarlar aşırı korumacı, işten çıkartma karşıtı yasal düzenlemelerin son derece yanlış istihdam ilişkilerine yol açtığını vurgularken, bazı yazarlar ise, Avrupa ekonomisinin esas sermayesinin insan kaynakları olduğuna değinerek, iş güvencesi kavramına yeni boyutlar getirmekte ve çalışanları gerçek korumanın eğitim olduğunu vurgulamaktadırlar.

Bu yaklaşıma göre, eğer İnsan Kaynakları Bölümleri çalışanları tüm yaşamları boyunca sürecek bir mesleki eğitimden geçirecek olurlarsa, böyle bir gelişme onların “istihdam edilebilirlik”lerini artırdığı için, gerçek bir koruma haline dönüşecektir.

Sendikalaşma eğilimlerinin zayıflamasına yol açan yeni işgücü yapıları da değişimin önemli bir boyutudur. Sürekli hizmet akdi yerine, geçici, mevsimlik, kısa süreli iş akitleriyle çalışanların hizmet sektörlerinde hızla genişlemesi, “ekonomik olarak tam bağımlı çalışanların sayısını” daraltmaktadır.  İşgücü yapısı içinde kısmi süreli çalışanlar, sözde bağımlılar, meslek sahibi diyebileceğimiz yarı-bağımlılar hızla artmakta ve hatta geleneksel anlamda istihdam edilen işgücü sayılarını geçmektedir.

Aslında, “koruma” ve “teşvik” birbirine alternatif veya karşıt olarak algılanabilecek kavramlar değildir. Kuşkusuz, pekçok uygulama, korumadan ve teşvikten ne anladığımıza bağlı bulunmaktadır.

İş güvencesi kavramı da işten çıkarmalarda belirli süreçlerin uygulanması yerine, aktif önlemler alınarak çalışanların iş piyasalarında başarılı bir şekilde rekabet edebilmelerini sağlama anlamına gelmektedir.

TEKNOLOJİ VE İŞ YASALARI BİRLİKTE DÖNÜŞMELİDİR
 
 AB’de Aşırı Düzenleme ve Kaybolan Dinamizm

Bu açılardan yaklaşıldığında Avrupa, Profesör R. Blanpain’e göre, savaşı kaybetmektedir. Ona göre, Avrupa’da yaratıcılık aşırı düzenleme ve kurallardan, yetersiz esneklikten ve kötü yönetimden dolayı dinamizmini kaybetmiştir. Gerçekten, bilgisayar, internet hizmetleri, biyoteknoloji, yatırım bankacılığı gibi bazı sektörlerde, bütün dünyada ABD’nin ezici üstünlüğü hüküm sürmektedir.

“İnternet Ekonomisi” ve “Bilgi İşçisi” Açığı

Amerika’da yaklaşık evlerin % 50’sinde internet bağlantısı bulunmasına karşın, AB’de ailelerin % 12’sinde benzer bağlantı olanağı mevcuttur. Web sitelerinde alışveriş, Amerika’yla kıyaslandığında Avrupa’da 1 / 3 oranındadır. Bu bakış açısından, gerçekten yüksek katma değer yaratan, bunun karşılığında da yüksek ücret alan kişiler, sadece toplumda bilgi çağına uygun mesleklerde çalışan ve yaratıcı olanlardır.

Batı Avrupa, bilişim teknolojisi alanında potansiyel olarak 1,6 milyon işçi açığıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bunun anlamı, gereksiz biçimde yüksek maaş, düşük üretim ve sektördeki yetersiz yatırımlardır. Bu uzman açığı, 2002 yılında bilişim teknolojisi sektöründeki talebin % 12’sine ulaşmıştır.

“Yabancı Öğrenci” ve Bilgi İşçisi Göçü

 “Beyinler için yapılan savaş çeşitli şekiller almaktadır. Bunlardan biri, üniversitelere ve araştırma merkezlerine yabancı öğrenci çekmektir.” ABD bu alanda 560 bin yabancı öğrenci ile liderliğini sürdürmektedir. Fransızlar da bu konuda ciddi girişimler yapmaktadır.

Gerçekten, Batı üniversiteleri ile çokuluslu şirketler arasında sürdürülen değişik eğitim programlarıyla, Batı ülkelerinin internet üzerinden ders alma yöntemleri de uygulanmak üzere yoğun bir bilgi alışverişi vardır.

Bu olanağın yanında ikinci bir yol, nitelikli işçi sağlamaktır. ABD sürekli bir biçimde yabancı işçi vize kotasını büyük oranlarda artırmaktadır. Bu beyin göçünden en fazla zarar gören bölgelerin başında Güney Afrika sayılabilir. Güney Afrika’dan son 10 yılda 200 binden fazla bilgi işçisi Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya göç etmiştir.

Diğer bir deyişle, yüksek eğitimli Güney Afrikalılar’ın % 20’si yurtdışında yaşamaktadır. Günümüzde Almanya da, Polonya’dan 300 bin bilgisayar uzmanı almayı planlamaktadır.

Almanya: “İş İçin Sermaye” Arayışları

Diğer yandan, Almanya özellikle seçimler sırasında 4 milyonun üzerinde olan işsiz sayısını düşürme vaadinde bulunmuştur. Bu noktadan hareketle, Almanya tarihinin en büyük iş piyasası reformunu başlatmıştır. Schröder Hükümeti’nin kurduğu komisyon, işsiz sayısını 2,5 yıl içinde yarıya düşüreceğini ileri sürmüştür.

Bunun için öngörülen tedbirler arasında, zor durumda kalan şirketler için bir risk sayılan iş güvencesini ortadan kaldırmak yerine, geçici iş konusundaki süreçler kolaylaştırılmıştır.

Bu ikinci yolun önemli bir örneği, “iş için sermaye” projesidir. Buna göre, “Yeniden Kalkınma Kredi Kurumu”, KOBİ’leri işsizleri işe aldırmaya özendirmeye çalışmaktadır. En az 12 aylık bir sözleşme, KOBİ’lerin kredi almasına yol açmaktadır.

Böylece, reformların odak noktasına “mini iş” denen küçük işlerin yerleştirildiği görülmektedir. Mini işlerin anlamı, ücretin pek de iyi olmaması, uzun vadeli bir iş sözleşmesinin ve iş güvencesinin bulunmamasıdır. “Yine de mini işlerde çalışmak, hiç çalışmamaktan daha iyidir” yorumu yapılmaktadır. Bu işler, özellikle fazla niteliği olmayan, acil durumları karşılayabilecek ve örgütlenmenin bulunmadığı düşük nitelikte işlerdir. Aslında, böyle bir istihdam yapısı, eski Alman iş hukuku düzeniyle hiçbir şekilde örtüşmemektedir.

TÜRKİYE’DE İŞ YASASI REFORMU

Yeni Yasadan Beklentiler

Ülkemiz açısından yeni bir İş Yasası Reformu’ndan beklenen en önemli özellik, bir yandan dışa açık ihraç ekonomilerinde üretim artışını hızlandırmak, rekabet gücünü yükseltmek, diğer yandan bireysel ve toplu seviyede demokratik, özgürlükçü ve barış içinde adalet dağıtan süreçleri genişletmektir. Böylece, düşen enflasyon, işsizlik ve sürekli büyüyen ekonomi, daha barışçı ilişkilere doğru yeni atılımları besleyecektir.

Aslında, günümüzde iş yasalarının, AB bütünleşme sürecinde üstesinden gelinmesi gereken çok ciddi bir boşluğu da yoktur. Buna karşın, değişen çağa uyum sorunu vardır.

Yeni Bir İş Yasası Hazırlıkları

AB standartlarına uyum hedefiyle yola çıkan Çalışma Bakanlığı bir “Bilim Kurulu” oluşturarak, İş Yasası Reform Taslağı’nı hazırlamış, Bakanlar Kurulu’na sunmuş ve Tasarı TBMM’de görüşülmeye başlanmıştır. Bir kısmı görüşüldükten sonra, 59.uncu Hükümet’in müdahalesiyle, Tasarı, 9 Ağustos 2002 tarihinde kabul edilen 4773 sayılı İş Güvencesi Yasası’yla birlikte görüşülüp değerlendirilmek üzere 30 Haziran 2003 tarihine ertelenmiştir.

İleri sürüldüğüne göre, “iş güvencesi konusundaki hükümler, Avrupa ve UÇÖ standartlarına uygun düzenlemelerdir. Avrupa’da çalışma süreleri, esneklik, atipik istihdam biçimleri konusunda pekçok standart bulunmaktadır. TBMM’de tartışılan İş Kanunu Tasarısı, çalışma hayatına ilişkin 16 adet AB Yönergesi ile 4 adet UÇÖ Sözleşmesini esas almıştır.”

Aslında, hazırlanan bu tasarı, esas itibariyle bireysel çalışma ilişkilerinin önemli bir kısmını değiştirerek, eski sistemi yenileştirerek, değişen çalışma biçimlerine uygun yeni düzenlemeler getirerek, gereksiz maddeleri ayıklayarak, önemli bir reform atılımı gerçekleştirmiştir.

Karmaşık Ertelemeler ve Süren Belirsizlikler

Bütün bu gelişmelerle, karşımıza parlamenter geleneklere pek de uymayan, kabul edilmiş fakat yürürlüğe girmeyen bir yasa ile, bir kısmı görüşülen, yarıda kalmış bir İş Yasası Reform Tasarısı çıkmıştır. Burada hedeflenen, zaman içinde bu kanun ile tasarının bütünleştirilmesi, ahenkleştirilmesi, birleştirilmesi olabileceği gibi, yasa ile taslağın aynı zamanda yürürlüğe girmesinin amaçlandığı da düşünülebilinir.

Belirlenen hedef ne olursa olsun, önemli olan karşılıklı anlayış ve diyaloglarla, bu özlenen ve beklenen İş Yasası Reformu’nun, AB ve çağdaş dünyadaki gelişmelere uygun bir biçimde gerçekleştirilmesidir.

Yeni Yasa Tasarısı’nın Özünde Esneklik Görülmektedir

Türk çalışma yaşamının sorunlarına çözüm getirmeyi amaçlayan yeni Reform Tasarısı’nın, iş güvencesi ve kıdem tazminatı dahil olmak üzere, çalışma yaşamına ilişkin tüm alanlarda, esnek bazlı hükümler getirdiği görülmektedir. “Bilim Kurulu’nca hazırlanan tasarı, çağın gereklerine ve Avrupa Birliği’nin çalışma hayatını düzenleyen yönergelerine uygun, çağdaş, ulusal rekabet gücümüzü artıracak, yapısal dönüşüme olanak veren hükümlere sahiptir.” “Kısmi süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma, ödünç iş ilişkisi, belirli süreli iş sözleşmesi ve alt işveren uygulamasının yaygınlaşması bu değişimin bazı örnekleridir.”

“İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte, esnek çalışma modelleri, sadece sıkıntılı dönemlerde değil, her zaman işletmelerin rekabetgücünü geliştirebilmek ve istihdamı artırabilmek için de etkin ve verimli çalışma yöntemleri olarak değerlendirilebilecektir.”

Reformlar Barış-Üretim-İstihdam Artışı Getirmelidir

Kuşkusuz, bu yeni yasa reformu, Sanayi Devrimi döneminden gelen sosyal korumalar yanında, çalışma yaşamına çağa uygun yeni özellikler kazandıracak, ortaya çıkan yeni gelişmelere çözüm getirebilecek, hukuksal düzen yanında, ekonomik yeniden yapılanmalara cevap verebilecektir.

Özellikle, Türkiye’de İş Yasası Reformu’nun sosyal denge, diyalog ve işbirliği yanında iki özelliği önemle vurgulanmalıdır. Bunlar, hiç kuşkusuz, üretim artışını teşvik etmek ve istihdamı genişletmek hedefleridir. Gerçekten, çalışma hayatının özü, üretimin artırılması ve istihdamın genişletilmesidir. “Tüm reformlar başarı kazanmak istiyorsa, bu amaca hizmet etmek zorundadır.”

“DAHA AZ İŞ HUKUKU, DAHA ÇOK SOSYAL ORTAKLIK”

Sonuç itibariyle Batı toplumları, Sanayi Toplumu’ndan Bilgi Toplumu’na hızla dönüşmektedir. Ekonominin küresel dönüşümü, artan uluslararası ticaret ve beraberinde getirdiği rekabet gücü tartışmaları ve yeni bilişim teknolojileri, eski toplumsal ekonomik yapıya dayalı “koruma paradigmalarını”, kalıcı iş pozisyonlarını ve Endüstri İlişkileri’ni hızla kullanılamaz hale getirmektedir. Ekonominin arz yönü, iş hukukunu, toplu iş uyuşmazlıklarını, asgari ücretleri ve sosyal güvenliği kenara itme eğilimindedir.

“Yönetici, artık emirler yağdıran bir kumandan değil, daha çok takımına cesaret veren bir destekleyici lider” konumundadır. Avrupa, yeni ekonomi açısından bakıldığında geç kalmış gözükmektedir. Özellikle, iletişim teknolojileri sektöründe olmak üzere, çok önemli bir nitelikli elaman açığı ile karşı karşıyadır. Yeterli girişimci ruh yoktur ve risk sermayesi yetersizdir. Ayrıca, iş piyasaları da çok katı gözükmektedir.

İleri sürüldüğüne göre, günümüzde iş hukuku kendini yeni düzene ve zamana uydurma konusunda dikkat çekici bir çaba göstermektedir. Bunu gerçekleştirmek için kapsamını genişletmiş, fonksiyonlarını değiştirmiş, en derin köklere sahip kural ve prensiplerini sorgulamış ve düzenleme kaynaklarını yeniden yapılandırmıştır.

“Bu kadar kısa zamanda yasal düzenin herhangi başka bir dalında bu reformların yapılabilmesi çok zordur. İş hukuku, reaksiyon verme ve uyum sağlama kabiliyetinin kendi hukuk anlayışına has bir özellik olduğunu göstermiştir.”

“İstihdam politikaları, iş hukukunun farklı konularına sızmıştır ve adeta düzenlemenin herbir yönünde kendi varlığını hissettirmektedir.” “Günümüzde iş hukuku, sadece çalışanı korumak olan geleneksel rolünü oynamamakta, istihdam ve iş yaratmayla da yakından ilgilenmektedir. İş hukuku, artık sadece işi olan insanları değil, iş arayanları da kapsamaktadır. İş hukukunun düzenlemeleri ve prensipleri, hem piyasanın mantığını hem de koruma yaklaşımını içermektedir.”

AB ülkelerinden İngiltere, başarılı istihdam politikalarının, temelde AB ortalamalarına nazaran işsizlik oranlarını dikkati çekici bir biçimde düşürmesini, daha az iş hukuku, daha çok sosyal ortaklık uygulamasına borçlu olduğunu ifade etmektedir.

Mevcut işi korumaya çalışmak yerine, işçinin istihdam edilebilirliğini artırmak ve yeni iş olanakları yaratmak, AB Sosyal Politikaları’nda daha da önem kazanmıştır. Kuşkusuz, bu süreci de “çalışan yoksulların” sayısını artırıcı şekilde düzenlememek, çağdaş devletin temel sosyal politikaları arasındadır.

Günümüz dünyasında, çağın yarattığı yeni olanaklardan herkes yararlanmak istemekte, işverenlerin ve çalışanların daha dinamik bir iş piyasasından yana oldukları ve hızla büyüyen böyle bir iş piyasasında daha ileri iş fırsatlarına kavuşmayı tercih ettikleri görülmektedir.

KAYNAKLAR

Erdoğan Karakoyunlu (2003) “Ya Esneklik Olmazsa..?” İşveren Dergisi, TİSK Yayını, Cilt: 41, Sayı: 5, Şubat 2003, s. 7-8.
Gunter Hofmann (2003) “İş Piyasasında Reform” Deutschland, Sayı: 1, Şubat-Mart 2003, s. 7-9.
Marco Biagi (2000) “Editor’s Foreword”, Job Creation and Labour Law: From Protection Towards Pro-Action, The Netherlands, Dortrecht, Kluwer Law International, p. xiii-xvi.
Nusret Ekin (2002) “Çağdaş İş Kanunu İhtiyacı”, İşveren Dergisi, TİSK Yayını, Cilt: XL, Sayı: 12, Eylül 2002, s. 26.
Nusret Ekin (2002) “Çağdaş İş Yasası Reformu İstihdam Artışını da Öngörmelidir”, Mercek Dergisi, MESS Yayını, Sayı: 28, Ekim 2002, s. 25-34.
Nusret Ekin (2002) “Seçimler, Ekonomi ve Çalışma Yaşamı: Gölgeler ve Işıklar”, İşveren Dergisi, TİSK Yayını, Cilt: XL, Sayı: 11, Ağustos 2002, s. 14-21.
Roger Blanpain (2000) “Employability in the World of Work in the XXIst Century”, Job Creation and Labour Law: From Protection Towards Pro-Action, The Netherlands, Dortrecht, Kluwer Law International, p. 3-9.
Veronique Marleau (2000) “Job Creation Strategy, Employment Policy and the Role of Labour Law: Lessons from a Comparative Analysis of US and EU Employment Strategies”, Job Creation and Labour Law: From Protection Towards Pro-Action, The Netherlands, Dortrecht, Kluwer Law International, p. 21-50.
 

MART 2003