İŞ KANUNU TASARISI’NIN TÜRK ÇALIŞMA HAYATINA GETİRECEĞİ YENİLİKLER VE MUHTEMEL ETKİLERİ
Av. İsmet SİPAHİ
MESS Genel Sekreteri
|
Türk çalışma yaşamının sorunlarına çözüm getirilmesi için
çağdaş iş kanununun düzenlenmesine büyük gereksinim duyulmaktadır. Yapılacak yeni düzenlemenin, iş güvencesi de dahil olmak üzere, çalışma
yaşamına ilişkin tüm alanları, esneklik hükümlerini ve kıdem tazminatı
müessesesini de ele alması gereklidir. 4773 sayılı Kanun’la iş güvencesi
konusunda getirilen yeniliklerin diğer alanlarda yapılacak değişikliklerle
tamamlanması gerekmektedir. |
 |
Ülkemizin ihtiyaç duyduğu çağdaş bir iş kanununun bir
an önce yasalaştırılması bir zorunluluktur. Üretimin, istihdamın, girişimin,
yatırımın ve esnekliğin önünde dikilen, çağdışı kalmış bir İş Kanunu’ndan
kurtulmamız ve ihtiyacımız olan çağdaş iş kanununa bir an önce kavuşmamız
gerekmektedir. |
 |
İş güvencesine ilişkin hükümlerin mevzuatımıza girmesi
ile yeni bir endüstri ilişkileri düzenine adım atmaktayız. |
Ülkemizin ve işletmelerimizin geleceği öncelikle küreselleşmenin getirdiği
rekabet karşısında güçlü olabilmemize bağlıdır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinden
ülkemizce örnek alınması gereken yaklaşım, endüstri ilişkileri sisteminin
küresel rekabet şartlarına göre düzenlenmesidir.
2000’li yıllara başlarken işsizliğin artması, istihdamın daralması,
üretimde küçülmenin yaşanması, yeni işlerin yaratılamaması, yatırımların
yok denecek kadar azalması gibi sorunlarla dolu bir süreç yaşanmıştır.
Ülke olarak gündemimizin en büyük sorunu sürekli artan işsizliktir.
Bunun tek çözümü de istihdam yaratmaktır. İstihdamı ve üretimi artırmadan,
üretim sürecinde çalışma ilişkilerini sağlıklı koşullara oturtmadan rekabet
gücünün yükseltilmesi söz konusu olamayacaktır. Bu nedenle amacı kaynak
yaratmak, proje üretmek olan ve istihdam yaratanı cezalandırmak yerine
teşvik eden bir sistemi ve buna imkan sağlayacak yasal çerçeveyi oluşturmak
zorunluluğumuz bulunmaktadır.
Bu nedenle Türk çalışma mevzuatının ve özellikle 1936 tarihli İş Kanunu’nun
çağdaş temellere oturtulması zorunluluğu karşısında Hükümet, işçi ve işveren
kesimleri arasında Haziran 2001 tarihinde imzalanan protokol gereği oluşturulan
Bilim Kurulunca bir İş Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır. Bu Tasarı, 26 Haziran
2002 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunulmuş, buna rağmen
Bakanlık, yapılan Protokol’ün gereğini yerine getirmemiş, sadece iş güvencesine
yönelik hükümleri Meclis’ten geçirerek 9 Ağustos 2002 tarihinde yasalaştırmıştır.
Kanun’un yürürlük tarihi ise 15 Mart 2003 olarak belirlenmiştir. Bunun
nedeni ise, ülkemizin ihtiyacı olan çağdaş bir iş kanununun bu süreçte
çıkarılmasının hedeflenmesidir.
Bu hedef doğrultusunda Bilim Kurulunca hazırlanan ve sosyal taraflar
arasındaki görüşmeler doğrultusunda son şekli verilen Tasarı, 4 Mart 2003
tarihinde Bakanlar Kurulu’na sunulmuştur. Söz konusu Tasarı’yla, iş güvencesine
ilişkin hükümlerin yanı sıra çağın gereklerine ve Avrupa Birliği’nin çalışma
hayatını düzenleyen Yönergelerine uygun, çağdaş, ulusal rekabet gücümüzü
artıracak yapısal dönüşüme zemin hazırlayan hükümler de getirilmektedir.
Bunlardan ilki ve en önemlisi, özellikle çalışma sürelerinde esneklik ile
ilgili hükümlerin düzenlenmiş olmasıdır. Tasarı; 1475 sayılı İş Kanunu’nda
katı bir şekilde düzenlenmiş olan haftalık çalışma süresinin işyerlerinde
eşit ölçüde bölünerek uygulanması kuralını değiştirerek bunun taraflarca
aksinin kararlaştırılabileceği esasını getirmiştir. Buna göre tarafların
anlaşması ile haftalık normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine,
günde 11 saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabileceği esası
getirilmiş ve bir dengeleme süresi öngörülmüştür. Tasarıyla ayrıca telafi
çalışmasına ve kısa süreli çalışmaya ilişkin esaslar da düzenlenmektedir.
Bakanlar Kurulu’na sunulan Tasarı’nın getirdiği bir diğer yenilik ise,
daha önce mevzuatımızda yer almayan ama fiili olarak uygulanan atipik istihdam
biçimlerinin yasal çerçeveye kavuşturulmasıdır. Tasarı’nın kabulü ile kısmi
süreli çalışma, ödünç iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışma gibi çalışma biçimleri
artık mevzuatımıza girmiş olacaktır.
Tasarı ile, 4773 sayılı Kanun’la kabul edilen iş güvencesine yönelik
hükümlerde bazı temel değişikliklerin yapıldığı da görülmektedir. Tasarı
iş güvencesinin kapsamı ile ilgili olarak on veya daha fazla işçinin belirlenmesinde
aynı işverene bağlı birden fazla işyeri bulunması halinde bu işyerlerinde
çalışan toplam işçi sayısının dikkate alınması hususunu hükme bağlamaktadır.
Ayrıca işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları
ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma
yetkisi bulunan işveren vekilleri de iş güvencesi hükümlerinin kapsamı
dışında tutulmaktadır.
Tasarı, 4773 sayılı Kanun’daki düzenlemeden farklı olarak ispat yükü
konusunda işçinin feshin başka bir sebebe dayandığı iddiasında bulunması
durumunda iddiasını ispatla yükümlü olduğuna ilişkin yeni bir düzenleme
getirmektedir.
Ayrıca toplu çıkarmalarda Avrupa Birliği’nin 98/59/EC sayılı Yönergesi’ne
uygun bir kademelendirme getirilmiştir. Buna göre işyerinde çalışan
işçi sayısı;
- 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10,
- 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında,
- 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin
işine bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesinin
toplu işçi çıkarma sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
Tasarı, son olarak özel hakem kararlarının kesin olduğuna ilişkin bir
düzenleme getirerek konuya açıklığa kavuşturmuş, işçi temsilcileri ile
ilgili düzenlemeler ise kaldırılmıştır.
4773 sayılı Kanun ile iş güvencesi konusunda Avrupa ve Uluslararası
Çalışma Örgütü’nün standartlarının mevzuatımıza girdiği bir gerçektir.
Avrupa’da çalışma süreleri, esneklik, atipik istihdam biçimleri konusunda
da pek çok standart bulunmaktadır. Hazırlanan İş Kanunu Tasarısı, çalışma
hayatına ilişkin 18 adet AB Yönergesi ile 5 adet Uluslararası Çalışma Örgütü
Sözleşmesi’ni esas almaktadır. Ancak Tasarı, Avrupa uygulamalarından
da katı düzenlemeler içermektedir. Örneğin, Tasarı’nın çalışma sürelerine
ilişkin maddesinde iki aylık bir denkleştirme süresi kabul edilmiş ve bu
denkleştirme süresinin toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar artırılabileceği
belirtilmiştir. Halbuki çalışma sürelerini düzenleyen 93/104/EEC sayılı
AB Yönergesi’nde 4 aylık bir denkleştirme süresi bulunmakta ve bu sürenin
belirli hallerde veya toplu iş sözleşmeleri veya sosyal taraflarca yapılacak
anlaşmalarla 6 aya kadar veya 12 ayı aşmamak üzere daha uzun şekilde belirlenmesine
imkan tanınmaktadır. Görüldüğü gibi, Tasarı’da Avrupa standartlarından
da katı bir düzenleme yer almaktadır. İş güvencesi konusunda, Avrupa standartlarının
bile üzerinde düzenlemeler getirilirken, çalışma hayatının bir diğer önemli
ihtiyacı olan esneklik konusunda Avrupa standartlarından daha katı düzenlemeler
içeren bir Tasarı’ya karşı çıkılması çifte standart uygulamasıdır.
Çok uzun bir zamandır Türk çalışma yaşamının gündemini işgal eden çağdaş
iş kanunu ihtiyacı, iş güvencesine yönelik hükümler ihtiva eden 4773 sayılı
Kanun’un yasalaşması ve 15 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe girmesi ile daha
da gerekli bir hal almıştır.
Türk çalışma yaşamının tek ihtiyacı iş güvencesi değildir. İş güvencesi
hükümlerinin tek başına kabulü çalışma hayatının sorunlarına çözüm getirmek
yerine yeni ve daha büyük sorunlar doğuracaktır. Bu açıdan, iş güvencesi
kurumuna çağdaş iş kanunu içinde yer verilerek çalışma yaşamı içindeki
yerinin isabetle belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Rekabetçi ekonominin 2000’li yıllara damgasını vurduğu herkesçe kabul
edilen bir gerçektir. Bunun karşısında ülkemiz de dünyaya uyum sağlamalı,
hükümetlerimiz tutucu anlayışlarından vazgeçmelidirler. Bu nedenle, çalışma
hayatımıza ait eski alışkanlıklar terk edilmelidir. Katı mevzuat, popülist
politikalar, zorunlu istihdam mecburiyeti, işsizlik sigortası ve son olarak
da mevcut güvencelerin üzerine getirilen iş güvencesi hükümleri yeni dünya
düzeninin gerektirdiği esnekliği sağlayamamakta, ülkemizin rekabet etme
gücünün gittikçe alt sıralara düşmesi sonucunu doğurmaktadır.
Türk çalışma yaşamının sorunlarına çözüm getirilmesi için çağdaş
iş kanununun düzenlenmesine büyük gereksinim duyulmaktadır. Yapılacak
yeni düzenlemenin, iş güvencesi de dahil olmak üzere, çalışma yaşamına
ilişkin tüm alanları, esneklik hükümlerini ve kıdem tazminatı müessesesini
de ele alması gereklidir. 4773 sayılı Kanun’la iş güvencesi konusunda getirilen
yeniliklerin diğer alanlarda yapılacak değişikliklerle tamamlanması gerekmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi 4773 sayılı Kanun 15 Mart 2003 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Ancak 4773 sayılı Kanun’un yürürlük tarihini 30 Haziran
2003 tarihine erteleyen Yasa, 16 Mart 2003 Pazar günü, TBMM Genel Kurulu’nda
kabul edilmiştir. Ertelemeye ilişkin Yasa, Cumhurbaşkanı’nın onayını takiben,
Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecektir. Erteleme yasası
yürürlüğe girene kadar 4773 sayılı Yasa yürürlüktedir.
Bu gelişmeler ışığında bizleri Türk endüstri ilişkileri sisteminde ve
çalışma yaşamında çok önemli değişikliklerin beklediği bir gerçektir. İş
güvencesine ilişkin hükümlerin mevzuatımıza girmesi ile yeni bir endüstri
ilişkileri düzenine adım atmaktayız. Bu durum, işletmelerde insan kaynakları
ve personel bölümlerinin stratejik önemini arttırmaktadır. Zira getirilen
düzenlemeler gereği feshin geçerli nedene dayandığına ilişkin ispat yükü
işverenin omuzlarındadır. Bu nedenle işçinin yeterliliğine ve davranışlarına
ilişkin kayıtların ve çalışanların performansını ölçümleme sisteminin yeterli
açıklığa sahip olması gerekmektedir.
Bu nedenle insan kaynakları bölümlerinin, çalışanların işe alınmasından
işten ayrılmalarına ilişkin geçecek süreçte, özellikle personel sicil dosyalarının
eksiksiz ve güncel tutulması gibi sorumlulukları önem kazanacaktır. Ancak
bu sorumlukların tam olarak yerine getirilmesi halinde feshe karşı açılan
davalarda fesih sebebinin ispatlanabilmesi mümkün olacaktır.
Yukarıda bahsettiğimiz gelişmelerle birlikte Meclis Genel Kurulu’nda
görüşülmesine başlanılan İş Kanunu Tasarısı da askıya alınmıştır. Ayrıca
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 16 Mart 2003 tarihinde TBMM’de yaptığı
konuşmada, İş Kanunu’nun en kısa zamanda çalışma hayatımıza kazandırılacağını
belirtmiştir.
Ülkemizin ihtiyaç duyduğu çağdaş bir iş kanununun bir an önce yasalaştırılması
bir zorunluluktur. Üretimin, istihdamın, girişimin, yatırımın ve esnekliğin
önünde dikilen, çağdışı kalmış bir İş Kanunu’ndan kurtulmamız ve ihtiyacımız
olan çağdaş iş kanununa bir an önce kavuşmamız gerekmektedir.
TBMM’de görüşülen ancak gelişmeler nedeniyle askıya alınan İş Kanunu
Tasarısı, mevzuatımızda daha önce düzenlenmeyen ancak çağdaş endüstri ilişkileri
sisteminin gerektirdiği, ülkemizde de fiilen uygulanmakta olan pek çok
konuya ilişkin düzenlemeler içermesi bakımından olumlu etkiler yaratacaktır.
Bu Tasarı, yukarıda da değinildiği üzere her ne kadar bazı hususlarda AB
Yönergeleri’nden daha katı düzenlemeler içermekteyse de, bu Kanun’un yasalaştırılmaması
ülkemizin çalışma yaşamını son derece olumsuz etkileyecektir.
Tasarı yasalaştırıldığında, OECD ülkeleri arasında en katı çalışma mevzuatına
sahip ülke olarak bilinen ülkemizin mevzuatı bir nebze de olsa esnekleştirilmiş
olacak ve bu da özellikle kriz zamanlarında işletmelerin nefes almasına
imkan tanıyacaktır. İstihdamın ve ülkemizin rekabet edebilirliğinin önündeki
yasal engeller kalkmış olacaktır. Bu durum neredeyse durma noktasına gelen
yerli ve yabancı yatırımları da canlandıracaktır.
Burada üzerinde durulması gereken asıl nokta, görüşülmesi şu anda askıya
alınmış olan İş Kanunu’nun yasalaşmasının muhtemel etkileri değil, yasalaşmamasının
getireceği olumsuz etkilerdir. Bu olumsuz etkiler de, istihdam, ülkemizin
ve işletmelerimizin rekabet edebilirliği, yatırımlar ve girişim üzerinde
yıkıcı nitelikte olacaktır. Bu nedenle ülkemiz çalışma hayatı için yaşamsal
öneme sahip olan çağdaş iş kanununun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın
da belirttiği gibi en kısa zamanda Türk çalışma yaşamına kazandırılması
gerekmektedir.
MART 2003
|