BAŞYAZI IRAK KRİZİNİN BÖLDÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ İSTİHDAM SORUNLARI BİRLEŞTİRİYOR
Bülent PİRLER
TİSK Genel Sekreteri
Irak krizinin Birleşmiş Milletler, NATO, Arap Birliği gibi uluslararası
örgütlerde ciddi görüş ayrılıklarına ve hatta çatlaklara neden olduğunu
her gün izliyoruz. Fakat, bu kuruluşların yanında, son zamanlarda Avrupa
Birliği’nin sergilediği bölünmüşlük ve başıbozukluk çok daha büyük görünüyor.
Avrupa Birliği, ekonomik alanda gerçekleştirdiği tek pazar ve tek para
gibi inanılması gerçekten güç hedefler yanında, dış politika ve güvenlik
konularında henüz hiçbir ciddi adım atamamış olmasının sıkıntılarını çok
çarpıcı biçimde yaşıyor ve sanırız daha uzun süre yaşıyacak. Ötedenberi
kendini ABD’ye Kıta Avrupasından daha yakın hisseden İngiltere ile Avrupa’nın
“merkezi” olduklarına inanan Fransa-Almanya arasında mevcut antagonizm,
son haftalarda diğer bazı üyelerin de taraf tutmaya ve özellikle 2004 yılında
üye olacak bazı Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Amerikan şarkıları çağırmaya
başlamasıyla daha ilginç bir durum almıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac’ın bu adayları “henüz üye olmadığınızı unutmayın” diye azarlamasıyla
gelinen son nokta Avrupa Birliği’nin, geleceğine ne derece ışık tutar bilemeyiz
ama, bugün Avrupalıların entegrasyon sayesinde sahip olduğu ortak zenginliğin
ve onun ötesinde karşılaşılan ciddi ortak sorunların Birliği daha uzun
süre ayakta tutacağı tahminini de yapabiliriz.
Bu sorunların başında hiç şüphesiz bugün tolere edilemeyecek kadar büyük
oranlı işsizlik gelmektedir. Son istatistiklere göre, halen işsizlik Almanya’da
%10.3, Fransa’da %9.1, İtalya’da %8.9, İspanya’da %12, Belçika’da %11.9,
bir bütün olarak euro bölgesinde ise %8.5 düzeylerindedir. Avrupalıların
özellikle ABD’nin %5.7, İngiltere’nin %5.1 işsizlik oranlarıyla karşılaştırıldığında
kendilerini bir anlamda küçük düşüren bu durum karşısında seyirci kaldıklarını
öne süremeyiz. Aksine, 1997’de temeli atılan Avrupa İstihdam Stratejisiyle,
2000 yılı Lizbon zirvesinde başlatılan Lizbon süreciyle bu alanda çok ciddi
adımlar atıldığını ve tedbirler alındığını görüyoruz. 2003 Birlik bütçesinin
%10’unun (yaklaşık 10 milyar euro) istihdam ve sosyal işler alanlarına
harcandığını söylemek bu konuda bir fikir verebilir. Şüphesiz tüm bu girişimlerin
bazı olumlu sonuçları şimdiden alınmış durumdadır. Söz gelişi, Avrupa Birliği’nde
Avrupa İstihdam Stratejisi çerçevesinde 10 milyondan fazla iş yaratılmıştır.
Bu işlerin 6 milyonunda kadınlar istihdam edilmektedir. Aktif nüfus 5 milyon
artmıştır. 2001 yılında ekonomik yavaşlamaya rağmen istihdam yine de %1.2
artmış ve 1998 yılında %61.3 olan toplam istihdam oranı %64’e çıkmıştır.
Fakat bu düzey Lizbon sürecinde belirlenen 2010 yılında %70 istihdam oranının
yine de hayli altında bulunmakta ve hedefe ulaşabilmek için çabaların yoğunlaştırılması
gerekmektedir.
İşte böyle bir ortamda ve Irak krizinin yarattığı toz-duman içinde İngiltere
Başbakanı Tony Blair ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac’la bir ortak tavır içine girmeleri çok ilginç olmuştur.
Üçlü’nün bu tavrı 5 Şubat 2003 tarihinde dönem başkanı sıfatıyla Yunanistan
Başbakanı Simitis’e yollanan bir ortak imzalı mektupta dile getirilmiştir.
Söz konusu mektupta Üçlü, Lizbon sürecinin önemini vurgulamakta ve Avrupa’da
yeni işler yaratılması için daha pek çok iş yapılması gerektiğine dikkati
çekmektedir.
Mektupta önce sanayi sektörünün bir yaşamsal büyüme ve istihdam kaynağı
olarak önemi vurgulanmıştır. Buna göre:
-
Bugün Avrupa sanayii tek pazardaki reel net üretimin dörtte birini gerçekleştirmekte
ve 45 milyon iş sağlamaktadır.
-
Avrupa sanayii, hizmetler sektörünün önemli bir müşterisi konumundadır.
Bu anlamda her iki sektör birbirini tamamlamaktadır. Hizmetler sektöründeki
dinamizmin uluslararası rekabet gücüne sahip bir endüstri bazı olmadan
sürdürülmesi mümkün değildir.
-
Avrupa sanayii üçüncü ülkelerle ticarette 55 milyar euro’luk bir ihracat
fazlası sağlamaktadır. Bu bağlamda Üçlü’nün ortak mektubunda yer alan şu
cümleyi önemine binaen aynen buraya almakta yarar görüyoruz. “Avrupa sanayii,
işverenler üzerindeki maliyet veya yükleri artıran bir hukuki düzenleme,
laboratuvarı olarak kullanılamaz.”
Mektupta daha sonra uluslararası rekabet gücüne sahip bir sanayi yaratılabilmesi
için alınması gerekli tedbirler üzerinde durulmaktadır. Mevcut engellerin
kaldırılması, işverenler üzerindeki yüklerin hafifletilmesi, yeni kısıtlamalar
yaratılmaktan kaçınılması, piyasaların tümüyle liberalize edilmesi bu bağlamda
dile getirilen konular arasındadır.
Üçlü’nün mektubu, Avrupa’da bir yüksek istihdam düzeyi yaratılmasının
ve bu amaçla başlatılan işgücü piyasası reformlarının hızlandırılmasının
önemini özel olarak vurgulamaktadır. Bu amaçla işgücü piyasalarının
üst düzey bir incelemesinin yapılması ve bu incelemede Alman Hartz Komisyonu
raporunun esas alınması önerilmiştir.
Sanırız, bu önemli ortak mektuptan şu anda ülkemiz için şu dersleri
çıkarmamızda büyük yarar vardır:
1. Irak krizi ne yönde gelişirse gelişsin, gözümüzü yurtiçinde
resmi rakamlarla artık %11’i aşan işsizlik sorunundan asla ayırmamalıyız.
2. Yeni iş yaratılmasında bizde daha çok “reel sektör” diye de
anılan sanayi sektörünün yaşamsal önemi vardır. Bu sektörün sağlıklı büyüme
ortamına kavuşması ise, herşeyden önce rekabet gücünün artırılmasına, işveren
yüklerinin hafifletilmesine bağlıdır. Daha başka bir ifade ile Türk sanayi
ve hizmet sektörü, “ekonomik ve sosyal maliyetlerin sınandığı bir hukuki
düzenleme laboratuvarı” olarak görülmemelidir.
Kısa dönemde AB üyesi olmamızın önünde çeşitli engeller bulunduğunu
biliyoruz. Fakat Avrupa’nın politika ve uygulamalarından dersler çıkarmamızın
önünde hiçbir engel olmadığı da ortadadır. “Akıl için yol birdir” sözü
herhalde böyle durumlar için söylenmiştir.
ŞUBAT 2003
|