ŞUBAT 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



BAŞYAZI
IRAK KRİZİNİN BÖLDÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ İSTİHDAM SORUNLARI BİRLEŞTİRİYOR


Bülent PİRLER
TİSK Genel Sekreteri



 

Irak krizinin Birleşmiş Milletler, NATO, Arap Birliği gibi uluslararası örgütlerde ciddi görüş ayrılıklarına ve hatta çatlaklara neden olduğunu her gün izliyoruz. Fakat, bu kuruluşların yanında, son zamanlarda Avrupa Birliği’nin sergilediği bölünmüşlük ve başıbozukluk çok daha büyük görünüyor. Avrupa Birliği, ekonomik alanda gerçekleştirdiği tek pazar ve tek para gibi inanılması gerçekten güç hedefler yanında, dış politika ve güvenlik konularında henüz hiçbir ciddi adım atamamış olmasının sıkıntılarını çok çarpıcı biçimde yaşıyor ve sanırız daha uzun süre yaşıyacak. Ötedenberi kendini ABD’ye Kıta Avrupasından daha yakın hisseden İngiltere ile Avrupa’nın “merkezi” olduklarına inanan Fransa-Almanya arasında mevcut antagonizm, son haftalarda diğer bazı üyelerin de taraf tutmaya ve özellikle 2004 yılında üye olacak bazı Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Amerikan şarkıları çağırmaya başlamasıyla daha ilginç bir durum almıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın bu adayları “henüz üye olmadığınızı unutmayın” diye azarlamasıyla gelinen son nokta Avrupa Birliği’nin, geleceğine ne derece ışık tutar bilemeyiz ama, bugün Avrupalıların entegrasyon sayesinde sahip olduğu ortak zenginliğin ve onun ötesinde karşılaşılan ciddi ortak sorunların Birliği daha uzun süre ayakta tutacağı tahminini de yapabiliriz.

Bu sorunların başında hiç şüphesiz bugün tolere edilemeyecek kadar büyük oranlı işsizlik gelmektedir. Son istatistiklere göre, halen işsizlik Almanya’da %10.3, Fransa’da %9.1, İtalya’da %8.9, İspanya’da %12, Belçika’da %11.9, bir bütün olarak euro bölgesinde ise %8.5 düzeylerindedir. Avrupalıların özellikle ABD’nin %5.7, İngiltere’nin %5.1 işsizlik oranlarıyla karşılaştırıldığında kendilerini bir anlamda küçük düşüren bu durum karşısında seyirci kaldıklarını öne süremeyiz. Aksine, 1997’de temeli atılan Avrupa İstihdam Stratejisiyle, 2000 yılı Lizbon zirvesinde başlatılan Lizbon süreciyle bu alanda çok ciddi adımlar atıldığını ve tedbirler alındığını görüyoruz. 2003 Birlik bütçesinin %10’unun (yaklaşık 10 milyar euro) istihdam ve sosyal işler alanlarına harcandığını söylemek bu konuda bir fikir verebilir. Şüphesiz tüm bu girişimlerin bazı olumlu sonuçları şimdiden alınmış durumdadır. Söz gelişi, Avrupa Birliği’nde Avrupa İstihdam Stratejisi çerçevesinde 10 milyondan fazla iş yaratılmıştır. Bu işlerin 6 milyonunda kadınlar istihdam edilmektedir. Aktif nüfus 5 milyon artmıştır. 2001 yılında ekonomik yavaşlamaya rağmen istihdam yine de %1.2 artmış ve 1998 yılında %61.3 olan toplam istihdam oranı %64’e çıkmıştır. Fakat bu düzey Lizbon sürecinde belirlenen 2010 yılında %70 istihdam oranının yine de hayli altında bulunmakta ve hedefe ulaşabilmek için çabaların yoğunlaştırılması gerekmektedir.

İşte böyle bir ortamda ve Irak krizinin yarattığı toz-duman içinde İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’la bir ortak tavır içine girmeleri çok ilginç olmuştur. Üçlü’nün bu tavrı 5 Şubat 2003 tarihinde dönem başkanı sıfatıyla Yunanistan Başbakanı Simitis’e yollanan bir ortak imzalı mektupta dile getirilmiştir.

Söz konusu mektupta Üçlü, Lizbon sürecinin önemini vurgulamakta ve Avrupa’da yeni işler yaratılması için daha pek çok iş yapılması gerektiğine dikkati çekmektedir.

Mektupta önce sanayi sektörünün bir yaşamsal büyüme ve istihdam kaynağı olarak önemi vurgulanmıştır. Buna göre:

  • Bugün Avrupa sanayii tek pazardaki reel net üretimin dörtte birini gerçekleştirmekte ve 45 milyon iş sağlamaktadır.
  • Avrupa sanayii, hizmetler sektörünün önemli bir müşterisi konumundadır. Bu anlamda her iki sektör birbirini tamamlamaktadır. Hizmetler sektöründeki dinamizmin uluslararası rekabet gücüne sahip bir endüstri bazı olmadan sürdürülmesi mümkün değildir.
  • Avrupa sanayii üçüncü ülkelerle ticarette 55 milyar euro’luk bir ihracat fazlası sağlamaktadır. Bu bağlamda Üçlü’nün ortak mektubunda yer alan şu cümleyi önemine binaen aynen buraya almakta yarar görüyoruz. “Avrupa sanayii, işverenler üzerindeki maliyet veya yükleri artıran bir hukuki düzenleme, laboratuvarı olarak kullanılamaz.”
Mektupta daha sonra uluslararası rekabet gücüne sahip bir sanayi yaratılabilmesi için alınması gerekli tedbirler üzerinde durulmaktadır. Mevcut engellerin kaldırılması, işverenler üzerindeki yüklerin hafifletilmesi, yeni kısıtlamalar yaratılmaktan kaçınılması, piyasaların tümüyle liberalize edilmesi bu bağlamda dile getirilen konular arasındadır.

Üçlü’nün mektubu, Avrupa’da bir yüksek istihdam düzeyi yaratılmasının ve bu amaçla başlatılan işgücü piyasası reformlarının hızlandırılmasının önemini özel olarak vurgulamaktadır. Bu amaçla işgücü piyasalarının  üst düzey bir incelemesinin yapılması ve bu incelemede Alman Hartz Komisyonu raporunun esas alınması önerilmiştir.

Sanırız, bu önemli ortak mektuptan şu anda ülkemiz için şu dersleri çıkarmamızda büyük yarar vardır:

1. Irak krizi ne yönde gelişirse gelişsin, gözümüzü yurtiçinde resmi rakamlarla artık %11’i aşan işsizlik sorunundan asla ayırmamalıyız.

2. Yeni iş yaratılmasında bizde daha çok “reel sektör” diye de anılan sanayi sektörünün yaşamsal önemi vardır. Bu sektörün sağlıklı büyüme ortamına kavuşması ise, herşeyden önce rekabet gücünün artırılmasına, işveren yüklerinin hafifletilmesine bağlıdır. Daha başka bir ifade ile Türk sanayi ve hizmet sektörü, “ekonomik ve sosyal maliyetlerin sınandığı bir hukuki düzenleme laboratuvarı” olarak görülmemelidir.

Kısa dönemde AB üyesi olmamızın önünde çeşitli engeller bulunduğunu biliyoruz. Fakat Avrupa’nın politika ve uygulamalarından dersler çıkarmamızın önünde hiçbir engel olmadığı da ortadadır. “Akıl için yol birdir” sözü herhalde böyle durumlar için söylenmiştir.
 

ŞUBAT 2003