OCAK 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



TÜRKİYE’DE KAMU HARCAMA REFORMU NELER İÇERMELİ?

Doç.Dr. Ahmet ULUSOY
Karadeniz Teknik Üniversitesi İ.İ.B.F. Maliye Bölümü


GİRİŞ

Türkiye’de kamu harcamalarının makro ekonomik değişkenler üzerindeki bozucu etkisi 1987 sonrası dönemde daha ağır hissedilmeye başlamıştır. Kamu harcamalarının GSYİH’ya oranında meydana gelen artışlar gayri safi ulusal tasarrufları (dolayısıyla yatırımları) azaltıcı etkide bulunmuştur.

Özellikle 1986 yılından itibaren ekonomiye net dış kaynak girişi azalmış, vergi gelirleri düşük düzeyde kalmış ve artan harcamaların finansmanı için iç borçlanma zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca, vergi oranlarının yüksekliği ve denetim eksikliğinden toplanamayan vergiler ve borçlanma kaynaklarıyla finansman yöntemine aşırı yüklenme maliye politikasının etkinliğini büyük ölçüde azaltmıştır.

Kamu borçlarının boyutları, maliyeti, vadesi ve ekonomi üzerindeki etkileri borçlanma politikasının finansman aracı olarak kullanılması sakıncaları sürdürülemez boyutlara ulaştığını göstermektedir. Gerek iç borç, gerekse dış borç rakamları konuyla ilgili olarak ciddi bir düzenleme yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Borç stokunu azaltmanın, sağlıklı bir bütçe ve kamu mali politikası uygulayabilmenin tek yolu faiz dışı bütçe fazlası vermekten, yani kamu mali disiplini sağlamaktan  geçmektedir. Fakat ülkemizde uygulanan kamu mali yönetimi; gerek devlet hesaplarının bilgi üretecek bazda olmaması, gerek harcamacı kuruluşların kendilerini motive edecek yeterli mali araçları bulamaması, gerekse bütçeleme sürecinin etkinlikten uzak olması gibi nedenlerle modern bir mali yönetimin gereklerini yerine getirmekten uzaktır.

Konuyla ilgili olarak gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar incelendiğinde; özellikle son on yıldan bu yana kamu kesiminde ciddi bir “yeniden yapılanma-reform” çabalarının arttığı ve bu çabaların hukuki düzenlemelerle de desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Ülkemizdeki kamu mali portresine bakıldığında ise ciddi bir “mali disiplin” sağlanması gerekliliği açık bir şekilde görülmektedir.

Bu makalede kamunun yeniden yapılanması çerçevesinde mali alanda ne gibi reformlar yapılabileceği  özet olarak ele alınmaya çalışılmıştır.

1. BÜTÇENİN HAZIRLANMASI AŞAMASINDA YAPILMASI GEREKENLER
 
Bütçe hazırlık aşamasında iyi bir şekilde tasarlanmış orta vadeli bir harcama sistemi; makro disiplininin sağlanması, stratejik önceliklere göre kaynakların dağıtılması, dağıtılan kaynakların uygulamada istenilen düzeyde verimli ve etkin bir şekilde kullanılması hedeflerinin gerçekleştirilmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır.

Orta vadeli bir harcama programına dayanan, yani planlarla bütçeler ve programlar arasındaki ilişkiyi hedefleyen kamusal karar alma süreci ana hedef olarak belirlenmeli ve bütçe sistemi (plan-program bütçe sistemi veya çıktı-sonuç bazlı muhasebe sistemi gibi) bunun üzerine inşa edilmelidir.

Ekonomik ve mali yapının tam bir resmi çıkartılmalı ve buna göre belli varsayımlarla gelecek üç yıllık dönem için gelir ve harcama projeksiyonları yapılmalıdır. Makroekonomik politikaların başarılı bir şekilde tasarlanmış olması için de iyi bir muhasebe ve raporlama sistemi gereklidir. Ayrıca merkezi kuruluşlar (Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası...gibi) yanında Sayıştay gibi dış denetim kuruluşları da bu süreçte görev ve sorumluluk almalıdır.  Bu aşamada raporlama yükümlülükleri getirilmeli ve denetimi, yürütmeden bağımsız bir denetim organı tarafından yapılmalıdır. Denetim ve raporlama mekanizması uygulamanın etkinliğini arttıracaktır.

Ekonomik ve mali yapıyı ortaya koyan “Güncelleştirme Raporları”  hem kamusal harcama alanlarını, hem de özel ekonomiyi  kapsamalıdır. Ancak yapılan güncelleştirmeler politik baskılardan uzak tutulmalıdır. Bilgilerin ve varsayımların doğruluğunun Anayasal bir kuruluş tarafından incelenerek onaylanması sağlanmalıdır. Ayrıca, hükümetin gelecek üç yıllık dönem için öngördüğü kamusal büyüklükleri ve uygulamayı hedeflediği politikaları topluma beyan etmesi için meclisin onayını alan bir “Bütçe Politikası Beyanı” hazırlanmalıdır. Bu beyan ile hem özel sektör kamunun gelecek üç yılki faaliyet alanları hakkında daha net bir fikre sahip olacak, hem de kamu kuruluşları kendi bütçelerini hazırlarken bu beyanda öngörülen hedefleri kendilerine başlangıç noktası olarak alacaklardır.

Bakanlar, programlanan hizmetlerin istenen düzeyde ve kalitede sağlanabilmesi için bağlı kuruluşlara yetki devretmeli, ancak bu yetkinin nasıl kullanıldığını gerek uygulama aşamasında gerekse uygulama sonrasında denetlemelidir. Bir diğer konu da belirlenen tavanlar çerçevesinde kuruluş bütçelerinin hazırlanması ve uygulanması sorumluluğunun harcamacı kuruluşlara verilmesi, merkezi kuruluşların daha çok düzenleme ve denetim aşamalarında rol almasıdır. Kurumların harcama alanları için yapılan detaylı analizler gelirler için de yapılmalı,  kaynak yapısı bütçe hazırlanması sürecinde ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmalıdır.  Kuruluşların bütçeleri bütün faaliyetleri yansıtacak yapıda olmalıdır. Ayrıca konjonktürel dalgalanma sonucu önceliklerin değişme olasılığına karşılık kaynakların bu alanlara tahsisini kolaylaştıracak mekanizmalar geliştirilmelidir.
 
2. BÜTÇENİN UYGULANMASI AŞAMASINDA YAPILMASI GEREKENLER
 
a. Roller ve sorumluluklar belirlenmelidir. Bütçe uygulamasında görevlilerin rol ve sorumlulukları açıkça tanımlanmalı ve bu çerçevede kamu kaynağı kullanan kişi ve kurumların bu kaynakları doğru ve etkin bir şekilde kullanmasını sağlamak için hesap verme sorumluluğu getirilmelidir.

b. Bütçe uygulamasında sorumlu olan alt birimlere ve kişilere kaynak kullanım sürecinde olabildiğince yetki devri yapılmalıdır. Kuruluş bütçelerinden yapılan harcamalardan ve giderin gerçek ihtiyaçlardan kaynaklanmasından ita amirleri birinci derecede sorumlu olmalıdır. Bütçenin uygulanmasında yerel birimlerin karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalı ve cezai sorumluluklar yaygınlaştırılmalıdır.

c. Mali disiplin sağlanmalıdır. Kaynak ayırma ve harcama prosedürlerinin çok karmaşık ve uzun süreleri olan bir yapıya bürünmesi, mevcut mevzuatın günün koşullarını karşılamaktan uzak olması, kuruluşların hazırladıkları bütçelere inançlarının kalmaması gibi nedenler bütçeden beklenen mali disiplinden uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Mali disiplini sağlayabilmek için satın alma prosedürü tek tip yöntemler kullanılarak tasarlanmalı, mevcut ödeme uygulamasını daha etkin kılabilmek için bankacılık sistemi daha fazla kullanılmalı, gerek mali mevzuatta gerekse yapılan idari düzenlemelerde kontrol ve prosedürlerin uzun süreler alması ve yinelenmesi önlenmelidir.

d. Bütçe uygulamasında bütçedeki ödeneklerle ilişkisi kurulan bir taahhüt modeline geçilmelidir. Sisteme taahhüt modelinin eklenmesi suretiyle cari yıl içinde girişilen taahhütler mevcut ödeneklerden düşülmeli ve gerçekte yeterli ödeneği olmayan taahhütlere girişilmemeli ve başlangıç ödenekleri aşılmamalıdır. Kamunun taahhüt özelliği taşıyan tasarruflarında, öncelikle orta vadeyi kapsayacak şekilde kapsamlı bir maliyet hesaplaması yapılmalıdır. Şöyleki, kamuya  personel alımı uygulamasıyla devlet sadece alınan personelin maaşı kadar değil, en az 3-4 kişinin sağlık, eğitim  ve diğer giderleri gibi taahhütler altına girmektedir.

e. Bilgi akış sistemleri geliştirilmelidir. Bütçenin hazırlanması ve uygulanması sırasında, karar alma süreçlerinin etkinliğinin sağlanabilmesi için bilgisayar teknolojileri yoğun bir şekilde kullanılmalıdır. Bütçenin uygulanmasında otomasyon ve enformasyon sistemlerinin kullanılmaması nedeniyle çok sayıdaki bütçe dairesi başkanlıkları ve saymanlıklarının gerçekte ne derece önemli ve etkin olduğuna dair bir analiz yapılmalı ve gerekiyorsa bu dairelerin sayısı azaltılmalıdır.

f. Kamu kesimi muhasebe ve raporlama sisteminde iyileştirmeler yapılmalıdır. Bu iyileştirmelerin sağlanabilmesi için ise önce bu iyileştirmeleri gerçekleştirecek bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurulda kamu kesimi temsilcileri yanında özel kesim temsilcileri de yer almalıdır. Hazırlanan raporlar yönetim amaçlı, anlaşılabilir ve standart olmalıdır. Muhasebe sistemi sadece bütçenin kavradığı kurumların işlemlerini değil, bütçe dışında kalan kurumların faaliyetlerini de izlemelidir. Bütçe dışında kalan kurumların özel muhasebe sistemlerini oluşturmalarına izin verilmemeli, kamuda muhasebe birliği sağlanmalıdır.

Kamu kesiminde belediyeler, özel idareler, fonlar, sosyal güvenlik kuruluşları gibi ellerinde mali kaynak tutan  ve kullanan kurumlar bulunmaktadır. Bunların varlıkları ve sorumlulukları da muhasebe sistemi tarafından kavranmalıdır. Devlet muhasebe sistemi konu itibarıyla sadece bütçe işlemlerini izlememeli, kamu kesiminin tüm işlemlerini muhasebeleştirmelidir.

g. Devlet muhasebe sisteminde uygulanacak muhasebe esası yeniden belirlenmelidir. Nakit esasına dayanan bir muhasebe sistemi, devletin varlıkları ve sorumlulukları ile ilgili bilgilerin tam ve zamanında kayıt altına alınmasını engellemektedir. Kısa dönemde geçiş uygulaması daha kolay olan değiştirilmiş tahakkuk esası, uzun dönemde ise raporlama esnekliği yüksek olan tahakkuk esaslı muhasebe sistemi benimsenmelidir.

h. Devletin bütçe uygulama sonuçlarının hesabını verdiği merkezi raporlar finansal tablolarla desteklenmelidir. İyi ve etkin bir yönetimi geciken bir enformasyonla sağlamak mümkün değildir. Muhasebe ve raporlama sisteminin kendisinden beklenen faydayı gerçekleştirmesi hızlı ve yeterli enformasyon ile mümkündür. Bu nedenle muhasebe ve raporlama sisteminin üzerinde çalışacağı bilgisayar altyapısı bir an önce kurulmalı ve oluşturulacak sistemin tüm muhasebe birimlerince kullanılacak standart bir uygulama olması gereklidir. Sisteme bilgiye ihtiyaç duyan tüm kurumlar kolayca ulaşabilmelidir. Etkin bir yönetim için bütün muhasebe sistemlerinin online olarak gerçekleştirilmesi ve anlık raporlar üretilmesi bir zorunluluktur.  Bu kapsamda Muhasebat Genel Müdürlüğünce “say2000i” adı verilen bir proje yürütülmektedir.

i. Tamamlayıcı ödenek verilmesi uygulaması kamu bütçelerine olan güveni zedelediğinden bu uygulamaya çok istisnai durumlarda başvurulmalıdır. Bu doğrultuda mali yıl içerisinde ek bütçe kanunu çıkarılması zorlaştırılmalı, sadece acil durumlarda başvurulmalıdır.

j. Türk hukuk sisteminde ekonomik suç ve mali suç kavramlarına yeterince açıklık getirilmelidir. Sayıştay faaliyetlerinde yargısal işlevlerin ağırlıklı olması, Meclis adına yapılması gereken denetimin gerçekleşmesine engel teşkil etmemelidir. Çünkü Sayıştay denetiminin asıl amacı, Meclis adına denetim yapmak ve denetim sonuçlarını Meclise raporlamaktır. Bu durum Anayasal ve yasal gereklilikten kaynaklanmalıdır. Anayasanın 160. ve 164., Sayıştay Kanununun 25.,28., 32., 47., 55.,81.,87.,88. ve Ek 10. maddelerine göre Sayıştay’ın Genel Uygunluk Bildirimleri yanında Meclise sunması gereken çok sayıda rapor bulunmaktadır. Oysa uygulamada Sayıştay, Genel Uygunluk Bildirimleri ve istisnai olarak hazırlanan ve Meclise sunulmayan raporlar hariç bu yasal görevlerin gereğini dışsal nedenlerle yerine getirememektedir (8. Beş yıllık kalkınma planı, s.128).

k. Hükümetlerin kamu borçlanmasına kolayca sığınmasının önüne geçebilmek için kamu sektörünün, borçlanmada özel sektörden farklı bir uygulamaya tabii olmaması hedeflenmelidir. Merkez Bankasının kamu borçlanma araçlarını portföyünde bulundurmasına sınırlama getirilmelidir. Bütçe uygulama yasası hükümetin bir yılda edinebileceği borçlanma miktarını belli kriterlere bağlamalıdır. Örneğin, Almanya’da bütçe yasası toplam borçlanmanın toplam yatırım harcamalarından daha fazla olamayacağını hükme bağlamıştır.

l. Orta vadeli bütçe açık limitleri yasal olarak belirlenmelidir. Örneğin, Fransa’da 1994 yılından başlayarak 1994-1997 dönemi için harcama artışını ve bütçe açığının GSYİH’ya oranını sınırlayan bir yasa kabul edilmiştir. İngiltere’de orta dönem planla, kamu açıklarının belli bir limitte olması öngörülmektedir.ABD’de ise bütçe açığında hedeflenen azalış, “Omnibus Budget Reconciliation Act” içerisinde yer almaktadır. Eğer limitin aşılacağı anlaşılırsa otomatik harcama kesintisine gidilmektedir.

3.  MALİ SAYDAMLIĞIN SAĞLANMASI

Yetki ve sorumlulukların iyi bir şekilde ayrıştırılamaması, bütçe kapsamının kamusal harcama alanlarının ancak bir kısmını kavraması, muhasebe ve raporlama yapısının yetersiz olması ve standartların geliştirilememesi gibi nedenlerle Türk kamu mali yönetim sisteminin etkin ve sorumlu bir şekilde çalıştığını söylemek mümkün değildir. Mali sistemin etkinliğinin sağlanması, kaynakların stratejik önceliklere göre dağıtılması ve etkin kullanılması gibi bir takım hedeflerin gerçekleştirilmesinde mali saydamlık önemli bir araçtır. Mali saydamlığın sağlanabilmesi için ise;

  • bütçe kapsamı genişletilmeli, kamu kaynağı kullanan tüm kurumların aynı tip mali raporlar hazırlaması sağlanmalı,
  • bütçe tahminleri analiz yapmayı mümkün kılacak yapıda hazırlanmalı, hükümet işlemleri brüt bazda raporlanmalı, yıllık bütçe ve sonuç hesaplarında kullanılan veri ve muhasebe standartları açıklanmalı,
  • mali bilgiler ve raporlar düzenli olarak yayınlanmalı,
  • merkezi hükümetin borçları, varlıklarının yapısı ve seviyesi düzenli olarak açıklanmalı,
  • kamu kaynaklarının kullanılmasında uygulanan prosedürlerde standartlaşma sağlanmalı,
  • mali mevzuat bugünkü karmaşık yapısından kurtarılmalı, basitleştirilmeli ve ülkedeki tüm yasal düzenlemelerin kamuoyunda tartışılması sağlanmalı,
  • bütçe kapsamının genişletilmesine paralel olarak Sayıştay denetiminin kapsamı genişletilmeli.
Bunların gerçekleştirilmesi için ise, orta vadeli bütçe sistemine geçilmesi, tahakkuk bazlı muhasebe sisteminin uygulanmaya başlanması, devlet bilançosunun çıkarılması, mali risk analizlerinin yapılarak mali sürdürebilirliğin değerlendirilmesi gereklidir.

Kısa vadede kamuoyuna düzenli, doğru ve güvenilir bilgiler aktarılmasını sağlamak için özel ve kamu kesiminin uluslararası standartlarda veri yayınlanmasına ilişkin  düzenlemeler yapılmalıdır. Hem bu verilerin izlenmesini  hem de uzun dönemde kamu ve özel sektör için uygulanabilecek ortak muhasebe standartlarının geliştirilmesini sağlayacak bir kurul oluşturulmalıdır. Uzun vadede ise, tahakkuk bazlı muhasebe ilkelerinin uygulanabilmesi için ise Muhasebe-i Umumiye Kanunu ile Sayıştay Kanunu’nda değişiklikler yapılmalıdır. Ülkemizde ki mevcut borç seviyesi göz önünde bulundurularak bir “borçlanma kanunu” hazırlanmalıdır. Kamu kaynağını kullananlara “hesap verme sorumluluğu” yüklenmelidir.

Kamu hizmetlerinin miktar, kalite ve maliyet boyutlarının tanımlanması ve bu boyutlardaki değişkenlerin birbirleriyle ilişkilendirilmesi anlamına gelen performans saydamlığı konusuna da önem verilmelidir. Bu değişkenler arasında hizmetlerin etkinliği (hizmetlerin ihtiyaçlara ne ölçüde cevap verdiği) ve hizmet arzının verimliliği (hizmetin maliyeti) sayılabilir. Halen kamu kuruluşlarının böyle bir sorumlulukları yoktur ve sundukları hizmetler hakkında herhangi bir performans bilgisine sahip değildirler. Hizmetlerinin etkinliği ve verimliliği konusunda bilgi üretmeyen bir kuruluşun “iyi” yönetilmesi imkansızdır.
 
4. KURUMSAL ANLAMDA YENİDEN YAPILANMA

Devlete yüklenen görevlerin gittikçe artması, artan görevlerin oldukça yüksek maliyetler gerektirmesi, kaynak kullanımındaki sıkıntıların hızla giderilememesi, planlama anlayışından gittikçe uzaklaşılması ve planlama anlayışının yeniden canlandırılması isteği, devletin kurumsal örgütlenmesini ve bu örgütlerin mali yönetiminin yeniden yapılandırılmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle merkezi ve yerel kamu mali yönetim birimleri arasında hizmet ve kaynak paylaşımı etkin bir planlama anlayışıyla yeniden tasarlanmalıdır.

Kurumlar arasında sıkı bir işbirliği sağlanmalı ve gereksiz bölünmeler ortadan kaldırılmalıdır. Mali yönetimle ilgili işleri gerçekleştirecek görevliler yeterli bilgi ve deneyime sahip olmalıdır. Yapılacak hizmetlerin belirlenmesine yönelik sürece merkezi idarenin yanı sıra valilikler ve kaymakamlıklar gibi taşra teşkilatları ile sivil toplum örgütleri de katılmalıdır. Hizmetlerin yerine getirilmesi sürecinde taşra teşkilatlarının rolü arttırılmalı, özellikle mülki idare amirliklerinin yetki ve sorumlulukları yeniden belirlenmeli, bürokrasinin azaltılması ve karar sürecine katılımın genişletilmesine yönelik kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır(8. Beş yıllık kalkınma planı, s. 134).

Vatandaşlardan bağış ve yardım adı altında toplanan kaynaklarla beslenen dernek, vakıf veya sandıklar kamusal kaynaklarla beslenmelerinin önü tıkanarak tasfiye sürecine girmeye zorlanmalıdır.

Kamu mali yapısında istenen değişimlerin temel hareket noktası planlama olmalıdır. Planları kendini tekrarlayan ve uygulamaya düşük oranda yansıyan belgeler olmaktan çıkaracak, kamu yönetimi ve kamu maliyesindeki dağınıklık ve etkinsizliği bütçesel süreçle ortadan kaldıracak çerçeve kanunlar hazırlanmalıdır. Bunlar planın temel kaynağı olmalıdır. Planlama merkezde oluşturulmalı, aşağıdan yukarı-yukarıdan aşağı kademeli karşılıklı bir etkileşim içinde gerçekleştirilmelidir. Bütçeyle plan arasındaki ilişkileri güçlendiren kısa ve orta vadeli politikalar her sene siyasi yapı tarafından planla ilişkisi kurularak açıklanmalıdır (Bütçe Politikası Beyanı gibi).

Ekonomik işleyişe yapılacak müdahaleler karmaşık bir yapıya bürünmemeli ve piyasaya mümkün olan en az müdahale yapılmalıdır. Merkezi yönetimin kendi içindeki birimleri arasında olduğu kadar, merkezi yönetim ile yerel yönetim birimleri arasındaki görev yetki-sorumluluk ve kaynak paylaşımı, çatışma ve çakışma olmaksızın açık olarak belirlenmeli, aynı veya benzer hizmetlerin aynı hizmet bakanlığında toplanması sağlanmalıdır. Merkez yada yerel yönetim birimleri arasında hizmet açısından bütünsellik sağlanmalıdır. Karar verme, uygulama ve denetim süreçleri ile hukuki, idari ve mali yapı arasında uyum sağlanmalıdır.

5. DENETİM SİSTEMİNİN ETKİNLİĞİNİN ARTTIRILMASI VE PERFORMANS DENETİMİNİN SAĞLANMASI
 
- Denetim sistemimizi bütünüyle kavrayan bir yasa çıkarılmalıdır. Bu yasada denetime ilişkin hususlar ilkeler bazında ele alınmalıdır.

- Denetim standartlarının oluşumuna katkıda bulunmakla, ülke içi ve dışındaki gelişmeleri  izlemekle, denetim ile ilgili araştırmaları yapmak veya yaptırmakla, denetimde karşılaşılan sorunları tartışmak ve gerektiğinde ilgili mercilere tavsiyelerde bulunmakla, denetim metodları ve tekniklerini içeren el kitaplarının ve rehberlerin hazırlanmasıyla görevli bir “Ulusal Denetim Komitesi” oluşturulmalıdır. Kamu kesiminin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak denetim standartları belirlenmeli ve ulusal denetim standartları  bir an önce hazırlanmalıdır.

- Denetim elemanları mesleğe alınmadan önce meslek kuruluşlarınca denetimle ilgili temel konularda eğitimden geçirilmeli, mesleğe alındıktan sonra da gelişmeleri izleyebilecek tarzda sürekli bir biçimde eğitilmelidir.

- Denetim birim, organ ve kurumların teknolojik imkanlardan mümkün olduğunca yararlanması sağlanmalıdır.

- Denetim elemanlarının bağımsızlığını uluslararası standartlara uygun bir biçimde güvence altına alınmalıdır.

- Denetimi sınırlayan yasal düzenlemeler ve fiili uygulamalar kaldırılmalıdır.

- Kamu kaynaklarının parlamento denetimi dışında kalmasına yol açan yasal düzenlemeler kaldırılmalı, kamu kurum ve kuruluşlarının üst yönetime yakın merkez birimlerinin denetim dışı bırakılması uygulamasına son verilerek denetimsiz alan bırakılmamalıdır. Denetim ve teftiş birimi bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarında denetim birimleri oluşturulmalı, denetim elemanlarının yetersiz olduğu kuruluşlarda ise denetim birimleri ek elemanlarla takviye edilmelidir.

- Performans denetim uygulamalarına en kısa zamanda başlanılmalıdır. Bu konuda gelişme göstermiş Kanada, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerin uygulamalarından yararlanma imkanları yaratılmalıdır. Performans denetimine ilişkin eğitim çalışmaları uluslararası kabul görmüş eğitim programları çerçevesinde tasarlanıp uygulanmalıdır. Dünyada da yeni olan performansa dayalı bütçe sistemleri, kamu harcamalarının etkinliğini, vatandaşın ihtiyaçlarına uygun olarak arttıran en önemli araçlardan biri olarak kabul edilmektedir.

-  Mali tabloların güvenirliliği ve doğruluğunu esas alan mali (finansal) denetiminin önem ve yaygınlık kazanması sağlanmalıdır.
 

OCAK 2003