OCAK 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ VE GÜMRÜK BİRLİĞİNİN İŞLEYİŞİ

Prof. Dr. Orhan MORGİL
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı



Gümrük birliği çerçevesinde Türkiye’yi ilgilendiren konularda Türkiye’nin karar mekanizmalarında olmaması gümrük birliğinin, işleyişi açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinin gerçekleşmesinin uzaması bu olumsuzluğu daha da arttırmaktadır.
 
Türk ekonomisinin rekabet gücünün arttırılması için alt-yapı tesislerinin ve insan sermayesinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.
 

Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin bugün geldiği noktayı irdeleyebilmemiz için Türkiye-Avrupa birliği ilişkilerinin tarihi gelişimine çok kısaca bakmamız faydalı olacaktır.

Türkiye 1 Ocak 1958 tarihinde kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Temmuz 1959 tarihinde müzakerelere başlamış ve 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin zaman içinde göstereceği ekonomik gelişmeye bağlı olarak gerçekleştirilecek tam üyeliği amaçlayan bir ortaklık ilişkisi kurmuştur. Türkiye’nin tam üyeliğinin üç aşama sonucunda gerçekleşmesini öngören Ankara Anlaşması 1 Ocak 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Hazırlık dönemi olarak nitelendirilen birinci aşama 1964-1972 yılları arasında başarı ile tamamlanmıştır. Bu dönemde Avrupa Ekonomik Topluluğu Türkiye’ye öngörülen mali yardımları yapmış ve tarım ürünlerinde Türkiye’nin Topluluğa ihracatını arttıracak bazı önemli imkanlar sağlamıştır.
 
Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük birliği kurulmasını amaçlayan Katma Protokol 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Katma Protokol Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük birliğinin hangi sürede ve ne şekilde gerçekleştirileceğini detaylı bir biçimde belirtmiştir. Buna göre Avrupa Topluluğu tek taraflı olarak Türkiye’den ithal ettiği sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini sıfırlamış ve bazı ürünler hariç kotaları kaldırmıştır. Böylece Avrupa Topluluğu  1 Ocak 1973 tarihinden itibaren Türkiye’ye önemli bir imkan sağlamıştır. Buna karşılık Türkiye’nin ise kademeli olarak 22 yıl içinde Avrupa Topluluğu’ndan ithal edeceği sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini sıfırlaması ve kotaları kaldırması öngörülmüştür.
 
Katma Protokol çerçevesinde Avrupa Topluluğu Türkiye’ye 1980 yılına kadar mali yardımda bulunmuştur. Ancak, 1981 yılında Yunanistan’ın Avrupa Topluluğu’na tam üye olmasından sonra Avrupa Topluluğu’nun Türkiye’ye mali yardım yapmadığını görüyoruz.

Bu gelişmede Avrupa Topluluğuna tam üye olan Yunanistan’ın tutumu etkili olmuştur.

Türkiye 1974 yılında ortaya çıkan petrol krizi nedeniyle karşılaştığı ekonomik güçlükler ve yaşanan siyasi istikrarsızlıklara bağlı olarak Katma Protokolün öngördüğü ekonomik yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirememiş ve 1979 yılında Avrupa Topluluğu ile ekonomik ilişkilerini bir süre askıya almıştır. Türkiye Avrupa Topluluğu ile ekonomik ilişkilerini 1983 yılından itibaren yeniden geliştirmeye başlamış ve gümrük vergilerini Katma Protokolün öngördüğü biçimde kademeli olarak indirmiştir.
 
Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen önemli bir gelişme Avrupa Topluluğunda 1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe giren Tek Avrupa Senedi Anlaşması olmuştur. Bu anlaşmaya dayanılarak çıkartılan 282 adet yönetmelik ve direktifin yürürlüğe girmesi ile Avrupa Topluluğunda 1992 yılından itibaren Tek Pazar kurulmuştur. Avrupa Topluluğunda yürürlüğe giren Tek Avrupa Senedi Anlaşması Katma Protokol’de öngörülen Türkiye-Avrupa Topluluğu ekonomik ilişkilerinin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir.
 
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi sonucunda 1995 yılında Ankara Anlaşması ve Katma Protokole uygun olarak Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği anlaşması imzalanmıştır.  Ancak, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında kurulan gümrük birliğinin kapsamı Tek Avrupa Senedi Anlaşmasının yürürlüğe girmesi ve Avrupa Birliğindeki diğer ekonomik gelişmeler nedeniyle çok genişlemiştir.  1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren gümrük birliği çerçevesinde Türkiye Avrupa Birliğine üye 15 ülkeye gümrük vergileri ve kotaları kaldırmak ve üçüncü ülkelere Avrupa Birliği Ortak Gümrük Tarifesini uygulamak yükümlülüğü yanında Avrupa Birliği Ortak Dış Ticaret Politikasını ve Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikasını uygulamayı üstlenmiştir.
 
Türkiye Avrupa Birliği Ortak Dış Ticaret Politikası Çerçevesinde İsrail, Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Litvanya gibi Avrupa Birliğinin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapmıştır. Diğer üçüncü ülkelere uyguladığı ve %18 olan ortalama koruma oranını Avrupa Birliği Ortak Gümrük tarifesi ortalama koruma oranı olan %5’e çekmiştir. Böylece Türk ekonomisi sadece Avrupa Birliğine üye ülkelerin değil, aynı zamanda üçüncü ülkelerin rekabetine açılmıştır.
 
Türkiye Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası çerçevesinde Rekabeti Koruma Yasasını, Tüketiciyi Koruma Yasasını, Patent Yasasını, Kamu İhale Yasasını ve bu yasalarla ilgili yönetmelikleri yürürlüğe koymuştur. Türkiye teşvik sistemini değiştirerek devlet yardımı ve  sübvansiyonları Avrupa Birliğine uyumlu hale getirmiştir.

Bu noktada gümrük birliğinin işleyişini ve Türk ekonomisi üzerindeki etkilerini incelememiz faydalı olacaktır.

Gümrük birliğinin ticaret saptırıcı ve ticaret yaratıcı etkileri yürürlüğe girdiği ilk yıl olan 1996 yılında beklendiği gibi Avrupa Birliği lehinde olmuştur. 1996 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliğinden yaptığı ithalat bir önceki yıla göre % 34,7 oranında artmıştır. Avrupa Birliğinin toplam ithalat içindeki payı 1995 yılında % 47,2’den 1996 yılında % 52,9’a yükselmiştir. Bu yıldan sonra Türkiye ile Avrupa Birliği arasında dış ticaretin yani ihracat ve ithalatın dengeli bir biçimde arttığını görüyoruz. Ancak, bu noktada Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki dış ticaret hacminin esas alarak Türkiye’nin uyguladığı döviz kuru politikasına ve gerçekleştirilen büyüme hızına bağlı olduğunu belirtmemiz gereklidir. Nitekim, 2001 yılında Türkiye’nin döviz kurunu nominal çapa olarak kullanması sonucunda Türkiye’nin Avrupa Birliğinden ithalatı büyük ölçüde artmıştır. Türk ekonomisinin 2002 yılında durgunluğa girmesi sonucunda ise Avrupa Birliğinden yapılan ithalat gerilemiştir.

Gümrük birliği Türk sanayiini geniş ölçüde dış rekabete açmıştır. Artan rekabet çeşitli sanayi sektörlerinde verimlilik ve kalitenin arttırılması ve bu sektörlerin gümrük birliğine uyum yapmasına imkan vermiştir. Bunun en güzel örneği otomotiv sektörüdür. Gümrük birliğinin uygulamaya girmesi ile zorlanan otomotiv ana ve yan sanayi artan rekabet şartlarına uyum yaparak kalite ve etkinliği arttırmıştır. Bugün otomotiv ana ve yan sanayi dünya piyasalarına önemli ölçüde ihracat yapabilmektedir.

Gümrük birliğinin işleyişi ile ilgili olarak üç olumsuz gelişmenin ortaya çıktığını görüyoruz.

Gümrük birliğinin sağlıklı bir şekilde işletilebilmesi için dayanışma ilkesi çerçevesinde Avrupa Birliğinin Türkiye’ye mali destek vermesi öngörülmekteydi. Ancak, Türk ekonomisinin boyutu göz önüne alındığında miktarı yeterli olmayan 5 yıl içinde verilmesi öngörülen 4 milyar dolarlık mali yardımın gerçekleşmediğini görüyoruz. Özellikle, küçük ve orta-boy firmaların gümrük birliğine uyumu açısından önemli olan mali yardımın gerçekleşmemesi gümrük birliğinin etkin işleyişi yönünden olumsuz bir gelişme olmuştur.

Gümrük birliğinin dinamik bir etkisi olarak yabancı doğrudan yatırımların artacağı beklenmekteydi. Böylece yeni teknolojilerin transferi ve yeni dış pazarlara açılma yönünden gelişmelerin sağlanması ümit edilmekteydi. Ancak, bu beklenti ve ümitler gerçekleşmemiştir.

Gümrük birliği çerçevesinde Türkiye’yi ilgilendiren konularda Türkiye’nin karar mekanizmalarında olmaması gümrük birliğinin, işleyişi açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinin gerçekleşmesinin uzaması bu olumsuzluğu daha da arttırmaktadır.

Gümrük birliğinin hayata geçirilmesinden sonra ekonomik ilişkilerin sağlıklı olarak geliştirilmesi için Türkiye’nin Avrupa birliğine tam üye olması ile ilgili adımların Ankara Anlaşması ve Katma Protokole uygun olarak atılması beklenmiştir. Bu beklenti Aralık 1997 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği Konsey toplantısında gerçekleşmemiştir. Türkiye’nin ısrarlı talebi sonucunda Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği Konsey toplantısında Türkiye Avrupa Birliği tam üyeliği için aday ülke olarak kabul edilmiştir. Ancak, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması Kopenhag kriterlerinin gerçekleştirilmesine bağlanmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerini hayata geçirmesi ile yakından ilgilidir. Kopenhag ekonomik kriterleri iki hususu kapsamaktadır.

Ülkenin kurum ve kuralları ile işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olması gereklidir. İşleyen bir piyasa ekonomisinin olması için fiyatların piyasada belirlenmesi, serbest ticaret ve serbest kambiyo rejiminin uygulanması, özel mülkiyet haklarını koruyan bir hukuk sisteminin bulunması, iyi işleyen para ve sermaye piyasalarının mevcudiyeti, piyasaya firmaların giriş ve çıkışlarının serbest olması ve özellikle rekabet kurallarının etkin bir biçimde uygulanması gereklidir. Türk ekonomisini bu yönden değerlendirirsek Türkiye’nin esas olarak işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olduğunu görüyoruz.

Ülkenin Avrupa Birliği tek pazarında rekabet gücüne sahip olması gereklidir.

Türkiye Avrupa Birliği ile gümrük birliğini gerçekleştirmesinden bu yana yedi yıl geçmiş bulunmaktadır. Daha önce belirtildiği gibi bütün sanayi sektörleri gümrük birliğine uyum yaparak Avrupa Birliği tek pazarında rekabet gücü olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla, Türk ekonomisinin bu kriter açısından da önemli bir sorunu olmadığını söylemeyebiliriz. Ancak, Türk ekonomisinin rekabet gücünün arttırılması için alt-yapı tesislerinin ve insan sermayesinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Türk ekonomisinde Kopenhag ekonomik kriterlerine uyum yönünden ciddi bir sorun olmamakla beraber, Maastricht ekonomik  kriterlerine uyum yönünden ciddi sıkıntılar vardır.

Maastricht ekonomik kriterleri esas olarak makro-ekonomik hedefler ve uygulanacak makro-ekonomik politikalarla ilgilidir. Uygulanacak maliye politikasının amacının 2002 yılında Gayri Safi Milli Hasılanın % 14’ne ulaşan kamu kesimi açığının önümüzdeki yıllarda % 3’e çekilmesi olmalıdır. Uygulanacak para ve yapısal düzenleme politikaları ile enflasyon önümüzdeki yıllarda % 4’e çekilerek ekonomik istikrar sağlanmalıdır. Bunun yanında iç ve dış devlet borçlarının Gayri Safi Milli Hasılaya oranı % 60’a indirilmelidir. Bunun için özelleştirme gelirleri iç ve dış borç stokunun azaltılması için kullanılmalı ve faiz dışı bütçe fazlası sağlanması politikası ciddiyetle uygulanmalıdır.

Türkiye ve Avrupa Birliği ekonomilerinin bir çok sahada tamamlayıcı niteliklere sahip olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Türkiye Avrupa Birliği ekonomik ve ticari ilişkilerinin her iki tarafın ekonomik çıkarlarına uygun olarak geliştirilmesi potansiyeli vardır. Ancak bu potansiyelin harekete geçirilmesi için her iki tarafın atması gereken adımlar vardır.

Türkiye uygulamaya koyduğu üç yıllık istikrar programını kararlılıkla uygulayarak ekonomik istikrarı mutlaka sağlamalıdır. Böylece ekonomide  yaşanan belirsizlik ve güvensizlik ortadan kaldırılmalıdır. Bu durumda Türk ve Avrupa Birliği firmalarının Türkiye’de ortak yatırım yapmasının ve Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin önü açılacaktır.

Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyeliğini geciktirmek politikasına bir son vermelidir. Avrupa Birliği Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamalı ve Türkiye’nin tam üyeliği için anlaşmalar nedeniyle üzerine düşen hukuki yükümlülükleri yerine getirmelidir. Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyelik sürecinde Türk ekonomisinin büyüklüğünü göz önüne alarak Türkiye’ye mali yardım yapmalıdır. Avrupa Birliği tam üyeliğe uyum için Türkiye’ye yılda 150 milyon dolar yardım yapmıştır. 2004 yılında bu miktar 350 milyon dolara çıkartılacaktır. Ancak bu miktar Türk ekonomisinin büyüklüğü göz önüne alındığında yetersizdir.

Türkiye piyasa ekonomisinin bütün kurum ve kuralları ile etkin bir şekilde işlemesini sağlayacak yapısal düzenlemeleri yapmaya devam etmelidir. Türkiye’de piyasa ekonomisinin işleyişini sağlayan bir hukuki alt-yapı vardır. Ancak, yasa, yönetmelik ve sözleşmelerin uygulanmasının daha etkin hale getirilmesi gereklidir.

Sonuç olarak Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ve ticari ilişkilerinin yeterli düzeyde gelişmediğini söyleyebiliriz. Tamamlayıcı ekonomik niteliklere sahip olan Türkiye-Avrupa Birliği ekonomileri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişme potansiyeli yüksektir. Bu potansiyeli hayat geçirmek için Türkiye’nin tam üyelik sürecinin hızlandırılması ve gümrük birliğinin hizmet sektörünü kapsayacak biçimde genişletilmesi gereklidir.
 

OCAK 2003