EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ VE GÜMRÜK BİRLİĞİNİN İŞLEYİŞİ
Prof. Dr. Orhan MORGİL
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı
 |
Gümrük birliği çerçevesinde Türkiye’yi ilgilendiren konularda Türkiye’nin karar mekanizmalarında olmaması gümrük birliğinin, işleyişi açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinin gerçekleşmesinin uzaması bu olumsuzluğu daha da arttırmaktadır.
|
 |
Türk ekonomisinin rekabet gücünün arttırılması için alt-yapı tesislerinin ve insan sermayesinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.
|
Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin bugün geldiği noktayı
irdeleyebilmemiz için Türkiye-Avrupa birliği ilişkilerinin tarihi gelişimine
çok kısaca bakmamız faydalı olacaktır.
Türkiye 1 Ocak 1958 tarihinde kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile
Temmuz 1959 tarihinde müzakerelere başlamış ve 12 Eylül 1963 tarihinde
imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin zaman içinde göstereceği ekonomik
gelişmeye bağlı olarak gerçekleştirilecek tam üyeliği amaçlayan bir ortaklık
ilişkisi kurmuştur. Türkiye’nin tam üyeliğinin üç aşama sonucunda gerçekleşmesini
öngören Ankara Anlaşması 1 Ocak 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Hazırlık
dönemi olarak nitelendirilen birinci aşama 1964-1972 yılları arasında başarı
ile tamamlanmıştır. Bu dönemde Avrupa Ekonomik Topluluğu Türkiye’ye öngörülen
mali yardımları yapmış ve tarım ürünlerinde Türkiye’nin Topluluğa ihracatını
arttıracak bazı önemli imkanlar sağlamıştır.
Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük birliği kurulmasını amaçlayan
Katma Protokol 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Katma Protokol
Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük birliğinin hangi sürede ve
ne şekilde gerçekleştirileceğini detaylı bir biçimde belirtmiştir. Buna
göre Avrupa Topluluğu tek taraflı olarak Türkiye’den ithal ettiği sanayi
mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini sıfırlamış
ve bazı ürünler hariç kotaları kaldırmıştır. Böylece Avrupa Topluluğu
1 Ocak 1973 tarihinden itibaren Türkiye’ye önemli bir imkan sağlamıştır.
Buna karşılık Türkiye’nin ise kademeli olarak 22 yıl içinde Avrupa Topluluğu’ndan
ithal edeceği sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini
sıfırlaması ve kotaları kaldırması öngörülmüştür.
Katma Protokol çerçevesinde Avrupa Topluluğu Türkiye’ye 1980 yılına
kadar mali yardımda bulunmuştur. Ancak, 1981 yılında Yunanistan’ın Avrupa
Topluluğu’na tam üye olmasından sonra Avrupa Topluluğu’nun Türkiye’ye mali
yardım yapmadığını görüyoruz.
Bu gelişmede Avrupa Topluluğuna tam üye olan Yunanistan’ın tutumu etkili
olmuştur.
Türkiye 1974 yılında ortaya çıkan petrol krizi nedeniyle karşılaştığı
ekonomik güçlükler ve yaşanan siyasi istikrarsızlıklara bağlı olarak Katma
Protokolün öngördüğü ekonomik yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirememiş
ve 1979 yılında Avrupa Topluluğu ile ekonomik ilişkilerini bir süre askıya
almıştır. Türkiye Avrupa Topluluğu ile ekonomik ilişkilerini 1983 yılından
itibaren yeniden geliştirmeye başlamış ve gümrük vergilerini Katma Protokolün
öngördüğü biçimde kademeli olarak indirmiştir.
Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen
önemli bir gelişme Avrupa Topluluğunda 1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe
giren Tek Avrupa Senedi Anlaşması olmuştur. Bu anlaşmaya dayanılarak çıkartılan
282 adet yönetmelik ve direktifin yürürlüğe girmesi ile Avrupa Topluluğunda
1992 yılından itibaren Tek Pazar kurulmuştur. Avrupa Topluluğunda yürürlüğe
giren Tek Avrupa Senedi Anlaşması Katma Protokol’de öngörülen Türkiye-Avrupa
Topluluğu ekonomik ilişkilerinin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi
sonucunda 1995 yılında Ankara Anlaşması ve Katma Protokole uygun olarak
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği anlaşması imzalanmıştır.
Ancak, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında kurulan gümrük birliğinin kapsamı
Tek Avrupa Senedi Anlaşmasının yürürlüğe girmesi ve Avrupa Birliğindeki
diğer ekonomik gelişmeler nedeniyle çok genişlemiştir. 1 Ocak 1996
tarihinde yürürlüğe giren gümrük birliği çerçevesinde Türkiye Avrupa Birliğine
üye 15 ülkeye gümrük vergileri ve kotaları kaldırmak ve üçüncü ülkelere
Avrupa Birliği Ortak Gümrük Tarifesini uygulamak yükümlülüğü yanında Avrupa
Birliği Ortak Dış Ticaret Politikasını ve Avrupa Birliği Ortak Rekabet
Politikasını uygulamayı üstlenmiştir.
Türkiye Avrupa Birliği Ortak Dış Ticaret Politikası Çerçevesinde İsrail,
Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Litvanya
gibi Avrupa Birliğinin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkelerle serbest
ticaret anlaşması yapmıştır. Diğer üçüncü ülkelere uyguladığı ve %18 olan
ortalama koruma oranını Avrupa Birliği Ortak Gümrük tarifesi ortalama koruma
oranı olan %5’e çekmiştir. Böylece Türk ekonomisi sadece Avrupa Birliğine
üye ülkelerin değil, aynı zamanda üçüncü ülkelerin rekabetine açılmıştır.
Türkiye Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası çerçevesinde Rekabeti
Koruma Yasasını, Tüketiciyi Koruma Yasasını, Patent Yasasını, Kamu İhale
Yasasını ve bu yasalarla ilgili yönetmelikleri yürürlüğe koymuştur. Türkiye
teşvik sistemini değiştirerek devlet yardımı ve sübvansiyonları Avrupa
Birliğine uyumlu hale getirmiştir.
Bu noktada gümrük birliğinin işleyişini ve Türk ekonomisi üzerindeki
etkilerini incelememiz faydalı olacaktır.
Gümrük birliğinin ticaret saptırıcı ve ticaret yaratıcı etkileri yürürlüğe
girdiği ilk yıl olan 1996 yılında beklendiği gibi Avrupa Birliği lehinde
olmuştur. 1996 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliğinden yaptığı ithalat bir
önceki yıla göre % 34,7 oranında artmıştır. Avrupa Birliğinin toplam ithalat
içindeki payı 1995 yılında % 47,2’den 1996 yılında % 52,9’a yükselmiştir.
Bu yıldan sonra Türkiye ile Avrupa Birliği arasında dış ticaretin yani
ihracat ve ithalatın dengeli bir biçimde arttığını görüyoruz. Ancak, bu
noktada Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki dış ticaret hacminin esas
alarak Türkiye’nin uyguladığı döviz kuru politikasına ve gerçekleştirilen
büyüme hızına bağlı olduğunu belirtmemiz gereklidir. Nitekim, 2001 yılında
Türkiye’nin döviz kurunu nominal çapa olarak kullanması sonucunda Türkiye’nin
Avrupa Birliğinden ithalatı büyük ölçüde artmıştır. Türk ekonomisinin 2002
yılında durgunluğa girmesi sonucunda ise Avrupa Birliğinden yapılan ithalat
gerilemiştir.
Gümrük birliği Türk sanayiini geniş ölçüde dış rekabete açmıştır. Artan
rekabet çeşitli sanayi sektörlerinde verimlilik ve kalitenin arttırılması
ve bu sektörlerin gümrük birliğine uyum yapmasına imkan vermiştir. Bunun
en güzel örneği otomotiv sektörüdür. Gümrük birliğinin uygulamaya girmesi
ile zorlanan otomotiv ana ve yan sanayi artan rekabet şartlarına uyum yaparak
kalite ve etkinliği arttırmıştır. Bugün otomotiv ana ve yan sanayi dünya
piyasalarına önemli ölçüde ihracat yapabilmektedir.
Gümrük birliğinin işleyişi ile ilgili olarak üç olumsuz gelişmenin ortaya
çıktığını görüyoruz.
Gümrük birliğinin sağlıklı bir şekilde işletilebilmesi için dayanışma ilkesi
çerçevesinde Avrupa Birliğinin Türkiye’ye mali destek vermesi öngörülmekteydi.
Ancak, Türk ekonomisinin boyutu göz önüne alındığında miktarı yeterli olmayan
5 yıl içinde verilmesi öngörülen 4 milyar dolarlık mali yardımın gerçekleşmediğini
görüyoruz. Özellikle, küçük ve orta-boy firmaların gümrük birliğine uyumu
açısından önemli olan mali yardımın gerçekleşmemesi gümrük birliğinin etkin
işleyişi yönünden olumsuz bir gelişme olmuştur.
Gümrük birliğinin dinamik bir etkisi olarak yabancı doğrudan yatırımların
artacağı beklenmekteydi. Böylece yeni teknolojilerin transferi ve yeni
dış pazarlara açılma yönünden gelişmelerin sağlanması ümit edilmekteydi.
Ancak, bu beklenti ve ümitler gerçekleşmemiştir.
Gümrük birliği çerçevesinde Türkiye’yi ilgilendiren konularda Türkiye’nin
karar mekanizmalarında olmaması gümrük birliğinin, işleyişi açısından bir
olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam
üyeliğinin gerçekleşmesinin uzaması bu olumsuzluğu daha da arttırmaktadır.
Gümrük birliğinin hayata geçirilmesinden sonra ekonomik ilişkilerin
sağlıklı olarak geliştirilmesi için Türkiye’nin Avrupa birliğine tam üye
olması ile ilgili adımların Ankara Anlaşması ve Katma Protokole uygun olarak
atılması beklenmiştir. Bu beklenti Aralık 1997 tarihinde Lüksemburg’da
yapılan Avrupa Birliği Konsey toplantısında gerçekleşmemiştir. Türkiye’nin
ısrarlı talebi sonucunda Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de yapılan Avrupa
Birliği Konsey toplantısında Türkiye Avrupa Birliği tam üyeliği için aday
ülke olarak kabul edilmiştir. Ancak, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin
başlaması Kopenhag kriterlerinin gerçekleştirilmesine bağlanmıştır.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi
Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerini hayata geçirmesi ile yakından
ilgilidir. Kopenhag ekonomik kriterleri iki hususu kapsamaktadır.
Ülkenin kurum ve kuralları ile işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olması
gereklidir. İşleyen bir piyasa ekonomisinin olması için fiyatların piyasada
belirlenmesi, serbest ticaret ve serbest kambiyo rejiminin uygulanması,
özel mülkiyet haklarını koruyan bir hukuk sisteminin bulunması, iyi işleyen
para ve sermaye piyasalarının mevcudiyeti, piyasaya firmaların giriş ve
çıkışlarının serbest olması ve özellikle rekabet kurallarının etkin bir
biçimde uygulanması gereklidir. Türk ekonomisini bu yönden değerlendirirsek
Türkiye’nin esas olarak işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olduğunu görüyoruz.
Ülkenin Avrupa Birliği tek pazarında rekabet gücüne sahip olması gereklidir.
Türkiye Avrupa Birliği ile gümrük birliğini gerçekleştirmesinden bu
yana yedi yıl geçmiş bulunmaktadır. Daha önce belirtildiği gibi bütün sanayi
sektörleri gümrük birliğine uyum yaparak Avrupa Birliği tek pazarında rekabet
gücü olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla, Türk ekonomisinin bu kriter
açısından da önemli bir sorunu olmadığını söylemeyebiliriz. Ancak, Türk
ekonomisinin rekabet gücünün arttırılması için alt-yapı tesislerinin ve
insan sermayesinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Türk ekonomisinde Kopenhag ekonomik kriterlerine uyum yönünden ciddi
bir sorun olmamakla beraber, Maastricht ekonomik kriterlerine uyum
yönünden ciddi sıkıntılar vardır.
Maastricht ekonomik kriterleri esas olarak makro-ekonomik hedefler ve
uygulanacak makro-ekonomik politikalarla ilgilidir. Uygulanacak maliye
politikasının amacının 2002 yılında Gayri Safi Milli Hasılanın % 14’ne
ulaşan kamu kesimi açığının önümüzdeki yıllarda % 3’e çekilmesi olmalıdır.
Uygulanacak para ve yapısal düzenleme politikaları ile enflasyon önümüzdeki
yıllarda % 4’e çekilerek ekonomik istikrar sağlanmalıdır. Bunun yanında
iç ve dış devlet borçlarının Gayri Safi Milli Hasılaya oranı % 60’a indirilmelidir.
Bunun için özelleştirme gelirleri iç ve dış borç stokunun azaltılması için
kullanılmalı ve faiz dışı bütçe fazlası sağlanması politikası ciddiyetle
uygulanmalıdır.
Türkiye ve Avrupa Birliği ekonomilerinin bir çok sahada tamamlayıcı
niteliklere sahip olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Türkiye Avrupa Birliği
ekonomik ve ticari ilişkilerinin her iki tarafın ekonomik çıkarlarına uygun
olarak geliştirilmesi potansiyeli vardır. Ancak bu potansiyelin harekete
geçirilmesi için her iki tarafın atması gereken adımlar vardır.
Türkiye uygulamaya koyduğu üç yıllık istikrar programını kararlılıkla uygulayarak
ekonomik istikrarı mutlaka sağlamalıdır. Böylece ekonomide yaşanan
belirsizlik ve güvensizlik ortadan kaldırılmalıdır. Bu durumda Türk ve
Avrupa Birliği firmalarının Türkiye’de ortak yatırım yapmasının ve Türkiye’ye
yabancı sermaye girişinin önü açılacaktır.
Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyeliğini geciktirmek politikasına bir son
vermelidir. Avrupa Birliği Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamalı
ve Türkiye’nin tam üyeliği için anlaşmalar nedeniyle üzerine düşen hukuki
yükümlülükleri yerine getirmelidir. Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyelik
sürecinde Türk ekonomisinin büyüklüğünü göz önüne alarak Türkiye’ye mali
yardım yapmalıdır. Avrupa Birliği tam üyeliğe uyum için Türkiye’ye yılda
150 milyon dolar yardım yapmıştır. 2004 yılında bu miktar 350 milyon dolara
çıkartılacaktır. Ancak bu miktar Türk ekonomisinin büyüklüğü göz önüne
alındığında yetersizdir.
Türkiye piyasa ekonomisinin bütün kurum ve kuralları ile etkin bir şekilde
işlemesini sağlayacak yapısal düzenlemeleri yapmaya devam etmelidir. Türkiye’de
piyasa ekonomisinin işleyişini sağlayan bir hukuki alt-yapı vardır. Ancak,
yasa, yönetmelik ve sözleşmelerin uygulanmasının daha etkin hale getirilmesi
gereklidir.
Sonuç olarak Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ve ticari ilişkilerinin
yeterli düzeyde gelişmediğini söyleyebiliriz. Tamamlayıcı ekonomik niteliklere
sahip olan Türkiye-Avrupa Birliği ekonomileri arasındaki ekonomik ve ticari
ilişkilerin gelişme potansiyeli yüksektir. Bu potansiyeli hayat geçirmek
için Türkiye’nin tam üyelik sürecinin hızlandırılması ve gümrük birliğinin
hizmet sektörünü kapsayacak biçimde genişletilmesi gereklidir.
OCAK 2003
|