OCAK 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



KOPENHAG ZİRVESİ SONRASINDA TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

Mustafa DÖNMEZ
Avrupa Birliği Genel Sekreter Yardımcısı


Kopenhag Zirvesi öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler hem Türkiye-AB ilişkileri açısından hem de Türkiye’nin demokratikleşme süreci açısından önemli değişimlere sahne olmuştur. Gerek genişleme sürecinin kazandığı ivme gerek Türkiye’nin bu gelişmeler karşısında izlediği politika, Türkiye-AB ilişkilerinin Kopenhag öncesi ve sonrası olarak değerlendirilmesine yol açmıştır. Bu yüzden, Kopenhag zirvesi sonrasında Türkiye-AB ilişkilerinin nasıl şekilleneceği konusunda bir değerlendirme yapmak, öncesinde yaşanan gelişmeleri iyi analiz etmeyi gerektirmektedir.

Bilindiği üzere, 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye’nin diğer aday ülkelerle eşit şartlarda AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesi, Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmıştır. Helsinki Zirvesi sonrası süreçte Türkiye-AB ilişkileri her alanda canlılık kazanmıştır. Avrupa Birliği, tüm boyutlarıyla algılanan bir yeniden yapılanma projesi olarak Türkiye’nin gündemine girmiştir. Bu çerçevede, AB Komisyonu Katılım Ortaklığı Belgesini yayımlamış, Türkiye de Katılım Ortaklığı Belgesi ışığında “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programını hazırlayarak yürürlüğe koymuştur.

Tam üyelik yolunda atılması öngörülen adımları içeren Ulusal Program; siyasi, ekonomik ve hukuki uyum yönleriyle kapsamlı bir toplumsal dönüşüm projesidir. Ulusal Program çerçevesinde Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterleri ile Avrupa Birliği müktesebatına uyum açısından öngörülen değişikliklerin, “kısa” ve “orta” vadeli bir takvim içinde yerine getirilmesi öngörülmüştür.. Türkiye, Ulusal Programını kabul eder etmez hızla uygulamasına başlamıştır. Özellikle katılım müzakerelerinin başlaması için bir ön koşul olan siyasi kriterlerin yerine getirilmesi konusunda atılan adımlar, Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir canlılık getirmiştir.

Bu çerçevede atılan ilk önemli adım 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan anayasa değişiklikleridir. İnsan haklarının korunmasını, temel özgürlükleri güçlendirmeyi ve ölüm cezasını sınırlamayı hedefleyen söz konusu anayasa değişikliklerine işlerlik kazandırılabilmek için ilgili kanunlarda da gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Böylece, temel hak ve hürriyetler alanında yeni açılımlar ve genişlemeler sağlanarak sivilleşme, demokratikleşme ve özgürlüklerin genişletilmesi yolunda önemli bir gelişme kaydedilmiştir.

Türkiye’nin Kopenhag Zirvesi’nde gündemi belirlemesini sağlayan en önemli gelişme 3 Ağustos 2002 tarihinde kabul edilen uyum paketidir. İdamın kaldırılmasından ana dilde yayın ve eğitim hakkına kadar pek çok alanda köklü bir değişim öngören söz konusu uyum paketi ile Türkiye, demokratikleşme konusunda da önemli bir adım atmıştır. Böylece Türkiye, 2002 yılı sonunda AB ile müzakerelere hazır olma noktasına gelmiştir. Ancak çok kısa bir döneme sığdırılan reform çalışmaları , AB’nin takvimi-ne uymamış ve reformlar, müzakerelerin açılması için yetersiz sayılmıştır.

9 Ekim 2002 tarihinde yayınladığı “Towards The Enlarged Union” isimli belgenin Türkiye ile ilgili bölümünde, Türkiye’nin siyasi kriterleri karşılanması yolunda kayda değer ilerleme kaydettiği, buna rağmen siyasi kriterleri tam olarak karşılamadığı ifade edilmiştir.

Türkiye, 12-13 Aralık 2002 tarihinde Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı öncesinde müzakerelere başlama tarihi verilmesi için yoğun bir lobi faaliyeti yürütmüştür.

Zirveyi takiben yayınlanan Zirve Sonuçlarında Türkiye’nin üyeliğine ilişkin olarak, 1999 yılında Helsinki’de alınan ve Türkiye’nin diğer aday ülkelerle aynı kriterler esasında Birliğe katılacağını belirten kararını hatırlatılarak, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşılamaya yönelik girişimlerini, özellikle son dönemde Katılım Ortaklığı Belgesi’nde belirlenen öncelikli alanlardaki kapsamlı mevzuat uyum paketleri ile bunları uygulamaya yönelik tedbirler aracılığıyla kaydettiği önemli mesafeyi büyük memnuniyetle karşılandığı ifade edilmektedir.Zirve Sonuç Belgesinde, Avrupa Birliği’nin, yeni Türk Hükümetinin reform sürecini geliştirme konusundaki kararlılığını kabul ettiği ve siyasi kriterler alanında kalan mevcut eksikliklerin bir an önce sadece mevzuatla değil aynı zamanda uygulama yoluyla da giderilmesi gereğine işaret ettiği; 1993 yılında Kopenhag’da kabul edilen siyasi kriterler uyarınca, üyeliğe aday ülkelerin, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların korunmasını güvence altına alan kurumların istikrarını sağlaması gerektiğini hatırlattığı ifade edilmektedir.

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin reform sürecini enerjik bir biçimde sürdürmesini teşvik ettiği ifade edilerek 2004 yılı Aralık ayında yapılacak Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Komisyonun vereceği rapor ve tavsiye üzerine, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği takdirde, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile katılım müzakerelerini gecikme olmaksızın başlatacağı belirtilmektedir.

Zirvede Sonuçlarında ayrıca, AB üyeliği yolunda Türkiye’ye yardım sağlaması amacıyla, Türkiye için katılım stratejisinin güçlendirilmesi gereği ifade edilerek. Komisyon, gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı Belgesine ilişkin öneride bulunmaya ve mevzuatın incelenmesi sürecini yoğunlaştırmaya davet edilmektedir. Buna paralel olarak, Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve derinleştirilmesi istenmektedir. Avrupa Birliğinin Türkiye için katılım öncesi mali yardımı önemli ölçüde artıracağı ve söz konusu yardımın, 2004 yılından başlayarak bütçenin “katılım öncesi harcamalar” kaleminden karşılanacağı ifade edilmektedir.

Zirvede Sonuçlarında, Avrupa Birliği ve Topluluğa katılan ülkelerin , Katılım Anlaşmasının ekinde yer alacak “Tek Avrupa” Ortak Deklarasyonu ile, genişleme sürecinin sürekli, kapsamlı ve geri döndürülemez niteliği üzerinde mutabakata varmış oldukları ifadesi de yer almaktadır.

Zirve sonuçları ışığında önümüzdeki dönemde yapılacak işlere de bir göz atarsak;

  • AB Komisyonu Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlayacaktır. Bu belgedeki ifadelerin mümkün olduğunca açık olması Türkiye’nin beklentileri arasındadır.
  • Türkiye, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki öncelikleri de dikkate alarak Ulusal Programını yenileyecektir.
  • Türkiye ile AB arasında müzakereler başlamadığı için tarama süreci de başlayamamış, “analitik inceleme”, “detaylı inceleme” gibi ifadelerle Türk ve AB mevzuatının karşılaştırılması yetersiz kalmıştır. Önümüzdeki dönemde mevzuatın incelenmesi süreci yoğunlaştırılacaktır.
  • Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve derinleştirilmesi amacıyla görüşmeler yapılacaktır.
  • Geçmiş yıllarda Türkiye’ye verilen mali kaynaklar yetersiz kalmıştır. Yeni dönemde Türkiye’ye tahsis edilen mali kaynaklar artırılacağı için Türkiye’nin Ulusal Program önceliklerini yerine getirmesi kolaylaşacaktır.
Müzakerelerin başlaması için gerekli şartların açık olmasına rağmen Türkiye’nin müzakere tarihi istemesi AB’nin genişleme stratejisinde yaşanan değişimlerden kaynaklanmıştır. 2001 genişleme stratejisi belgesinde belirtildiği üzere AB pek çok ülkeyi kapsayan kitlesel (big-bang) bir genişleme öngörmektedir.

Bu bağlamda, 2004 tarihi Türkiye açısından çok önemlidir çünkü somut bir müzakere tarihinin konuşulması ve kapının aralanması ile hem AB hem de Türk kamuoyunda psikolojik bir eşik aşılmıştır. Ancak, siyasi kritere uyum sağlanmadan müzakerelerin başlayamayacağı dikkate alındığında, siyasi kriterlerin tümüyle yerine getirilmesi halinde 2004 yıl sonu Türkiye için müzakerelerin başlanmasına karar verildiği bir tarih olacaktır. Bu çerçevede önümüzdeki 1-1,5 yılı iyi değerlendirmemiz gerekecektir.

Diğer yönden Kopenhag kriterlerinin diğer iki ayağı olan ekonomik kriterlere ve AB müktesebatına uyum konusundaki çalışmalarını da hızla sürdürmelidir. Özellikle AB mevzuatına uyum ve gerekli idari yapının oluşturulması uzun soluklu süreçlerdir ve müzakere sürecine hazırlıklı olabilmek için bu konudaki çalışmalarımızın Kopenhag Zirvesi sonrasında büyük bir hızla devam etmesi gerekmektedir.

Kopenhag Zirvesinin en önemli boyutlarından biri Türk kamuoyunun AB sürecine katılımında yaşanmıştır. Türkiye’nin diğer aday ülkelerle eşit şartlarda AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesi hem ülkemizdeki dinamiklerin harekete geçmesini sağlamıştır. AB üyeliği bir dış politika konusu olmaktan çıkmış, toplumun farklı kesimleri tarafından benimsenip desteklenen bir toplumsal hedef haline gelmiştir. İlk kez toplumun farklı kesimleri, sivil toplum örgütleri, medya ve siyasi partiler AB üyeliği hedefine bu kadar güçlü biçimde sahip çıkmış ve hem reformların gerçekleşmesinde hem de Türkiye için müzakere tarihinin gündeme gelmesinde işbirliği içinde çalışmıştır. Böylece Türkiye’nin AB üyeliği, Kopenhag Zirvesi öncesinde ve Zirve süresince Türk ve AB kamuoyunda gündemin ilk maddesini oluşturmuştur..

Zirve öncesinde gerçekleştirilen demokratik reform hamleleri sayesinde Türkiye uluslararası saygınlığını artırmış ve Kopenhag Zirvesinin gündemini belirlemiştir. Bu Türkiye-AB ilişkilerinde çok önemli bir değişimin ifadesidir, çünkü Türkiye AB yolunda ilk kez siyasi sürecin içinde yer almış ve bazı üye ülkeler tarafından açıkça desteklenmiştir. Türk kamuoyu ise AB üyeliğinin somut kriterler çerçevesinde ilerlediğini ve gerekli adımlar atıldığında müzakere yolunun açık olduğunu görmüştür. Müzakereler için somut bir tarihin varlığı, Türkiye’nin Helsinki Zirvesi sonrasında harekete geçen iç dinamiklerine yeni bir ivme kazandırmış ve kamuoyunun AB üyeliğine daha sıkı bir biçimde sahip çıkmasını sağlamıştır.

Helsinki Zirvesi sonrasında başlayan üyelik öncesi süreç Kopenhag Zirvesi ile yeni bir boyuta taşınmıştır. Siyasi kriterlere uyum konusunda atılan adımlar Türkiye’nin müzakerelere yaklaşmasını sağlamıştır. Ancak bu süreç içinde en önemli değişim hem AB’nin hem de Türkiye’nin birbirlerini algılayışında yaşanmıştır. Helsinki Zirvesi öncesinde, ilişkiler belli bir ortaklık zemini üzerine kurulu olsa da tarafların birbirini algılayışında daha çok şüpheci yaklaşımların egemen olduğu bir gerçektir. Ancak, Kopenhag zirvesi öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmelerin de gösterdiği gibi katılım öncesi sürecin kendine özgü mekanizmaları Türkiye-AB ilişkilerini geri dönülmez bir noktaya taşımıştır.
 

OCAK 2003