KOPENHAG ZİRVESİ SONRASINDA TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ
Mustafa DÖNMEZ
Avrupa Birliği Genel Sekreter Yardımcısı
Kopenhag Zirvesi öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler hem Türkiye-AB
ilişkileri açısından hem de Türkiye’nin demokratikleşme süreci açısından
önemli değişimlere sahne olmuştur. Gerek genişleme sürecinin kazandığı
ivme gerek Türkiye’nin bu gelişmeler karşısında izlediği politika, Türkiye-AB
ilişkilerinin Kopenhag öncesi ve sonrası olarak değerlendirilmesine yol
açmıştır. Bu yüzden, Kopenhag zirvesi sonrasında Türkiye-AB ilişkilerinin
nasıl şekilleneceği konusunda bir değerlendirme yapmak, öncesinde yaşanan
gelişmeleri iyi analiz etmeyi gerektirmektedir.
Bilindiği üzere, 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye’nin diğer aday ülkelerle
eşit şartlarda AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesi, Türkiye-AB ilişkilerine
yeni bir ivme kazandırmıştır. Helsinki Zirvesi sonrası süreçte Türkiye-AB
ilişkileri her alanda canlılık kazanmıştır. Avrupa Birliği, tüm boyutlarıyla
algılanan bir yeniden yapılanma projesi olarak Türkiye’nin gündemine girmiştir.
Bu çerçevede, AB Komisyonu Katılım Ortaklığı Belgesini yayımlamış, Türkiye
de Katılım Ortaklığı Belgesi ışığında “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine
İlişkin Türkiye Ulusal Programını hazırlayarak yürürlüğe koymuştur.
Tam üyelik yolunda atılması öngörülen adımları içeren Ulusal Program;
siyasi, ekonomik ve hukuki uyum yönleriyle kapsamlı bir toplumsal dönüşüm
projesidir. Ulusal Program çerçevesinde Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterleri
ile Avrupa Birliği müktesebatına uyum açısından öngörülen değişikliklerin,
“kısa” ve “orta” vadeli bir takvim içinde yerine getirilmesi öngörülmüştür..
Türkiye, Ulusal Programını kabul eder etmez hızla uygulamasına başlamıştır.
Özellikle katılım müzakerelerinin başlaması için bir ön koşul olan siyasi
kriterlerin yerine getirilmesi konusunda atılan adımlar, Türkiye-AB ilişkilerine
yeni bir canlılık getirmiştir.
Bu çerçevede atılan ilk önemli adım 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan anayasa
değişiklikleridir. İnsan haklarının korunmasını, temel özgürlükleri güçlendirmeyi
ve ölüm cezasını sınırlamayı hedefleyen söz konusu anayasa değişikliklerine
işlerlik kazandırılabilmek için ilgili kanunlarda da gerekli düzenlemeler
yapılmıştır. Böylece, temel hak ve hürriyetler alanında yeni açılımlar
ve genişlemeler sağlanarak sivilleşme, demokratikleşme ve özgürlüklerin
genişletilmesi yolunda önemli bir gelişme kaydedilmiştir.
Türkiye’nin Kopenhag Zirvesi’nde gündemi belirlemesini sağlayan en önemli
gelişme 3 Ağustos 2002 tarihinde kabul edilen uyum paketidir. İdamın kaldırılmasından
ana dilde yayın ve eğitim hakkına kadar pek çok alanda köklü bir değişim
öngören söz konusu uyum paketi ile Türkiye, demokratikleşme konusunda da
önemli bir adım atmıştır. Böylece Türkiye, 2002 yılı sonunda AB ile müzakerelere
hazır olma noktasına gelmiştir. Ancak çok kısa bir döneme sığdırılan reform
çalışmaları , AB’nin takvimi-ne uymamış ve reformlar, müzakerelerin açılması
için yetersiz sayılmıştır.
9 Ekim 2002 tarihinde yayınladığı “Towards The Enlarged Union” isimli
belgenin Türkiye ile ilgili bölümünde, Türkiye’nin siyasi kriterleri karşılanması
yolunda kayda değer ilerleme kaydettiği, buna rağmen siyasi kriterleri
tam olarak karşılamadığı ifade edilmiştir.
Türkiye, 12-13 Aralık 2002 tarihinde Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da
yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı öncesinde müzakerelere
başlama tarihi verilmesi için yoğun bir lobi faaliyeti yürütmüştür.
Zirveyi takiben yayınlanan Zirve Sonuçlarında Türkiye’nin üyeliğine
ilişkin olarak, 1999 yılında Helsinki’de alınan ve Türkiye’nin diğer aday
ülkelerle aynı kriterler esasında Birliğe katılacağını belirten kararını
hatırlatılarak, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşılamaya yönelik girişimlerini,
özellikle son dönemde Katılım Ortaklığı Belgesi’nde belirlenen öncelikli
alanlardaki kapsamlı mevzuat uyum paketleri ile bunları uygulamaya yönelik
tedbirler aracılığıyla kaydettiği önemli mesafeyi büyük memnuniyetle karşılandığı
ifade edilmektedir.Zirve Sonuç Belgesinde, Avrupa Birliği’nin, yeni Türk
Hükümetinin reform sürecini geliştirme konusundaki kararlılığını kabul
ettiği ve siyasi kriterler alanında kalan mevcut eksikliklerin bir an önce
sadece mevzuatla değil aynı zamanda uygulama yoluyla da giderilmesi gereğine
işaret ettiği; 1993 yılında Kopenhag’da kabul edilen siyasi kriterler uyarınca,
üyeliğe aday ülkelerin, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını
ve azınlıkların korunmasını güvence altına alan kurumların istikrarını
sağlaması gerektiğini hatırlattığı ifade edilmektedir.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin reform sürecini enerjik bir biçimde sürdürmesini
teşvik ettiği ifade edilerek 2004 yılı Aralık ayında yapılacak Devlet ve
Hükümet Başkanları Zirvesinde Komisyonun vereceği rapor ve tavsiye üzerine,
Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği
takdirde, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile katılım müzakerelerini gecikme
olmaksızın başlatacağı belirtilmektedir.
Zirvede Sonuçlarında ayrıca, AB üyeliği yolunda Türkiye’ye yardım sağlaması
amacıyla, Türkiye için katılım stratejisinin güçlendirilmesi gereği ifade
edilerek. Komisyon, gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı Belgesine ilişkin
öneride bulunmaya ve mevzuatın incelenmesi sürecini yoğunlaştırmaya davet
edilmektedir. Buna paralel olarak, Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve
derinleştirilmesi istenmektedir. Avrupa Birliğinin Türkiye için katılım
öncesi mali yardımı önemli ölçüde artıracağı ve söz konusu yardımın, 2004
yılından başlayarak bütçenin “katılım öncesi harcamalar” kaleminden karşılanacağı
ifade edilmektedir.
Zirvede Sonuçlarında, Avrupa Birliği ve Topluluğa katılan ülkelerin
, Katılım Anlaşmasının ekinde yer alacak “Tek Avrupa” Ortak Deklarasyonu
ile, genişleme sürecinin sürekli, kapsamlı ve geri döndürülemez niteliği
üzerinde mutabakata varmış oldukları ifadesi de yer almaktadır.
Zirve sonuçları ışığında önümüzdeki dönemde yapılacak işlere de bir
göz atarsak;
-
AB Komisyonu Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlayacaktır. Bu
belgedeki ifadelerin mümkün olduğunca açık olması Türkiye’nin beklentileri
arasındadır.
-
Türkiye, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki öncelikleri de dikkate alarak
Ulusal Programını yenileyecektir.
-
Türkiye ile AB arasında müzakereler başlamadığı için tarama süreci de başlayamamış,
“analitik inceleme”, “detaylı inceleme” gibi ifadelerle Türk ve AB mevzuatının
karşılaştırılması yetersiz kalmıştır. Önümüzdeki dönemde mevzuatın incelenmesi
süreci yoğunlaştırılacaktır.
-
Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve derinleştirilmesi amacıyla görüşmeler
yapılacaktır.
-
Geçmiş yıllarda Türkiye’ye verilen mali kaynaklar yetersiz kalmıştır. Yeni
dönemde Türkiye’ye tahsis edilen mali kaynaklar artırılacağı için Türkiye’nin
Ulusal Program önceliklerini yerine getirmesi kolaylaşacaktır.
Müzakerelerin başlaması için gerekli şartların açık olmasına rağmen Türkiye’nin
müzakere tarihi istemesi AB’nin genişleme stratejisinde yaşanan değişimlerden
kaynaklanmıştır. 2001 genişleme stratejisi belgesinde belirtildiği üzere
AB pek çok ülkeyi kapsayan kitlesel (big-bang) bir genişleme öngörmektedir.
Bu bağlamda, 2004 tarihi Türkiye açısından çok önemlidir çünkü somut
bir müzakere tarihinin konuşulması ve kapının aralanması ile hem AB hem
de Türk kamuoyunda psikolojik bir eşik aşılmıştır. Ancak, siyasi kritere
uyum sağlanmadan müzakerelerin başlayamayacağı dikkate alındığında, siyasi
kriterlerin tümüyle yerine getirilmesi halinde 2004 yıl sonu Türkiye için
müzakerelerin başlanmasına karar verildiği bir tarih olacaktır. Bu çerçevede
önümüzdeki 1-1,5 yılı iyi değerlendirmemiz gerekecektir.
Diğer yönden Kopenhag kriterlerinin diğer iki ayağı olan ekonomik kriterlere
ve AB müktesebatına uyum konusundaki çalışmalarını da hızla sürdürmelidir.
Özellikle AB mevzuatına uyum ve gerekli idari yapının oluşturulması uzun
soluklu süreçlerdir ve müzakere sürecine hazırlıklı olabilmek için bu konudaki
çalışmalarımızın Kopenhag Zirvesi sonrasında büyük bir hızla devam etmesi
gerekmektedir.
Kopenhag Zirvesinin en önemli boyutlarından biri Türk kamuoyunun AB
sürecine katılımında yaşanmıştır. Türkiye’nin diğer aday ülkelerle eşit
şartlarda AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesi hem ülkemizdeki dinamiklerin
harekete geçmesini sağlamıştır. AB üyeliği bir dış politika konusu olmaktan
çıkmış, toplumun farklı kesimleri tarafından benimsenip desteklenen bir
toplumsal hedef haline gelmiştir. İlk kez toplumun farklı kesimleri, sivil
toplum örgütleri, medya ve siyasi partiler AB üyeliği hedefine bu kadar
güçlü biçimde sahip çıkmış ve hem reformların gerçekleşmesinde hem de Türkiye
için müzakere tarihinin gündeme gelmesinde işbirliği içinde çalışmıştır.
Böylece Türkiye’nin AB üyeliği, Kopenhag Zirvesi öncesinde ve Zirve süresince
Türk ve AB kamuoyunda gündemin ilk maddesini oluşturmuştur..
Zirve öncesinde gerçekleştirilen demokratik reform hamleleri sayesinde
Türkiye uluslararası saygınlığını artırmış ve Kopenhag Zirvesinin gündemini
belirlemiştir. Bu Türkiye-AB ilişkilerinde çok önemli bir değişimin ifadesidir,
çünkü Türkiye AB yolunda ilk kez siyasi sürecin içinde yer almış ve bazı
üye ülkeler tarafından açıkça desteklenmiştir. Türk kamuoyu ise AB üyeliğinin
somut kriterler çerçevesinde ilerlediğini ve gerekli adımlar atıldığında
müzakere yolunun açık olduğunu görmüştür. Müzakereler için somut bir tarihin
varlığı, Türkiye’nin Helsinki Zirvesi sonrasında harekete geçen iç dinamiklerine
yeni bir ivme kazandırmış ve kamuoyunun AB üyeliğine daha sıkı bir biçimde
sahip çıkmasını sağlamıştır.
Helsinki Zirvesi sonrasında başlayan üyelik öncesi süreç Kopenhag Zirvesi
ile yeni bir boyuta taşınmıştır. Siyasi kriterlere uyum konusunda atılan
adımlar Türkiye’nin müzakerelere yaklaşmasını sağlamıştır. Ancak bu süreç
içinde en önemli değişim hem AB’nin hem de Türkiye’nin birbirlerini algılayışında
yaşanmıştır. Helsinki Zirvesi öncesinde, ilişkiler belli bir ortaklık zemini
üzerine kurulu olsa da tarafların birbirini algılayışında daha çok şüpheci
yaklaşımların egemen olduğu bir gerçektir. Ancak, Kopenhag zirvesi öncesinde
ve sonrasında yaşanan gelişmelerin de gösterdiği gibi katılım öncesi sürecin
kendine özgü mekanizmaları Türkiye-AB ilişkilerini geri dönülmez bir noktaya
taşımıştır.
OCAK 2003
|