OCAK 2003
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



KOPENHAG ZİRVESİ SONRASINDA TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ VE YAPILMASI GEREKEN İŞLER



TİSK olarak bu kararın serinkanlılıkla değerlendirilmesinin ve karar sonrasında ortaya çıkan durumun gereklerinin yerine getirilmesinin şu aşamada yapılacak en isabetli iş olacağına inanıyoruz.
 
Gümrük Birliği’nin tartışılmasını ve hatta bu konuda geri vitesine takılarak ilişkilerin bir serbest ticaret bölgesi çerçevesine indirgenmesini yararlı bulmuyoruz.
 
Gümrük Birliği’nden vazgeçmek tam üyelik hedefinden vazgeçmek anlamına gelir ve bizce kabul edilebilir bir çözüm olmaz.
 
Enflasyon hızını tek haneli rakamlara düşürmeyen, kamu maliyesini ciddi bir disipline kavuşturmayan, elverişli bir yatırım ve büyüme ortamı sağlamayan bir Türkiye’nin AB üyesi olamayacağı da açıktır. Tüm bu ekonomik hedeflere ulaşmamızın başta gelen ön koşulu olan yapısal reform sürecini aksatma veya kesintiye uğratma lüksüne sahip değiliz.
 

12-13 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye, talep ettiği şekilde, 2003 yılı içinde tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için bir tarih elde edememiştir. Buna karşılık, konunun Komisyondan gelecek rapor ışığında 2004 Aralığında yapılacak Zirve’de durumun değerlendirilmesine ve Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğinin anlaşılması durumunda müzakerelere “gecikmeden” başlanması kararlaştırılmıştır.

TİSK olarak bu kararın serinkanlılıkla değerlendirilmesinin ve karar sonrasında ortaya çıkan durumun gereklerinin yerine getirilmesinin şu aşamada yapılacak en isabetli iş olacağına inanıyoruz.

Herşeyden önce 58. Hükümetin tam üyelik hedefine bağlı kalınacağını ve bu hedef doğrultusunda çalışmaların aksatılmadan sürdürüleceğini açıklaması çok yerinde bir davranış olmuştur. Türkiye Avrupalıdır ve öyle kalacaktır. Bu sıfatının kendisine sunduğu AB tam üyelik hedefine de ergeç mutlaka erişecektir.

TİSK olarak bu kararın serinkanlılıkla değerlendirilmesinin ve karar sonrasında ortaya çıkan durumun gereklerinin yerine getirilmesinin şu aşamada yapılacak en isabetli iş olacağına inanıyoruz.

Kopenhag Zirvesi öncesinde gerek Hükümet, gerek sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen yoğun çalışmalar Türkiye’yi Avrupa gündeminin baş sıralarına oturtmuştur ve hiç şüphesiz çok yararlı olmuştur. Biz TİSK olarak bu tür çalışmalarla Avrupa ülkeleri kamuoylarında mevcut Türkiye aleyhtarı düşünce ve yargıların bu tür çalışmalar sayesinde ortadan kaldırılabileceğine veya en aza indirilebileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, 2004 yılı Aralık ayına kadar olan yaklaşık iki yıllık sürenin bu açıdan çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu konuda, hem Hükümetin, hem de sivil toplum örgütlerinin hazırlanacak yeni ve koordineli programlar çerçevesinde çabalarını devam ettirmeleri kaçınılmaz görünmektedir. TİSK olarak biz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu çabaların içinde olacak ve üzerimize düşen bütün görevleri yerine getirmeye çalışacağız.

Bu aşamada Gümrük Birliği’nin tartışılmasını ve hatta bu konuda gerileme anlamında, ilişkilerin bir serbest ticaret bölgesi çerçevesine indirgenmesini yararlı bulmuyoruz. Gümrük Birliği, deyim yerindeyse, 374 milyonluk Avrupa Tek Pazarında Türkiye’nin konumunu “konsolide” etmiştir. Bugün dış ticaretimizin yarısını bu zengin ve istikrarlı pazar ile yapıyoruz. Gümrük Birliği’nden vazgeçmek tam üyelik hedefinden vazgeçmek anlamına gelir ve bizce kabul edilebilir bir çözüm olmaz.

Şüphesiz Gümrük Birliği’nin aksayan bazı yönleri vardır. Özellikle Türkiye’nin AB Ortak Ticaret Politikasına uymak zorunda oluşu ve fakat, tam üye olmadığından bu politikayı oluşturan karar mekanizmalarına katılamayışı uygulamada güçlükler doğurmaktadır. Söz gelişi, bu yüzden ABD ile bu ülke pazarına rahat girmemizi sağlayacak bir serbest ticaret anlaşması imzalayamıyoruz. Fakat uygulamada bu sorunların hiç olmazsa bir ölçüde aşılabilmesine olanak sağlayacak yollar ve yöntemler mevcuttur. Bu aşamada önemli olan bunların araştırılması ve işletilmesidir. Kopenhag Zirve kararlarında da ifadesini bulan “Gümrük Birliği’nin genişletilmesi” konusu bizce bugün daha fazla üzerinde durulması gereken ve sorunlara bazı çözümler getirilmesini sağlayacak bir alandır. 2002 İlerleme Raporu’nda da “GB’nin uygulama alanının hizmetler ve kamu alımlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi” önerisine yer verildiğini görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu konuda yürütülecek müzakerelerin Türkiye’nin Gümrük Birliği’ni aksayan tüm boyutlarıyla gündeme getirmesini ve çözüm üretilmesini sağlayacak yeni bir platform oluşturacağını düşünmekteyiz.

Kopenhag. siyasi kriterlerine uyum ile müzakerelerin başlamasını sağlayabilmemiz için gerekli yasal düzenlemeler ve AB tarafının çok üzerinde durduğu ‘‘uygulama için önümüzdeki iki yılı “uzun” bulmanın tehlikeli olduğuna inanıyoruz. Özellikle uygulama açısından bu süreyi çok iyi kullanmak gerekmektedir.

Müzakerelerin 31 başlık altında cereyan edeceğini hepimiz biliyoruz. Bu çalışmalarda Konfederasyonumuz gibi önemli sivil toplum örgütleri ile hükümet organlarının işbirliği büyük önem taşıyacaktır. Dolayısıyla, bu konunun da şimdiden gereken ciddiyet ve kapsam içinde ele alınarak çalışmaların yoğunlaştırılması çok yerinde olacaktır. Özellikle müzakerelerde kullanacağımız pazarlık marjlarını şimdiden belirlemeliyiz.

Ekonomik kriterlere uyma konusunun müzakerelerin başlaması açısından şu aşamada fazla önemli görünmemesine karşılık enflasyon hızını tek haneli rakamlara düşürmeyen, kamu maliyesini ciddi bir disipline kavuşturmayan, elverişli bir yatırım ve büyüme ortamı sağlamayan bir Türkiye’nin AB üyesi olamayacağı da açıktır. Tüm bu ekonomik hedeflere ulaşmamızın başta gelen ön koşulu olan yapısal reform sürecini aksatma veya kesintiye uğratma lüksüne sahip değiliz. Kopenhag ekonomik kriterlerinin uygulanmakta olan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı hedefleriyle örtüşmesi bir bakıma işimizi kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla taviz verilmeden bu işin sürdürülmesi kaçınılmazdır.

Şimdi AB tarafı Katılım Ortaklığı Belgesi’ni, biz de Ulusal Programı yenileyeceğiz. Bu yapılırken geçmişteki hataların tekrarlanmaması bizce çok önemlidir. Özellikle “Sosyal Politika” alanında ekonomimizin uluslararası rekabet gücünü gözetecek ve kalkınmayı frenlemeyecek yaklaşımlara ihtiyacımız vardır. AB’de bile henüz uyumlaştırılamamış konuların “uyum” bahanesi altında gündeme getirilmesi ülkemiz aleyhinedir. AB, esneklik ile güvence arasında denge kurulmasını ilke edinmiştir. Türk Çalışma Mevzuatı ise OECD ülkeleri içinde en katı mevzuattır. Bu nedenle başta İş Kanunu gelmek üzere, çalışma mevzuatımızın AB ülkelerinin yaptığı esneklik düzenlemelerine kavuşturulması gereklidir

Biz TİSK olarak AB üyeliğini, hep bir çağdaşlaşma projesi olarak gördük. Bu projenin gerçekleşmesi büyük ölçüde önceliklerin iyi belirlenmesine ve süreç içinde zamanlama hataları yapılmamasına bağlıdır.