ARALIK 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



"EKONOMİK BÜYÜME TEK BAŞINA İŞSİZLİK SORUNUNU ÇÖZMEZ"

Necdet KENAR
Türkiye İş Kurumu Genel Müdürü


 

 


Konfederasyonumuzun 40.kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen seminer ve panelde yapılan bazı konuşmaların tam metnini okurlarımızın bilgisine sunuyoruz.

Türkiye bilişim sektöründen yararlanabilir, özellikle genç işgücünü nitelikli hale getirebilirse. Türkiye burada inanılmaz bir şansa sahip. Şimdi diğer ülkeler, Avrupa ülkeleri şunu tartışıyor: bilişim sektöründe eğitim verecekler, fakat belli yaştaki insanları bu konuda, yenilikler konusunda eğitmek zor. Ama Türkiye, şu anda okullarında 16 milyon öğrencisi olan bir ülke. Bu inanılmaz bir potansiyel.
vergi politikaları, sigorta politikaları, sosyal yardım politikaları, uygulanacak eğitim politikalarının hepsi istihdamı teşvik etmeli, istihdama engel olmamalı. Bu politikalar da belirlenirken istihdama etkisinin ne olacağını düşünmek lazım.

“TİSK’e bu önemli günde Türkiye'nin en önemli konusuna yer verdikleri için Türkiye İş Kurumu Genel Müdürü olarak, kamu istihdam kurumu başı olarak şükranlarımı sunuyorum.

Şimdi çözüm önerilerine geçmeden önce, sabahtan beri çok yapıldı ama, ben de Türkiye'deki işsizlikle ilgili, önemli gördüğüm bazı tespitleri, çözüm önerileriyle bağlantılı olduğu için kısaca tekrarlamak istiyorum.

Öncelikle Türkiye'de işsiz sayısı son 10 yıldır, 1990'lı yıllar, hatta 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren belli bir oranda gidiyordu; yani işte 1 milyonun biraz üzerinde, 1.2, 1.3 milyon kadar bir açık işsiz sayısı vardı İstatistik Enstitüsünün hane halkı/iş gücü anketlerinde. Oran olarak da bu işte yüzde 5'in üzerinde, 6 civarında, zaman zaman dönemsel olarak 7'lere çıkıyordu; 94 krizinde biraz çıktı, hemen ama arkasında 95-96'da azaldı, öyle bir seviyede gidiyordu.

Şimdi bu son yaşadığımız kriz burada ciddî bir sıçrama yaptı; yani 1.3 milyonlarda giden açık işsiz oranı, 1 milyon artarak 2.4 milyona çıktı. Yani, bir alt platoda giden işsiz sayısı, işsizlik oranı bir sıçramayla bir üst platoya gitti ve bundan sonra tahmin ediyorum ki bu sayı üzerinde gideceğiz; yani bu sayıdan biraz azalacak, artacak. Yani, tekrar o 1 milyonlu rakamlara inmemiz zor gibi geliyor. Oransal olarak da yüzde 5.6 oranlarından yüzde 9.9, yüzde 10'a; yani üçüncü çeyrek rakamı 9.9 çıktı ki, istihdamın en yoğun olduğu devredir üçüncü çeyrek, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarının rakamı. Dolayısıyla, ben 2002 yılının işsizlik oranını yüzde 10'un üzerinde bekliyorum.

Bu, bence önemli bir tespit gibi geliyor.

Şimdi yine bir başka gördüğüm önemli tespit; sabah Sayın Baydur, Sayın Başkanım da çok haklı olarak bahsetti, Türkiye'de çalışabilir çağdaki nüfus, İstatistik Enstitüsü’nün rakamlarına göre yine yılda yaklaşık 1 milyon artıyor ( 950 bin civarında). Yine 2000'in üçüncü dönemiyle karşılaştırma yaparsak; 2000'de 44.8 milyon çalışabilir çağdaki nüfus, 2002 üçüncü dönem son rakam 46.8 milyon yaklaşık. Yani, 2 yıl içinde çalışabilir çağdaki nüfus 2 milyon artmış. İstihdam edilenler, 21.7 milyon, 2 yıl önce; şimdi bakıyorsunuz, 21.7 milyonun altında.

2 milyon nüfus, çalışabilir çağdaki nüfus artıyor, ancak istihdam edilenler iki yıldır artmıyor, bir azalma var. Fakat, işsiz sayısı 1 milyon artmış. Şimdi burada da bir saptama var. Demek ki çalışabilir çağdaki herkes işgücü piyasasına girmiyor. Yani, her 100 kişi çalışabilecek yaşa geliyor, ama bu rakamlar gösteriyor ki, bu 100 kişinin 50'si "ben çalışacağım" diye iş istiyor ve bu rakamlara göre işsiz durumda; diğer 50'si de işgücü piyasasına girmiyor, evinde oturuyor ya da belki de işgücü piyasasına girecek, fakat iş bulamadığı için işgücü piyasasına girmiyor. Yani böyle ciddi bir sorunumuz var.

Şimdi Türkiye'deki işgücü piyasasına baktığımız zaman, işgücünde, genç işsizliği görüyoruz. Yani demografik yapı Türkiye'de, belki Avrupa Birliği ile ya da diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda bizi ayırt edici bir özellik.

0-14 yaş grubu, nüfus 20 milyon. Yani bu 0-14 yaş grubu şu anda bizim çalışabilir yaştaki nüfus olarak çalışabilir olarak kabul etmediğimiz nüfus, 20 milyon. Ve bu nüfus önümüzdeki yıllar içinde, önümüzdeki 20 yıl içinde, önümüzdeki 15 yıl içinde işgücü piyasasına girecek nüfus. Yani, demografik baskı yaşamaya devam edeceğiz, en azından önümüzdeki 20 yıl boyunca. 20 milyon kişi daha geliyor, yani her yıl hemen hemen 1 milyon kişi işgücü piyasasına girmeye devam edecek.

Tabii bu genç nüfus Türkiye için bir şans olabilir. Yani, bugün Avrupa Birliği’nin istihdamla ilgili sorunlarına bakıyorsunuz, söyledikleri şey; nüfus yaşlanıyor. Yaşlanma krizinden söz ediliyor, çalışabilecek yaştaki insanları bulamamaktan söz ediyorlar ve mümkün olduğu kadar yaşlı insanları istihdamda tutmanın yollarını arıyorlar. Örneğin, Stockholm'de bir karar aldılar, dediler ki, 2010 yılında 55 yaşın üstündeki insanların istihdam oranını yüzde 50'ye çıkaralım. Şimdi, o açıdan bakılırsa, Avrupa Birliği’nin, AB'nin yaşlanan nüfusuna bakıldığında, genç nüfus Türkiye için bir anlamda bir şans. Buna işte "demografik fırsat penceresi" diye literatürde güzel de bir ad bulundu.

Tabiî, Türkiye'nin bunu değerlendirmesi lazım. Bu nasıl değerlendirilecek? Bu işgücünün iyi eğitilmesi lazım, çok iyi eğitilmesi lazım. Çünkü, bugün sabahtan da bahsedildi, yeni üretim biçimleri, bilgi ekonomi nitelikli işgücünü gerektiriyor, eğitim düzeyi yüksek kişileri gerektiriyor.

Dolayısıyla, bir; bizim bu nüfusu çok iyi eğitmemiz lazım.

İki; bir de istihdam imkanlarının yaratılması lazım.

Bu ikisini yapmamız lazım.

Bu demografik yapının bir başka etkisi de sosyal güvenliğe olacak. Yani, şimdi biz genç bir nüfus yapısına sahibiz, ancak sosyal güvenlikte bir kriz yaşıyoruz, yaşamamamız gereken bir kriz yaşıyoruz. Ancak, Türkiye nüfusu da, öyle gözüküyor ki yaşlanacak, yani sürekli bu şekliyle büyüyen bir nüfusa sahip olmayacağız. 2020 yıllarından itibaren Türkiye nüfusunun 85 milyon civarında sabitleneceği öngörülüyor. Bu ne demek? Bu, alttan daha az genç nüfus geliyor, ama yaşlı nüfusumuzun çoğalması demek. Bu, sizden sosyal güvenlik hizmeti, emekli aylığı, sosyal yardım bekleyen nüfusun artması demek.

Dolayısıyla, bazen Türkiye'de çok kısa vadeli sorunlara yöneliyoruz, böyle orta ve uzun vadeli projeksiyonları ve sorunları kaçırıyoruz. Bence, bu sorunlara bakarken buna da, bu demografik baskıya ve demografik gelişime de dikkat etmemiz lazım.

Yine Sayın Baydur'un tespitiydi, Türkiye'de şu anda çalışabilir çağdaki 100 kişiden 46'sı çalışıyor, yani her 100 kişiden çalışabilir çağdaki 46'sını biz istihdamda kullanıyoruz. Bu, Türkiye'nin insan kaynaklarını değerlendiremediğini gösteriyor. İşte Amerika'da bu oran yüzde 75, İngiltere'de 75, Japonya'da keza 74-75, Avrupa Birliği ortalaması 64.

Bu niye böyle? Üstelik genç nüfus yapısına sahip bir ülkede. Nüfusumuz genç ve siz bu çalışabilir çağdaki genç nüfusunuzdan yararlanamıyorsunuz, bunları üretimde kullanamıyorsunuz.

En önemli sermayenin beşeri sermaye olduğunu hep vurguluyoruz, Bütün dünyada, literatürde, iktisat literatüründe, her literatürde bu söyleniyor, beşer sermaye fizikİ sermayenin önüne geçti deniyor, ancak Türkiye'de biz beşerİ sermayeden yeteri kadar yararlanamıyoruz.

Tabiİ, işgücünün eğitim durumu, bu istihdam oranının düşüklüğünde bence gerçekten en önemli etkenlerden bir tanesi.

Yine bir diğer sorun, istihdama ilişkin sorun: istihdamın sektörel dağılımı.

Şimdi tarımın istihdamdaki payı yüzde 36.5, Devlet İstatistik Enstitüsü’nün son göstergesi bu. Bu gittikçe azalıyor, Türkiye'de tarımdaki çözülme devam ediyor. 15 yıl önce rakamlar çok daha yüksekti, yüzde 55, yüzde 60'a yakındı, fakat gittikçe tarımda çözülme devam ediyor. Yani, bu şu: Köyden kente göç devam ediyor.

Yüzde 36,5 rakam 15 yıl önceye göre düşük bir rakam, ancak Avrupa Birliğiyle, diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında inanılmaz yüksek bir rakam. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 4, gelişmiş ülkelerde, Amerika, İngiltere yüzde 2, yüzde 2'nin altı. Yani, Türkiye'de tarımda istihdamın azalması lazım.

Bu tekrar köyden kente göç olgusunun devam edeceğini gösteriyor. Bu süreç hızlanmaya başladı. Son uygulanan ekonomik uygulamalar, tarımdaki sübvansiyonların azaltılması bu süreci hızlandırdı; böyle olması da gerekiyor. Yani, eğer gelişmiş bir ülke olacaksanız, Avrupa Birliği’ne üye ülke olacaksanız onlara benzemeniz lazım, gelişmiş ülke özelliklerini göstermeniz lazım.

Polonya Avrupa Birliği’ne üye olacak. Geçtiğimiz yıl Ankara'da Polonyalılarla bir toplantı yapmıştık; orada Polonya Çalışma Müsteşarıyla görüştüğümüzde bana söylediği şey şuydu: "Bizim Avrupa Birliği’ne üye olmada en büyük sıkıntımız tarım nüfusumuzun yoğun olması. Tarımda yoğun istihdam yaşıyoruz, bunu azaltmamız lazım. En büyük sıkıntımız bu". Yüzde kaç diye sorduğumda, bana yüzde 20 dedi. Hakikaten de yüksek; yani Polonya’da nüfus da diğer ülkelerden yüksektir. Bizim yüzde 36...

Tarımın Türkiye'deki milli gelire katkısı yüzde 14'ün altında. Bu da sürekli düşüş gösteren bir rakam.

Şimdi ne oluyor?

Tarım küçülüyor, hizmetler sektörü büyüyor. Bu, normal gelişmeye uygun; gelişmiş ülkelerde de hizmetler sektörü istihdamı artıyor.

Sanayi yüzde 18.2. Sanayi istihdamı genel olarak gelişmiş ülkelerde azalıyor. Yani, sanayi istihdamı yüzde 30'lara kadar çıktı birçok ülkede, Almanya'da, İngiltere'de yüzde 30'ları aştı ve bilgi ekonomisine geçişle, bilgi toplumuna geçişle sanayi daralmaya başladı, hizmetler sektörü büyümeye başladı. Şimdi Türkiye'de de hizmetler sektörünün büyüdüğünü görüyoruz. Hizmetler sektörü şu anda istihdamda en büyük paya sahip hale geldi Türkiye'de ve bu süreç devam edecek. Fakat burada, biz sanayileşemedik, yani sanayideki istihdamı gelişmiş ülkeler, sanayileşmiş ülkeler seviyesine çıkaramadık, çıkaramadan böyle bir sürecin içine girdik. Yani, sanayileşemeden bilgi ekonomisi toplumuna giriyoruz.

Dolayısıyla, belki bizim istihdam politikası, bütün bu politikaları tartışırken düşünmemiz gereken bir olay da, sanayideki istihdamımızı artırmak durumunda mıyız? Artırmak durumundayız. Ya da işte bu politikaları tespit ederken düşünmemiz gereken, bakmamız gereken olgulardan bir tanesi bu.

İnşaat sektörü son iki yıldır en çok kaybeden sektör, istihdamı yüzde 5. Üçüncü çeyrek inşaatın en yoğun olması gereken yaz aylarıydı, fakat geçtiğimiz yıla göre, geçtiğimiz yıl da kriz yılıydı, ona rağmen azalan bir sektör.

Kısaca bu tür sorunlar var.

İşte genç nüfus olunca, işsizlik oranına da baktığınız zaman gençlerin işsizlik oranının yoğun olduğunu görüyorsunuz ve bu oran sürekli artıyor. Yani, Türkiye'de 15-19 ya da 19-24 yaş aralıklarını aldığınız zaman, buradaki işsizlik oranları diğer yaşlara göre yaklaşık 10 puan yüksek. Yani, bir tanesinde yüzde 10 ise diğeri yüzde 20; böyle bir sıkıntımız var.

Kayıt dışı istihdam, yabancı kaçak istihdam; bunları söyledik.

Çocuk işçiliği Türkiye'de sorun olmaya başladı. Çocuk işçiliğinin gerisinde yatan neden de ekonomik, özellikle köyden kente göç.

Kentte kadın istihdamdan çekiliyor, köyde istihdamda gözüküyor kendi aile işçiliğinde, ücretsiz aile işçisi konumunda. Ancak, kente gelince, gerek geleneksel nedenlerden, gerekse düşük eğitimli olduğu için ücretli olarak bir başka yerde çalışabilir, istihdam edilebilir değil. Dolayısıyla, bir tek baba çalışmak durumunda. Baba da hasta olduğu zaman, iş bulamadığı zaman eve ekmek getiremeyince çocuk mecburen işgücü piyasasına giriyor.

Şimdi bütün bunların çerçevesinde bizim nasıl bir istihdam politikası oluşturmamız lazım?

Görünen o ki, kamunun istihdamda büyümesi öngörülmüyor, yani geçtiğimiz yıllarda uygulanan ekonomi politikaları kamu istihdamının azalması yönünde. Dolayısıyla, istihdamı özel sektör kanalıyla yapacağız. Özel sektörün yeni işler yaratması, yeni yatırımlar yapması gerekecek. Bunun için de yine çok güzel görüşler söylendi burada ve çok hoş bir şekilde bu konuda gerek siyasiler, gerek işveren kesimi, gerek işçi kesimi, Türkiye'de yatırım yapılması için gerekli ortamın ne olduğunu çok düzgün cümlelerle bence çok yeterli bir şekilde ifade ettiler. Ancak, benim burada özellikle söylemek istediğim birkaç husus var.

Türkiye'de ekonomik büyüme tek başına istihdamı çözmeyecek gibi gözüküyor.

Yine, sanıyorum biraz önce Sayın Başkanım söyledi, ilk 9 aylık rakamlara göre gayrisafi yurt içi hasıla yüzde 6,5 büyüdü, geçtiğimiz yıla göre. Ancak, geçtiğimiz yıla göre istihdam sayısı 185 bin kişi azalmış. Yani 6,5 büyüdük, fakat istihdamda azalma var.

Nereden kaynaklanıyor bu?

Muhtemelen verimlilik arttı, işletmeler daha az kişi istihdam ederek daha fazla üretime geçtiler, fazla mesai yaptırdılar, belki gece-gündüz aynı işçileri çalıştırma durumunda kaldılar. Dolayısıyla, sadece ekonomik büyümeye, ekonomi politikalarına bakarak istihdam sorununu çözemeyeceğiz. Türkiye'nin istihdam politikalarını ciddi olarak düşünmesi lazım. İşte bunun için de, Hükümet programında da var, ekonomi politikalarının merkezine istihdamı koymak ve yapılacak her hareketin, her ekonomik hareketin istihdam boyutunu düşünmek lazım, ona göre belki politikaları belirlemek lazım.

Sadece iş yaratmak yetmiyor, iyi işlerin yaratılması lazım, iyi ücretli işlerin yaratılması lazım. Çünkü, bugün sigortalı kayıtlı işçilerin maliyeti yüksek, SSK'ya maliyeti var ya da iyi ücretli işler kişilerin refah seviyesini yükseltiyor, bu da maliyetli. Ancak, bu işleri, bu ücreti verebilecek katma değeri yüksek alanlarda Türkiye'nin yatırım yapmasının gerekliliği ortaya çıkıyor. Bunlar hangi sektörler?

Bunlar, yine imalat sektörü, sanayi sektörü, bilişim sektörü. Türkiye bilişim sektöründen yararlanabilir, özellikle genç işgücünü nitelikli hale getirebilirse. Türkiye burada inanılmaz bir şansa sahip. Şimdi diğer ülkeler, Avrupa ülkeleri şunu tartışıyor: bilişim sektöründe eğitim verecekler, fakat belli yaştaki insanları bu konuda, yenilikler konusunda eğitmek zor. Ama Türkiye, şu anda okullarında 16 milyon öğrencisi olan bir ülke. Bu inanılmaz bir potansiyel. Bu her ülke için büyük bir potansiyel, Avrupa için de, başka ülkeler için de, hangi kıstas alırsanız büyük potansiyel.

Zaman da çabuk geçiyor. Yani, bizim zaman geçirmeden okullarımızda, bu bilişim teknolojilerini çocuklarımıza iyi öğretmemiz lazım, bu dijital öğrenmeyi, yeni bilgi işçisinin gerektirdiği öğrenme biçimini, yani öğrenmeyi öğrenmeyi, bunları öğretmemiz lazım diye düşünüyorum.

Yine, vergi politikaları, sigorta politikaları, sosyal yardım politikaları, uygulanacak eğitim politikalarının hepsi istihdamı teşvik etmeli, istihdama engel olmamalı. Bu politikalar da belirlenirken istihdama etkisinin ne olacağını düşünmek lazım.

Çalışma Bakanları artık dünyanın her ülkesinde önemli bakanlar olmaya başladı. Almanya'da Çalışma Bakanlığını kaldırdılar . Ekonomi Bakanlığıyla birleştirdiler, yani konunun öneminden dolayı. Ekonomi ve Çalışma Bakanlığı oldu, Dolayısıyla, uygulanan ekonomi politikalarında da çalışma bakanlarının bir etkisinin olması gerekiyor, yani çalışma bürokrasisi de ekonomi bürokrasisiyle birlikte çalışması gerekecek diye düşünüyorum.

Tabii, insan kaynaklarına yatırım da çok önemli. Sadece okullarda eğitim değil, okul dışında da; birçok kişi okula gitme şansı bilmiyor, birçok kişi okulu terk ediyor, birçok kişi okulu bitiriyor, fakat okulda aldığı bilgi istihdam edilebilmesi için yeterli değil. Bunlara ulaşmak için işgücü eğitimi, meslek eğitimi yapılması lazım.

Bunu kim yapacak?

Bu kişileri tekrar okula, formal eğitime çekemezsiniz. Bunu yapacak kurum bütün dünyada olduğu gibi Türkiye İş Kurumu. Türkiye İş Kurumu’nun güçlendirilmesi lazım. Burada çok ciddi sıkıntılarımız var. Bence sorun para değil, Sayın Başkanım söyledi, İşsizlik Sigortası Fonu’nda para birikti dedi, doğru, 4.7 katrilyonun üzerinde. Muhtemelen bu ay sonu itibariyle 5 katrilyona yakın bir para olacak orada. Ancak, bu tür faaliyetlerin yerine getirebilmesi için Türkiye İş Kurumu’nun yasal statüsünün olması ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi lazım, nitelikli işgücüne sahip olması lazım; onlara sahip değil.

Yine kadınların istihdamı Türkiye'de sorun. Türkiye'de her 8 kadından sadece 2 tanesi çalışıyor ve bu 2 kadından bir tanesi ücretli çalışıyor; bu da önemli sorun.

Kadınların istihdamının artırılması lazım, özellikle çocukları işgücünden çekmek için kadın istihdamını artırmamız lazım. Kadınlar yavaş yavaş işgücü piyasasına daha fazla girmeye başladı.

Ve tüm bu sürecin, tüm bu işlemlerin, bu politikaların sosyal diyalog, sosyal katılım mekanizmasıyla yapılması lazım. Yani, her şeyi devletten beklememek lazım, her şeyi bürokrasiden beklememek lazım. Eğer siz bu işleri hükümetlerden, bürokrasiden beklerseniz bu işler olmaz. Dolayısıyla, bunların işçi, işveren, sosyal taraflar, sivil toplum örgütleri, herkesin bir araya gelerek yapması lazım. Bugünkü konuşmalardan da çok hoş bir havanın yakalandığını görüyorum. Bu konuda herkes olayın bilincinde ve bu sosyal diyaloğun, sosyal katılımın, demokratik yönetimin bilincinde. Doğru yoldayız gibi geliyor bana.

Türkiye bu sıkıntıları, bu kriz ortamını fırsatlara döndürebilirse, bu fırsatları da iyi kullanabilirse bence Türkiye'nin önü açık. Yani bütün bu sıkıntılara rağmen, bütün bu krizlere rağmen ben Türkiye'nin geleceğini çok iyi görüyorum.

Üç tane ülke var; yarın İrlanda örneğini izleyeceğiz. Sayın Başkanıma teşekkür ediyorum İrlanda örneğini getirdiği için. Çünkü son 10 yılda her yıl yüzde 9 büyüdüler, göç veren bir ülkeden göç alan bir ülkeye döndüler. Bugün işsizlik sorunları yok, kişi başına milli gelirleri 25 bin dolar. Yarın heyecanla o mucizeyi dinleyeceğim.

Hollanda'da 1980'de yüzde 20 işsizlik oranı vardı, bugün Hollanda'nın işsizlik oranı yüzde 2.5 ve hemşire, öğretmen, polis gibi alanlarda işgücü ihtiyacı var. Bize de soruyorlar, acaba bir şey yapabilir miyiz diye.

Finlandiya'da 92-93'te işsizlik oranı yüzde 20'ydi, Finlandiya'nın yüzde 18 ekonomisi küçüldü, inanılmaz kriz yaşadılar. Ve bu üç ülke bugün örnek gösterilen üç ülke. Türkiye neden olmasın?

Türkiye'nin buradaki bence tek büyük sıkıntısı işgücünün eğitimi olayı. Yani, Türkiye işgücünü eğitimli hale getirse ve biraz akıllı politikalar uygulasa, bu iş çözülür. Kamuyu çok fazla yerden yere vurmayalım, kamuya ihtiyacımız var. Bürokrasiden ben de memnun değilim, bazen bürokrat olduğum için kendime kızıyorum, ama bürokrasiye ihtiyacımız var. Dolayısıyla, kızmak, bağırmak yerine hep beraber sorunları, olumlu eleştirilerle birlikte çözeceğimize inanıyorum.

Teşekkür ederim.