ARALIK 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



"ÇALIŞMAYI VE ÇALIŞTIRMAYI ÖZENDİRECEK İSTİHDAM POLİTİKALARI GEREKLİ"

Refik BAYDUR
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı


 


Konfederasyonumuzun 40.kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen seminer ve panelde yapılan bazı konuşmaların tam metnini okurlarımızın bilgisine sunuyoruz.

Bugün TİSK, kendisine üye 20 İşveren Sendikası, bu kapsamda faaliyet gösteren 8000 işyeri ve 1.5 milyon çalışan ile Türk Ekonomisi’nin en dinamik kesimini temsil etmektedir. Konfederasyonumuz, yüklendiği misyonu çağın koşullarına adapte ederek sürekli geliştirme, ancak her zaman “işletmelerin sesi olma” işlevini en iyi şekilde yerine getirme kararlılığındadır.
Türkiye’nin rakibi olan ekonomiler çalışma mevzuatlarını günümüz dünyasının yatırım, üretim ve satış düzenine uyarladılar. Bizde ise 1930’lardan kalma çalışma yasaları büyüme olanaklarını engellemektedir. Üst üste binen yüklerle ekonomimizin dinamosu olan kayıtlı – örgütlü sektör zayıfladıkça, kayıt dışı güçlenmiştir.
Hükümetimiz, istihdamda ortak sorumluluğu bulunan TİSK’i ve İşçi Konfederasyonlarını bir araya getirerek, çalışmayı ve çalıştırmayı özendirecek bir Ulusal İstihdam Politikası’nı yürürlüğe koymalıdır.
İstihdam ancak reel sektöre gerekli değer verildiği, reel sektör işletmelerinin iç ve dış piyasalardaki rekabet gücünün geliştiği yerde artar.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun 40. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle düzenlediğimiz etkinliklerin ilki olan “İstihdam Politikaları” Seminerimize hoş geldiniz.

Konfederasyonumuz, ülkemizin çağdaş endüstri ilişkileri sisteminde Türk İşverenlerini temsil etme görevinde 40ncı yılına ulaşmanın gururunu yaşamaktadır.

TİSK, 1962 yılından beri parlamenter demokrasi, laiklik ve piyasa ekonomisi ilkelerine ödünsüz bağlılığı ile sosyal barış içinde ekonomik büyümeyi ve sosyal kalkınmayı hızlandırmayı amaçlamış; sosyal diyalog ve işbirliği ilişkilerinin geliştirilmesinde her zaman öncü olmuştur.

Bugün TİSK, kendisine üye 20 İşveren Sendikası, bu kapsamda faaliyet gösteren 8000 işyeri ve 1.5 milyon çalışan ile Türk Ekonomisi’nin en dinamik kesimini temsil etmektedir.

Konfederasyonumuz, yüklendiği misyonu çağın koşullarına adapte ederek sürekli geliştirme, ancak her zaman “işletmelerin sesi olma” işlevini en iyi şekilde yerine getirme kararlılığındadır.

Sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğumuz 40. Kuruluş Yıldönümümüz etkinlikleri kapsamında “istihdam” konusunu ele alıp, birlikte tartışmak istedik.

Bugün ülkemizin bir numaralı sorunu işsizliktir.

90’lı yıllarda süregiden ekonomik daralma ve krizler, nihayet 2000 yılı sonunda patlayan en büyük ekonomik kriz, ülkemizde işsizliği had safhaya vardırmıştır.

Ancak, krizi aşmayı ve ekonomik istikrarı hedefleyen ekonomik politikalar ve IMF destekli reçeteler, reel sektörü, dolayısıyla istihdam boyutunu ihmal ettiğinden, işsizlik sorunu daha da büyümüştür.

Son verilere göre Türkiye’de açık işsiz sayısı 2 milyon 400 bin kişiye yükselmiştir.

Her 3 eğitimli gençten 1’i işsiz durumdadır.

3 milyon kişinin de düzenli ve yeterli bir işi yoktur; bunlardan bir bölümünün iş bulma umudu da yoktur.

Öte yandan, kayıtdışı ekonomi, kayıtlı ekonominin % 66’sı büyüklüğüne ulaşmıştır.

21.7 milyon kişi olan toplam istihdamın % 53’ü, yani yarıdan fazlası kayıtdışıdır.

Türkiye genelinde 3 milyon 400 bin işçi kayıtdışı sektörde çalışmaktadır. Buna karşılık SSK’ya kayıtlı işçi sayısı 5 milyon 300 bin kişidir.

Bu bilgilerden hareketle, Türkiye’de işsizlerin ve düzgün bir işi olmayanların sayısı 9 milyona varmaktadır.

Dahası, yapılan araştırmalar, mevcut süreçler devam ettiği takdirde ülkemizdeki işsizlik oranının gelecek 10 yılda iki katına çıkacağını göstermektedir.

Ülkemizde aktif nüfus her yıl ortalama 1 milyon kişi artmakta; iş arayanlara her yıl ortalama yarım milyon kişi eklenmektedir.

Üstelik, ABD’de aktif nüfusun % 75’i, AB’de % 60’ı istihdam edilirken, ülkemizde bu oran sadece % 46’dır.

Bu durum, derin bir atalet içinde olduğumuzu gösteriyor.

Türkiye’nin yoğun ve yaygın işsizlik sorununun yanısıra prodüktif istihdam yaratamama sorunu, uygulanan hatalı istihdam politikalarının sonucudur.

Daha doğrusu, bugüne dek belirli ve bilinçli bir istihdam politikası uygulanmamıştır.

Birinci önceliği istihdama veren AB ve üye ülkeler politikalarına bakınız, iktidarın başarısını yaratılan istihdam sayısıyla ölçen ABD uygulamalarına bakınız... Hepsinde istihdam faktörü belirleyici kriter olmaktadır.

Son 10 yılda Ülkemizde işletmelerin işçi çalıştırmaya ilişkin yükümlülükleri ve sosyal yükleri ne yazık ki her gün hesapsızca artırılmıştır.

Dünyada istihdam vergileri azaltılırken, Türkiye’de işçi çalıştırmaya ilişkin yükümlülükler, işletmelerin katlanamayacağı boyutlara çıkarılmıştır.

OECD verilerine göre Türkiye, istihdam vergilerinde dünya birincisidir.

İşletmelerin sosyal güvenlik prim yükü, 1999’da ortalama net ücretin % 23’ü iken, 2001’de % 52’sine yükselmiştir.

Ekonomi üzerindeki vergi yükünü son beş yılda en çok artıran ülke de Türkiye’dir.

Öte yandan, reel sektör bürokratik formaliteler kaosu içindedir.

Yine Türkiye, OECD verilerine göre dünyanın en katı, istihdamı en çok cezalandıran çalışma mevzuatına sahiptir.

Tam esneklik öngören Anglo-Sakson çalışma modeli bir yana, Avrupa sosyal modeli bile artık “esneklik-güvence dengesini” ilke edinmiştir.

Türkiye’nin rakibi olan ekonomiler çalışma mevzuatlarını günümüz dünyasının yatırım, üretim ve satış düzenine uyarladılar.

Bizde ise 1930’lardan kalma çalışma yasaları büyüme olanaklarını engellemektedir.

Üst üste binen yüklerle ekonomimizin dinamosu olan kayıtlı – örgütlü sektör zayıfladıkça, kayıt dışı güçlenmiştir.

Sonuç ortadadır.

3 Kasım Seçimlerinde halkımız, işsizliği göz ardı eden ve buna çare üretemeyen hükümet icraatını cezalandırmıştır.

Artık dünyada geçerliliği olan, çağdaş, rasyonel ve sistemli istihdam politikalarını oluşturup uygulamak zorunludur.

Hükümetimizin bu konudaki yaklaşımları ümit vericidir.

İstihdam politikaları işçi, işveren ve hükümet kesimlerinin ortak sorumluluk konusudur ve üçlü işbirliğini gerektirir.

Esasen, örnek almamız ve süratle bütünleşmemiz gereken AB İstihdam Stratejisi;

  • Girişimciliğin ve yenilikçiliğin teşviki;
  • Çalışma mevzuatının ve işgücü piyasasının esnekleştirilmesi;
  • Eğitim olanaklarının geliştirilmesi;
  • Toplumsal işbirliği;
faktörlerine dayanmaktadır.

Hükümetimiz, istihdamda ortak sorumluluğu bulunan TİSK’i ve İşçi Konfederasyonlarını bir araya getirerek, çalışmayı ve çalıştırmayı özendirecek bir Ulusal İstihdam Politikası’nı yürürlüğe koymalıdır.

Çalışma mevzuatımız, çağın ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde, esneklik ilkelerine göre düzenlenmelidir.

İmzaladığımız Protokolün gereği olarak seçilen Bilim Heyeti’nin hazırladığı İş Kanunu Tasarısı 15 Mart 2003’den önce yasalaştırılmalıdır.

SSK primleri, işsizlik sigortası primi, tazminatlar ve diğer vergilerin toplamı, rakip ekonomilerdeki en düşük düzeye indirilmelidir.

İlave istihdam yaratan işverenin istihdam vergilerinde ek indirimler öngörülmeli, bu sistem kalıcı olmalıdır.

İşçi çalıştırmaya ilişkin formaliteler azaltılmalı, işveren tek büro kanalıyla ve internet yoluyla tüm işlemlerini kolayca tamamlayabilmelidir.

Genel eğitim ve meslek eğitimi sistemlerinin, işletmelerin işgücü ihtiyacına göre yönlendirileceği, öncü ve ileri teknolojilere uyumu hedef alan yapıya kavuşturulması hayati önem taşımaktadır.

Öte yandan, İş Kurumu’nu aktif istihdam politikalarını etkin şekilde uygulayan, her işsizle birebir ilgilenecek düzeye çıkarmamız şarttır.

Ancak, iş ve istihdam yaratmada makroekonomik politikaların önemi de ihmal edilemez.

Büyümeyi yatırım ve ihracatla finanse etmek, reel sektörün üretimini geliştireceği bir ortam yaratmak, kaçınılmazdır.

Unutmayalım ki, istihdam ancak reel sektöre gerekli değer verildiği, reel sektör işletmelerinin iç ve dış piyasalardaki rekabet gücünün geliştiği yerde artar.

Konfederasyonumuz, ulusal ekonominin ve istihdamın güçlendirilmesini amaçlayan “99 ÖNLEM” başlıklı somut uygulama önerilerini Hükümetimizin bilgisine sunmuştur.

58. Hükümetimizin istihdam politikası alanında çağdaş uygulamalar dönemini açmasını temenni etmekteyiz.

Sözlerime son vermeden, bugünün sıcak gündem maddesi olan Kopenhag Zirvesi’ne de değinmek isterim.

  • Zirvede genel kavramlar yerine, kişisel önyargıların
  • AB çıkarları yerine, büyük devletlerin özel çıkarlarının,
  • Geleceğin uzlaşmış dünyası yerine, bugünün kavgacı yaklaşımlarının,
  • Geleceğin birlikte mutluluğu yerine, geçmişin ezikliğinin,
  • Hıristiyanlığın önceliği yerine, evrensel inançların önceliğinin,
  • Hasılı sömüren bir Avrupa yerine, paylaşan bir Avrupanın,
zihinlerde yer almasını diliyoruz.

Türkiye her şartta ve her ortamda kendine, ihtiyar dünyada bir yer bulacaktır.

Ama o takdirde AB bir hıristiyan klübü olduğunu kendi kendine tescil edecektir.

Bize düşen hiç kırılıp, moral kaybetmeden, bizi yüceltecek ve bizi gerçek demokrasiye ulaştıracak çalışmalarımızda, parlamentodan en küçük birimimize kadar elele ve inançla yolumuza devam etmektir.

Bu yol küskünlük, kızgınlık, suçlama ve kavga yolu değildir.

Bu yol, sabır, beceri, esneklik ve anlatım yoludur.

Türk Milleti, önce kendi ayakları üzerinde dimdik durarak, siyasi, ekonomik ve sosyal yapıyı oluşturmalıdır.

O zaman bize karşı çıkanlar yanımızda yer almaya çalışacaklardır.

Türkiye’mize mutlu yarınlar, sizlere sağlık ve başarılar diliyor, saygılar sunuyorum.