EKİM 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



BAŞYAZI
Küresel Çağın Gereği: Küresel Yapılar ve İlkeler


Bülent PİRLER
TİSK Genel Sekreteri


Çağımızı karakterize eden en önemli ve baskın trend olan küreselleşmeyi kuralsızlık ve başı bozukluk şeklinde görüp algılayanlar ciddi bir yanılgı içindeler. Çünkü en yakın haliyle dış ticaret ve yatırımların engellerden arındırılması anlamına gelen küreselleşme, öncelikle bu alanları düzenleme amacı güden kurum ve kuralların eski ulusal boyutlarını aşarak, “uluslararası” nitelik kazanmalarını gerekli kılmaktadır. Aslında günümüz dünyasında bu tür uluslararası kurum ve kurallara sahibiz ve bunların bir kısmı yeni de değildir. Söz gelişi, bizim TİSK olarak faaliyet gösterdiğimiz çalışma hayatında neredeyse 100 yıla yaklaşan ömrü ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iyi ve sağlam bir örnek oluşturmaktadır. Döviz kurlarını düzene kavuşturmak, uluslararası ödemelerin aksamadan yapılmasını sağlamak, dış ödeme sıkıntısı çeken ülkelere yardım yapmak gibi amaçlarla kurulan IMF 1947 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. Uluslararası ticareti düzenlemek ve engellerden arındırmak amacıyla imzalanan Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşması (GATT) yine 1947 tarihlidir. 1994’te faaliyete geçen Uluslararası Ticaret Örgütü (WTO) ile söz konusu anlaşmanın artık bir de “sahibi” olmuştur.

Ne var ki, bugün bu uluslararası kurumsal ve kuralsal çerçevenin küreselleşmenin getirdiği sorunlarla başedecek güç ve yeterlilikte olmadığını görüyoruz. Örneğin, TİSK olarak çalışmalarına katıldığımız Uluslararası Çalışma Örgütü, son zamanlarda küreselleşme konusunda gerçekleştirdiği ciddi bazı çalışmalara rağmen henüz uzun faaliyet yıllarının ürünü olan bazı dar kalıpları aşabilmiş bir görünüm vermemektedir. Uluslararası Para Fonu’nun, önemli bir bölümü küreselleşmenin getirdiği sermayenin serbest dolaşımıyla ilişkilendirilebilecek mali krizlerle başetmede ne kadar yetersiz kaldığını ve dünyanın -ABD dahil- her yanında nasıl eleştirildiğini yine hepimiz biliyoruz. ILO ve IMF’den çok daha “genç” bir kuruluş olmasına karşın, WTO da henüz kendini kanıtlamış ve etkinlik kazanmış sayılamaz. Söz gelişi, bu kuruluş “Milenyum Raund” diye adlandırılacak yeni GATT çok taraflı müzakere sürecini bir türlü başlatamamış ve adeta küreselleşme karşıtı gösterilere yenik düşmüştür.

Küreselleşmenin gerektirdiği kurum ve kuralların bir çırpıda oluşturulması hiç şüphesiz mümkün değildir. Bu, herşeyden önce, ulusal hukuk kurallarının ve sistemlerinin yerlerini uluslararası oluşumlara bırakması  anlamına gelmektedir ki, bu işe çeşitli nedenlerle, en başta bu kural ve sistemlerin sahibi ülkeler karşı çıkmaktadır. Ülkeler ve ülke grupları arasındaki çıkar uyuşmazlıklarını ortadan kaldırmak da çok zordur. Tüm bu ve bu gibi nedenlerle küreselleşmenin uygun hukuk kurallarına, yaptırımlarına ve onları uygulayacak kurumlara kavuşması için daha bir süre beklememiz kaçınılmaz görünüyor. Bu sürenin uzaması da hiç şüphesiz küreselleşmeyi anlamadıkları ya da işlerine gelmediği için ona karşı çıkan “küresel muhaliflerin” ekmeğine yağ sürüyor.

Böyle bir ortamda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 1999’da başlatılan ve “küresel piyasalara insani bir çehre kazandıracak ortak değer ve ilkelerin” oluşumuna katkıda bulunma amacı güden Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni (Global Compact) uygulanabilir, pratik bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz. Küresel İlkeler Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde 2000 yılı Temmuz ayında düzenlenen bir toplantıyla resmen uygulamaya konulmuştur.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi, bağlayıcı niteliği olmayan ve gönüllülük  temeline dayanan bir girişim, karşılıklı güvene dayalı sözel bir sözleşmedir. Sözleşmeyi kabul eden şirketler, insan hakları, çalışma standartları ve çevre konularında belirlenen dokuz evrensel ilkeyi uygulamaya çağrılmaktadır. Sözleşme, daha kapsamlı ve adil bir küresel piyasa oluştururken, şirketleri de Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar, uluslararası çalışma örgütleri ve sivil toplum  kuruluşlarıyla işbirliği yapmak için biraraya getirmeyi hedeflemektedir.

Halen söz konusu Sözleşme Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği’nin öncülüğünde ILO, UNIDO, UNICEF gibi diğer Birleşmiş Milletler kuruluşlarının da katılımıyla özel sektör kuruluşlarımıza ve aralarında KOBİ’lerin de yer aldığı şirketlerimize tanıtılmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede düzenlenen toplantılardan birini de 15 Ekim 2002 tarihinde İstanbul’da TİSK gerçekleştirmiştir. İŞVEREN’in bu sayısında okurlarımıza anılan toplantımızla   ilgili bilgiler sunuyoruz.

TİSK, küreselleşmenin yararlarına inanan ve sakıncalarının uygun uluslararası düzenlemeler ve etkin uluslararası kurumlaşmalar yoluyla en aza indirilebileceğini düşünen bir sivil toplum örgütüdür. Bu nedenle, Sayın Kofi Annan’ın girişimlerine benzer uluslararası çalışmaları destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz.

Yalnız, burada son olarak bir kaygımızı da dile getirme gereğini duyuyoruz. O da şudur: Küreselleşmeden yarar sağlayabilmenin temel koşulu onun getirdiği serbesti ortamında ayakta kalacak rekabet gücüne sahip olmaktır. Bu firmalar ve sektörler için olduğu kadar, bir bütün olarak ülke ekonomileri için de geçerlidir. Durum böyle olunca, Küresel Sözleşme türünden girişimlerin, bunlara katılacak firmalar için getireceği yüklerin bunların rekabet gücünü azaltmaması için, çeşitli yük paylaşım ya da hafifletme program ve mekanizmaları içermesi kaçınılmazdır. Küresel İlkeler Sözleşmesi bağlamında Türk özel sektörü olarak bu tür girişim ve destekleri Birleşmiş Milletler’den beklemek de herhalde hakkımızdır.

Bu vesileyle, erken genel seçimin Ülkemize hayırlı olmasını dileriz.