BAŞYAZI
Küresel Çağın Gereği: Küresel Yapılar ve İlkeler
Bülent PİRLER
TİSK Genel Sekreteri
Çağımızı karakterize eden en önemli ve baskın trend olan küreselleşmeyi
kuralsızlık ve başı bozukluk şeklinde görüp algılayanlar ciddi bir yanılgı
içindeler. Çünkü en yakın haliyle dış ticaret ve yatırımların engellerden
arındırılması anlamına gelen küreselleşme, öncelikle bu alanları düzenleme amacı
güden kurum ve kuralların eski ulusal boyutlarını aşarak, “uluslararası” nitelik
kazanmalarını gerekli kılmaktadır. Aslında günümüz dünyasında bu tür
uluslararası kurum ve kurallara sahibiz ve bunların bir kısmı yeni de değildir.
Söz gelişi, bizim TİSK olarak faaliyet gösterdiğimiz çalışma hayatında neredeyse
100 yıla yaklaşan ömrü ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iyi ve sağlam bir
örnek oluşturmaktadır. Döviz kurlarını düzene kavuşturmak, uluslararası
ödemelerin aksamadan yapılmasını sağlamak, dış ödeme sıkıntısı çeken ülkelere
yardım yapmak gibi amaçlarla kurulan IMF 1947 yılından bu yana faaliyet
göstermektedir. Uluslararası ticareti düzenlemek ve engellerden arındırmak
amacıyla imzalanan Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşması (GATT) yine 1947
tarihlidir. 1994’te faaliyete geçen Uluslararası Ticaret Örgütü (WTO) ile söz
konusu anlaşmanın artık bir de “sahibi” olmuştur.
Ne var ki, bugün bu uluslararası kurumsal ve kuralsal çerçevenin
küreselleşmenin getirdiği sorunlarla başedecek güç ve yeterlilikte olmadığını
görüyoruz. Örneğin, TİSK olarak çalışmalarına katıldığımız Uluslararası Çalışma
Örgütü, son zamanlarda küreselleşme konusunda gerçekleştirdiği ciddi bazı
çalışmalara rağmen henüz uzun faaliyet yıllarının ürünü olan bazı dar kalıpları
aşabilmiş bir görünüm vermemektedir. Uluslararası Para Fonu’nun, önemli bir
bölümü küreselleşmenin getirdiği sermayenin serbest dolaşımıyla
ilişkilendirilebilecek mali krizlerle başetmede ne kadar yetersiz kaldığını ve
dünyanın -ABD dahil- her yanında nasıl eleştirildiğini yine hepimiz biliyoruz.
ILO ve IMF’den çok daha “genç” bir kuruluş olmasına karşın, WTO da henüz kendini
kanıtlamış ve etkinlik kazanmış sayılamaz. Söz gelişi, bu kuruluş “Milenyum
Raund” diye adlandırılacak yeni GATT çok taraflı müzakere sürecini bir türlü
başlatamamış ve adeta küreselleşme karşıtı gösterilere yenik düşmüştür.
Küreselleşmenin gerektirdiği kurum ve kuralların bir çırpıda oluşturulması
hiç şüphesiz mümkün değildir. Bu, herşeyden önce, ulusal hukuk kurallarının ve
sistemlerinin yerlerini uluslararası oluşumlara bırakması anlamına gelmektedir
ki, bu işe çeşitli nedenlerle, en başta bu kural ve sistemlerin sahibi ülkeler
karşı çıkmaktadır. Ülkeler ve ülke grupları arasındaki çıkar uyuşmazlıklarını
ortadan kaldırmak da çok zordur. Tüm bu ve bu gibi nedenlerle küreselleşmenin
uygun hukuk kurallarına, yaptırımlarına ve onları uygulayacak kurumlara
kavuşması için daha bir süre beklememiz kaçınılmaz görünüyor. Bu sürenin uzaması
da hiç şüphesiz küreselleşmeyi anlamadıkları ya da işlerine gelmediği için ona
karşı çıkan “küresel muhaliflerin” ekmeğine yağ sürüyor.
Böyle bir ortamda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
1999’da başlatılan ve “küresel piyasalara insani bir çehre kazandıracak ortak
değer ve ilkelerin” oluşumuna katkıda bulunma amacı güden Küresel İlkeler
Sözleşmesi’ni (Global Compact) uygulanabilir, pratik bir adım olarak görüyor ve
destekliyoruz. Küresel İlkeler Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde
2000 yılı Temmuz ayında düzenlenen bir toplantıyla resmen uygulamaya
konulmuştur.
Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi, bağlayıcı niteliği olmayan ve
gönüllülük temeline dayanan bir girişim, karşılıklı güvene dayalı sözel bir
sözleşmedir. Sözleşmeyi kabul eden şirketler, insan hakları, çalışma
standartları ve çevre konularında belirlenen dokuz evrensel ilkeyi uygulamaya
çağrılmaktadır. Sözleşme, daha kapsamlı ve adil bir küresel piyasa oluştururken,
şirketleri de Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar, uluslararası çalışma
örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak için biraraya
getirmeyi hedeflemektedir.
Halen söz konusu Sözleşme Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)
Türkiye Temsilciliği’nin öncülüğünde ILO, UNIDO, UNICEF gibi diğer Birleşmiş
Milletler kuruluşlarının da katılımıyla özel sektör kuruluşlarımıza ve
aralarında KOBİ’lerin de yer aldığı şirketlerimize tanıtılmaya çalışılmaktadır.
Bu çerçevede düzenlenen toplantılardan birini de 15 Ekim 2002 tarihinde
İstanbul’da TİSK gerçekleştirmiştir. İŞVEREN’in bu sayısında okurlarımıza anılan
toplantımızla ilgili bilgiler sunuyoruz.
TİSK, küreselleşmenin yararlarına inanan ve sakıncalarının uygun uluslararası
düzenlemeler ve etkin uluslararası kurumlaşmalar yoluyla en aza
indirilebileceğini düşünen bir sivil toplum örgütüdür. Bu nedenle, Sayın Kofi
Annan’ın girişimlerine benzer uluslararası çalışmaları destekliyoruz ve
desteklemeye devam edeceğiz.
Yalnız, burada son olarak bir kaygımızı da dile getirme gereğini duyuyoruz. O
da şudur: Küreselleşmeden yarar sağlayabilmenin temel koşulu onun getirdiği
serbesti ortamında ayakta kalacak rekabet gücüne sahip olmaktır. Bu firmalar ve
sektörler için olduğu kadar, bir bütün olarak ülke ekonomileri için de
geçerlidir. Durum böyle olunca, Küresel Sözleşme türünden girişimlerin, bunlara
katılacak firmalar için getireceği yüklerin bunların rekabet gücünü azaltmaması
için, çeşitli yük paylaşım ya da hafifletme program ve mekanizmaları içermesi
kaçınılmazdır. Küresel İlkeler Sözleşmesi bağlamında Türk özel sektörü olarak bu
tür girişim ve destekleri Birleşmiş Milletler’den beklemek de herhalde
hakkımızdır.
Bu vesileyle, erken genel seçimin Ülkemize hayırlı olmasını dileriz.
|