EYLÜL 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



Türkiye Ekonomisinin İstihdam Yaratma Kapasitesi ve İş Güvencesi Yasası

Doç. Dr. Öner GÜNCAVDI
İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği İktisat Anabilim Dalı


Ülkenin 3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak olan genel seçime kilitlendiği bir dönemde, iş güvencesi yasa tasarısı TBMM’in olağanüstü toplandığı bir oturumda kabul edildi (Sabah, 9 Ağustos 2002). Her ne kadar yürürlük tarihinin 15 Mart 2003 olduğu belirtiliyorsa da, Meclisten geçen bu yasanın işgücü piyasaları üzerinde kısa ve uzun dönemde önemli etkilerinin olması kaçınılmazdır.

Bu etkiler yasanın tarafları olan işçi ve işveren kesimleri tarafından kamuoyu önünde yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Ancak tartışmalar daha çok mikro düzeyde birtakım ekonomik gerekçelere dayanırken, makro düzeyde Türkiye ekonomisinin mevcut yapısı, bu yapının zaman içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiği (veya geçireceğii) ve bu dönüşümün istihdam üzerine olası etkileri ne yazık ki bu tartışmalarda yer almamaktadır. Oysa 1980’li yıllardan bugüne Türkiye ekonomisi önemli bazı yapısal dönüşümler geçirmiş ve bu dönüşümler sonucunda üretim ilişkileri ve hatta üretim ile istihdam arasındaki ilişkilerde önemli değişmeler olmuştur. Aynı dönemde üretim teknolojilerinde dünyada yaşanan gelişmeler sonucunda alışılagelmiş bazı kavramlar geçmişte ifade ettiklerinden farklı anlamlar ifade eder hale gelmiştir. Örneğin günümüzde emek-yoğun kabul edilebilecek bir üretim teknolojisinin geçmişte sermaye yoğun kabul edilmesi gibi... Bu arada, değişen teknoloji, Türkiye ekonomisinde önemli bir istihdam kaynağı olan tarımdan kopan vasıfsız emeğin sanayide absorbe edilmesini giderek güçleştirmiştir. İş güvencesi yasasının işgüçü piyasaları ve üretim üzerine muhtemel etkileri tartışılırken, Türkiye ekonomisinin nereden nereye geldiği ve gelinen bugünkü noktada istihdam yaratma açısından durumunun ne olduğunun makro açıdan incelenmesinde yarar vardır. Bu yönde yapılabilecek bir inceleme, büyük ölçüde yasanın gelecekte işgücü piyasaları üzerinde yapacağı olası etkilerinin önceden tahmin edilebilmesine imkanı verecektir.

Bu çalışmada vurgulamaya çalışacağımız görüş, çalışanları korumayı amaçlayan böyle bir yasanın çıkarılma dönemi ve mantığının yanlışlılığına dikkat çekmektir. Bu yönde oluşturduğumuz görüşlerimiz iki temel nedene dayanmaktadır. Bunlardan birincisi yasanın zamanlaması açısından, ekonominin bir kriz ortamında bulunduğu ve geleceğe yönelik beklentilerin hala karamsar olduğu ve işsizliğin hat safhada bulunduğu bir ortamda çıkarılıyor olmasıdır. İkincisi ise, yukarıda vurgulanan görüşler doğrultusunda, ekonominin içinde bulunduğu durumu veri alarak üretim ile istihdam arasındaki ilişkinin doğru bir şekilde analiz edilip edilmediği konusunda duyulan endişedir.

Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesi incelenirken, yasanın olası etkileri konusunda da bazı ipuçlarına ulaşılmaya çalışılacaktır. Çalışmamız, belli bir kesimin gözlüklerinden bakmadan, birtakım bilimsel yöntemlerin yardımıyla, sadece gündemdeki tartışmalar için bilimsel bir referans olmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla ilk olarak 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yaşanan temel politika değişimlerinin ekonomiye ve istihdam üzerine etkileri incelenecektir. Ardından Türkiye ekonomisinde istihdamın kaynakları üzerinde durularak, bu kaynakların ekonominin istihdam yaratma kapasitesini belirlemedeki rolleri, Türkiye ekonomisinden elde edilen ampirik veriler yardımıyla irdelenecektir. Son bölümde, elde edilen bulguların ışığında, iş güvencesi yasasının veya benzeri yasaların emek piyasaları üzerindeki etkileri ve alternatif olarak yapılması gerekenler üzerinde durulacaktır.

Dışa Açılma ve Yapısal Dönüşüm

Türkiye için 1980 yılı ekonomik ve sosyal önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yıldır. 24 Ocak 1980 tarihinde ülkenin kalkınma politikası, ithal ikamesi denilen ve daha çok ithalatı yapılan malın yerli üretiminin teşviki anlamına gelen bir politikadan, dışa daha açık ve dünya piyasaları için üretim yapan bir ekonomik yapının oluşturulmasına yönelik, ihracata dayalı bir kalkınma politikası ile ikame edilmiştir. Yerli üretimin gelişimini sağlama amacıyla, yerli üretimi ithal mallarının rekabetinden korumaya yönelik oluşturulan birtakım karmaşık mekanizmalar kaldırılmış (Krueger ve Aktan, 1992), yerine ihracatın teşvikine yönelik yeni mekanizmalar uygulamaya konulmuştur. TL’nin yabancı paralar karşısında devalüe edilmesi yerli üretimin uluslararası piyasalardaki rekabetini sağlamak için sıklıkla başvurulan bir yöntem haline gelmiştir. İç talep kısılmış ve üretimin dış talebin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmesi temin edilmiştir (bkz. Celasun ve Rodrik, 1989, Arıcanlı ve Rodrik, 1991). Bu politikalar, zaman zaman kısa süreli geriye gönüşlerle, yaklaşık olarak 1980’lerin son yıllarına değin büyük bir disiplinle sürdürülmüştür.

Uygulamaya konulan bu politikaların temel hedefi ekonomideki ticareti yapılabilir (tradeable) [1] malların yurtiçinde tüketimini azaltmak ve açığa çıkan üretim fazlasını ihracata yönelterek ödemeler dengesi sorunlarını çözmek ve bunun sonucunda da makroekonomik istikrarı temin etmektir. Ancak bu yöndeki politikaların istihdam üzerinde herhangi bir etkisinin olmaması düşünülemez. Herşeyden önce, toplam harcamaların kısılması, kamunun istihdam düzeyi üzerinde olumsuz etkiler yaratmıştır. Ardından uygulamaya konulan ticareti yapılabilen mallara yönelik teşvikler bu sektörlerdeki üretimi ve istihdamı arttırırken, ticareti yapılamayan malların üretildiği sektörlerde tersine bir etkinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Diğer yandan kolaylaşan ithalat ve ekonomide artan yabancı malların yarattığı rekabet sonucunda, yerli üretimde oluşabilecek kayıplar istihdam üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu amaçla, Günçavdı vd. (2001) Türkiye ekonomisinin özellikle aramal ithalatının neden olduğu döviz bağımlılığına dikkat çekmektedir. Üretimin ihtiyaç duyduğu aramalı ithalatının artmasıyla ortaya çıkan döviz ihtiyacının karşılanmasının en güvenilir yolu şüphesiz ihracattır. Ortaya çıkacak olan bu ek ihraç amaçlı malların üretimi, sonunda istihdam üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Günçavdı vd. (2001) Türkiye ekonomisinde bu yolla yeni istihdam imkanlarının doğduğuna dikkat çekerken, 1980 sonrası dönemde ekonominin döviz geliri elde etmek için gereksinme duyduğu ek istihdam düzeyinde bir düşüş yaşandığının da altını çizmektedir. Aslında döviz elde etme amacıyla, ihracatı arttırmaya yönelik olarak gerçekleşecek üretim artışları istihdamda da artışlara neden olmaktadır. Ancak ihtiyaç duyulan dövizin ihracat dışındaki diğer kaynaklardan (örneğin dışarıdan borçlanarak) elde edilmesi halinde ekonomisinin ek istihdam yaratma kapasitesinde düşmeler gözlenebilecektir. Özellikle Türkiye ekonomisinin 1989 yılı sonrasında, TL’nin konvertibilitesinin de etkisiyle uluslararası sermaye piyasalarından kolay borçlanabilir duruma gelmesi ithalat amaçlı döviz ihtiyacı ile bu dövizi kazanmaya yönelik üretim faaliyetleri arasındaki ilişkinin zayıflamasına neden olmuştur. Tüm bu politikaların toplam istihdam üzerinde yarattığı net etki olumlu ve olumsuz etkilerin toplamı tarafından belirlenmektedir. Öte yandan bu net etkinin görülmesi ise, Türkiye ekonomisinde elde edilecek birtakım verilere dayalı ampirik bir hesaplamayı gerekli kılmaktadır.

Türkiye Ekonomisi Üzerine Bazı Temel Gözlemler

Bu çalışmadaki incelemelerimize dayanak oluşturan veriler Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) 1968 yılından bugüne değin sürekli bir şekilde yayımlamakta olduğu endüstrilerarası mal akım ilişkilerini gösteren tablolardır. Girdi-Çıktı tabloları olarak da adlandırılan bu tablolarda, ekonomiyi oluşturan temel sektörlerin birbirlerinden aldıkları ve birbirlerine verdikleri malların akımları ile nihai talebin karşılanmasına yönelik oluşan mal akımları yeralmaktadır. Bu özelliği nedeniyle aslında girdi-çıktı tabloları makroekonomik düzeyde ekonominin bütününde ortaya çıkan yapısal değişimlerin görülebileceği önemli bir veri kaynağını oluşturmaktadır (bkz. Bulmer-Thomas, 1982).

Türkiye ekonomisi için yapacağımız incelemede 1973, 1985, 1990 ve son zamanlarda çalışmaları biten ve yayımlanan 1996 tablolarından yararlanacağız. Bu tabloların ilk üçünde 64 farklı sektör arasındaki mal akımları yer alırken, 1996 tablosu 97 alt sektörle öncekilere göre çok daha fazla detaya yer vermektedir. Ancak yıllar itibariyle yapacağımız karşılaştırmalarda fiyat hareketlerinin etkisini gidermek için ihtiyaç duyulan fiyat indekslerinin 24 sektör için bulunabilmesi nedeniyle, herbir tablodaki sektör sayısı 24’e indirgenmiştir. Ayrıca elde edilen tablolardaki tüm değerler 1973 yılı fiyatlarına indirgenmiş değerlerdir. Ardından amaca göre, elde edilen veriler reel değerler üzerinden tekrar toplulaştırılmıştır. Bu konudaki teknik hakkında detaylı açıklamalar için Günçavdı ve Küçükçifçi (2002a) ve (2002b)’ye başvurulabilir.

Tablo 1’e bakıldığında sektörel üretimlerin toplam üretim içindeki payları görülmektedir. 1973-1996 dönemi boyunca tarım kesiminin ekonomideki konumunda önemli düşüşlerin yaşandığı gözlenmektedir. İmalat sanayi üretiminin payı ise, zaman içinde dalgalanmakla birlikte, aşağı yukarı aynı düzeylerde kalmıştır. Tablodan çıkan bir başka nokta ise, hizmetler kesiminin payında görülen artışlardır. Sektörleri ürettikleri mallara göre sınıflandırdığımızda elde edilen üretim payları, Tablo 1’deki ikinci panelde yer almaktadır. Tarım ve madencilik sektörlerinin üretimlerinin toplam içindeki payında görülen düşüşler burada da devam etmektedir. Bu paneldeki en çarpıcı sonuç, imalat sanayi içinde yer alan ve nisbi olarak daha çok teknoloji yoğun mal üretiminde yoğunlaşan sektörlerin üretim paylarının zaman içinde dalgalanmalar göstermesi ve 1980 öncesi ve sonrası değerler arasında önemli farklılıkların bulunmamasıdır. Dikkat edilirse, ticareti yapılamayan hizmet üretiminin payında az da olsa zaman içinde artışların gerçekleştiği görülmektedir. Diğer yandan finans kesiminin günümüz Türkiye ekonomisinde işgal ettiği gündemle kıyaslandığında, mali kesim hizmet üretiminin toplam içindeki payının çok düşük düzeylerde olduğu ve bunun da zaman içinde düştüğü görülmektedir (bkz. Günçavdı ve Küçükçifçi, 200a). Sonuç olarak Tablo1’deki veriler, Türkiye ekonomisinin 1980 sonrasındaki üretim yapısında, 1980 öncesine kıyasla önemli, radikal bir farklılığın görülmediği ifade etmektedir.

Tablo 2’de ise, yine girdi-çıktı tablolarından yola çıkılarak hesaplanan sektörel üretimin büyüme oranları ile Hanehalkı İşgücü Anket Sonuçları’ndan ve Günlük-Şenesen (1998)’den elde edilen istihdam rakamlarına dayanarak hesaplanan istihdam artış oranları yer almaktadır. Tablodaki rakamlara dikkatle bakıldığında, dönemler itibariyle üretim düzeylerindeki büyüme oranları istihdam düzeyindeki artış oranlarının çok üzerinde seyretmektedir. Bu, Türkiye ekonomisinde üretimin istihdam yaratma kapisitesindeki düşüklüğün bir göstergesidir. Ekonomideki üretim artışlarının istihdam etkisinin düşük olmasının en önemli nedeni, bu üretim artışının daha çok kapasite kullanım oranındaki artışlarla sağlanıyor olması ve gerçek anlamda istihdam yaratma etkisinin güçlü olacağı düşünülebilecek ek kapasite yaratmaya yönelik yatırım harcamalarının düşük olmasıdır (bkz. Günçavdı vd., 1999 ve 1998).

Türkiye Ekonomisinde İstihdamın Kaynakları

Bir ekonomide istihdam düzeyini belirleyen temel etmenlerden biri üretim teknolojisinin bir sonucu olan emek-hasıla oranıdır. Üretimin emek yoğun yapıldığı teknolojilerde bu oranın büyük, tersi durumlarda da düşük olması beklenmektedir. Zaman içinde üretim teknolojilerinde görülen değişim emek-hasıla oranının da değişmesine neden olacaktır. İstihdamın bir diğer belirleyicisi ise, belli bir üretim teknolojisi (dolayısıyla emek-hasıla oranı) için üretim hacminde görülen değişmelerdir. Örneğin belli bir emek-hasıla oranı için, üretimdeki artışlar istihdamın da artmasına neden olacaktır. Bu bölümde istihdamın bu iki kaynağının Türkiye ekonomisinde ne derecede etkili olduğu incelenecektir. Bu amaçla yine girdi-çıktı tekniklerinden yararlanılacak; ancak teknik detaylara burada yer verilmeyecektir. [2]

Tablo 3’de üretilen mallara göre sınıflandırılmış sektörlerin zaman içinde istihdam düzeylerinde görülen değişim ve bunun ortaya çıkmasında rol oynayan üretim ve emek-hasıla oranlarındaki değişmelerin payları yer almaktadır. Hesaplamalar 1973-1996 arasında, 24 yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca eldeki girdi-çıktı tablolarına bağlı olarak, istihdamdaki gelişim alt dönemler itibariyle de incelenmiştir. Dönem bir bütün olarak ele alındığında 1973’den 1996 yılına değin toplam istihdam düzeyinde %47.5’lik bir artış gerçekleşmiştir. Aynı dönemde üretimdeki artış %324.2 olarak gerçekleşirken, belli bir emek-hasıla oranı için (örneğin 1973’deki oran için), üretimin kaynaklık ettiği istihdamdaki artışın da %324.2 olduğu görülmektedir. Ancak aynı dönemde üretim yapısında ve teknolojideki değişim nedeniyle emek-hasıla oranında görülen emek aleyhine gelişmelerin sonucunda istihdam %276.7 düzeyinde azalmıştır. Diğer bir deyişle üretimde giderek, sermaye emeğin yerine geçmeye başlamış ve üretim yoluyla ortaya çıkan %324’lük artışın yaratabileceği potansiyel istihdam seviyesinin düşmesine neden olmuştur. Ortaya çıkan %47.5’lık artış ise, bu iki etkinin sonucunda oluşan net etkidir. Bu durum ekonomide, üretim yapısının zamanla sermaye lehine değiştiğini göstermektedir.[3]

Sektörel düzeyde bakıldığında, en çok net artışın finansal hizmetler sektöründe gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. Bu sektör aynı zamanda emek-hasıla oranındaki değişimin emek lehine olması nedeniyle istihdamda artışın yaşandığı tek sektör konumundadır. Öte yandan, ticareti yapılamayan hizmetler sektörü %132.4’lük bir artış ile en çok istihdam yaratan ikinci sektördür. Diğer imalat ve teknoloji yoğun imalat sektörlerinde üretim artışının etkisi diğer sektörlere göre en yüksek seviyede iken bu sektörler, emek-hasıla oranlarının emek aleyhine en fazla geliştiği iki sektör olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Dönemler itibariyle inceleme yapıldığında, toplam olarak ekonomideki net istihdam yaratma kapasitesinin 1973-1985 döneminde %20.2 seviyesinden, 1985-1990 döneminde şiddetli bir düşüşle %9.1 seviyesine indiği, ardından 1990-1996 döneminde hafif bir artış ile %12.5 seviyesine çıktığı görülmektedir. Bu bulgu bizi, Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesinde dönemler itibariyle önemli düşüşlerin yaşandığı sonucuna ulaştırmaktadır. Özellikle bu oranların pozitif çıkmasında üretimde görülen artışların önemli rol oynadığı gözlenmektedir. Bu itibarla üretimde oluşabilecek düşüşlerin istihdam düzeyi üzerindeki etkisi de olumsuz yönde olacağı beklenmelidir. Tablodan görülen bir diğer önemli sonuç ise, üretim artışının kaynaklık ettiği istihdam artışının zaman içinde azalmasıdır. Bu etki 1973-1985 döneminde %104.8 iken, 1985-1990 döneminde radikal bir düşüş ile %51.7 seviyelerine, ardından gelen dönemde ise yine aynı şekilde %36.6 seviyelerine gerilemiştir. Yani Türkiye ekonomisinde büyümenin kaynaklık edebileceği istihdamda düşüşler gerçekleşmiştir. Bu durum dolaylı yollardan bizi, bugünün Türkiye ekonomisinde ortaya çıkabilecek bir ekonomik daralmanın olası istihdam etkileri konusunda karamsarlığa sevketmektedir. Bununla birlikte teknolojinin emek-hasıla oranının emek aleyhine gelişmesi sonucunda istihdamda görülen azalma 1973-1985 döneminde %84.6 seviyesindeyken 1985-1990 döneminde %42.5’e, ardından da 1990-1996 döneminde %24 seviyesine düşüş olması yaşanan olumlu bir gelişmedir. Diğer bir deyişle üretim teknolojisinde emek aleyhinde gelişme hızında bir azalma gerçekleşmiştir.

Tüm bu ampirik bulguların ışığında görülen, Türkiye ekonomisinin üretim yapısının istihdam yaratma kapasitesinde zaman içinde ciddi ölçülerde azalmaların gerçekleştiğidir. İster üretim tercih edilen teknolojilerinin bir sonucu olsun, isterse üretimin yeterince istihdam yaratamaması olsun, içinde bulunduğumuz dönemde işgücü piyasalarında karşılaşılan temel sorun, emek talebinin, birtakım istihdam arttırıcı teşviklerle arttırılması gereğidir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

İş güvencesi yasası hükümete şu an için bir bakana mâl olmuş görünüyor. Yukarıdaki açıklamaların ışığında, bu ve benzeri yasaların işgücü piyasalarında katılığı (rigitiy) arttırarak Türkiye ekonomisine yeni maliyetler yükleyeceği görülmektedir (bkz. Pirler, 2002). Özellikle önemli bir krizin ardından, ekonominin hâlâ ciddi bir büyüme ivmesi kazanamadığı, toplumda ve özellikle iş âlemindeki tüm beklentilerin karamsar olduğu bir konjonktürde yapılmaya çalışılan bu yasal düzenlemeler, işgücü piyasalarının, emek talebinin arttırılması yolundaki etkilere yavaş tepki verir hale getirecektir (Baydur, 2002). Basit bir iktisat mantığıyla yaklaşıldığında bu tip kısıtlayıcı yasal düzenlemeler için en uygun dönemlerin, genellikle ekonomik genişlemenin olduğu ve iş dünyasının iyimser tahmin ve beklentilere sahip bulunduğu büyüme dönemleridir. Bu bulguların referans alınmasıyla yapılabilecek yorumlarda dikkat edilmesi gereken önemli noktalar şunlardır.

Bir kere Türkiye ekonomisinin istihdam yaratma kapasitesinde görülen azalmada, özellikle 1980 sonrası dönemde üretimde daha çok sermayenin emek aleyhine ikame edilmesi önemli bir rol oynamıştır. Bazı iktisat yorumcuları isitihdamda görülen bu olumsuz gelişmeleri üretimde emek-yoğun teknolojilerin teşvik edilmesi yolu ile aşılabileceğini önerebilir. Ancak bu yönde bir yorum yapmadan önce, dış dünyaya açık, dış dünyadan gelen sinyallere göre üretim yapısını yapılandırabilecek bir ekonomide, dünya piyasalarında rekabetin gerektirdiği teknolojilerin kullanılması kabul edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, günümüzde yaşanan teknolojik devrimin sonucunda emeğin üretim sürecinde sermaye ile bütünleşme biçiminde de önemli değişimlerin oluşudur. Bu itibarla emek-yoğun teknoloji kavramının tanımı da değişmiştir. Diğer bir deyişle, bugünün teknolojisiyle emek yoğun olarak tanımlanabilecek bir teknoloji 1960 veya 1970’lerin teknolojilerine göre daha sermaye yoğun diye nitelenebilir. Geçmişte, örneğin belli bir sermaye düzeyine karşılık 10 birimlik bir emeğin kullanılması emek-yoğun bir teknoloji nitelemesine neden olurken, günümüzde aynı düzeyde bir sermayenin 5 birimlik emek ile bütünleşmesi emek-yoğun bir üretim teknolojisi nitelemesine sebep olabilmektedir. Buradan çıkan sonuç şudur. Türkiye’nin bugünkü teknolojik seviyesi ile emek yoğun bir üretim teknolojisine sahip olması gerektiği düşünülebilir. Ancak zaman içinde oluşan teknolojik gelişme nedeniyle artık üretimde emek ve sermayenin rolü değişmiş ve kaçınılmaz olarak sermayenin payı giderek artmıştır. Bu sonuç aynı zamanda, dışa açıklığın ve dünya piyasalarında kaçınılmaz rekabetin Türkiye ekonomisine bir diretmesi olarak da görülebilir. Başka bir deyişle, dünyayla bütünleşmiş ekonomisiyle Türkiye’nin bir teknoloji tercihinde bulunması söz konusu değildir.

Yasalar bir üstyapı kurumudur. Bir üstyapı kurumu olarak işgücü piyasalarına yönelik yasaların yükseldiği yerdeki altyapının temel niteliği ekonomik yapı tarafından belirlenmektedir. Ekonomik üstyapı kurumlarının oluşturulmasında altyapının da özelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir. Altyapının taşıyamayacağı ağırlıkta inşaa edilen bir üstyapı, zamanla bütün yapının zarar görmesine neden olurken, bugün için belli bir kesimin kısa vadeli menfaatlerine hizmet edecek bir düzenlemenin yarın, içinde bu dar kesimlerin de bulunduğu daha büyük kesimlerin yıkımını da beraberinde getirebilir.

Elde edilen bulguların ışığında ekonomideki istihdamın arttırılması için yapılması gereken, Avrupa Merkez Bankası’nın da ifade ettiği gibi (bkz. ECB, 2002), dünya piyasalarında artan rekabete ekonomilerin hızlı bir şekilde adapte edilebilmesi ve mevcut piyasaların esnek bir yapıya kavuşturulmasıdır. Emek piyasalarının katılığını arttırıcı politikaların, orta ve uzun vadede yeteri kadar istihdam yaratıcı bir özelliği olmayan bir ekonomiye maliyetleri yüksek oranlı işsizlik olacaktır. İşgüvencesi gibi yasalar sonucunda oluşacak bu tip işsizliğin önüne geçmeyi hedefleyen hükümetlerin, ilk etapta uygulamaya koyacakları üretim teşvikleri ve kamuda yaratılacak ek isithdam imkanları yolu ile topluma, en azından belli bir süre için bir maliyet yüklmeleri mümkündür. Ancak bu tip politikaların uzun dönemde sürdürülebilirliği çok sınırlı olacaktır.



1 Ticareti yapılabilir mallarla anlatılmak istenen ithalat ve ihracatı sözkonusu olan mallardır.  Ticareti yapılamayan mallarla kastedilen ise ihracat ve ithalata konu olmayan, daha çok hizmet ve konut gibi sektörlerin üretimleridir.
2 İlgili teknik detaylar Günçavdı ve Küçükçifçi (2002a) ve (2002b)’de yer almaktadır.
3 Elde edilen bu sonuç Günçavdı ve Küçükçifçi (2001) ile benzerlik göstermektedir.

Kaynaklar
Arıcanlı, T. and D. Rodrik (1990), The Political Economy of Turkey: Debt, Adjustment and Sustainability, (London: MacMillan Press).
Baydur, R. (2002), “İş Güvencesi Yasası Çıkarsa İstihdam Teşvikleri Boşa Gider”, İşveren Dergisi, Ocak Sayısı.
Bulmer-Thomas, V. (1982), Input-Output Analysis in Developing Countries, (New York: Wiley).
Celasun, M. and D. Rodrik (1989), “Debt, Adjustment and Growth: Turkey”, in J.D. Sachs and S.M. Collins (eds.), Developing Country Debt and Economic Performance: Country Studies-Indonesia, Korea, Philippines, Turkey, (Chicago: The university of Chicago Press).
Europen Central Bank (ECB), (2002), Labour Market Mismatches in Euro Area Countries, March, (Frankfurt: Germany).
Günçavdı, Ö. and S. Küçükçifçi (2002a), “An Assessment on the Performance of Financial Liberalisation and Financial Markets in Turkey”, Forthcoming in METU Studies in Development (in Turkish).
Günçavdı, Ö. and S. Küçükçifçi (2002b), “Trade Reform, De-Industrialisation and Labour Demand: An Input-Output Study for Turkey (1973-1996)”, 14. International Conference on Input-Output Techniques, October 10-15, 2002, Montréal, Canada, International Input-Output Association.
Günçavdı, Ö., S. Küçükçifçi ve A. McKay (2001), “Adjustment, Stabilisation and the Analysis of the Employment Structure in Turkey: An Input-Output Approach”, Discussion Papers in Management Engineering No. 01/11, (İstanbul: İstanbul Technical University).
Günçavdı, Ö. and S. Küçükçifçi (2001), “Foreign Trade and Factor Intensity in an Open Developing Country: An Input-Output Analysis for Turkey”, Russian & East European Finance and Trade 37 (1): 75-88.
Günçavdı, Ö., M. Bleaney and A. McKay (1999), “Private Investment and Structural Adjustment – A Case Study of Turkey”, Journal of International Development 11: 221-239.
Günçavdı, Ö., M. Bleaney and A. McKay (1998), “Financial Liberalisation and Private Investment: Evidence from Turkey”, Journal of Development Economics, 57: 443-455.
Günlük-Şenesen, G. (1998), “An Input-Output Analysis of Employment Structure in Turkey: 1973-1990”, Economic Research Forum Conference for Arab Countries, Iran and Turkey Working Paper 9809, Cairo.
Krueger, A. O. and O. H. Aktan (1992), Swimming Against the Tide: Turkish Trade Reform in the 1980s, (San Francisco: International Centre for Economic Growth).
Pirler, B. (2002), “Dünyada ve Avrupa’da ‘Esneklik’ Furyası”, İşveren Dergisi, Şubat Sayısı.
SABAH (9 Ağustos 2002), İş Güvencesi Yasası 2003 Yılına Ertelendi, s. 20.