SOSYAL DİYALOG ODAKLI ÇALIŞMA MEVZUATI İHTİYACI
Prof. Dr. Mustafa Yaşar TINAR
Dokuz Eylül Üniversitesi İ.İ.B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
İş Güvencesi Yasa Tasarısı’nın erken seçim ortamında çalışma yaşamını
ilgilendiren diğer yasalardan bağımsız olarak, işsizliğin rekor düzeylere
ulaştığı bir zamanda yasalaşabilmesi, bir bakıma Türk Çalışma Yaşamında sosyal
diyalogun ne kadar güçsüz ve kurumsallaşmamış olduğunun göstergesi olmuştur.
Tasarı gündemde olduğu sürece gözlenen konuyu sloganlaştırma ve inatlaşma
eğilimi, bilimsel araştırmalara dayalı bir uzlaşma kültüründen ne denli yoksun
olduğumuzu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu gerçeğin başka önemli bir
kanıtı da, yasal temeli olan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in toplanamamasıdır.
Bilindiği gibi, her yeni hükümetin kendine göre yeniden şekillendirdiği, iş
dünyasının “gönüllülük” esasına göre kurulmuş gerçek sivil toplum kuruluşlarını
büyük ölçüde gözardı eden, kamu ağırlıklı Ekonomik ve Sosyal Konsey’in
yasalaşmasının üzerinden 21 Ekim 2002 günü tam bir buçuk yıl geçmiş olacaktır.
Yasayla ilgili yönetmeliğin yayını da bir yıldan fazla geride kalmıştır. Ne var
ki, yasaya göre “her üç ayda bir olağan” olarak toplanması gereken Konsey’in
yasalaşmasının ardından toplandığı görülmemiştir. Oysa, İş Güvencesi yasası da
dahil olmak üzere, geçen bir yıllık sürede gündemde kalan, çalışma yaşamını
ilgilendiren her türlü düzenleme, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in “olmazsa olmaz”
öncelikli konuları arasındadır.
Sosyal diyalog ve uzlaşma kültüründeki eksikliğimizin nedenini hiç kuşkusuz
düzenlemelerde devlet ağırlıklı yapı ve buna bağlı olarak sosyal tarafların
devleti etkileme rekabetinde aramak gerekiyor. İşçi ve işveren kuruluşları
arasında ortak inisiyatifle oluşturulmuş kurumsal diyalog mekanizmaları
(araştırma kurumu, çalışma grupları, düzenli görüşmeler vb.) bulunmadığından,
sadece bir sorun olduğunda biraraya gelinmeye çalışılmakta, karşılıklı
güvensizlik atmosferinde çözüm aranmaktadır. Böylece doğal olarak “arabulucu”
rolü üstlenen devleti temsil eden bakan ve siyasetçilere, popülizm potansiyeli
yüksek bir koz verilmiş olmaktadır. Bundan sonrası, yetkili bakanın göstereceği
tutuma bağlı bir seyir izlemektedir.
Rekabetin giderek yoğunlaştığı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma
mücadelesinde her geçen gün daha da zorlandıkları bir dünyada, çalışma yaşamını
düzenleyen yasalarda farklılıkların azalmaya başladığını izlemek mümkündür.
Rekabet gücünün korunması ve geliştirilmesi, günümüzde ekonomik ve sosyal
politikaların en temel hedefi haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin İstihdam
Raporları’nda “güvence” kavramının giderek “esneklik” kavramıyla birlikte
anılması ve aralarındaki “uyum” gerekliliğinin daha çok vurgulanması, artan
rekabet baskısının bir sonucudur.
Böyle bir ortamda “çalışma barışı” ile işçi ve işveren kesimleri arasındaki
diyalogun “ülke çıkarları” doğrultusunda yoğunlaştırılması büyük önem
taşımaktadır. Dünya örneklerine bakıldığında, özellikle sosyal politikaları
güçlü ülkelerde, küreselleşmenin yeni meydan okumaları karşısında, mevcut sosyal
edimleri koruyarak yaratıcı çözümlere kurumsallaşmış sosyal diyalog sayesinde
ulaşılabildiği görülmektedir. Mütevazı ölçülerde de olsa, her düzeydeki
“yönetime katılma” uygulamaları, sosyal diyalogun etkinliğini artıran bir unsur
olarak dikkat çekmektedir.
Bu görüşler çerçevesinde Türkiye’de sosyal diyalog odaklı çağdaş bir çalışma
mevzuatının oluşturulması gereği ortadadır. Bunun için atılması gereken
öncelikli adımlar şöyle sıralanabilir:
Mevcut
haliyle Ekonomik ve Sosyal Konsey’in üçer aylık periyotla toplanması, yasa
gereği olduğu kadar, uzlaşma kültürünün geliştirilmesi açısından da önem
taşımaktadır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey yeniden yapılandırılmalı, devletin ağırlığı
azaltılarak işçi ve işveren kesimlerinin temsili, bölgesel boyut da eklenerek
genişletilmelidir.
İşçi
ve işveren kuruluşları, biraraya gelerek kendi inisiyatifleriyle devletten
bağımsız “sürekli diyalog ortamları” oluşturmalı, bunları kurumsallaştırmaya
çalışmalıdır. 8 Ağustos 2001’de yürürlüğe giren “Ekonomik ve Sosyal Konseyin
Teşekkülü ile Çalışma Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik”te kurulması
öngörülen Çalışma Kurulları, söz konusu ortam içinde üstlenilebilir
görünmektedir.
Çalışanların yönetime katılmaları için adım atılmalı, işletmeler düzeyinde
sendikadan bağımsız bilgilendirme, danışma ve bazı konularda ortak karar alma
ağırlıklı katılım mekanizmaları kurulmalıdır. İş mahkemelerine intikal eden
birçok konunun bu tür diyalog mekanizmalarıyla çözüme kavuşturulmasına olanak
sağlanmalıdır.
|