EYLÜL 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



SOSYAL DİYALOG ODAKLI ÇALIŞMA MEVZUATI İHTİYACI

Prof. Dr. Mustafa Yaşar TINAR
Dokuz Eylül Üniversitesi İ.İ.B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü


İş Güvencesi Yasa Tasarısı’nın erken seçim ortamında çalışma yaşamını ilgilendiren diğer yasalardan bağımsız olarak, işsizliğin rekor düzeylere ulaştığı bir zamanda yasalaşabilmesi, bir bakıma Türk Çalışma Yaşamında sosyal diyalogun ne kadar güçsüz ve kurumsallaşmamış olduğunun göstergesi olmuştur. Tasarı gündemde olduğu sürece gözlenen konuyu sloganlaştırma ve inatlaşma eğilimi, bilimsel araştırmalara dayalı bir uzlaşma kültüründen ne denli yoksun olduğumuzu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu gerçeğin başka önemli bir kanıtı da, yasal temeli olan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in toplanamamasıdır.

Bilindiği gibi, her yeni hükümetin kendine göre yeniden şekillendirdiği, iş dünyasının “gönüllülük” esasına göre kurulmuş gerçek sivil toplum kuruluşlarını büyük ölçüde gözardı eden, kamu ağırlıklı Ekonomik ve Sosyal Konsey’in yasalaşmasının üzerinden 21 Ekim 2002 günü tam bir buçuk yıl geçmiş olacaktır. Yasayla ilgili yönetmeliğin yayını da bir yıldan fazla geride kalmıştır. Ne var ki, yasaya göre “her üç ayda bir olağan” olarak toplanması gereken Konsey’in yasalaşmasının ardından toplandığı görülmemiştir. Oysa, İş Güvencesi yasası da dahil olmak üzere, geçen bir yıllık sürede gündemde kalan, çalışma yaşamını ilgilendiren her türlü düzenleme, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in “olmazsa olmaz” öncelikli konuları arasındadır.

Sosyal diyalog ve uzlaşma kültüründeki eksikliğimizin nedenini hiç kuşkusuz düzenlemelerde devlet ağırlıklı yapı ve buna bağlı olarak sosyal tarafların devleti etkileme rekabetinde aramak gerekiyor. İşçi ve işveren kuruluşları arasında ortak inisiyatifle oluşturulmuş kurumsal diyalog mekanizmaları (araştırma kurumu, çalışma grupları, düzenli görüşmeler vb.) bulunmadığından, sadece bir sorun olduğunda biraraya gelinmeye çalışılmakta, karşılıklı güvensizlik atmosferinde çözüm aranmaktadır. Böylece doğal olarak “arabulucu” rolü üstlenen devleti temsil eden bakan ve  siyasetçilere, popülizm potansiyeli yüksek bir koz verilmiş olmaktadır. Bundan sonrası, yetkili bakanın göstereceği tutuma bağlı bir seyir izlemektedir.

Rekabetin giderek yoğunlaştığı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma mücadelesinde her geçen gün daha da zorlandıkları bir dünyada, çalışma yaşamını düzenleyen yasalarda farklılıkların azalmaya başladığını izlemek mümkündür. Rekabet gücünün korunması ve geliştirilmesi, günümüzde ekonomik ve sosyal politikaların en temel hedefi haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin İstihdam Raporları’nda “güvence” kavramının giderek “esneklik” kavramıyla birlikte anılması ve aralarındaki “uyum” gerekliliğinin daha çok vurgulanması, artan rekabet baskısının bir sonucudur.

Böyle bir ortamda “çalışma barışı” ile işçi ve işveren kesimleri arasındaki diyalogun “ülke çıkarları” doğrultusunda yoğunlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Dünya örneklerine bakıldığında, özellikle sosyal politikaları güçlü ülkelerde, küreselleşmenin yeni meydan okumaları karşısında, mevcut sosyal edimleri koruyarak yaratıcı çözümlere kurumsallaşmış sosyal diyalog sayesinde ulaşılabildiği görülmektedir. Mütevazı ölçülerde de olsa, her düzeydeki “yönetime katılma” uygulamaları, sosyal diyalogun etkinliğini artıran bir unsur olarak dikkat çekmektedir.

Bu görüşler çerçevesinde Türkiye’de sosyal diyalog odaklı çağdaş bir çalışma mevzuatının oluşturulması gereği ortadadır. Bunun için atılması gereken öncelikli adımlar şöyle sıralanabilir:

Mevcut haliyle Ekonomik ve Sosyal Konsey’in üçer aylık periyotla toplanması, yasa gereği olduğu kadar, uzlaşma kültürünün geliştirilmesi açısından da önem taşımaktadır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey yeniden yapılandırılmalı, devletin ağırlığı azaltılarak işçi ve işveren kesimlerinin temsili, bölgesel boyut da eklenerek genişletilmelidir.

İşçi ve işveren kuruluşları, biraraya gelerek kendi inisiyatifleriyle devletten bağımsız “sürekli diyalog ortamları” oluşturmalı, bunları kurumsallaştırmaya çalışmalıdır. 8 Ağustos 2001’de yürürlüğe giren “Ekonomik ve Sosyal Konseyin Teşekkülü ile Çalışma Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik”te kurulması öngörülen Çalışma Kurulları, söz konusu ortam içinde üstlenilebilir görünmektedir.

Çalışanların yönetime katılmaları için adım atılmalı, işletmeler düzeyinde sendikadan bağımsız bilgilendirme, danışma ve bazı konularda ortak karar alma ağırlıklı katılım mekanizmaları kurulmalıdır. İş mahkemelerine intikal eden birçok konunun bu tür diyalog mekanizmalarıyla çözüme kavuşturulmasına olanak sağlanmalıdır.