EYLÜL 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



İŞ GÜVENCESİ YASASI

Prof. Dr.Toker DERELİ
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı


Bilindiği gibi, ülkemizde çalışma mevzuatının çağdaş gelişmelere paralel biçimde değiştirilmesine yönelik isteklere cevap vermek üzere hükümetle sosyal taraflar arasında bir anlaşma imzalanmış, buna göre taraflar oluşturulacak bir uzman kurulun oybirliğiyle hazırlayacağı bir tasarıyı kabul edeceklerini taahhüt etmişlerdi. Bu bağlamda mevzuatta ilk değişiklik çalışması hükümetin ve tarafların seçtikleri üçer temsilciden oluşan 9 üyeli bir Bilim Kurulu tarafından iş güvencesi konusunda gerçekleştirilmiş, bunu izleyen bir yılı aşkın bir süre içinde yine imzalanan protokole uygun biçimde İş kanununun tümü üzerinde bir çalışma yapılmış ve hazırlanan ön tasarı Bakanlığın ve tarafların görüşüne sunulmuştur.

İlk çalışmanın İş Güvencesi ile başlatılması, bu konuda Batı’da ve ülkemizde son yirmi yıldır meydana gelen gelişmeler ve beklentilerle ILO’nun 158 sayılı Sözleşmesinin Türkiye tarafından 1994 yılında onaylanmış bulunmasına karşın hala yasal bir dayanağa kavuşturulmamış olması dolayısiyle özellikle ILO’nun Türk hükümetine yönelttiği eleştiriler gibi nedenlerden ileri gelmiştir. Nitekim ILO’nun  2001 yılı Konferansında sözkonusu tasarının Hazırlanıp hükümete verilmiş olması bile bu Örgüt üzerinde çok olumlu izlenimler yaratmış, Aplikasyon Komitesinde yasal düzenlemenin gecikmeksizin gerçekleştirilmesi temennisinde bulunulmuştur.

Bakanlık, Bilim Kurulu’nun ILO’nun Haziran 2002 toplantısından önce oybirliğiyle hazırlayıp sunduğu İş Kanunu ön tasarısını  hükümete sunabilirdi. Ancak böyle yapmayıp taraf görüşlerini bir kez daha almak yolunu seçmiş,Bilim Kurulu ile tarafların teknik uzmanlarını bir toplantıda biraraya getirerek teknik konularla sınırlı olmak koşulu ile ön tasarının tekrar gözden geçirilmesini istemiştir.  Bilim Kurulu bu toplantı sonucunda tarafların haklı gördüğü bazı itirazlarını dikkate alarak ön tasarıya son şeklini vermiştir. Ancak bu kez  metindeki birinci tercih olarak sunulan kıdem tazminatı fonu alternatifine ek olarak hazırlanan alternatif kıdem tazminatı önerisi – ki her iki alternatif de son toplantıdan önce Bakanlığa sunulmuş olan ön tasarı metninde esasen oybirliği ile kabul edilmişti - Bilim Kurulu  içinde ve Bakanlık nezdinde bazı tereddütlere neden olmuş, bu sebeple ön tasarının Bakanlığa intikalı bir süre gecikmiştir. Bu arada ortaya çıkan erken seçime yönelik siyasal lobi ortamında işçi sendikalarının girişimi ile istihdam güvencesini de içeren ve çalışma hayatında esnek düzenlemeler getirirken aynı zamanda işçinin korunması amacını da gözardı etmeyen İş Kanunu ön tasarısı değil, geçen yıl hazırlanan ve bir yıldır Mecliste bekletilen eski İş Güvencesi tasarısı kanunlaştırılmıştır.Bu kuşkusuz talihsiz bir gelişme olmuştur.

Bu gelişmelerde  tüm tarafların hatalı davranışlarının rolü olmuştur. Sosyal taraflar İş Kanunu ön tasarısının maddelerine  salt kendi grup çıkarları açısından yaklaşmışlar, bütünün bir sistem olarak taşıdığı yararları gözardı etmişler, başlangıçta oybirliği ile hazırlanacak bir metni kabul edeceklerini taahhüt etmelerine rağmen maddelerin çoğunda itirazlar ileri sürmüşlerdir. Özellikle kıdem tazminatı fon tasarısına her iki tarafın da karşı çıkışı talihsiz bir gelişme olmuş, sonuçta tarihi bir fırsat kaçırılmış, yeni bir İş Kanununun çıkarılması ise belirsiz bir geleceğe ertelenmiştir.

Sadece İş Güvencesi’ne ilişkin eski metnin kanunlaşması hem taraflar arasındaki Protokole aykırı nitelik taşımakta, hem de artık kadük olan İş Kanunu ön tasarısının kendi içindeki tutarlılığı ve homojenliği bozmaktadır. Ön tasarı çalışması bu düzeyde etkin bir sosyal diyalog örneği teşkil etmişti. Taraflar bu tasarıyı Protokolde verdikleri söze uygun olarak kabul etmeli, itirazlarını ise Meclis’te ilerdeki yasama sürecinde uygulayabilecekleri  lobi faaliyetine bırakmalıydılar.

Bana göre reel sektörün görünür gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabilecek İş Kanunu, Bilim Kurulunun uzun tartışma ve uzlaşmalar ve bir yıllık titiz bir çalışma sonucunda hazırladığı ön tasarıya dayalı İş Kanunu olabilir. Yasama süreci sırasında bu tasarıda yeni bazı uzlaşmalar sonucu birtakım küçük değişmeler yapılabilir. Ancak ILO ve Avrupa normları ile Türkiye’nin özel koşullarını dikkate alan bu tasarının ana çatı ve örgüsünde temel nitelikte değişiklikler yapılmamalıdır. Aksi halde daha değişik varsayımlardan hareketle farklı bir yasa tasarısı hazırlamak gerekir.