İŞ GÜVENCESİ YASASI
Prof. Dr.Toker DERELİ
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı
Bilindiği gibi, ülkemizde çalışma mevzuatının çağdaş gelişmelere paralel
biçimde değiştirilmesine yönelik isteklere cevap vermek üzere hükümetle sosyal
taraflar arasında bir anlaşma imzalanmış, buna göre taraflar oluşturulacak bir
uzman kurulun oybirliğiyle hazırlayacağı bir tasarıyı kabul edeceklerini taahhüt
etmişlerdi. Bu bağlamda mevzuatta ilk değişiklik çalışması hükümetin ve
tarafların seçtikleri üçer temsilciden oluşan 9 üyeli bir Bilim Kurulu
tarafından iş güvencesi konusunda gerçekleştirilmiş, bunu izleyen bir yılı aşkın
bir süre içinde yine imzalanan protokole uygun biçimde İş kanununun tümü
üzerinde bir çalışma yapılmış ve hazırlanan ön tasarı Bakanlığın ve tarafların
görüşüne sunulmuştur.
İlk çalışmanın İş Güvencesi ile başlatılması, bu konuda Batı’da ve ülkemizde
son yirmi yıldır meydana gelen gelişmeler ve beklentilerle ILO’nun 158 sayılı
Sözleşmesinin Türkiye tarafından 1994 yılında onaylanmış bulunmasına karşın hala
yasal bir dayanağa kavuşturulmamış olması dolayısiyle özellikle ILO’nun Türk
hükümetine yönelttiği eleştiriler gibi nedenlerden ileri gelmiştir. Nitekim
ILO’nun 2001 yılı Konferansında sözkonusu tasarının Hazırlanıp hükümete
verilmiş olması bile bu Örgüt üzerinde çok olumlu izlenimler yaratmış,
Aplikasyon Komitesinde yasal düzenlemenin gecikmeksizin gerçekleştirilmesi
temennisinde bulunulmuştur.
Bakanlık, Bilim Kurulu’nun ILO’nun Haziran 2002 toplantısından önce
oybirliğiyle hazırlayıp sunduğu İş Kanunu ön tasarısını hükümete sunabilirdi.
Ancak böyle yapmayıp taraf görüşlerini bir kez daha almak yolunu seçmiş,Bilim
Kurulu ile tarafların teknik uzmanlarını bir toplantıda biraraya getirerek
teknik konularla sınırlı olmak koşulu ile ön tasarının tekrar gözden
geçirilmesini istemiştir. Bilim Kurulu bu toplantı sonucunda tarafların haklı
gördüğü bazı itirazlarını dikkate alarak ön tasarıya son şeklini vermiştir.
Ancak bu kez metindeki birinci tercih olarak sunulan kıdem tazminatı fonu
alternatifine ek olarak hazırlanan alternatif kıdem tazminatı önerisi – ki her
iki alternatif de son toplantıdan önce Bakanlığa sunulmuş olan ön tasarı
metninde esasen oybirliği ile kabul edilmişti - Bilim Kurulu içinde ve Bakanlık
nezdinde bazı tereddütlere neden olmuş, bu sebeple ön tasarının Bakanlığa
intikalı bir süre gecikmiştir. Bu arada ortaya çıkan erken seçime yönelik
siyasal lobi ortamında işçi sendikalarının girişimi ile istihdam güvencesini de
içeren ve çalışma hayatında esnek düzenlemeler getirirken aynı zamanda işçinin
korunması amacını da gözardı etmeyen İş Kanunu ön tasarısı değil, geçen yıl
hazırlanan ve bir yıldır Mecliste bekletilen eski İş Güvencesi tasarısı
kanunlaştırılmıştır.Bu kuşkusuz talihsiz bir gelişme olmuştur.
Bu gelişmelerde tüm tarafların hatalı davranışlarının rolü olmuştur. Sosyal
taraflar İş Kanunu ön tasarısının maddelerine salt kendi grup çıkarları
açısından yaklaşmışlar, bütünün bir sistem olarak taşıdığı yararları gözardı
etmişler, başlangıçta oybirliği ile hazırlanacak bir metni kabul edeceklerini
taahhüt etmelerine rağmen maddelerin çoğunda itirazlar ileri sürmüşlerdir.
Özellikle kıdem tazminatı fon tasarısına her iki tarafın da karşı çıkışı
talihsiz bir gelişme olmuş, sonuçta tarihi bir fırsat kaçırılmış, yeni bir İş
Kanununun çıkarılması ise belirsiz bir geleceğe ertelenmiştir.
Sadece İş Güvencesi’ne ilişkin eski metnin kanunlaşması hem taraflar
arasındaki Protokole aykırı nitelik taşımakta, hem de artık kadük olan İş Kanunu
ön tasarısının kendi içindeki tutarlılığı ve homojenliği bozmaktadır. Ön tasarı
çalışması bu düzeyde etkin bir sosyal diyalog örneği teşkil etmişti. Taraflar bu
tasarıyı Protokolde verdikleri söze uygun olarak kabul etmeli, itirazlarını ise
Meclis’te ilerdeki yasama sürecinde uygulayabilecekleri lobi faaliyetine
bırakmalıydılar.
Bana göre reel sektörün görünür gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabilecek İş
Kanunu, Bilim Kurulunun uzun tartışma ve uzlaşmalar ve bir yıllık titiz bir
çalışma sonucunda hazırladığı ön tasarıya dayalı İş Kanunu olabilir. Yasama
süreci sırasında bu tasarıda yeni bazı uzlaşmalar sonucu birtakım küçük
değişmeler yapılabilir. Ancak ILO ve Avrupa normları ile Türkiye’nin özel
koşullarını dikkate alan bu tasarının ana çatı ve örgüsünde temel nitelikte
değişiklikler yapılmamalıdır. Aksi halde daha değişik varsayımlardan hareketle
farklı bir yasa tasarısı hazırlamak gerekir.
|