EYLÜL 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



ÇAĞDAŞ İŞ KANUNU İHTİYACI

Prof. Dr. Nusret EKİN
Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü


Batı toplumlarında iş yasaları esas itibariyle Endüstri Devrimi’nin bir ürünüdür. Sanayileşme ile ortaya çıkan yepyeni “üretim ilişkileri”, bir yandan tarihte ilk defa işçi ve işveren sınıflarını ortaya çıkarırken, diğer yandan bu ilişkilerin bir düzene bağlanması gereğini doğurmuştur. Zaman içinde ilişkileri düzenleyen süreçler, değişen ekonomik ve teknolojik faktörlerle sürekli başkalaşım göstermiştir. Bu gelişim trendini kısaca aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

Dönemin egemen kapitalist – liberal yaklaşımı nedeniyle, çalışma yaşamına her türlü müdahale, ekonominin serbest işleyişine olumsuz etkiler yapacağı endişesiyle hoş karşılanmamıştır.

Bunun sonucu olarak, bir yandan her türlü yasal korumadan uzak “bireysel hizmet akdi” hızla ön plana çıkarken, çağın çalışma sorunları derinleşip, genişlemeye başlamıştır.

Artan “işçi hareketleri”, beraberinde bireysel nitelikte, daha ziyade çocukların çalışma ilişkilerini düzenleyen bir iş yasasını ortaya çıkarmıştır. Böylece “sanayileşme – iş yasası düzenlemesi” ilişkisi gözlenmiştir.

Bu dönemin yasalarının temel niteliği, kanunlar yoluyla verilmiş, en alt ve en üst sınırları belirlenmiş bir “sosyal koruma” olmasıdır. Çalışma Bakanlığı, İş Teftişi ve İş Mahkemeleri’nin devlet yapısı içinde yer alması, bu süreçlerin diğer önemli halkalarıdır.

Artan özgürlükler, demokrasi ve siyasi değişim, beraberinde “toplu iş hukuku”na yönelik bir oluşumu gündeme getirmiş, bir yandan “koalisyon yasaklarının” kalkmasıyla XIX. yüzyılın başlarında “örgütlenme özgürlüğü”, yüzyılın sonuna doğru ise “toplu pazarlık süreçleri” endüstri toplumlarında hızla yerleşmeye başlamıştır.

Bu süreçlerin gelişimi boyunca, devletin bir dizi “sosyal politika” geliştirerek çalışma ve insan yaşamının alt yapılarını “sosyal politika”larla zenginleştirdiğini görüyoruz.

Bu politikalar, sadece çalışan ve çalıştıranlara değil, tüm topluma yönelik korumalardır. Bunların temel amacı, toplumda barış ve dengeleri sağlamak, özgürlükçü ve insan onuruna yaraşan bir yaşam yaratmaktır. Sonuç itibariyle, sanayileşme bireysel iş hukukunu, demokratikleşme ise toplu iş hukukunu getirmiş bulunmaktadır.

Bu alt yapılar ve yasal çerçeve içinde XX. yüzyıl boyunca ve özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra, ekonomilerin ve çalışma yaşamının, gittikçe gelişen Endüstri İlişkileri’yle bir “Altın Çağ” yaşadığını görüyoruz.

XX. yüzyılın sonuna doğru ortaya çıkan ve insanlığa yeni bir dünya hazırlayan “Küresel Dönüşüm ve Bilgi Çağı” hiç kuşkusuz çalışma yaşamını da tümüyle etkileyen yeni sorunları getirmiştir.

Değişen çağ, teknolojik, ekonomik, siyasi ve sosyal boyutlarıyla karmaşık yeni yapıları doğurmaktadır. Gerçekten, bu Devrim niteliği taşıyan dönüşümde, insanların çalıştığı sektörler, statüler ve meslekler hızla değişmiş, işçi, işveren, işyeri, işçi ve işyerinin korunması, işçinin niteliği, cinsiyeti, beklentileri, davranışları, çalışma düzeni tümüyle köklü bir biçimde değişmiştir.

XXI. yüzyılın, beraberinde yeni nimetler, fakat çok ciddi yeni sosyal sorunlarla geldiğine hiç kuşku yoktur. Bu sosyal sorunların başında, gittikçe yapısal bir hale dönen işsizlik, bozulan gelir dağılımı ve yoksulluk gelmektedir.

Çağa uygun “sürdürülebilir büyüme stratejileri” yürüten ve çalışma ilişkilerini “modern iş yasası reformları”yla “yeni ekonomi”ye uyduran ülke ve bölgelerin, katlamalı ulusal gelir artışları, düşük işsizlik, enflasyon ve dış borçlar yaşadıkları gözlenmektedir.

Gerçekten, günümüzde hizmet ve bilgi sektörlerinin egemen olduğu bu yeni oluşumlar içinde küresel bütünleşmeler, dışa dönük ihraç ekonomileri, KOBİ’ler, rekabet gücü, buna uygun olarak ortaya çıkan esneklik, özelleştirme, yeni üretim ve yönetim teknikleri, alt işveren uygulaması, kalite, verimlilik, çıkar birliğine dönüşmüş ve diyaloglara dayalı yeni işçi ve işveren ilişkileri sözkonusudur.

  “Modern bir iş yasası reformu”undan beklenen en önemli özellik; bir yandan dışa açık ihraç ekonomilerinde üretim artışını hızlandırmak, rekabet gücünü yükseltmek, diğer yandan bireysel ve toplu seviyede demokratik, özgürlükçü ve barış içinde adalet dağıtan süreçleri diyaloglarla genişletmektir. Böylece, düşen enflasyon, işsizlik ve sürekli büyüyen ekonomi daha aydınlık ilişkilere doğru yeni atılımları besleyecektir.

Cumhuriyet’in ilanıyla Atatürk’ün “Çağdaş Devrimleri” arasında onurlu yerini alan ve 1936 yılında yürürlüğe giren iş yasamızın, 66 yıl sonra artık köklü bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi zamanı gelmiştir.

Bu yeni yasa reformu, Sanayi Devrimi döneminden gelen sosyal korumalar yanında, çalışma yaşamına çağa uygun yeni özellikler kazandırmalı, ortaya çıkan yeni gelişmelere çözüm getirebilmeli, hukuksal düzen yanında, ekonomik yeniden yapılanmalara cevap verebilmelidir.

Özellikle, Türkiye’de iş yasası reformunun sosyal denge, diyalog ve işbirliği yanında iki özelliği önemle vurgulanmalıdır. Bunlar hiç kuşkusuz; üretim artışını teşvik etmek ve istihdamı genişletmek hedefleridir.

Gerçekten Çalışma Hayatı’nın özü “üretimin artırılması ve istihdamın genişletilmesidir.” Tüm reformlar başarı kazanmak istiyorsa, bu amaca hizmet etmek zorundadır.