ÇAĞDAŞ İŞ KANUNU İHTİYACI
Prof.Dr. Tankut CENTEL
İstanbul Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
İş Güvencesi Yasası’nın çıkarılıp yürürlüğünün 15 Mart 2003 tarihine
ertelenmesi karşısında, Türkiye’nin yeni ve çağdaş bir İş Kanunu’na olan
gereksinimi bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor. Gerçekten, ilk iş yasamızı
oluşturan 3008 sayılı İş Kanunu’nun 1936 yılında çıkartılmasından buyana, yarım
yüzyıldan fazla bir süre geçmiştir Bir yasanın bu denli uzun bir süre için
başlangıçtaki esaslarını koruması, onun toplumsal ve ekonomik devinimlerden ne
denli uzak düştüğünü göstermeye yeterlidir. Bu itibarla, İş Kanunu’nun çağdaş
temellere oturtulması, bir zorunluluuk olarak görünmektedir.
İş Kanunu’nun kendi zamanına göre ilerici niteliğe sahip bulunun birtakım
kurumları, günümüzde artık köhnemiş durumdadır. Oluşturulacak bir çağdaş İş
Kanunu içinde, bunların ayıklanması gerekecektir. Bu anlamda, sözgelimi çalışma
ve kimlik karnesi (İş K. m. 21), artık işlevini yitirmiş bir kurum olarak işlev
görmekte ve salt devlet gelirlerine kaynaklık etmektedir. Yine, örneğin, zarar
karşılığı olarak ücretin bir bölümünü alıkoyma olanağı (İş K. m. 31),
uygulamada işverence başvurulmayan bir yoldur. Çünkü, bu tür kesintilerin
muhasebesi, işverene daha büyük yük getirmektedir.
Diğer yandan, İş kanunu içindeki bazı kurumlar, değişime uğramak zorundadır.
Çünkü, bunların İş Kanunu içinde kabulünü gerektiren nedenler, günümüzde
değişime uğramıştır. Nitekim, bunların en tipik örneği, kıdem tazminatı (İş K.
m. 14) kurumudur. Gerçekten, kıdem tazminatı, işsizlik sigortasının bulunmadığı
ve iş güvencesinin tam olmadığı bir zamanda, İş Kanunu’na girmiş ve işsizlik
sigortası ile yasal iş güvencesinin işlevini üstlenmiştir. Bugün ise, artık 4447
sayılı Yasa’yla işsizlik sigortasının ve 4773 sayılı Yasa’yla da yasal iş
güvencesinin kurulduğu bir ortamda, kıdem tazminatının aynen muhafazası yararlı
görünmemektedir.
Zaman içinde İş Kanunu’nda gerçekleştirilen değişiklikler, katı nitelikteki
istihdam hükümlerine yerverilmesi doğrultusunda gelişmiştir. Oysa, işletmelerin,
belli bir esneklik olmaksızın uluslararası ticarette rekabet etmesi, günümüzde
tatlı bir düştür. Çünkü, katı özellikteki kurallar, işletmelerin rekabet gücü
önünde engel oluşturmaktadır. Nitekim, katı düzenlemeler, mal ve hizmet
üretiminde birdenbire oluşan arz ve talep yoğunluğu ya da daralması karşısında,
gereken esnekliği sağlayamamaktadır.
Çağdaş bir İş Kanunu, bu anlamda esnek hükümlere en geniş ölçüde yer vermek
durumundadır. Bunun için, ilkin, esnek istihdam biçimlerine çağdaş İş Kanunu
içinde varlık hakkı tanınmalıdır. Böylelikle, esnek istihdam biçimlerinin,
ülkemizde yaygınlaştırılmasına çalışılmalıdır.
Sonra, işverene İş Kanunu içinde getirilmiş olan istihdam yükümleri
hafifletilmeli ve kıdem tazminatı, yük olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun gibi,
çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi de, İş Kanunu’na gereken esnekliği
sağlayabilecek ve onu çağdaş kılabilecektir. Günümüzde ise, ağır istihdam yükü
ve katı iş güvencesi hükümleriyle, İş Kanunu’nun gereksiz bir katılık içine
sürüklendiğı saptanmaktadır. Sözkonusu katılığın aşacak bir İş Kanunu, Türk
çalışma yaşamının gereksinimlerine uygun düşecektir.
Çağdaş bir İş Kanunu’nun kabulü, temelde sosyal tarafların karşılıklı
sosyo-ekonomik hak ve çıkarlarının dengede tutulmasına bağlı bulunmaktadır.
Böyle bir dengelemede, salt işçi veya işveren tarafının çıkarlarının önplana
çıkarılması, endüstri ilişkilerini başarısız kılar. Bu bakımdan, tek bir kesimin
çıkarlarının yerine, karşılıklı çıkarların dengede tutulması, sistemi başarıya
götürecektir.
Çağdaş bir İş Kanunu’nun kabulüne ilişkin girişimlerin sürdürülmesi, her iki
kesimin de yararınadır. Çünkü, küresel dünyada, ancak rekabet gücünü
yükseltebilen işletmeler, ayakta kalabilmekte; işletmelerin silinip gitmesinden
ise, en büyük zararı çalışanlar görmektedir.
|