"REEL SEKTÖRÜN BUGÜNKÜ VE GELECEKTEKİ İHTİYAÇLARINI
KARŞILAYACAK İŞ KANUNU HANGİ ÖZELLİKLERİ İÇERMELİDİR?"
Tuncay ÖZİLHAN
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye’de çalışma yaşamının en kapsamlı düzenleyicisi olan İş Kanunu,
günümüz şartları içinde oldukça katı kurallar içeren, yeni gelişmelere ve
ihtiyaçlara yabancı, esneklikten yoksun bir hüvviyet taşımaktadır.
1936 yılında yürürlüğe giren İş Kanunu, o günün kıt ekonomik kaynaklarını göz
önünde tutarak devlet öncülüğünde sanayileşmeyi hedefler bir nitelikteydi. Bu
kanun 1967 yılında yerini 931 sayılı İş Kanunu’na bıraktı. Bir süre sonra
Anayasa Mahkemesi 931 sayılı kanunu şekil yönünden iptal edince ortaya çıkan
hukuki boşluk bu kez 1971 yılında ufak-tefek değişiklikler içeren 1475 sayılı İş
Kanunu ile dolduruldu. Halen uygulanmakta olan bu kanun da günümüzün şartları
(teknolojik gelişmeler, artan rekabet koşulları vb.) açısından
değerlendirildiğinde yetersiz kalmaktadır.
1475 sayılı İş Kanunu’nun kabul edildiği yıllarda, dünyada özellikle gelişmiş
ülkelerdeki ileri teknoloji, üretim ve çalışma hayatını etkilemeye başlamıştır.
Bunun sonucu olarak üretimde bilgisayar kullanımı yaygınlaşmış, bilginin önemi
sermayenin önüne geçmiş, her alanda nitelikli işçi aranır olmuş, teknolojik
gelişmelere ve küresel rekabete ayak uydurabilmek için yeni çalışma modelleri,
esnek çalışma biçimleri ortaya çıkmıştır.
Özellikle batılı ülkeler bu rüzgarı yakalayıp mevzuatlarında gerekli
değişiklikleri yapmalarına rağmen Türkiye bu değişimi zamanında saptayıp çalışma
mevzuatına yansıtamamıştır. Oysa yürürlükteki katı mevzuata rağmen sanayi ve
ticaret hayatı global rekabete dayanabilmek için bazı yeni çalışma modellerini
ve esnek çalışma biçimlerini ister istemez ülkemizde de uygulamaya koymuş,
yüksek yargı organları ve doktrin ortaya çıkan boşluğu doldurabilmek için yoğun
bir çaba içine girmişlerdir.
57. hükümet döneminde, iş yasalarının elden geçirilmesi amacıyla devlet,
işveren ve işçi kesimlerinin kabulüyle dokuz akademisyenden oluşan bir Bilim
Kurulu oluşturulmuştur. Bilim Kurulu, hazırladığı İş Kanunu Taslağı’nı bu yıl
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunmuştur.
İş yasalarında yapılan tüm düzenlemelerde, çalışma yaşamının dinamizmiyle
uyumlu olunması ve esas olarak işyerinin sürdürülebilirliğinin dikkate alınması
temel yaklaşım olmalıdır. Yeni İş Kanunumuzda, istihdam piyasalarında esnekliğe
imkan tanımayan, işgücünün aşırı vergilendirilmesine yol açan, istihdami
caydiran ve uluslararasi rekabet açisindan dezavantaj yaratan tüm düzenlemelerin
giderilmesi sağlanmalıdır.
Türkiye ekonomisi 1997 yılından bu yana temel dış ticaret rakiplerine göre
rekabet gücünü önemli derecede yitirmiştir. Ayrıca sürekli gündeme gelen makro
uyum programları ile, girişimci sıklıkla ek vergiye maruz bırakılmış ve orta
vadeli üretken yatırım perspektifi zedelenmiştir. İşsizlik Sigortası’nın bir tür
telafisi şeklinde çalışan kıdem tazminatı müessesesi, işsizlik sigortası
uygulaması başladıktan sonra da devam etmiş, ücret üzerindeki istihdam vergileri
önemli derecede artmıştır. Bunların hepsinin üzerine, istihamı kayıt dışına
doğru zorlayabilecek İş Güvencesi Yasası 15.3.2003 tarihinde yürürlüğe girmek
üzere TBMM’de kabul edilmiştir.
Oysa günümüzde, uluslararası rekabet ortamında çeşitli ülkelerin katı iş
hukuku mevzuatlarını elden geçirme yoluna gittiklerini gözden kaçırmamak
gerekmektedir. Örnek olarak, Fransa Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 2002 tarihli
açıklaması ile Sosyal Modernleşme Yasası’nın ''bir şirketin ekonomik nedenlerle
işçi çıkarma hakkını sınırlayan hükümlerini” (md. 107) Anayasa'ya aykırı
bulmuştur. Bunun yanında, İtalya da 2002 yılında İş Yasalarını değiştirmeye ve
İş Güvencesi Yasasını yumuşatmaya hazırlanmaktadır.
Dünyanın gittiği yöne uygun olarak, ülkemizde de mevcut istihdam yüklerinin
azaltılması çerçevesinde, birbirleriyle yakından ilişkili olan kıdem tazminatı,
ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, işsizlik sigortası ve iş güvencesi
müesseseleri bir bütün olarak ve birlikte oluşturdukları denge dikkate alınarak
yeniden ele alınmalıdır. Özellikle, dünyada eşi görülmemiş biçimde şişmiş ve bir
yandan işletmeler üzerinde uzun zamandır ağır bir yük oluşturan, diğer yandan bu
yükün hafifletilmesi uğruna kısa sürelerle işçi çıkartılmasına yol açar hale
gelen kıdem tazminatının miktar ve şartlarının hafifletilmesi hedeflenmelidir.
Sakat, eski hükümlü ve terör mağdurlarının zorunlu istihdamı gibi, istihdam
olanakları sınırlı olan kişileri korumak amacıyla getirilmesine karşın,
mevzuattaki katı hükümler ve uygulamaları sosyo-ekonomik açıdan yarar yerine
zarar doğuran ve işyerlerinin üzerinde gereğinden fazla yük oluşturan
düzenlemeler de elden geçirilmeli, bu kesimlerin istihdamı ile ilgili getirilen
önlemlerde cezalandırma yerine teşvik ve telafi mekanizmaları ile özel projeler
devreye sokulmalıdır.
Bir yandan istihdam vergilerinin ücret içindeki payının yüksekliği kayıtlı
işgücü oranını düşürür, kayıt dışı işçi çalıştırma da haksız rekabeti büyük
boyutlara getirirken, diğer yandan yeni çalışma biçimlerine ve esneklik
uygulamalarına kapalı bir mevzuatın yürürlükte kalması, bir de üzerine iş
güvencesi gibi yeni yükler getirilmesi yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz
etkileyecektir. Türk müteşebbislerinin de yatırımlarını işgücü, enerji vb.
açılardan avantajlar getiren, bürokrasisi az, vergi teşviki olan ülkelere (örnek
olarak Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerine) kaydırması riski doğacaktır.
İş Kanunu’nun, çağdaş iş yaşamının esnek çalışma modellerine imkan tanıyacak
şekilde yenilenmesi çerçevesinde, atipik hizmet akitlerine hukuki olanak
tanınması, part-time çalışma, çağrı üzerine çalışma, ödünç çalışma, tele
çalışma, evden çalışma gibi yeni çalışma modellerine yer verilmesi, çalışma
sürelerinde ve ücrette esneklik sağlanması önde gelen konulardır.
Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş Kanunu Taslağı 3 Kasım 2002
seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin öncelikli gündem maddelerinden biri
olmalıdır.
TÜSİAD, İş Güvencesi Yasa Tasarısı ne zaman kamuoyunun ve Meclis’in gündemine
taşınsa, bu tasarının İş Kanunu’ndan ayrı olarak ele alınmasının doğru bir
yaklaşım olmayacağının altını çizmiştir. İş güvencesinin İş Kanunu bağlamında
bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamasının birim işgücü maliyetine önemli bir yük
getireceği, işgücü piyasasının esnekliğinin daha da azalacağı, özel sektörün
yatırım ve üretim kabiliyeti ile istihdam edebilme kapasitesinin olumsuz yönde
etkileneceği; bu nedenle, iş güvencesinin, 9 akademisyenden oluşan Bilim
Kurulu’nun yaptığı İş Kanunu Taslağı çalışmasıyla birlikte ele alınması
gerektiği çeşitli platformlarda vurgulanmıştır.
Gelinen noktada atılacak adım bellidir: Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş
Kanunu Taslağı 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin öncelikli
gündem maddelerinden biri olmalı ve iş güvencesi yasasının yürürlüğe gireceği 15
Mart 2003 tarihinden önce işveren ve işçi kesimlerinin de mutabakatıyla
yasalaşmalıdır. TÜSİAD, İş Kanunu Taslağı’nın incelenmesi sonucunda olumlu
bulunan ya da geliştirilmesi gerekli görülen hususlarının ilgili merciilerle
taraflarla paylaşılması ve çağdaş bir İş Kanunu’nun hayata geçirilmesinde
konunun takipçisi olarak gerekli tüm çalışmaları yapacaktır.
|