EYLÜL 2002
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



"REEL SEKTÖRÜN BUGÜNKÜ VE GELECEKTEKİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYACAK İŞ KANUNU HANGİ ÖZELLİKLERİ İÇERMELİDİR?"

Tuncay ÖZİLHAN
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı


Türkiye’de çalışma yaşamının en kapsamlı düzenleyicisi olan İş Kanunu, günümüz şartları içinde oldukça katı kurallar içeren, yeni gelişmelere ve ihtiyaçlara yabancı, esneklikten yoksun bir hüvviyet taşımaktadır.

1936 yılında yürürlüğe giren İş Kanunu, o günün kıt ekonomik kaynaklarını göz önünde tutarak devlet öncülüğünde sanayileşmeyi hedefler bir nitelikteydi. Bu kanun 1967 yılında yerini 931 sayılı İş Kanunu’na bıraktı. Bir süre sonra Anayasa Mahkemesi 931 sayılı kanunu şekil yönünden iptal edince ortaya çıkan hukuki boşluk bu kez 1971 yılında ufak-tefek değişiklikler içeren 1475 sayılı İş Kanunu ile dolduruldu. Halen uygulanmakta olan bu kanun da günümüzün  şartları (teknolojik gelişmeler, artan rekabet koşulları vb.) açısından değerlendirildiğinde yetersiz kalmaktadır.

1475 sayılı İş Kanunu’nun kabul edildiği yıllarda, dünyada özellikle gelişmiş ülkelerdeki ileri teknoloji, üretim ve çalışma hayatını etkilemeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak üretimde bilgisayar kullanımı yaygınlaşmış, bilginin önemi sermayenin önüne geçmiş, her alanda nitelikli işçi aranır olmuş, teknolojik gelişmelere ve küresel rekabete ayak uydurabilmek için yeni  çalışma modelleri, esnek çalışma biçimleri ortaya çıkmıştır.

Özellikle batılı ülkeler bu rüzgarı yakalayıp mevzuatlarında gerekli değişiklikleri yapmalarına rağmen Türkiye bu değişimi zamanında saptayıp çalışma mevzuatına yansıtamamıştır. Oysa yürürlükteki katı mevzuata rağmen sanayi ve ticaret hayatı global rekabete dayanabilmek için bazı yeni çalışma modellerini ve esnek çalışma biçimlerini ister istemez ülkemizde de uygulamaya koymuş, yüksek yargı organları ve doktrin ortaya çıkan boşluğu doldurabilmek için yoğun bir çaba içine girmişlerdir.

57. hükümet döneminde, iş yasalarının elden geçirilmesi amacıyla devlet, işveren ve işçi kesimlerinin kabulüyle dokuz akademisyenden oluşan bir Bilim Kurulu oluşturulmuştur. Bilim Kurulu, hazırladığı İş Kanunu Taslağı’nı bu yıl Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunmuştur.

İş yasalarında yapılan tüm düzenlemelerde, çalışma yaşamının dinamizmiyle uyumlu olunması ve esas olarak işyerinin sürdürülebilirliğinin dikkate alınması temel yaklaşım olmalıdır. Yeni İş Kanunumuzda, istihdam piyasalarında esnekliğe imkan tanımayan, işgücünün aşırı vergilendirilmesine yol açan, istihdami caydiran ve uluslararasi rekabet açisindan dezavantaj yaratan tüm düzenlemelerin giderilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye ekonomisi 1997 yılından bu yana temel dış ticaret rakiplerine göre rekabet gücünü önemli derecede yitirmiştir. Ayrıca sürekli gündeme gelen makro uyum programları ile, girişimci sıklıkla ek vergiye maruz bırakılmış ve orta vadeli üretken yatırım perspektifi zedelenmiştir. İşsizlik Sigortası’nın bir tür telafisi şeklinde çalışan kıdem tazminatı müessesesi, işsizlik sigortası uygulaması başladıktan sonra da devam etmiş, ücret üzerindeki istihdam vergileri önemli derecede artmıştır. Bunların hepsinin üzerine, istihamı kayıt dışına doğru zorlayabilecek İş Güvencesi Yasası 15.3.2003 tarihinde yürürlüğe girmek üzere TBMM’de kabul edilmiştir.

Oysa günümüzde, uluslararası rekabet ortamında çeşitli ülkelerin katı iş hukuku mevzuatlarını elden geçirme yoluna gittiklerini gözden kaçırmamak gerekmektedir. Örnek olarak, Fransa Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 2002 tarihli açıklaması ile  Sosyal Modernleşme Yasası’nın ''bir şirketin ekonomik nedenlerle işçi çıkarma hakkını sınırlayan hükümlerini” (md. 107) Anayasa'ya aykırı bulmuştur. Bunun yanında, İtalya da 2002 yılında İş Yasalarını değiştirmeye  ve İş Güvencesi Yasasını yumuşatmaya  hazırlanmaktadır.

Dünyanın gittiği yöne uygun olarak, ülkemizde de mevcut istihdam yüklerinin azaltılması çerçevesinde, birbirleriyle yakından ilişkili olan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, işsizlik sigortası ve iş güvencesi müesseseleri bir bütün olarak ve birlikte oluşturdukları denge dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır. Özellikle, dünyada eşi görülmemiş biçimde şişmiş ve bir yandan işletmeler üzerinde uzun zamandır ağır bir yük oluşturan, diğer yandan bu yükün hafifletilmesi uğruna kısa sürelerle işçi çıkartılmasına yol açar hale gelen kıdem tazminatının miktar ve şartlarının hafifletilmesi hedeflenmelidir. Sakat, eski hükümlü ve terör mağdurlarının zorunlu istihdamı gibi, istihdam olanakları sınırlı olan kişileri korumak amacıyla getirilmesine karşın, mevzuattaki katı hükümler ve uygulamaları sosyo-ekonomik açıdan yarar yerine zarar doğuran ve işyerlerinin üzerinde gereğinden fazla yük oluşturan düzenlemeler de elden geçirilmeli, bu kesimlerin istihdamı ile ilgili getirilen önlemlerde cezalandırma yerine teşvik ve telafi mekanizmaları ile özel projeler devreye sokulmalıdır.

Bir yandan istihdam vergilerinin ücret içindeki payının yüksekliği kayıtlı işgücü oranını düşürür, kayıt dışı işçi çalıştırma da haksız rekabeti büyük boyutlara getirirken, diğer yandan yeni çalışma biçimlerine ve esneklik uygulamalarına kapalı bir mevzuatın yürürlükte kalması, bir de üzerine iş güvencesi gibi yeni yükler getirilmesi yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz etkileyecektir. Türk müteşebbislerinin de yatırımlarını  işgücü, enerji vb. açılardan avantajlar getiren, bürokrasisi az, vergi teşviki olan ülkelere (örnek olarak Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerine) kaydırması riski doğacaktır.

İş Kanunu’nun, çağdaş iş yaşamının esnek çalışma modellerine imkan tanıyacak şekilde yenilenmesi çerçevesinde, atipik hizmet akitlerine hukuki olanak tanınması, part-time çalışma, çağrı üzerine çalışma, ödünç çalışma, tele çalışma, evden çalışma gibi yeni çalışma modellerine yer verilmesi, çalışma sürelerinde ve ücrette esneklik sağlanması önde gelen konulardır.

Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş Kanunu Taslağı 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin öncelikli gündem maddelerinden biri olmalıdır.

TÜSİAD, İş Güvencesi Yasa Tasarısı ne zaman kamuoyunun ve Meclis’in gündemine taşınsa, bu tasarının İş Kanunu’ndan ayrı olarak ele alınmasının doğru bir yaklaşım olmayacağının altını çizmiştir. İş güvencesinin İş Kanunu bağlamında bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamasının birim işgücü maliyetine önemli bir yük getireceği, işgücü piyasasının esnekliğinin daha da azalacağı, özel sektörün yatırım ve üretim kabiliyeti ile istihdam edebilme kapasitesinin olumsuz yönde etkileneceği; bu nedenle, iş güvencesinin, 9 akademisyenden oluşan Bilim Kurulu’nun yaptığı İş Kanunu Taslağı çalışmasıyla birlikte ele alınması gerektiği çeşitli platformlarda vurgulanmıştır.

Gelinen noktada atılacak adım bellidir: Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş Kanunu Taslağı 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin öncelikli gündem maddelerinden biri olmalı ve iş güvencesi yasasının yürürlüğe gireceği 15 Mart 2003 tarihinden önce işveren ve işçi kesimlerinin de mutabakatıyla yasalaşmalıdır. TÜSİAD, İş Kanunu Taslağı’nın incelenmesi sonucunda olumlu bulunan ya da geliştirilmesi gerekli görülen hususlarının ilgili merciilerle taraflarla paylaşılması ve çağdaş bir İş Kanunu’nun hayata geçirilmesinde konunun takipçisi olarak gerekli tüm çalışmaları yapacaktır.