Euro "Sağlam ve Güvenilir" Bir Uluslararası Para Birimi Olabilir mi?
Prof. Dr. Nahit TÖRE
TİSK Danışmanı
Uluslararası para birimi ya da "dünya parası"
(world currency) deyimleri, paranın üç temel işlevi sayılan tasarruf aracı,
değişim aracı ve değer ölçüsü olma işlerini-değişik ölçülerde de olsa-kendi
ülkesi dışında oturanlar açısından da yerine getirebilen paralar için
kullanılmaktadır. Bu anlamda ABD doları günümüzün bir numaralı uluslararası para
birimidir. Öyle ki, bugün doların dünyada oynadığı rol ABD ekonomisinin
boyutlarının çok üstüne çıkmış durumdadır. Günümüzde dünya ticaretinin yaklaşık
yarısı dolarla faturalanmaktadır. Uluslararası ticarete konu olan malların hemen
hemen tümü (petrol, buğday gibi) dolarla fiyatlandırılmaktadır. Uluslararası
Ödemeler Bankası'nın (BIS) 1998 tarihli bir çalışmasına göre, dünyadaki tüm
döviz işlemlerinin %87'sinde en az bir tarafta dolar bulunmaktadır. Alman markı
için bu pay %30 dolayındadır. Uluslararası tahvillerin %50'si dolar üzerine
yazılmaktadır. Sınır ötesi banka kredilerinin %45'i dolar cinsinden
açılmaktadır. Dünyada yabancılara ait banka mevduatının yaklaşık yarısı dolarla
ifade edilmiş durumdadır. 2001 IMF Yıllık Raporu'na göre ise, 2000 yılı sonunda
dünya ülkeleri döviz rezervleri içinde doların payı %68.2'yi bulmakta; sadece
sanayileşmiş ülkeler ele alındığında bu pay %73.3'e çıkmaktadır. Kuşkusuz ABD
dolarını bu konuma getiren çeşitli etkenler vardır. Bunların başında, daha
İkinci Dünya Savaşı sona ermeden 1944 yılında ABD'nin Bretton Woods kasabasında
toplanan uluslararası konferansta IMF'nin Anasözleşmesinin kabulüyle omurgası
tezgaha konulan uluslararası para sisteminin dolara merkezi bir konum tahsis
etmiş olması gelmektedir. Fon Anasözleşmesine göre, IMF'ye üye olacak ülkeler
paralarının altın ya da ABD doları cinsinden paritesini bu kuruluşa
bildirecekler ve bu paritede belli oranlar üzerinde değişiklik (devalüasyon veya
revalüasyon) yapmak istediklerinde IMF'nin "iznini" alacaklardı. O zaman için
ABD doları 1 ons altın = 35 dolar sabit fiyatı üzerinden altına çevrilebilir
(konvertibl) tek ulusal para birimi niteliğindeydi. Ayrıca savaş sonrasının
olağanüstü koşulları özellikle Avrupa'da Amerikan mallarına ve dolayısıyla
dolarına büyük bir talep yaratmıştı. ABD, genelde yaptığı gibi, bu durumu
"doğru" değerlendirmiş ve Marshall Planı ile Avrupalıları, Dodge Planı ile
Japonları çok ihtiyaç duydukları ve "altın değerinde" (as good as gold)
gördükleri "yeşil dolarlara" kavuşturmakta gecikmemiştir. Bu durumda doların
dünyanın bir numaralı uluslararası para birimi haline gelmesi hiç de zor
olmamış; ABD de bu parayı çıkartan devlet olarak onun bu statüsünden siyasi,
askeri ve özellikle ekonomik alanlarda bol bol yararlanmasını
bilmiştir. Kuşkusuz aradan geçen 50 küsur yılda köprülerin altından çok sular
akmış ve bu arada Bretton Woods sabit pariteleri 1971 yılında ABD'nin doları
altından ayırması sonucu tarihe karışmıştır. Ne var ki, son 30 yıllık
"dalgalanma" döneminde de doların üstünlüğü devam etmiştir. Bu dönemde Savaş
sonrası yılların olağanüstü ve hatta istisnai koşullarının yerini Amerikan
ekonomisinin çok sağlam temel göstergelerinin (fundamentals) ve kısaca Fed diye
anılan Amerikan Merkez Bankaları Sistemi'nin güvenilir, asla taviz vermez
politikalarının aldığını görüyoruz. Bu göstergelerin bazılarını aşağıda Euro
Bölgesi göstergeleri ile karşılaştırmalı biçiminde sunacağız. ABD dolarının
savaş sonrası dönemin tek uluslararası para birimi olduğunu öne sürmek kuşkusuz
doğru değildir. Bu dönemde Sterlin, İsviçre frankı, Alman markı, Fransız frankı,
Japon yen'i gibi bazı ulusal para birimleri de-çok küçük ölçeklerde de
olsa-uluslar arasında para işlevleri görmüşlerdir. Fakat, ABD dolarının
üstünlüğü karşısında bu işlevlerde özellikle 1990'lardan itibaren gerileme
olduğu dikkati çekmektedir. Söz gelişi, uluslararası döviz rezervleri içinde
Japon yen'i 1991'de %8.5 paya sahipken, 2000 yılı sonunda bu pay %5.3'e
inmiştir. Aynı dönemde İsviçre frankının payı %1.2'den %0.7'ye, Alman markının
payı ise %15.4'ten %12.2'ye (1.1.1999'da euro markın yerini aldığından, bu
sonuncu rakam 1998 sonuna ilişkindir) gerilemiştir. 1990'larda ortaya çıkan bu
gelişme, özellikle Amerikan ekonomisinin bilgi ve iletişim teknolojilerinin ve
işgücü piyasası esnekliği gibi kurumsal düzenlemelerin etkisiyle ortaya koyduğu
olağanüstü performansla açıklanabilir. Özellikle 1990'ların ikinci yarısından
sonra ABD verimlilik artışlarının %3'lere yaklaşması, büyüme hızının %4'leri
aşması, işsizliğin %4'lere inmesi ve-hepsinden önemlisi-tüm bunların Fed
sayesinde neredeyse enflasyonsuz bir ortamda gerçekleşmesi, bu ülkenin ve onun
parasının üstünlüğünü iyice "tartışılmaz" hale getirmiştir. Öyle ki, öteki
"büyük" sayılan paralar karşısında piyasalarda dalgalanan dolar son 11 Eylül ve
onu izleyen Afganistan olayları gibi bir miktar "gerilemesi" beklenen dönemlerde
bile değer kazanmaktadır. Şimdi bu "uluslararası paralar" dünyasına "euro"
adında bir çocuk daha dahil olacaktır. Aslında euro hukuken AB üyesi 12 ülkenin
tek ve resmi para birimi olarak 1.1.1999 tarihinde dünyaya gelmiştir. Fakat, 3
yıllık bir geçiş dönemini takiben önümüzdeki 1.1.2002 tarihinden itibaren ilk
kez gün ışığına, yani tedavüle çıkacak ve her yönüyle gerçek bir para birimi
kimliğine kavuşacaktır. Euro'nun ne derecede "sağlam ve güvenilir" bir
uluslararası para birimi ve dolayısıyla ABD doları için ne ölçüde "ciddi bir
rakip" olabileceği de hiç kuşkusuz o zaman anlaşılacaktır. Fakat biz, bu
konuda şimdiden bazı tahminlerde bulunmanın mümkün olduğu temel savı içinde,
yazımızın geri kalan bölümünde bu tahminleri yönlendirebilecek bazı gösterge ve
gelişmelere değinmek istiyoruz. Önce, ABD ile Euro Bölgesi'nin bazı temel
ekonomik göstergelerini yan yana getiren aşağıdaki tabloya bir göz
atalım.
ABD ve Euro Bölgesi Temel Ekonomik
Göstergeleri
| |
ABD |
Euro Bölgesi |
|
Nüfus (milyon kişi) |
287 |
304 |
|
Dünya üretimindeki pay (%) |
21 |
16 |
|
Dışa açıklık derecesi (%) |
12 |
16 |
|
Dünya ihracatındaki pay (%) |
15 |
20 |
|
Reel büyüme hızı (%)(1) |
-0.4 |
+0.2 |
|
Tüketici fiyatları artış hızı(%)(2) |
+2.6 |
+2.5 |
|
İşsizlik oranı (%) |
5.4 |
8.3 |
|
Dış ticaret dengesi(3) |
-448.0 |
-14.6 |
|
Cari işlemler dengesi(3) |
-449.9 |
-37.4 |
|
Bütçe dengesi(4) |
+2.1 |
-0.6 |
|
(1) 2001 ilk çeyrek. (2) Son 12 ay (3) Son 12 ay, milyar
$ (4) GSYİH'nın %'si, 2001 tahmini Kaynak: The Economist, çeşitli
sayılar; The Economist, The World in
2002 |
Bu basit karşılaştırma tablosundan, euro'nun
sahibi Euro Bölgesi'nin (ki şimdilik İngiltere, Danimarka ve İşveç dışında kalan
12 AB üyesi ülkeden oluşmaktadır), ABD'den daha kalabalık, dünya üretiminde daha
az paya sahip olsa da, dünya ihracatındaki payı ve dışa açıklık derecesi ile onu
geride bırakan, aşağı yukarı onun kadar enflasyona sahip bir "blok" olduğu hemen
anlaşılmaktadır. Dış ticaret ve cari işlemler dengelerinde, geleneksel olarak
çok büyük açıklar veren ve fakat doların bir numaralı ve adeta rakipsiz dünya
parası olması yüzünden bunlara pek aldırmayan ABD'nin aksine, Euro Bölgesi'nin
diğer dev göstergeleri yanında pek mütevazi boyutlarda kalan fazla ve açık
rakamlarıyla kendi para otoritelerini "üzmediği" yine tablodan anlaşılmaktadır.
Daha düşük işsizlik oranı ve son yıllarda yakaladığı bütçe fazlası ise ABD'nin
şimdilik Euro Bölgesi'nden üstün olduğu iki alan gibi görünmektedir. 2001 IMF
Yıllık Raporu'na göre, euro'nun dünya ülkeleri toplam döviz rezervleri içinde
şimdilik sadece %12.7'lik bir paya sahip olması Euro Bölgesi'nin bir zayıf yanı
gibi görülebilirse de, aynı bölgenin Avrupa Merkez Bankası rakamlarıyla 2001
yılı ikinci çeyreğinde 410 milyar euro'yu bulan toplam uluslararası rezervleri
dünyanın bir başka ülkesinde mevcut değildir. Bu kısa analize dayanarak,
yazımızın başlığını oluşturan soruya olumlu yanıt vermek mümkündür. En azından,
euro, dolardan sonra dünyanın ikinci büyük uluslararası para birimi olacaktır.
Özellikle Türkiye gibi AB ile ekonomik ilişkileri yoğun ve adaylık perspektifine
sahip ülkeler için euro çok daha önemlidir. Çünkü bu ülkeler AB üyesi
olduklarında, Maastricht kriterlerine uyma ve Ekonomik ve Parasal Birlik ile
ilgili acquis'yi kabul etme koşuluyla, tek paraya da katılacaklardır. Kuşkusuz
bu üyelikten daha sonra gerçekleşecek bir iştir. Fakat aday ülkelerin bu konuda
İngiltere ve Danimarka gibi seçme ve dışarıda kalma (opt-out) hakları
bulunmamaktadır. Üstelik Euro Bölgesi'nin AB üyeleri ve adayları ötesinde
100 dolayında irili ufaklı ülkeyle yakın ekonomik ve mali ilişkileri
bulunmaktadır. Bunlar çoğu Batı ve Orta Afrika'da, Merkezi ve Doğu Avrupa'da,
Akdeniz Havzasında yer alan ülkelerdir. Bunların euro için bir doğal nüfuz ve
kullanım alanı oluşturması doğaldır. Tüm bu olumlu etkenlere karşın, euro'nun
son 3 yıldır dünya döviz piyasalarında özellikle dolar karşısında "istikrarlı"
bir görünüm sergileyememesi ise, çoğu uzmanı şaşırtan bir "çocukluk hastalığı"
sayılabilir. 1999 yılının ilk günlerinde değeri 1.19 dolara kadar çıkan euro, 26
Ekim 2000 günü 0.83 dolara kadar gerilemiştir. Bugün de 88-90 cent arasında
oynayan piyasa kuruyla dolar karşısında değerinin yaklaşık dörtte birini
kaybetmiş bir büyük döviz görünümündedir. Bu, son 3 yılda euro'nun değerinde
gözlenen bir asimetrinin sonucudur: Avrupa parası dolar karşısında düşmesi
beklenen tüm zamanlarda bu işi yerine getirmiş, fakat yükseleceğine inanılan
zamanlarda, bu doğrultuda hareket edememiştir. Son Dünya Ticaret Merkezi ve
Pentagon olayları bunun ilginç bir örneğidir. Bu asimetriyi açıklama
doğrultusunda, hiçbiri tek başına kullanılabilecek ağırlıkta görünmeyen çeşitli
görüşler ortaya atılmıştır. Burada bunlardan birkaçına değinmekle
yetinebiliriz. Euro'nun değeriyle ilgili görüşlerin bir bölümü Avrupa Merkez
Bankası'na ve onun halen görev başında bulunan ilk başkanına ilişkindir. Avrupa
Merkez Bankası'nın fiyat istikrarı hedefiyle, bağımsız yapısıyla, ciddi
çalışmalarıyla çağdaş bir kurum olarak dünyaya geldiği kuşkusuzdur. Banka
01.01.1999 tarihinden beri tek başına sorumlu olduğu Euro Bölgesi para
politikasında da başarıya ulaşmış; bu yıl başlarına gelene kadar enflasyonu
hedeflediği gibi %2'nin altında tutmuştur. Ne var ki, bugün Avrupa Merkez
Bankası'nın "arkasında" ulusal merkez bankaları örneğinde olduğu gibi bir devlet
ya da hükümet bulunmamaktadır. Bu durumun euro'ya olan güveni olumsuz etkilediği
bir gerçektir. Başkan Wim Duisenberg ise yerli yersiz çıkış ve demeçleriyle bir
merkez bankası başkanından beklenecek ciddiyeti gösterememiş ve eleştiri konusu
olmuştur. ABD'de Fed'in başında bulunan ve Başkan Bush'tan sonra bu ülkenin
ikinci önemli adamı sayılan Alan GreenSpan ile Wim Duisenberg'i
karşılaştıranlar, birincinin örneğin bir faiz oranı değişikliğini sadece birkaç
cümlelik bir basın bildirisiyle açıklamayı seçerken, ikincinin uzun uzun basın
toplantıları yapma yoluna gittiğine dikkati çekmektedirler. Son yıllarda
Amerikan ekonomisinin yukarıda çok kısa değinme fırsatını bulduğumuz olağanüstü
performansı da euro'ya olan güveni olumsuz etkilemiştir. Özellikle New York
Borsası'nın son yıllardaki olağanüstü yükselişi ve uzun vadeli Amerikan devlet
tahvili faiz oranlarının yakın zamanlara kadar Avrupa düzeylerinin üstünde
seyretmesi, Avrupa'dan Amerika'ya yatırım fonu transferini körüklemiş, bu da
doların euro karşısında değer kazanmasına katkıda bulunmuştur. Euro
Bölgesi'nin gücüne karşılık, euro'nun bir türlü değer kazanamayışının, euro
banknot ve ufaklıklarının henüz fiilen tedavüle çıkmamış olmasından doğan
psikolojik etkenlere bağlı bulunduğu da bir gerçektir. Bu faktörlere, euro'nun
uzun süre, Almanlar başta olmak üzere, Euro Bölgesi halkları tarafından
benimsenmemesi de eklenebilir. Son 3 yıldır Euro'ya dolar ve diğer paralar
karşısında değer kaybettiren ve burada önemli gördüğümüz birkaçına değinme
fırsatı bulduğumuz etkenlerin ötesinde, bugün uzmanların genelde görüş birliği
içinde bulundukları gerçek şudur: Euro dolar karşısında "az değerlenmiş"
(undervalued) bir önemli döviz konumundadır ve uygun politikalarla desteklenmeye
devam edileceği varsayımı altında 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren giderek değer
kazanacak; önce 94-95 cent psikolojik sınırını zorlayarak, yavaş yavaş pariteye
doğru (1 euro= 1 dolar) ilerleyecektir. Döviz piyasalarında bu gelişmeler
olursa, euro'nun güven eksikliğini aşarak, doların ardından ikinci ve hatta
Türkiye gibi aday ülkeler açısından birinci uluslararası para birimi konumuna
ulaşması kolaylaşır. Her durumda çocuk dünyaya gelmiştir ve belli evrelerden
geçerek gelişimini sürdürecektir. Bundan sonra yalnız dolar'lı değil, aynı
zamanda euro'lu bir dünyada yaşayacağımızı unutmayalım.
|
Bu yazıda kullanılan bilgi ve verilerin büyük bölümüaşağıdaki
web sitelerinden alınmıştır: - www.europa.eu.int (AB Komisyonu) -
www.ecb.int (Avrupa Merkez Bankası) - www.imf.org (Uluslararası Para
Fonu) - www.ft.com (Financial Times Gazetesi) - www.fortune.com (Fortune
Dergisi) - www.lemonde.fr (Le Monde Gazetesi) - www.lexpansion.com
(L'Expansion Dergisi) |
|