KASIM 2001
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



"Euro'nun Türk Ekonomisine Muhtemel Etkileri"

Tunay İNCE
Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Genel Sekreter Yardımcısı


Avrupa Birliği üyesi 11 ülkenin (Almanya, Avusturya, Belçika, İspanya, Finlandiya, Fransa, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz) para politikalarını belirleme yetkilerini 1 Ocak 1999 tarihinde Avrupa Merkez Bankası'na devretmeleri ve Euro ile aralarındaki kurları geri dönülemez biçimde sabitlemeleri ile başlayan parasal birliğe geçiş dönemi, 1 Ocak 2002 tarihinde Euro'nun 12 ülkede (Yunanistan'ın katılımı ile birlikte) milli paralar yerine kullanılmaya başlanması ile birlikte tamamlanacaktır.

Geçiş döneminde kaydi para olarak kullanılmaya başlanan, üye ve üçüncü ülkelerin de gerekli hazırlıkları yapmaları ile birlikte tedavüle çıkacak olan Euro'nun, Euro bölgesi ile yakın mali ve ticari ilişkileri olan ülkeleri etkilemesi beklenen bir sonuçtur. Euro'nun etkisinin genelde pozitif olacağı ve bu etkinin derecesinin de AB ile ulaşılan serbestinin derecesine bağlı olacağı dile getirilen bir husustur. 

Temelde, fiyat istikrarının sağlanması ve Avrupa Birliği içinde ticaretin artırılması amacıyla oluşturulan parasal birlik; ticari ve ekonomik ilişkilerde, rekabette, sermaye piyasalarına güvende ve geçişlilikte artış yaratacak, faiz oranlarının birbirine yakınlaşmasını, muhasebe kayıtlarında ve ücretlerde şeffaflığı sağlayacak, büyümeyi pozitif yönde etkileyecek, uluslararası ilişkilerde güçlü ve istikrarlı bir para birimi olma niteliğine sahip Euro'nun giderek artan bir şekilde kullanılmasına paralel olarak, Türkiye ekonomisini yakından etkileyecektir.

Parasal Birliğin en önemli etkisi, Avrupa Birliği ile 1996 yılında gümrük birliği oluşturan ve toplam dış ticaret hacmi içinde AB ülkeleri ile 2000 yılında ihracatının %52.3'ünü, ithalatının ise % 48.4'ünü gerçekleştiren Türkiye'nin dış ticareti alanında görülecektir. Döviz kuru farklarının ortadan kalkması sonucu, ülkeler arasında fiyat farklılaşması kalmayacağından Türkiye'nin, alım gücü yüksek Avrupa Birliği'ne ihracatı artacaktır. Aynı şekilde, para ve maliye politikalarında uyum sağlanması neticesinde, faiz oranları üzerindeki yüksek primin düşmesiyle Avrupa Birliği'nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının artması sonucu oluşacak gelir etkisi, Türk firmalarının gümrük birliği ve pazara yakın olma avantajlarıyla birleşerek, pazar paylarını artırma imkanı sağlayabilecektir. Diğer taraftan, fiyat şeffaflığının sonucu olarak, fiyatların izlenmesi kolaylaşacak, ortak pazarın daha etkin çalışması sağlanacak ve rekabet artacaktır. Bu bağlamda, toplam sanayi ticaretinin %68'ini kendi içinde gerçekleştiren Avrupa Birliği'nin daha da içine kapanması ve firmaların birleşme yoluna gitmesi durumunda, rekabet daha da şiddetlenecektir. 

Fiyat faklılaşmasında firma davranışlarının etkin olduğu otomotiv ve ilgili imalat sektörlerinde, fiyat farklılaşmasının asgariye inmesi beklenmektedir. Bu sektörlerde rekabetin artması ve yatırım maliyetlerinin azalması Türk ihraç ürünlerinin de fiyatını düşürecektir. Türk firmalarının rekabet güçlerini artırmak için ücret, vergi, piyasa düzenlemeleri gibi alanlarda verimlilik artırıcı yapısal reformlara hız vermeleri, pazar paylarını koruma yolunda Avrupalı firmalar ile ortaklık kurmaları veya birleşmeleri, Euro alanında oluşacak ihtisaslaşma karşısında da ihtisaslaşma stratejileri izlemeleri gerekecektir. Aksi halde, fiyat şeffaflığı sonucunda tüketim ve yatırım mallarının fiyatlarının düşmesiyle, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden ithalatı artabilecektir.

Euro'nun uluslararası piyasalarda kabul görmesi, Türkiye'nin ihracat gelirlerini artırırken ithalat giderlerini olumsuz etkiyecektir. Ancak, bu etki ters şekilde de cereyan edebilir. Etkinin hangi yönde olacağının temel belirleyicisi "Euro'nun uluslararası bir para birimi" niteliğine sahip olmasına bağlı olacaktır. 

Bir paranın uluslararası para birimi olması, ticari mali işlemlerin bu para üzerinden yapılmasına (ödemelere aracılık etme fonksiyonu), paranın rezerv, yatırım ya da ihtiyati olarak tutulmasına (değer saklama fonksiyonu), döviz paritesinin belirlenmesinde, ticari malların faturalanmasında, fiyatlandırılmasında ve mali varlıkların değerlendirilmesinde (değer ölçüsü fonksiyonu) kullanılmasına bağlıdır. 

2000 yılında ihracatının %52.3'ünü Avrupa Birliği'ne yapan Türkiye, ihracat gelirlerinin %40'ını (1996) AB ülkeleri para birimleri ve Euro'dan elde etmiştir. Aynı yıl içerisinde ihracatının %11.4'ünü Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) yapan Türkiye'nin ihracat gelirinin içindeki ABD Doları'nın payı %57 (1996) olmuştur. 2002 yılından itibaren Euro'nun tedavüle çıkması ile birlikte, Türkiye dış ticaretinde önemli bir yere sahip Avrupa Birliği ülkeleriyle olan ticari ve mali ilişkilerinde, Euro'ya daha fazla yer verecektir. Ancak, AB ülkeleri ile ulusal paralar üzerinden yapılan anlaşmalar 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren otomatikman Euro'ya geçerken, diğer anlaşmaların şartlarının aynen korunuyor olması nedeniyle bunun gerçekleşmesi zaman alacaktır. Ancak, ticari ve mali ilişkilerde Euro'nun tercih edilmesi yine "Euro'nun güçlü" olmasına bağlı olacaktır. Ayrıca, üçüncü ülkelerle ABD Doları üzerinden yapılan ticaretin bir kısmının Euro'ya dönmesi halinde Euro'nun dış ticaretimizdeki ağırlığı artabilecektir.

2000 yılında dış borç stokumuzun %55'i ABD Doları, %19'u Alman Markı ve %12'si ECU/Euro'dan oluşmaktadır. Avrupa Birliği'nin toplam ticaretimiz içindeki payı ile dış borçlarımızın döviz kompozisyonu karşılaştırıldığında, ABD Doları'nın ağırlığının Alman Markı ve ECU/Euro'ya göre fazla olması dikkat çekicidir. Diğer taraftan, dış borç stokumuz içinde Alman Markı ve ECU/Euro'nun ağırlığının ABD Doları'na yakın olması Euro cinsinden yükümlülüklerimizin ağırlığını göstermektedir. Dış borç stoku verilerinden hareketle ve Türkiye'nin dış ticaret geliri içinde ABD Doları'nın ağırlığı göz önüne alınarak, Türkiye'nin borç kompozisyonunda ABD Doları ve Euro'nun ağırlığının sürdürülmesinde fayda vardır. Ancak, bu tablo, Euro'nun uluslararası piyasalarda iyice kabul görmesi ve muhafazakar yatırımcıların yüksek getirili Euro tahvillerine yönelmeleri sonucunda Euro'ya doğru bir talep şeklinde değişebilecektir. Mali piyasalarda serbestleşme, kur riskinin ortadan kalkması, piyasaların entegrasyonu ve düşük faiz oranları Euro'ya olan talebi artıracaktır. Aynı şekilde, Avrupa finans piyasalarında kredi maliyetlerinin düşmesi, artan esneklik ve derinlik büyük yatırımcıların yanında, borçlanmak isteyenlere de uygun ortamı sağlayacaktır. Yine de, Türkiye'nin kur riskinden korunabilmesi için Euro'nun uluslararası piyasalardaki seyrinin yakından takip edilerek, en azından belli bir dönem daha borç kompozisyonumuzdaki ABD Doları ve Euro'nun ağırlığını korumasında fayda görülmektedir.

Parasal birlik ile sağlanan mali entegrasyon ve şeffaflık ile birlikte oluşan rekabet, Avrupa finans piyasalarının etkinliğini artırmış, finans piyasasından kredi talep edenlerin yanı sıra yatırımcılar için de daha fazla yatırım ve finansman imkanı yaratılmıştır. Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliği'ne adaptasyonunu teminen esnek bir yapıya kavuşturulmasına yönelik olarak yapısal reformlara hız verilmesi, işletme sürecinde modernleşme sağlanması ve Avrupa ile rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Bankacılık sektörünün toplam yabancı para aktiflerinin %62'sini ABD Doları, %19'unu Alman Markı, pasiflerinin de %61'ini ABD Doları, %23'ünü Alman Markı oluşturmaktadır. Bu sepet kompozisyonuna sahip bankacılık sektörünün, Euro cinsinden "kısa" ve ABD Doları cinsinden "uzun" dönem pozisyona sahip olması durumunda Euro'nun değer kazanmasıyla kambiyo zararı artacak, tersi söz konusu olduğunda ise karı artacaktır. 

Ülkelerin parasal birliğe katılabilmeleri için enflasyon, faiz oranı, bütçe açığı, kamu borcu ve döviz kuru istikrarı konularında belli kriterleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Kısaca Maastricht kriterleri olarak adlandırılan söz konusu makro-ekonomik yakınlaşma kriterleri ile ülkeler belli bir ekonomik istikrarı sağlamış oldular. Üye ülkeler parasal birlik sonrasında, "İstikrar ve Büyüme Paktı" ile maliye politikalarının birbiriyle uyumunu sağlayarak, parasal birliğin uyum içinde işlemesini garanti altına almışlardır.

1999 Helsinki Zirvesi ile tam üyelik yolu açılan Türkiye parasal birlik için sağlaması gereken Maastricht Kriterleri'ni yerine getirme yönünde ekonomi politikalarını şekillendirmek zorundadır. Euro, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile mal, hizmet, para ve sermaye piyasalarının entegrasyonunu sağlaması bakımından itici bir güç olacaktır. Tek paranın kullanılmaya başlanması; kur risklerinin ortadan kalkması, yatırım için daha istikrarlı bir ortam oluşması ve rekabetin artması sağlarken, Türk firmalarına sermaye piyasalarından daha uygun şartlarda finansman elde etme imkanını tanıyacak ve Türkiye'nin etkin bir döviz kuru politikası izlemesini sağlayacaktır. Etkin bir döviz kuru politikası, sağlıklı fiyatların takibini, uzun dönemli dış ticaret ve yatırım planları yapma imkanını getirecektir.

Maastricht kriterleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olma yolunda atılacak en önemli adımlarından biri olan, rekabetçi bir ekonominin ortaya çıkmasına da katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Euro alanıyla entegrasyon sağlamış olan Türkiye'nin, kuvvetli bir Euro ile uluslararası ticaret, sermaye hareketleri, dış borçlanma alanlarında ekonomisine önemli faydalar sağlayacağı açıktır. Bu faydayı azami düzeye çıkarabilmek için Türkiye'nin, Euro alanında oluşacak istikrarlı ortama uyum sağlamak üzere, Maastricht kriterlerini karşılayacak tedbirleri alması yerinde olacaktır.