Olağanüstü Durumlarda İşletmelerde Yönetim Sorunları
Prof.Dr.Süleyman TÜRKEL
Çağ Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi
Kriz tehdit mi, yoksa uygun bir yol ve yöntemle
yaklaşıldığında bulunmaz bir fırsat mı? Hep tartışılır. Bir yanda, krizlerin yok
ettiği şirketlerin ve ekonomik değerlerin öykülerini dinliyoruz; diğer yanda,
servetini katlayan ve daha önce sürüncemede kalan bir çok sorunlarını çözen
şirketlerin başarı haberlerini duyuyoruz. Hemen hemen aynı imkan ve ortamı
paylaşan benzer firmalar arasında görülen bu hayati farklılığın ortaya çıkmasına
neden olan en temel unsur şirket "yönetim faktörü"dür. Günümüz şirketleri
tarihin hiç bir evresinde karşılaşılmadığı kadar olağanüstü durumlarla
karşılaşmaktadır. Bunun en temel nedeni dünyanın 20. yüzyılda yaşadığı
teknolojik ve sınai dönüşümdür. İletişim imkanlarının ve ulaşım alt yapısının
ulaştığı boyutlar dünyayı küçültmüş ve ilişkiler ağını inanılması güç düzeylere
taşımıştır. Bu nedenle de dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan olumlu veya
olumsuz bir durum, diğer bölgeleri hızlı bir biçimde etkilemektedir. Piyasalarda
yaşanan hızlı dönüşümler tek tek şirketlerin yoğun bir rekabet ortamına
girmesine ve çoğu kez de sürekli krizle karşı karşıya kalmasına yol açıyor.
Bunlara bir de doğal afetler, savaşlar ve kamu yönetimlerinin beceriksizlikleri
eklenince, şirketlerin ve onların yöneticilerinin ne denli zor bir duruma
düştükleri kolayca taktir edilebilir. Genellikle yöneticiler alışılagelmiş
sorunlara çözüm bulma konusunda yeteri kadar bilgi birikimine ve kendilerine
destek verecek personele sahiptir. Ancak günümüzde "şirketlerin karşılaştığı
olağan durum" ların giderek azaldığı ve asıl olan yönetim biçiminin "olağanüstü
(krizlere) durumlara karşı sürekli mücadele vermek olduğunu görüyoruz. Doğal
olarak hem şirket ve hem de yönetim böyle bir durumda çeşitli sorunlarla
başetmek için yoğun çaba harcamaktadırlar. Bu tür gayretlerin her zaman işe
yaradığını söylemek mümkün değildir. Bunun iki temel nedeni vardır. İlki, bir
çok şirketin ve yöneticilerin kriz durumunda ortaya çıkabilecek sorunlar
konusunda yeterince bilinçli olmamalarıdır. Vurdum duymazlık ya da aşırı güven
yüzünden "nasıl olsa bize bir şey olmaz, her soruna karşı bir çözüm yolumuz
mevcuttur" düşüncesi yaygın bir şekilde benimsenmekte ve bir çok
"kriz-sinyalleri" gözardı edilmektedir. Bu aşırı kendine güven Mega Kibirlilik
olarak niteleniyor ve şirketlerin yaşadığı her kötü olayın ardında böyle bir
sağlıksız tutumun varlığı ifade ediliyor (Mitroff, 81: 1990). Başarısızlığın
ikinci temel sebebi, kriz öncesi ve kriz durumunda yönetimin neler yapması
gerektiği hususunda yöneticilerin yeterince birikimlerinin olmamasıdır.
Yöneticiler o kadar meşgul ve "para kazanmaya" odaklanmıştırlar ki, her
şeylerini kaybetme riskinin yükünü hissedemiyorlar. Her türlü riski azaltacak
çareleri zamanında almaya yönelik donanıma sahip olma ve tedbir alma konusunda
gerekli zamanı ayıramıyorlar. Oysa kriz öncesi proaktif, kriz anında aktif ve
kriz sonrasında reaktif bir yaklaşımla krizin işletme varlığını tehdit etme
etkisini asgariye indirme ve hatta krizden başarıya geçme konusu her yöneticinin
görevinin ayrılmaz bir parçasıdır (Pauchant, 135: 1992). Şirket yöneticileri bu
konularda ne derecede bilinçlidirler? Ne tür örgütsel ve yönetsel sorunlarla
karşılaşırlar? Ne yapabilirler? Ve benzeri sorulara cevap arayacağımız bu kısa
yazımızda kriz yönetimine ilişkin bazı görüşlerimizi
sergileyeceğiz.
KRİZ DURUMUNDA ORTAYA ÇIKAN ÖRGÜTSEL
SORUNLAR Çeşitli inceleme ve araştırmalar kriz öncesi ve kriz anında bir
çok sorunların ortaya çıktığını göstermektedir. Bunların başında belirsizliğin
artması gelmektedir. Gerek çevreden kaynaklanan baskı ve taleplerin artması ve
gerekse şirketin olayları denetleyememesi sonucu bilinmeyen ve yönlendirilemeyen
bir dizi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Şartlar yöneticiyi uzman olmadığı
alanlarda daha fazla karar almak durumunda bırakıyor. Olağan durumlarda
yöneticinin örnek alabileceği ya geçmişten gelen birikimlerden veya benzer
durumlarla karşılaşmış kişilerin tecrübelerinden yararlanma imkanı vardır. Oysa
kriz şartlarında yönetici bu imkanlardan mahrumdur. Hal böyle olunca genellikle
karar verme sürecinde bozulmalar ve sapmalar ortaya çıkar. Normal şartlarda
birlikte çalıştığı kişilerin görüşlerini alarak doğru ve uygun zamanlı karar
almaya özen gösteren yöneticiler telaş içinde ne yapacaklarını şaşırırlar. Doğal
olarak bu zihni kargaşa içinde yenilikçi ve cesur politikalar üretilemez duruma
gelinir. Zaten bozulmuş olan şirket dengesini daha fazla zedelememek için
yönetim mümkün olduğunca mevcut durumu korumaya çalışır. Oysa tanımı gereği
krizde "statükoyu" korumaya yönelik olmaktan çok, farklı ve yeni çözümler
üreterek şirketin kriz durumundan rahat çıkmasına ve hatta olumsuzluğu başarıya
çevirmesine ihtiyaç vardır. Burada anahtar kavram "sukunet" içinde karar
almaktır. Kriz durumunda, ortaya çıkan ağır şartlar, zaman baskısı ve gelişen
olayların etkisiyle ve çoğu zaman da dikkatin değişik yönlere dağıldığı bir
ortamda karar vermek zorunluluğu ortaya çıkar. Yönetici artan psikolojik
dengesizlik ve stres nedeniyle mevcut durumu ayrıntılı ve sağlıklı bir biçimde
değerlendiremez. Kriz şiddeti arttıkça sorunları doğru teşhis etme, karmaşık
sorunların çözümünü sağlama ve her şeyin ötesinde kişilerin birbirine karşı
hoşgörü gösterme gibi konulardaki becerileri azalır. Kriz dönemi uzadıkça
rasyonel iş görme düzeyi düşer. Firmada çözülmeler ortaya çıkar ve kendi kendini
yönetemez konuma gelir. Bunun doğal sonucu, çalışanlar arasında işini kaybetme
ve gelecek korkusu yaygınlaşarak panik başlar. Kısaca, istenmeyen olumsuz bir
örgüt iklimi oluşur. En kötüsü de bu iklimin yaygınlaşması ve çalışanlar
arasındaki ilişkiye hakim olmasıdır. Böyle bir sonuç, "ben söylemiştim" cilerin
artmasına, kişisel çatışmaların yaygınlaşmasına ve çalışanlar arasında
birbirlerine karşı güvensizliğin doğmasına neden olur. Kısaca yoğun bir "çalışma
morali" sorunuyla karşı karşıya kalınır. Firma çalışanlarında beden ve zihin
yorgunluğu ve buna bağlı olarak da, personel ve yönetici devri artar. Kısa
bir değerlendirme yazısında tüm örgütsel sorunları tanımlamak mümkün değildir.
Belli başlılarından bazıları yukarıda ifade edildi. Benzer yaklaşımla bir kaç da
yönetsel sorunlara değinmek istiyoruz.
KRİZ DURUMUNDA ORTAYA ÇIKAN
YÖNETSEL SORUNLAR Olağanüstü şartlar altında ortaya çıkan en belirgin
husus yetki kullanımının merkezileşmesidir. Üst yönetimin benimsendiği ilk
strateji, bütün yönetim yetkilerini kendi uhdesinde toplamasıdır. Yöneticiler
paylaşma ve yönetime katılmayı sağlama konusunda yeterince sabırlı olamazlar.
İşin aslına bakılırsa bazı durumlarda yetkinin bir elde toplanması son derece
işlevsel de olabilir; Örneğin, acil durumlarda hızlı karar verme ihtiyacının
ortaya çıkması gibi. Kriz dönemi uzadıkça ve şiddeti yükseldikçe üst düzey
yöneticiler daha çok sorumluluk üstlenirler. Özellikle tehditler karşısında
lider tüm gücü elinde toplar, denetimi sıklaştırır ve merkezi denetim sisteminin
gücünü artırır. Olağan durumlarda şirket yöneticileri "istisnalara göre
denetim" ilkesi çerçevesinde denetim görevini yerine getirir. İşlerin normal
seyrinde gittiği şartlarda denetim ancak "normal"den sapmalara göre yapılar.
Olağanüstü durumlarda ise denetim, ihtiyaç duyulan bilgilere ulaşmak veya eksik
bilgileri tamamlamak için yerine getirilen bir işlevdir. Eğer yönetici elde
ettiği "feedback" sonucu sorunun üstesinden gelemeyeceğine kanaat getirirse
görevi başka birine devreder. Böyle bir kararın sonucu ise, çoğu kez yöneticinin
işini kaybetmesidir. Olağan durumlarda yöneticinin sahip olması gereken
niteliklerden biri de bilgiye ulaşma konusundaki yetenek ve becerisidir. Kriz
esnasında bu nitelikler daha da önemli olurlar. Sağlam bilgilere ulaşmak için
danışmanların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak ve gerektiğinde dışardan
sağlanacak destek hizmetlerini en kısa sürede şirket emrine temin etmek
hususunda başarı göstermelidir. Bunun nedeni : Kriz esnasında danışmana ve
dışarıdan sağlanan destek hizmetlerine olan ihtiyacın
artmasıdır. Koordinasyon her zaman yönetimin en belirgin işlevlerinden
biridir. Sistemin uyumlu çalışması, yöneticinin bu konuda göstereceği
duyarlılığa ve beceriye bağlıdır. Kriz anında "koordinasyon ihtiyacı" daha da
çok yoğunlaşır. Bu amaçla bilgiye olan talep yükselir ve gerektiğinde sistemde
değişikliğe gidilerek yönetimin koordinasyon ihtiyacı karşılanmaya çalışılır.
Özellikle de başka nedenlerle ortaya çıkan mücadeleler bir süre ertelenerek
eşgüdümü engelleyecek her türlü olumsuz oluşum yok edilir.
KRİZ
YÖNETİMİ NASIL OLMALI? Kriz konusunda yapılan çalışmalar, kriz
yönetiminin genelde 5 ana aşamayı takip ettiğini göstermektedir. İlk yaklaşım
sinyal alma ve hazırlanma ile önleme evrelerini içeren Proaktif Kriz Yönetimi
Modeli'dir. Bunlar uygun şekilde kullanılabilirse bu aktiviteler pek çok krizi
daha ortaya çıkmadan engelleyebilir. Kriz ortaya çıktığında hasarı sınırlama ve
iyileşme evrelerini içeren sürece Reaktif Kriz Yönetimi Modeli adı verilmekte ve
ikinci yaklaşımı oluşturmaktadır. Bu faaliyetler kriz olduktan sonra yapılır.
Amaç, yaşanan krizin zararlarını en aza indirmek ve mümkün mertebe hızlı
toparlanmaktır. Reaktif Kriz Yönetimi Çarpışma Yönetimi adını da almaktadır
çünkü, burada amaç her ne pahasına olursa olsun şirketi düze çıkarmaktır.
Yukarıda sözü metilen iki model arasında ise öğrenme evresi olarak Enteraktif
Kriz Yönetimi Modeli düşünülebilir. Ancak çoğu örgüt bu modeli nadiren kullanır.
Bazı örgütler bu evrelerin tümünde başarısız olur, diğerleri ise her evrede
ellerinden gelen her şeyi yapar ve başarıyla kriz ortamından çıkarlar. Sayılan
evrelerdeki başarılı veya başarısız uygulamalar, aynı zamanda örgütün ve
yöneticisinin karnesini oluşturur. Şimdi Kriz Yönetimindeki 5 aşamayı oluşturan
Sinyal alma, Hazırlanma/önleme, Hasarı sınırlama, İyileşme ve Öğrenme
safhalarını daha detaylı olarak inceleyelim.
Sinyal Alma Ortaya
çıkmasından çok önce, kriz ikaz sinyallerini veya semptomlarını göstermeye
başlar. Bu sinyaller dikkate alınmadığında krizle çarpışır. Büyük facialar
incelendiğinde bu tür örneklere çok rahat ulaşılır. Örneğin ABD'de Challenger
uzay mekiği kazası sonrası hazırlanan rapor, kazanın ortaya çıkmasına kadar
astlar tarafından üst yönetime ulaştırılmaya çalışılan çok sayıda uyarıyı
raporların ekler kısmında vermiş. Bu uyarılardan bir tanesi "İmdat" kelimesiyle
başlıyor ve Mekiğin parçalarından birindeki bozukluk giderilmedikçe bu facianın
kaçınılmaz olduğunu söylüyordu!. Challenger örneğinde de olduğu gibi
olayların hemen tamamında kriz, açıkça geliyorum der. Ancak bir çok şirket en
güçlü sinyalleri dahi duymazlıktan geliyor ve krizlere davetiye çıkarıyorlar.
Oysa krize duyarlı şirketler normalde algılanamayacak kadar zayıf sinyalleri
dahi rahatça algılayabilmektedir. Bu nedenle firmalar: 1. Çevreyi sürekli
tarayarak şirket açısından hızlı değişen toplumsal ekonomik, siyasal ve çevresel
şartları belirleyip gerekli stratejileri üretirler. 2. Sorun yönetimi
stratejilerini benimseyerek kriz ortaya çıkmadan tedbir alır. Bunun için hangi
sorunların krize dönüşebileceği konusunda özel yayınlar ve akademik çalışmalar
değerlendirilir. Genellikle bu sorunlar popüler hale getirilerek medyada yer
alacağı için medyayı iyi izler. Daha sonra sorunlar yasa koyucunun dikkatine
sunulacağından kural koyma safhası gündeme gelir. İş dünyası geleneksel olarak
bu noktada müdahaleye kalkışır ki başarılı olunsa bile sonuç çok pahalı olur. Bu
nedenle başarılı şirketler "sorun yönetiminde" proaktif bir yaklaşım kullanıp
kriz çıkmadan tedbir alır. Bir hususa dikkate çekmek isteriz. Sorun yönetimi
toplumsal eğilimleri değiştirmek için bir manipülasyon aracı değildir; bir
problem çözme yöntemidir.
Hazırlanma/Önleme Bir krizin
ortasındayken pek az insan etkili ve soğukkanlı bir şekilde hareket edebilir.
Bunu sağlayacak şey önceden eğitimdir. İşte hazırlanma evresi bu amaca hizmet
eder. Düzenlenen eğitimlerle, çeşitli senaryolar tasarlanır ve hayal edilen
krize karşı atılacak adımlar aşama aşama belirlenir. Ardından da bu senaryoda
yer alan herkesin kendi rolünü en iyi şekilde anladığından emin olunana kadar
deneme yapılır. Bu çalışmalar ne denli başarılı olursa, hazırlık ve dolayısıyla
da kriz doğmadan önleme evresi o denli başarılı olacaktır. Krize karşı bir Erken
Uyarı Sisteminin (bütün yazılı ve sözlü iletişim engellerinin ortadan
kaldırıldığı, bilgi akış yollarının açıldığı ve veri toplamaya ve sezgiye önem
verildiği bir sistemdir) kurulması (Tack, 91: 1988) ve bir Kriz Yönetim
Biriminin (görevleri: krizlere hazırlıklı olmak, mücadele için strateji ve
prosedür geliştirmek, geliştirilen prosedürlerin uygulanmasını takip etmek, kriz
anında yön vermek ve danışmanlık yapmaktır) (Regester, 65: 1989) oluşturulması
hep bu evrede gerçekleştirilen faaliyetlerdir.
Hasarı
Sınırlama Ne yazık ki, krizleri bütünüyle engelleyebilmek mümkün
değildir. Çünkü yıkıcı eğilimler bütün yaşayan organizmaların ortak ve doğal bir
özelliğidir. Bu nedenle de yaşanılan krizin etkilerini sınırlayacak ve onun
örgütün krizden etkilenmemiş parçalarına sıçramasını engelleyecek bir modele
ihtiyaç vardır. Buna Çarpışma Yönetimi Modeli diyoruz. Örneğin Exxon şirketi
petrolü denize yayıldığında bu yayılmanın başka alanları da etkilememesi için
harekete geçti. Burada çarpışma sonrası zarar sınırlandırılmaya çalışılıyor.
Ancak bazı olaylarda bu çalışmaların yapılması imkansız olabilir. Örneğin
Challenger faciası böyle bir olaydır. Zarar bütün boyutlarıyla bir kez olur ve
sınırlandırmak mümkün değildir. Bu tür olaylarda doğrudan bir sonraki aşama olan
iyileşme aşamasına geçilir.
İyileşme Bu evre daha önce
geliştirilmiş ve denenmiş kısa ve uzun vadeli iyileşme mekanizmalarının
uygulamaya konmasını içerir. Daha önce tasarlanmış ve denenmiş olması bu tür
programların şansını önemli ölçüde belirler, çünkü kriz anında yaşanan panik
sıhhatli bir programın ortaya konulmasını çoğu zaman imkansız kılar. İyileşmenin
bir takım boyutları vardır. Bunlardan en belirgini kaybedilenlerin yerine tekrar
yenilerinin konulmasıdır. Bu aşamada krize hazırlıksız örgütlerin en çok yaptığı
hata, sadece örgüt içinde günlük faaliyetleri sürdürmeye odaklanıp, krizin örgüt
dışındaki etkileriyle ilgilenmeyi unutmaları veya çok geç
anımsamalarıdır. İyileşme evresi aynı zamanda son derece yoğun bir
dayanışmanın ve heyecanın yaşandığı bir evredir. Pek çok yönetici, çalışanların
bu evrede gösterdikleri çalışma isteği ve heyecanı normal zamanlarda da
yakalayabilmeyi çok arzu ettiklerini ifade
etmişlerdir.
Öğrenme Kriz yönetiminin son evresi, geçmişte
yapılanları geliştirmek ve ilerlemek için tekrar değerlendirerek sürekli
öğrenmektir. Buna Enteraktif Kriz Yönetimi diyoruz. Bu model gerçekten de hayati
öneme sahiptir. Kriz öncesinde, kriz anında ve kriz sonrasında öğrenme, kolay
bir süreç değildir. Öncelikle öğrenmeye açık olmak gerekir. İnsanlar her zaman
öğrenmek konusunda istekli olmayabilirler. Çoğu zaman kriz konusunda
öğrenilenler daha fazla endişeye yol açar. Çünkü örgüt yeterince güçlü
olmadığını fark etmeye başlamıştır.Pek çok örgüt için en sevilen slogan, "no
news good news"dür. Oysa veri akışının kesilmesi, sinyallerin bir yerlerde
engellendiğini gösterir, iyi bir şeylerin olduğunu değil. Öğrenmeye uzak durmak
kısa vadede rahatlatıcıyken, uzun vadede
yıkıcıdır.
SONUÇ Günümüze kadar ne eksiksiz bir kriz teorisi ne
de eksiksiz bir kriz yönetimi teorisi ortaya konulabildi. Ancak bugüne kadar
yapılan çalışmalar, krizlerin sebepleri ve yönetimi konusunda genel bir çerçeve
oluşturmamıza zemin hazırlamaya başlamıştır. Yine de krizlerin bütün boyutlarını
anlamak ve yönetmek için kat edilecek bir hayli yolumuz mevcuttur. Bununla
birlikte günümüz dünyasında sadece Reaktif Kriz Yönetimi Modelleriyle ayakta
kalınamayacağı da açıktır. Krizlerin önünde giden ve sürekli hazırlık önleme
faaliyetlerini içeren Proaktif bir model ve her şeye rağmen engellenemeyen
krizden ders almaya ve öğrenmeye dayanan Enteraktif model 21. yüzyılın
örgütlerinin elinde önemli mücadele araçları
olacaktır.
KAYNAKÇA -Pauchant, Thierry C., : Mitroff, Ian I.,
Transforming the Crisis - Prone Organization, Jossey-Bass Pusblishers, San
Fransisco, 1992 -Mitroff, Ian I.; Thierry C., We're So Big and Powerful,
Nothing Bad Can Happen to Us", Carol Publishing Group, New York, 1990. -Tack,
Philip B., Kriz zamanı Yönetim, İlgi, İstanbul, 1988. -Regester, Michael,
Crisis Management, Hutchinson Business, London, 1989. -Lerbinger, Otto,
Managing Corporate Crises, Barrington Press, Boston, 1986.
|
|
|

|
|
|