ŞUBAT 2000
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



Türkiye'ye Nükleer Teknoloji Girmelidir

Prof.Dr. Osman Kemal KADİROĞLU
İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi


Giriş

Nükleer teknolojiyi ülkemize getirebilmek için otuz yılı aşkın bir süredir uğraş verilmektedir. İlk başlarda kurulu gücümüzün az olması ve bir nükleer santrali taşıyamaması bir engel olarak ortaya sürülmüş, daha sonralar çok az kullanılan hidrolik ve fosil yakıt kaynaklarımız yeni engeller olarak ortaya çıkartılmıştır. Bu konularda nükleer enerji taraftarları ve karşıtlarının haklı oldukları yönler vardı. Ulusal kaynaklarımızın kullanımına öncelik verilmesi çok doğaldır. Diğer taraftan kaynak çeşitlemesi ve bir teknolojiye erken girmenin avantajları da önemlidir. Sonuçta, ülkemizdeki hidrolik ve linyit kaynakları bitecek şekilde kullanıldı veya kullanımı planlandı. Artık yerli kaynaklarımızdan orta ve uzun dönemde ek enerji üretme olanağı görünmüyor. Kurulu gücümüz en güçlü nükleer santralleri kabul edecek seviyeyi geçti. Artık nükleer teknolojiye henüz erken demek için bir neden kalmadı. 

Ülkemizde kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimi ve kişi başına düşen kurulu güç, diğer ülkeler ile karşılaştığında dünya ortalamasından daha az olduğu görülür.(1) Bu sayı enerji sıkıntısı olup olmadığı konusundaki tartışmalara verilebiliecek en doğru, sağlıklı ve kesin yanıttır. Eğer ülke insanımızın refahını arttırmak istiyorsak yeni enerji kaynaklarına gereksinme vardır.

Nükleer Enerji ve Diğer Kaynaklar

Nükleer teknolojiye karşı olanların hemen her platformda ortaya attıkları alternatif enerji kaynakları ile nükleer enerjinin kıyas dahi kabul etmeyeceğini bir gerçektir. Alternatif enerji kaynaklarının potansiyalleri, termodinamik çevrim için sıcaklık sınırları ve teknolojik gelişmişlikleri göz önüne alındığında, ağır bir yükü taşımak için bir damperli ağır yük kamyonu ile bir el arabasının karşılaştırılmasına benzer bu karşılaştırma. Ülkemizin acilen binlerce MW elektrik enerjisine gereksinmesi varken 50 yıl sonra önemli bir kaynak olacağı sanılan bir alternatif enerji kaynağının geliştirilmesini beklemek veya bunu önermek bile bu ülke insanına yapılan bir haksızlıktır. Bu konuda yaşanmış bir olaya dikkat çekmekte yarar görüyorum. Makine Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen 1. Nükleer Teknoloji Kurultay'ında, eski bir enerji bakanı, nükleer santral yapımına engel olduklarını, zira kendilerine gelen gizli bilgilerde bakterilerden hidrojen üretilebileceği konusunda araştırmalar olduğunu ve bu araştırmaların sonuçlanmasını beklediklerini söylemişti.(2) Bir ülkenin enerji geleceği hakkındaki kararlar eğer siyasiler tarafından böyle veriliyorsa, vay haline o ülkenin!

Güneş enerjisi ile ısıl veya fotoelektrik yoldan 1000 MW civarında elektrik elde edilmesi çok pahallıdır ve henüz denenmiş bir teknolojisi de yoktur. Gelecekte ucuzlayabilir ama kısa veya orta dönemde ekonomik olması için bir teknolojik atılım görülmemektedir. Rüzgar enerjisi ile elektrik elde edilmesi küçük güçlerde ekonomiktir. Bir nükleer santralin verebilieceği bir güç henüz üretilmemiştir. Rüzgar çiftlikleri çok rüzgar alan yerlerde kurulabilir. Ülkemiz için çok sınırlı alanlarda kurulabilir. Genellikle Kuzey Denizi'ne kıyısı olan ülkelerin verileri kullanılarak sunulan bu enerji kaynağı ülkemiz için bir kurtarıcı olamaz. Jeotermal enerjinin dünyada yaşanan teknik sorunlarının yanı sıra kaynağın sıcaklığı ve rezervi ülkemizde ayrı bir sorun olarak ortadadır. Diğer alternatif enerji kaynakları uzun bir süre ticari olamayacaktır. Alternatif enerji kaynakları güvenilir de değildirler. Sürekli güç üretmek olanaksızdır. Doğa koşullarına bağlı olarak güç üretiminde azalma veya artmalar olur. Bu nedenle enerji depolaması sorunu alternatif enerji kaynakları için henüz çözülememiştir, uzun bir süre de çözüleceği de beklenmemektedir.

Bu durumda alternatif enerji kaynakları eğer ülkede varsa ve ekonomikse küçük enerji gereksinmelerinin olduğu durumlarda veya uzak bölgelerde kullanılmalı, hidrolik, fosil ve nükleer kaynaklara küçük de olsa katkı vermelidir. Güneş veya jeotermal enerjinin ev ısıtmasında, sıcak su temininde kullanılmasında veya rüzgar ve atık enerjinin tarımda kullanılmasında büyük yarar vardır. Ekonomik olmak koşulu ile bu kaynaklardan elde edilecek enerji diğer esas enerji kaynaklarının biraz daha az kullanılmasına neden olabilir.

Alternatif enerji kaynağı olarak bazen ortaya sürülen aslında nükleer enerjinin bir başka türü olan kaynaşma enerjisi ile ilgili bir kaç söz söylemek yerinde olur. Uzun dönemde dünyanın enerji gereksiniminin çok büyük bir kısmını karşılayacak olan bu enerji türü umut edildiği kadar temiz değildir. Nükleer reaktörlerden biraz daha az radyoaktif atık çıkartır. Bu teknoloji henüz ticari olmamıştır. Ellili yılllarda, ölçmeğe değmeyecek kadar ucuz olacağı basına müjdelenen bu teknolojinin ticari olması için o devirlerde yirmi yıl gerekirken, 70'li yıllarda ve günümüzde halen yirmi yıl gerekmektedir. Kanımca, bu teknolojinin ticari olması için bir asır kadar zaman gerekebilir. 

Klasik yakıt kaynaklarını kullanmış ve planlamış olan ülkemizin dışarıdan enerji ithal etmesi de bir çözüm değildir. Elektrik enerjisi veya doğal gaz ithal edilmesinin ekonomik sakıncalarının yanı sıra politik sakıncaları da vardır. Ukrayna'nın Rusya'ya borcunu ödeyememesi Türkiye'nin gaz alımını etkilemiştir. Kömürün taşınması, LPG veya LNG taşınıp depolanması ve bunlardan elektrik üretilmesi belki kaynak çeşitlemesi için bir iki santral için olabilir ama ülkenin elektrik enerji üretimini bu yolla karşılamak çok tehlikelidir.

Bu durumda Türkiye'nin elektrik enerji ihtiyacını orta ve uzun dönemde nükleer teknolojiden karşılamasından başka seçeneği yoktur. Transfer etmekte çok geç kaldığımız nükleer teknolojiyi en kısa zamanda ülkemize getirerek halkımızın hizmetine sunmamız gerekir.

Nükleer Santrallerin Çevre Etkileri

Nükleer enerjiden elektrik üreten santraller insanoğlunun yarattığı en güvenli makinelerdir. Kusursuz imal edilmiş ve hatasız çalışan bir makine olamayacağı için, nükleer santraller, olasılığı fevkalade az olan, çok büyük kazalara bile, dayanacak şekilde tasarlanırlar. Bu nedenle nükleer santraller çok güvenli tesislerdir.

Akkuyu'ya kurulacak olan bir nükleer santralin 600 - 1350 MW arasında bir gücü olacaktır. Akkuyu 10000 MW toplam kurulu gücüne çıkabilecek 4 - 8 nükleer santralin kurulmasına elverişli bir bölgedir. Türkiye'nin bir elektrik enerji üretim merkezi olma potansiyeline sahip bu bölgenin ekonomik gelişmesindeki olanakların çokluğu açıktır.

Bir nükleer santral normal çalışma süresinde çevreye zararlı hiçbir atık vermez. Aynı miktarda elektrik üreten fosil yakıtlı bir santralin bacasından CO2, CO, NOx ve SO2 gazları ve uçucu kül çıkar. CO2 yerkürenin ısınmasına neden olan sera etkisine, SO2 asit yağmurlarına ve NOx ise ozon tabakasının incelmesine neden olurlar. Uçucu küllerin içinde radyoaktif maddeler de bulunur. Gaz ve iyi kalite akaryakıt yakan santrallarda SO2 ve kül salınımı kömür yakan santrallere oranla daha az olsa da gene çok önemli ölçülerdedir. 1000 MW elektrik üreten bir kömür santralinin bir yılda çevreye 330,000 ton kül, 2,000 ton uçuçucu kül, 24,000 ton SO2, 6,000,000 ton CO2, 700 ton CO, 20,000 ton NO2, 5'er ton Civa ve Arsenik, 200 kg kurşun, 1900 kg radyoaktif gazlar ve sıvılar atar. Bir nükleer santralin ise atıkları sadece 160 adet yanmış yakıt demeti ile 1800 kg radyoaktif gazdır.(3) Nükleer santraller gerçekten çevre dostu tesislerdir. 

Nükleer santraller tasarlanırken olabilecek en kötü hayali kaza koşuluna göre tasarlanır. Reaktör tiplerine göre olabilecek en kötü kazalar farklı olabilir. Amaç en kötü kaza durumunda bile nükleer santralden çevreye insan sağlığını tehdit edecek miktarda radyoaktif maddelerin çıkmamasını sağlamaktır. Bu nedenle nükleer santrallere dört ile altı arasında değişen sayıda, radyoaktivitenin dışarı çıkmasına olanak sağlamayacak, engel konur. İlk engel yakıtın kendisidir. Nükleer santrallerde uranyum oksit seramik yakıt olarak kullanılır. Seramik yakıt radyoaktif maddelerin büyük bir çoğunluğunu kendi içinde tutar. 1 cm çapında ve 1 cm yüksekliğinde yapılmış olan yakıt silindircikleri bir zirkonyum alaşımı olan Zircaloy'dan yapılmış boyu 50 cm ile 3.5 m arasında değişen borular içine dizilir ve boru kaynak ile sızdırmazlığı sağlanarak kapatılır. Bu, nükleer teknolojide zarf adını verdiğimiz, ikinci engeldir. Yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı zarf, seramik nükleer yakıt içinden çıkabilen radyoaktif gaz ve maddeleri tutar. 

Nükleer yakıtlar, 25 cm'den daha fazla kalınlıkta, içi paslanmaz çelik ile kaplanmış, yüksek basınç ve sıcaklığa dayanıklı kaliteli çelikden yapılmış bir basınç kabı içine yerleştirilirler. Reaktörün yakıtlarının oluşturduğu ve nükleer teknolojide kor adını verdiğimiz, ısı enerjisinin kaynağından geçen ve koru soğutup elektrik üretmek için gerekli buharı sağlayan su, kapalı bir devrede akar. Birinci devre adı verilen bu döngü yüksek basınca dayanıklı, et kalınlıkları fazla olan borular ve aygıtlar içerisinde akar. Bu üçüncü engeldir.

Üç engeli de aşılıp çevreye radyoaktivite yayılmasını önlemek için, dördüncü bir engel olarak, tüm reaktör binası 2 cm kalınlığında çelik bir sızdırmaz bina içerisine alınır. Bu bina, kalınlığı yerine göre, 2 - 5 m civarında değişen, koruma kabuğu adı verilen, öngerilmeli bir beton binanın içerisinde imal edilir. Bunlar da beşinci ve altıncı engellerdir. 

Çok zayıf bir olasılıkla eğer bu altı engelde aşılmışsa çıkabilecek radyoaktiviteyi belirli bir bölgede sınırlı tutabilmek için, yedinci engel olarak da, nükleer santral civarında yerleşime kapalı bir yasak bölge oluşturulur. En kötü hayali kazalarda bile, bu bölge dışında nükleer santralin tel örgüsü dibinde yaşıyan bir insanın, sağlığı için tehlikeli olabilecek, müsade edilen dozdan daha fazla doz almayacağı şekilde yasak bölgenin sınırı tesbit edilir. Bu bölge yaklaşık 1 km2 civarındadır.

Reaktör tiplerine bağlı olarak bu engel sayısı ve yapısı değişebilir. Her nükleer santral tipi için değişmeyen felsefe, en kötü kaza durumunda bile çevreye radyoaktif maddenin sızmasına engel olmaktır.

Dünyada 437 adet nükleer santral çalışmakta ve 343,792 MW elektrik üretilmektedir. Toplam 32,594 MW elektrik üretecek olan 39 nükleer santralin inşaatı devam etmektedir. 1942 yılından bu yana nükleer reaktörler çalışmaktadır. Nükleer santrallerin bir çoğu kentlere yakın yerler kurulmuşlardır. Kanada'da 8 nükleer santral, Ontario gölü kıyısında, Kanada'nın başkenti Toranto kentine 20 km mesafede, yıllardır güvenli bir şekilde çalışmaktadır.

Reaktörlerde meydana gelebilecek kazaların bir çoğunun çok küçük olasılığı vardır. Yarım yüzyıldır dünyada çok sayıda nükleer santral çalışmasına rağmen bugüne dek kayda değer iki kaza olmuştur. ABD'de meydana gelen TMI kazası bir nükleer santralde olabiliecek en büyük kaza olmasına rağmen sonuçta çevreye, insan sağlığına zarar verecek miktarda bir radyasyon salınmamıştır. Koruma kabuğu görevini yapmıştır. Diğer önemli nükleer kaza ise Çernobil kazasıdır. Bu kaza da TMI kazası düzeyinde bir kaza olmasına rağmen etkileri, reaktörün koruma kabuğu olmadığı için, çok daha fazla olmuştur. TMI kazasından sonra nükleer santrallerin güvenlik felsefesinde önemli değişiklikler olmuş ve santraller çok daha güvenli olarak tasarlanmaya başlamıştır. Bu nedenle Akkuyu'ya kurulacak santral eski santrallere oranla çok daha güvenli olacaktır.

Nükleer santrallerin güvenirliliği, olabilecek en kötü kazanın ne sıklıkta olabileceği ile ölçülür. Diğer bir değişle kor ergime olasılığı yılda bir milyonda birden daha azsa bu santral güvenli bir santraldir. Nükleer santralleri bir milyon kadar parçanın birleştirilmesi ile yapılırlar. Bu parçaların her birinin bağımsız olarak güvenliği ve bir araya getirilip ortaya çıkan sistemin güvenliği bilgisayar benzeşimleri yöntemleriyle hesaplanıp deneyler ile kontrol edilir. Benzer analiz sistemleri havacılık ve uzay teknolojisi için de kullanılır. Bu tür yapılan analizler sonucunda bir nükleer santralin korunun ergimesi ve çevreye radyasyon salması yolda yürüyen bir insanın başına meteor düşme olasılığından biraz daha fazladır.(4) 

Nükleer santral için yer seçimi diğer endüstriyel tesisler için yer seçiminden çok farklı ve titiz yapılır. Seçilecek yerin yük merkezlerine uzaklığı, ulaşım olanakları, meteorlojisi, nüfus yoğunluğu, jeolojik yapısı, hidrolojik ve hidrojeolojik yapısı vb. detaylı araştırmalarla incelenir. Bu incelemeler sonucunda bulgular bir raporla Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna iletilir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu uluslararası normları ve standartları göz önüne alarak ulusal mevzuatımız çerçevesinde yer lisansı verir. Akkuyu için yer lisansı, yerli ve yabancı firmalar, üniversiteler ve araştırma merkezlerinin katkıları ile yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye Atom Enerjisi Kurumundan almıştır. Yer lisansı, kurulacak olan nükleer santralin çevreye en kötü hayali kazalarda bile zarar vermeyeceğinin yetkili kurum tarafından onayıdır.

Nükleer Santrallerin Ekonomisi

Nükleer santrallerin çok pahallı ve ithal teknoloji olduğu çok sık ortaya atılır. Elektrik üretiminde kullanılan hemen her teknoloji bizler için ithal teknolojidir. Buhar türbini, buhar kazanı, basınç kapları, gaz türbinleri hatta büyük güçlü hidrolik türbinler üretmediğimize göre elektrik enerjisi üretmek için ithal tesisler satın almamız gerekmektedir. Artık yerli linyit kaynaklarımızın sonuna geldiğimize göre yakıt da ithal etmek zorundayız. Bu durumda, nükleer teknoloji için sakınca olarak ortaya sürülen ithal santral ve ithal yakıt gerçeği anlatmamaktadır. Nükleer santralın diğer termik santrallerden bu konuda hiç farkı yoktur.

Nükleer santrallerın ilk kuruluş maliyetleri yüksektir. Barajlı hidroelektrik santrallerin de öyledir. Önemli olan ilk kuruluş maliyeti değil elektrik üretim maliyetidir. Nükleer santraller kömür havzalarında bile kömürden daha ucuza elektrik üretebilmektedir. Özellikle kömür için, çevre kirliliğine neden olan atıkların arıtılması için gerekli tesislerin maliyetlerinin eklenmesi nükleer santralleri daha da ekonomik yapmaktadır. Nükleer santrallerin kurulu güç maliyeti 2000 - 2500 $/kW ve üretim maliyetleri 4 - 5 cent/kWh civarında saptanmaktadır. Benzer güçte bir bir nükleer santral ile bir kömür santralinin üretim maliyetleri uzun yıllar izlenmiş ve nükleer santralin daha ekonomik olduğu görülmüştür.(5) 7 - 8 cent/kWh fiyat garantisi vererek Yap İşlet Devret yöntemi ile kurulmasına izin verilen santraller veya Muğla bölgesini kirleten linyit santralleri yerine Akkuyu'ya kurulacak 1000 MW gücündeki bir santral çevreyi koruduğu gibi çok daha ucuza da elektrik üretebilir.

Nükleer santrallerin maliyet hesapları yapılırken santral maliyetine santralin sökülmesi ve santral yerinin tekrar geri kazanılması da eklenir. Yakıt maliyeti içinde atıkların depolanması için gerekli harcamalar da vardır. Bu masraflar bir çok nükleer teknoloji karşıtının söylediği gibi astronomik değerlerde veya çok büyük değildir. Nükleer teknoloji karşıtlarının öne sürdüğünün aksine nükleer santralin sökülmesi için gerekli olan parasal kaynağın santral bedeblinin %10'undan daha azdır. Ayrıca nükleer santrallerde yakıtın üretim maliyet üzerindeki payının az olması nedeni ile yakıt fiyatlarındaki değişmelerden nükleer santraller etkilenmezler. Fosil yakıtlı santraller için bu söylenemez.

Nükleer Silah Yapımı!?

Nükleer teknoloji konusunda bilgili olamayanlar, çoğu zaman bilerek veya bilmeden nükleer silahlarla nükleer santralleri karıştırırlar. Elektrik üreten, yüksek güçlü ve uluslararası denetime açık bir nükleer santralden elde edilen yanmış yakıttan nükleer silah yapılamaz. Nükleer silah yapmak için bir kaç yüz MW ısıl gücündeki özel tipte nükleer santrallerden yaklaşık her ay yakıt alınması ve bu yakıtın çok pahallı ve teknolojisi denetimli yakıt yeniden kazanma tesislerinde işlenmesi gerekir. Ticari bir nükleer santral 560 gün sürekli çalıştırılıp elektrik üretilir. 2 - 4 hafta durdurulan böyle bir tesisten çıkartılan yakıt içindeki plutonyumun daha ağır plutonyum izotoplarınca kirlenmiş olması nükleer silah yapımını olanaksız kılar.(6) Akkuyu'ya kurulacak nükleer santralin kuruluş amaclarının arasında nükleer silah imalatını saymak bu konudaki bilgisizliğin bir göstergesidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasına ilk imza koyan ülkeler arasındadır. Nükleer teknolojiye bu konuda karşı çıkmanın da bir mantıklı yanı yoktur. Bu tür karşı çıkışlar genelde kalkınmamızı engellemek veya yavaşlatmak isteyen dostumuz olmayan ülke ve grupların işine yaramaktadır. İslam bombası sözü, Türkiye her nükleer santral alımına çıktığında, iç ve dış basında sık sık gereksiz yere manşet olmuştur.

İnsan Gücü

Nükleer teknolojiye karşı çıkanların ortaya attığı bir başka konu da yetişmiş insan gücünün olmamasıdır. Bir mühendis olarak beni en çok üzen ve sinirlendiren ``biz bu teknolojiyi alamayız, bu santralleri işletemeyiz'' mantığıdır. Bu tür düşüncelerin, mühendislik eğitimi almamış ve ülkemizin yetiştirdiği mühendislerin kaliteleri hakkında bilgisi olmayan, aşağılık duygusu sahibi kimseler tarafında üretildiğini sanıyorum. Türk mühendisleri bir çok teknolojide çok başarılı olmuşlardır. Bu teknolojide de başarılı olacaklardır. Nükleer santralin alınması, yapılması için gerekli olan yaklaşık 7-8 yıl içinde işletme için gerekli olan insan gücü rahatlıkla yetiştirilebilir. Nükleer teknoloji transferi için gerekli kadro oluşturulabilir. Önemli olan teknik personelin değerinin anlanması ve uygun eğitimin yanı sıra doyurucu ücret politikası uygulanmasıdır.

Kamuoyunu Aydınlatma

Nükleer teknolojinin halka tanıtılması ve anlatılması bu teknolojinin toplum tarafından benimsenmesini kolaylaştırır. Bu konuda TEAŞ, TAEK, Üniversiteler ve Nükleer Mühendisler Derneği'nin yanı sıra mesleki kuruluşların da görev alması gerekir. Akkuyu bölgesi ve civarında yaşayanları, nükleer teknolojinin getirileri hakkında bilgilendirilmek, kurulacak bir nükleer santralin ekonomik katkılarının neler olacağı anlatmak, tarıma etkileri konusunda aydınlatmak makine ve elektrik mühendisleri odalarının yanı sıra bölge sanayi ve ticaret odalarının görevi olmalıdır. Mersin Ticaret Odası, MMO ve EMO Mersin Üniversitesi ile birlikte iki kez uzmanlar ile halkı ve bölgenin teknik insanlarını bir araya getirmiş ve bilgi aktarımına yardımcı olmuştur. Ayrıca, bir yıldan fazla süren, toplumun çeşitli kesimlerini nükleer teknoloji konusunda bilgilendiren bir seminerler dizisi, Nükleer Mühendisler Derneği tarafından İçel ilinde gerçeklerştirilmiştir. Bu tür bilgilendirme toplantıları daha geniş kapsamlı ve daha sık yapılmalıdır. Ne yazık ki bazı teknik insanlar ve bölgesel oda temsilcileri, belki teknik bilgilerinin eksikliği ile belki de kişisel ve politik çıkarları nedeni ile, gerçek dışı bilgiler vermekte ve nükleer teknolojiye karşı olmayı sürdürmektedirler. Teknik insanların ve teknik mesleki kuruluşların bu tür bilim ve teknolojiye karşı olan tutumları anlamakta güçlük çekiyorum. Meslek odalarının mensupları için yeni ve güvenli bir iş kolu açılmasına tepki göstermesi ve ülke için çok önemli bir teknolojinin transferine karşı çıkmasını, matbaanın ülkemize bir kaç asır geç girmesi ile özdeşleştiriyorum.

Sonuç

Enerji açığının kapatılması, yeni ve yerli katkının gittikçe artacağı bir teknolojinin ülkemize getirilmesinde dönüm noktası olacak Akkuyu nükleer santralinin bir an önce yapılması için tüm teknik insanların çaba göstermesi gerekir. Bilimsel ve teknolojik temeli olmayan gerçek dışı mazeretlerle nükleer teknolojinin ülkemize girmesine engel olunması gelecekte ekonomimizde tamiri zor aksaklıklara neden olacaktır. Türkiye çok geç kaldığı, üç kez sonuca varacakken ertelediği nükleer santral ihalesine artık bir an önce girmeli ve sonuçlandırmalıdır.

Nükleer santral seçimine Türkiye yanlış girmiştir. Nükleer santral bir kömür veya doğalgaz santralı gibi ihale ile satın alınmaz. Ülkenin bir nükleer politikası olur ve bu politika doğrultusunda nükleer teknoloji ithal edilir. Bunun en güzel örnekleri Fransa ve Kore'dir. Ne yazık ki otuz yıldır bir nükleer politika saptayamayan ülkemiz yumurta kapıya gelince ihale ile nükleer santral almak zorunda kalmıştır. İhalenin değerlendirilmesi için yetişmiş bilgili mühendislere gerek vardır ama ne yazık ki TEAŞ'ın kadrosu yeterli değildir. Yabancı müşavir firmanın raporlarında taraf tutuğu söylenmektedir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen teklifler şarnameye göre incelenmiş ve teknik olarak sonuç belirmiştir. Bundan sonra yapılması gereken sonucun açıklanmasıdır. Ne yazık ki bu konuda hükümet anlamsız bir şekilde açıklamayı geciktirmektedir. TEAŞ'ın yetki ve sorumluluğunda olan bir iş hükümetin işi olarak sunulmaktadır. Gerçek olmayan uzatma nedenleri ortaya atılmakta, deprem felaketine sığınılmakta veya kötü teknik danışmanlar nedeniyle ortalık bulandırılmaktadır. Sonuçta Türkiye'nin güvenirliği zedelenmektedir. 

Nükleer teknoloji transferi ülkemiz için hayati önem taşır. Nükleer teknoloji transferi bugünkü durumda TEAŞ ile yapılamaz. Uluslararası düzeyde ücret verebilen ve konuda uzman olanları çalıştıran, politikanın girmediği bir devlet şirketin kurularak, nükleer teknolojinin transferinde, nükleer santrallerin ve yardımcı tesislerinin tasarımı, yapımı ve işletilmesinde sorumlu olması gerekir. Nükleer teknolojiyi denetleyen ve teşvik eden kurumların ayrılması uluslararası anlaşmaların getirdiği bir zorunluluktur. Bağımsız bir nükleer denetleme kurumu oluşturulması ve bu kurumda politik baskılardan arınmış uzmanların görevlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür kurumsal yeniden yapılanmanın nükleer santral yapımı sırasında en kısa sürede gerçekleştirilmesi ülkemizin geleceği açısından çok önemlidir.


Dipnotlar
1-1994 Enerji Raporu, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi
2-Uluslararası Nükleer Teknoloji Kurulyatı, MMO yayın no: 168 s.242
3-Duderstadt, J.J. ve Kikuchi, C., Nuclear Power,Technology on Trial,University of Michigan Press 1979
4-B.Cohen, Çok Geç Olmadan TÜBİTAK Popüler Bilim Dizisi 10
5-Cost Comparison of 4x500 MW coal-fuelled and 4x850 MW Candu Nuclear Generating Stations, Ontario Hydro Report No: 595 SP January 1981
6-Plutonyum Ne Kadar Tehlikeli?, Bilim ve Teknik Sayı: 323 Ekim 1994