Türkiye'ye Nükleer Teknoloji Girmelidir
Prof.Dr. Osman Kemal KADİROĞLU
İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi
Giriş
Nükleer teknolojiyi ülkemize getirebilmek için otuz yılı aşkın
bir süredir uğraş verilmektedir. İlk başlarda kurulu gücümüzün az olması ve bir
nükleer santrali taşıyamaması bir engel olarak ortaya sürülmüş, daha sonralar
çok az kullanılan hidrolik ve fosil yakıt kaynaklarımız yeni engeller olarak
ortaya çıkartılmıştır. Bu konularda nükleer enerji taraftarları ve karşıtlarının
haklı oldukları yönler vardı. Ulusal kaynaklarımızın kullanımına öncelik
verilmesi çok doğaldır. Diğer taraftan kaynak çeşitlemesi ve bir teknolojiye
erken girmenin avantajları da önemlidir. Sonuçta, ülkemizdeki hidrolik ve linyit
kaynakları bitecek şekilde kullanıldı veya kullanımı planlandı. Artık yerli
kaynaklarımızdan orta ve uzun dönemde ek enerji üretme olanağı görünmüyor.
Kurulu gücümüz en güçlü nükleer santralleri kabul edecek seviyeyi geçti. Artık
nükleer teknolojiye henüz erken demek için bir neden kalmadı.
Ülkemizde
kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimi ve kişi başına düşen kurulu güç,
diğer ülkeler ile karşılaştığında dünya ortalamasından daha az olduğu
görülür.(1) Bu sayı enerji sıkıntısı olup olmadığı konusundaki
tartışmalara verilebiliecek en doğru, sağlıklı ve kesin yanıttır. Eğer ülke
insanımızın refahını arttırmak istiyorsak yeni enerji kaynaklarına gereksinme
vardır.
Nükleer Enerji ve Diğer Kaynaklar
Nükleer teknolojiye karşı olanların hemen her platformda ortaya
attıkları alternatif enerji kaynakları ile nükleer enerjinin kıyas dahi kabul
etmeyeceğini bir gerçektir. Alternatif enerji kaynaklarının potansiyalleri,
termodinamik çevrim için sıcaklık sınırları ve teknolojik gelişmişlikleri göz
önüne alındığında, ağır bir yükü taşımak için bir damperli ağır yük kamyonu ile
bir el arabasının karşılaştırılmasına benzer bu karşılaştırma. Ülkemizin acilen
binlerce MW elektrik enerjisine gereksinmesi varken 50 yıl sonra önemli bir
kaynak olacağı sanılan bir alternatif enerji kaynağının geliştirilmesini
beklemek veya bunu önermek bile bu ülke insanına yapılan bir haksızlıktır. Bu
konuda yaşanmış bir olaya dikkat çekmekte yarar görüyorum. Makine Mühendisleri
Odası tarafından düzenlenen 1. Nükleer Teknoloji Kurultay'ında, eski bir enerji
bakanı, nükleer santral yapımına engel olduklarını, zira kendilerine gelen gizli
bilgilerde bakterilerden hidrojen üretilebileceği konusunda araştırmalar
olduğunu ve bu araştırmaların sonuçlanmasını beklediklerini
söylemişti.(2) Bir ülkenin enerji geleceği hakkındaki kararlar eğer
siyasiler tarafından böyle veriliyorsa, vay haline o ülkenin!
Güneş
enerjisi ile ısıl veya fotoelektrik yoldan 1000 MW civarında elektrik elde
edilmesi çok pahallıdır ve henüz denenmiş bir teknolojisi de yoktur. Gelecekte
ucuzlayabilir ama kısa veya orta dönemde ekonomik olması için bir teknolojik
atılım görülmemektedir. Rüzgar enerjisi ile elektrik elde edilmesi küçük
güçlerde ekonomiktir. Bir nükleer santralin verebilieceği bir güç henüz
üretilmemiştir. Rüzgar çiftlikleri çok rüzgar alan yerlerde kurulabilir. Ülkemiz
için çok sınırlı alanlarda kurulabilir. Genellikle Kuzey Denizi'ne kıyısı olan
ülkelerin verileri kullanılarak sunulan bu enerji kaynağı ülkemiz için bir
kurtarıcı olamaz. Jeotermal enerjinin dünyada yaşanan teknik sorunlarının yanı
sıra kaynağın sıcaklığı ve rezervi ülkemizde ayrı bir sorun olarak ortadadır.
Diğer alternatif enerji kaynakları uzun bir süre ticari olamayacaktır.
Alternatif enerji kaynakları güvenilir de değildirler. Sürekli güç üretmek
olanaksızdır. Doğa koşullarına bağlı olarak güç üretiminde azalma veya artmalar
olur. Bu nedenle enerji depolaması sorunu alternatif enerji kaynakları için
henüz çözülememiştir, uzun bir süre de çözüleceği de beklenmemektedir.
Bu
durumda alternatif enerji kaynakları eğer ülkede varsa ve ekonomikse küçük
enerji gereksinmelerinin olduğu durumlarda veya uzak bölgelerde kullanılmalı,
hidrolik, fosil ve nükleer kaynaklara küçük de olsa katkı vermelidir. Güneş veya
jeotermal enerjinin ev ısıtmasında, sıcak su temininde kullanılmasında veya
rüzgar ve atık enerjinin tarımda kullanılmasında büyük yarar vardır. Ekonomik
olmak koşulu ile bu kaynaklardan elde edilecek enerji diğer esas enerji
kaynaklarının biraz daha az kullanılmasına neden olabilir.
Alternatif
enerji kaynağı olarak bazen ortaya sürülen aslında nükleer enerjinin bir başka
türü olan kaynaşma enerjisi ile ilgili bir kaç söz söylemek yerinde olur. Uzun
dönemde dünyanın enerji gereksiniminin çok büyük bir kısmını karşılayacak olan
bu enerji türü umut edildiği kadar temiz değildir. Nükleer reaktörlerden biraz
daha az radyoaktif atık çıkartır. Bu teknoloji henüz ticari olmamıştır. Ellili
yılllarda, ölçmeğe değmeyecek kadar ucuz olacağı basına müjdelenen bu
teknolojinin ticari olması için o devirlerde yirmi yıl gerekirken, 70'li
yıllarda ve günümüzde halen yirmi yıl gerekmektedir. Kanımca, bu teknolojinin
ticari olması için bir asır kadar zaman gerekebilir.
Klasik yakıt
kaynaklarını kullanmış ve planlamış olan ülkemizin dışarıdan enerji ithal etmesi
de bir çözüm değildir. Elektrik enerjisi veya doğal gaz ithal edilmesinin
ekonomik sakıncalarının yanı sıra politik sakıncaları da vardır. Ukrayna'nın
Rusya'ya borcunu ödeyememesi Türkiye'nin gaz alımını etkilemiştir. Kömürün
taşınması, LPG veya LNG taşınıp depolanması ve bunlardan elektrik üretilmesi
belki kaynak çeşitlemesi için bir iki santral için olabilir ama ülkenin elektrik
enerji üretimini bu yolla karşılamak çok tehlikelidir.
Bu durumda
Türkiye'nin elektrik enerji ihtiyacını orta ve uzun dönemde nükleer teknolojiden
karşılamasından başka seçeneği yoktur. Transfer etmekte çok geç kaldığımız
nükleer teknolojiyi en kısa zamanda ülkemize getirerek halkımızın hizmetine
sunmamız gerekir.
Nükleer Santrallerin Çevre Etkileri
Nükleer enerjiden elektrik üreten santraller insanoğlunun
yarattığı en güvenli makinelerdir. Kusursuz imal edilmiş ve hatasız çalışan bir
makine olamayacağı için, nükleer santraller, olasılığı fevkalade az olan, çok
büyük kazalara bile, dayanacak şekilde tasarlanırlar. Bu nedenle nükleer
santraller çok güvenli tesislerdir.
Akkuyu'ya kurulacak olan bir nükleer
santralin 600 - 1350 MW arasında bir gücü olacaktır. Akkuyu 10000 MW toplam
kurulu gücüne çıkabilecek 4 - 8 nükleer santralin kurulmasına elverişli bir
bölgedir. Türkiye'nin bir elektrik enerji üretim merkezi olma potansiyeline
sahip bu bölgenin ekonomik gelişmesindeki olanakların çokluğu
açıktır.
Bir nükleer santral normal çalışma süresinde çevreye zararlı
hiçbir atık vermez. Aynı miktarda elektrik üreten fosil yakıtlı bir santralin
bacasından CO2, CO, NOx ve SO2 gazları ve uçucu kül çıkar. CO2 yerkürenin
ısınmasına neden olan sera etkisine, SO2 asit yağmurlarına ve NOx ise ozon
tabakasının incelmesine neden olurlar. Uçucu küllerin içinde radyoaktif maddeler
de bulunur. Gaz ve iyi kalite akaryakıt yakan santrallarda SO2 ve kül salınımı
kömür yakan santrallere oranla daha az olsa da gene çok önemli ölçülerdedir.
1000 MW elektrik üreten bir kömür santralinin bir yılda çevreye 330,000 ton kül,
2,000 ton uçuçucu kül, 24,000 ton SO2, 6,000,000 ton CO2, 700 ton CO, 20,000 ton
NO2, 5'er ton Civa ve Arsenik, 200 kg kurşun, 1900 kg radyoaktif gazlar ve
sıvılar atar. Bir nükleer santralin ise atıkları sadece 160 adet yanmış yakıt
demeti ile 1800 kg radyoaktif gazdır.(3) Nükleer santraller gerçekten
çevre dostu tesislerdir.
Nükleer santraller tasarlanırken olabilecek en
kötü hayali kaza koşuluna göre tasarlanır. Reaktör tiplerine göre olabilecek en
kötü kazalar farklı olabilir. Amaç en kötü kaza durumunda bile nükleer
santralden çevreye insan sağlığını tehdit edecek miktarda radyoaktif maddelerin
çıkmamasını sağlamaktır. Bu nedenle nükleer santrallere dört ile altı arasında
değişen sayıda, radyoaktivitenin dışarı çıkmasına olanak sağlamayacak, engel
konur. İlk engel yakıtın kendisidir. Nükleer santrallerde uranyum oksit seramik
yakıt olarak kullanılır. Seramik yakıt radyoaktif maddelerin büyük bir
çoğunluğunu kendi içinde tutar. 1 cm çapında ve 1 cm yüksekliğinde yapılmış olan
yakıt silindircikleri bir zirkonyum alaşımı olan Zircaloy'dan yapılmış boyu 50
cm ile 3.5 m arasında değişen borular içine dizilir ve boru kaynak ile
sızdırmazlığı sağlanarak kapatılır. Bu, nükleer teknolojide zarf adını
verdiğimiz, ikinci engeldir. Yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı zarf, seramik
nükleer yakıt içinden çıkabilen radyoaktif gaz ve maddeleri
tutar.
Nükleer yakıtlar, 25 cm'den daha fazla kalınlıkta, içi paslanmaz
çelik ile kaplanmış, yüksek basınç ve sıcaklığa dayanıklı kaliteli çelikden
yapılmış bir basınç kabı içine yerleştirilirler. Reaktörün yakıtlarının
oluşturduğu ve nükleer teknolojide kor adını verdiğimiz, ısı enerjisinin
kaynağından geçen ve koru soğutup elektrik üretmek için gerekli buharı sağlayan
su, kapalı bir devrede akar. Birinci devre adı verilen bu döngü yüksek basınca
dayanıklı, et kalınlıkları fazla olan borular ve aygıtlar içerisinde akar. Bu
üçüncü engeldir.
Üç engeli de aşılıp çevreye radyoaktivite yayılmasını
önlemek için, dördüncü bir engel olarak, tüm reaktör binası 2 cm kalınlığında
çelik bir sızdırmaz bina içerisine alınır. Bu bina, kalınlığı yerine göre, 2 - 5
m civarında değişen, koruma kabuğu adı verilen, öngerilmeli bir beton binanın
içerisinde imal edilir. Bunlar da beşinci ve altıncı engellerdir.
Çok
zayıf bir olasılıkla eğer bu altı engelde aşılmışsa çıkabilecek radyoaktiviteyi
belirli bir bölgede sınırlı tutabilmek için, yedinci engel olarak da, nükleer
santral civarında yerleşime kapalı bir yasak bölge oluşturulur. En kötü hayali
kazalarda bile, bu bölge dışında nükleer santralin tel örgüsü dibinde yaşıyan
bir insanın, sağlığı için tehlikeli olabilecek, müsade edilen dozdan daha fazla
doz almayacağı şekilde yasak bölgenin sınırı tesbit edilir. Bu bölge yaklaşık 1
km2 civarındadır.
Reaktör tiplerine bağlı olarak bu engel sayısı ve
yapısı değişebilir. Her nükleer santral tipi için değişmeyen felsefe, en kötü
kaza durumunda bile çevreye radyoaktif maddenin sızmasına engel
olmaktır.
Dünyada 437 adet nükleer santral çalışmakta ve 343,792 MW
elektrik üretilmektedir. Toplam 32,594 MW elektrik üretecek olan 39 nükleer
santralin inşaatı devam etmektedir. 1942 yılından bu yana nükleer reaktörler
çalışmaktadır. Nükleer santrallerin bir çoğu kentlere yakın yerler
kurulmuşlardır. Kanada'da 8 nükleer santral, Ontario gölü kıyısında, Kanada'nın
başkenti Toranto kentine 20 km mesafede, yıllardır güvenli bir şekilde
çalışmaktadır.
Reaktörlerde meydana gelebilecek kazaların bir çoğunun çok
küçük olasılığı vardır. Yarım yüzyıldır dünyada çok sayıda nükleer santral
çalışmasına rağmen bugüne dek kayda değer iki kaza olmuştur. ABD'de meydana
gelen TMI kazası bir nükleer santralde olabiliecek en büyük kaza olmasına rağmen
sonuçta çevreye, insan sağlığına zarar verecek miktarda bir radyasyon
salınmamıştır. Koruma kabuğu görevini yapmıştır. Diğer önemli nükleer kaza ise
Çernobil kazasıdır. Bu kaza da TMI kazası düzeyinde bir kaza olmasına rağmen
etkileri, reaktörün koruma kabuğu olmadığı için, çok daha fazla olmuştur. TMI
kazasından sonra nükleer santrallerin güvenlik felsefesinde önemli değişiklikler
olmuş ve santraller çok daha güvenli olarak tasarlanmaya başlamıştır. Bu nedenle
Akkuyu'ya kurulacak santral eski santrallere oranla çok daha güvenli
olacaktır.
Nükleer santrallerin güvenirliliği, olabilecek en kötü kazanın
ne sıklıkta olabileceği ile ölçülür. Diğer bir değişle kor ergime olasılığı
yılda bir milyonda birden daha azsa bu santral güvenli bir santraldir. Nükleer
santralleri bir milyon kadar parçanın birleştirilmesi ile yapılırlar. Bu
parçaların her birinin bağımsız olarak güvenliği ve bir araya getirilip ortaya
çıkan sistemin güvenliği bilgisayar benzeşimleri yöntemleriyle hesaplanıp
deneyler ile kontrol edilir. Benzer analiz sistemleri havacılık ve uzay
teknolojisi için de kullanılır. Bu tür yapılan analizler sonucunda bir nükleer
santralin korunun ergimesi ve çevreye radyasyon salması yolda yürüyen bir
insanın başına meteor düşme olasılığından biraz daha
fazladır.(4)
Nükleer santral için yer seçimi diğer
endüstriyel tesisler için yer seçiminden çok farklı ve titiz yapılır. Seçilecek
yerin yük merkezlerine uzaklığı, ulaşım olanakları, meteorlojisi, nüfus
yoğunluğu, jeolojik yapısı, hidrolojik ve hidrojeolojik yapısı vb. detaylı
araştırmalarla incelenir. Bu incelemeler sonucunda bulgular bir raporla Türkiye
Atom Enerjisi Kurumuna iletilir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu uluslararası
normları ve standartları göz önüne alarak ulusal mevzuatımız çerçevesinde yer
lisansı verir. Akkuyu için yer lisansı, yerli ve yabancı firmalar, üniversiteler
ve araştırma merkezlerinin katkıları ile yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye
Atom Enerjisi Kurumundan almıştır. Yer lisansı, kurulacak olan nükleer santralin
çevreye en kötü hayali kazalarda bile zarar vermeyeceğinin yetkili kurum
tarafından onayıdır.
Nükleer Santrallerin Ekonomisi
Nükleer santrallerin çok pahallı ve ithal teknoloji olduğu çok
sık ortaya atılır. Elektrik üretiminde kullanılan hemen her teknoloji bizler
için ithal teknolojidir. Buhar türbini, buhar kazanı, basınç kapları, gaz
türbinleri hatta büyük güçlü hidrolik türbinler üretmediğimize göre elektrik
enerjisi üretmek için ithal tesisler satın almamız gerekmektedir. Artık yerli
linyit kaynaklarımızın sonuna geldiğimize göre yakıt da ithal etmek zorundayız.
Bu durumda, nükleer teknoloji için sakınca olarak ortaya sürülen ithal santral
ve ithal yakıt gerçeği anlatmamaktadır. Nükleer santralın diğer termik
santrallerden bu konuda hiç farkı yoktur.
Nükleer santrallerın ilk
kuruluş maliyetleri yüksektir. Barajlı hidroelektrik santrallerin de öyledir.
Önemli olan ilk kuruluş maliyeti değil elektrik üretim maliyetidir. Nükleer
santraller kömür havzalarında bile kömürden daha ucuza elektrik
üretebilmektedir. Özellikle kömür için, çevre kirliliğine neden olan atıkların
arıtılması için gerekli tesislerin maliyetlerinin eklenmesi nükleer santralleri
daha da ekonomik yapmaktadır. Nükleer santrallerin kurulu güç maliyeti 2000 -
2500 $/kW ve üretim maliyetleri 4 - 5 cent/kWh civarında saptanmaktadır. Benzer
güçte bir bir nükleer santral ile bir kömür santralinin üretim maliyetleri uzun
yıllar izlenmiş ve nükleer santralin daha ekonomik olduğu
görülmüştür.(5) 7 - 8 cent/kWh fiyat garantisi vererek Yap İşlet
Devret yöntemi ile kurulmasına izin verilen santraller veya Muğla bölgesini
kirleten linyit santralleri yerine Akkuyu'ya kurulacak 1000 MW gücündeki bir
santral çevreyi koruduğu gibi çok daha ucuza da elektrik
üretebilir.
Nükleer santrallerin maliyet hesapları yapılırken santral
maliyetine santralin sökülmesi ve santral yerinin tekrar geri kazanılması da
eklenir. Yakıt maliyeti içinde atıkların depolanması için gerekli harcamalar da
vardır. Bu masraflar bir çok nükleer teknoloji karşıtının söylediği gibi
astronomik değerlerde veya çok büyük değildir. Nükleer teknoloji karşıtlarının
öne sürdüğünün aksine nükleer santralin sökülmesi için gerekli olan parasal
kaynağın santral bedeblinin %10'undan daha azdır. Ayrıca nükleer santrallerde
yakıtın üretim maliyet üzerindeki payının az olması nedeni ile yakıt
fiyatlarındaki değişmelerden nükleer santraller etkilenmezler. Fosil yakıtlı
santraller için bu söylenemez.
Nükleer Silah Yapımı!?
Nükleer teknoloji konusunda bilgili olamayanlar, çoğu zaman
bilerek veya bilmeden nükleer silahlarla nükleer santralleri karıştırırlar.
Elektrik üreten, yüksek güçlü ve uluslararası denetime açık bir nükleer
santralden elde edilen yanmış yakıttan nükleer silah yapılamaz. Nükleer silah
yapmak için bir kaç yüz MW ısıl gücündeki özel tipte nükleer santrallerden
yaklaşık her ay yakıt alınması ve bu yakıtın çok pahallı ve teknolojisi
denetimli yakıt yeniden kazanma tesislerinde işlenmesi gerekir. Ticari bir
nükleer santral 560 gün sürekli çalıştırılıp elektrik üretilir. 2 - 4 hafta
durdurulan böyle bir tesisten çıkartılan yakıt içindeki plutonyumun daha ağır
plutonyum izotoplarınca kirlenmiş olması nükleer silah yapımını olanaksız
kılar.(6) Akkuyu'ya kurulacak nükleer santralin kuruluş amaclarının
arasında nükleer silah imalatını saymak bu konudaki bilgisizliğin bir
göstergesidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme
Anlaşmasına ilk imza koyan ülkeler arasındadır. Nükleer teknolojiye bu konuda
karşı çıkmanın da bir mantıklı yanı yoktur. Bu tür karşı çıkışlar genelde
kalkınmamızı engellemek veya yavaşlatmak isteyen dostumuz olmayan ülke ve
grupların işine yaramaktadır. İslam bombası sözü, Türkiye her nükleer santral
alımına çıktığında, iç ve dış basında sık sık gereksiz yere manşet olmuştur.
İnsan Gücü
Nükleer teknolojiye karşı çıkanların ortaya attığı bir başka
konu da yetişmiş insan gücünün olmamasıdır. Bir mühendis olarak beni en çok üzen
ve sinirlendiren ``biz bu teknolojiyi alamayız, bu santralleri işletemeyiz''
mantığıdır. Bu tür düşüncelerin, mühendislik eğitimi almamış ve ülkemizin
yetiştirdiği mühendislerin kaliteleri hakkında bilgisi olmayan, aşağılık duygusu
sahibi kimseler tarafında üretildiğini sanıyorum. Türk mühendisleri bir çok
teknolojide çok başarılı olmuşlardır. Bu teknolojide de başarılı olacaklardır.
Nükleer santralin alınması, yapılması için gerekli olan yaklaşık 7-8 yıl içinde
işletme için gerekli olan insan gücü rahatlıkla yetiştirilebilir. Nükleer
teknoloji transferi için gerekli kadro oluşturulabilir. Önemli olan teknik
personelin değerinin anlanması ve uygun eğitimin yanı sıra doyurucu ücret
politikası uygulanmasıdır.
Kamuoyunu Aydınlatma
Nükleer teknolojinin halka tanıtılması ve anlatılması bu
teknolojinin toplum tarafından benimsenmesini kolaylaştırır. Bu konuda TEAŞ,
TAEK, Üniversiteler ve Nükleer Mühendisler Derneği'nin yanı sıra mesleki
kuruluşların da görev alması gerekir. Akkuyu bölgesi ve civarında yaşayanları,
nükleer teknolojinin getirileri hakkında bilgilendirilmek, kurulacak bir nükleer
santralin ekonomik katkılarının neler olacağı anlatmak, tarıma etkileri
konusunda aydınlatmak makine ve elektrik mühendisleri odalarının yanı sıra bölge
sanayi ve ticaret odalarının görevi olmalıdır. Mersin Ticaret Odası, MMO ve EMO
Mersin Üniversitesi ile birlikte iki kez uzmanlar ile halkı ve bölgenin teknik
insanlarını bir araya getirmiş ve bilgi aktarımına yardımcı olmuştur. Ayrıca,
bir yıldan fazla süren, toplumun çeşitli kesimlerini nükleer teknoloji konusunda
bilgilendiren bir seminerler dizisi, Nükleer Mühendisler Derneği tarafından İçel
ilinde gerçeklerştirilmiştir. Bu tür bilgilendirme toplantıları daha geniş
kapsamlı ve daha sık yapılmalıdır. Ne yazık ki bazı teknik insanlar ve bölgesel
oda temsilcileri, belki teknik bilgilerinin eksikliği ile belki de kişisel ve
politik çıkarları nedeni ile, gerçek dışı bilgiler vermekte ve nükleer
teknolojiye karşı olmayı sürdürmektedirler. Teknik insanların ve teknik mesleki
kuruluşların bu tür bilim ve teknolojiye karşı olan tutumları anlamakta güçlük
çekiyorum. Meslek odalarının mensupları için yeni ve güvenli bir iş kolu
açılmasına tepki göstermesi ve ülke için çok önemli bir teknolojinin transferine
karşı çıkmasını, matbaanın ülkemize bir kaç asır geç girmesi ile
özdeşleştiriyorum.
Sonuç
Enerji açığının kapatılması, yeni ve yerli katkının gittikçe
artacağı bir teknolojinin ülkemize getirilmesinde dönüm noktası olacak Akkuyu
nükleer santralinin bir an önce yapılması için tüm teknik insanların çaba
göstermesi gerekir. Bilimsel ve teknolojik temeli olmayan gerçek dışı
mazeretlerle nükleer teknolojinin ülkemize girmesine engel olunması gelecekte
ekonomimizde tamiri zor aksaklıklara neden olacaktır. Türkiye çok geç kaldığı,
üç kez sonuca varacakken ertelediği nükleer santral ihalesine artık bir an önce
girmeli ve sonuçlandırmalıdır.
Nükleer santral seçimine Türkiye yanlış
girmiştir. Nükleer santral bir kömür veya doğalgaz santralı gibi ihale ile satın
alınmaz. Ülkenin bir nükleer politikası olur ve bu politika doğrultusunda
nükleer teknoloji ithal edilir. Bunun en güzel örnekleri Fransa ve Kore'dir. Ne
yazık ki otuz yıldır bir nükleer politika saptayamayan ülkemiz yumurta kapıya
gelince ihale ile nükleer santral almak zorunda kalmıştır. İhalenin
değerlendirilmesi için yetişmiş bilgili mühendislere gerek vardır ama ne yazık
ki TEAŞ'ın kadrosu yeterli değildir. Yabancı müşavir firmanın raporlarında taraf
tutuğu söylenmektedir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen teklifler şarnameye göre
incelenmiş ve teknik olarak sonuç belirmiştir. Bundan sonra yapılması gereken
sonucun açıklanmasıdır. Ne yazık ki bu konuda hükümet anlamsız bir şekilde
açıklamayı geciktirmektedir. TEAŞ'ın yetki ve sorumluluğunda olan bir iş
hükümetin işi olarak sunulmaktadır. Gerçek olmayan uzatma nedenleri ortaya
atılmakta, deprem felaketine sığınılmakta veya kötü teknik danışmanlar nedeniyle
ortalık bulandırılmaktadır. Sonuçta Türkiye'nin güvenirliği
zedelenmektedir.
Nükleer teknoloji transferi ülkemiz için hayati önem
taşır. Nükleer teknoloji transferi bugünkü durumda TEAŞ ile yapılamaz.
Uluslararası düzeyde ücret verebilen ve konuda uzman olanları çalıştıran,
politikanın girmediği bir devlet şirketin kurularak, nükleer teknolojinin
transferinde, nükleer santrallerin ve yardımcı tesislerinin tasarımı, yapımı ve
işletilmesinde sorumlu olması gerekir. Nükleer teknolojiyi denetleyen ve teşvik
eden kurumların ayrılması uluslararası anlaşmaların getirdiği bir zorunluluktur.
Bağımsız bir nükleer denetleme kurumu oluşturulması ve bu kurumda politik
baskılardan arınmış uzmanların görevlendirilmesi gerekmektedir. Bu tür kurumsal
yeniden yapılanmanın nükleer santral yapımı sırasında en kısa sürede
gerçekleştirilmesi ülkemizin geleceği açısından çok
önemlidir.
Dipnotlar 1-1994 Enerji Raporu, Dünya Enerji
Konseyi Türk Milli Komitesi 2-Uluslararası Nükleer Teknoloji Kurulyatı, MMO
yayın no: 168 s.242 3-Duderstadt, J.J. ve Kikuchi, C., Nuclear
Power,Technology on Trial,University of Michigan Press 1979 4-B.Cohen, Çok
Geç Olmadan TÜBİTAK Popüler Bilim Dizisi 10 5-Cost Comparison of 4x500 MW
coal-fuelled and 4x850 MW Candu Nuclear Generating Stations, Ontario Hydro
Report No: 595 SP January 1981 6-Plutonyum Ne Kadar Tehlikeli?, Bilim ve
Teknik Sayı: 323 Ekim 1994
|
|
|

|
|
|