SOSYAL YARDIMLARIN MEVZUAT ALTYAPISI NASIL KURULMALI?
Erkan KARAARSLAN
SGK Kurumsal Gelişim Daire Başkanı Maliye Bakanlığı Muhasebat Başkontrolörü
SOSYAL YARDIMLARIN MEVZUAT ALTYAPISI NASIL KURULMALI?
MEVCUT SOSYAL YARDIM SİSTEMİNDEKİ SORUNLAR
Sosyal yardımlar son yıllarda çok sık bir şekilde tartışmalara konu
edilmektedir. Her seçim döneminin en popüler haberlerini oluşturan sosyal
yardımlarla ilgili, toplumun tüm kesimlerinin mutabık olduğu konu ise,
sosyal yardım sisteminde ciddi bir iyileştirmeye ihtiyaç olduğudur.
Mevcut sosyal yardım sisteminde yer alan sorunları aşağıdaki gibi maddeler
halinde sıralayabiliriz;
1. Sosyal yardım türleri yoksul vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak
için yeterli değildir,
2. Muhtaçlık tespit yöntemleri tüm yardımlar için nesnel, bilimsel ve
adaletli değildir,
3. Sosyal yardım verilme karar süreci zaman zaman çok uzamaktadır,
4. Sosyal yardım uygulamaları bazen kamu vicdanını zedelemektedir,
5. Muhtaç kesim, sosyal yardım politikaları konusunda yeterince bilgili
sahibi değildir; rehberlik yapacak uzman personel de kısıtlıdır,
6. Yardımlar ihtiyaç durumu devam ettiği halde süreklilik arz etmemekte,
bu durum, ihtiyaç sahibi vatandaşın sosyal güvence dışında kalmasına neden
olmaktadır,
7. Ulusal boyutta ortak veri paylaşımı sağlayacak araçlar yoktur,
8. Sosyal yardım uygulamasında belirli bir tavanın olmaması suistimalleri
ve kayıt dışılığı artırmaktadır,
9. Sosyal yardım sistemi kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdamın
önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır,
10. Sosyal yardımların hak haline getirilmemesi nedeniyle bölgesel farklılıklarla
mücadele de ilerleme kaydedilememektedir,
11. Sosyal dışlanma ile mücadelede etkin kullanılamayan sosyal yardımlar
nedeniyle iç göç ortaya çıkmakta bundan kaynaklanan toplumsal sorunlar
hızla artmaktadır,
12. Sosyal güvelik reformunun son ayağı olan sosyal yardım sistemi henüz
kurulamamıştır,
13. Sosyal yardımlara ilişkin mevzuat son derece dağınıktır,
14. Mevcut kurumsal yapılanmanın koordinasyonu engellemesi nedeniyle
sosyal yardımlarda mükerrerlik ve israf bulunmaktadır,
15. Sosyal yardım ve sosyal hizmet kuruluşları arasında görev karmaşası
bulunmaktadır,
16. Sosyal yardımlar, uzmanlar tarafından denetlenememektedir,
17. Sosyal yardımlarda izlemedeğerlendirme faaliyetleri yapılamamaktadır.
SOSYAL YARDIM KANUNU HAZIRLANMASI ZORUNLU MUDUR?
Sosyal yardım sisteminde yukarıda anılan köklü sorunların çözümü sosyal
yardımların yeni bir mevzuat alt yapısına kavuşturulması ile çözülebilecektir.
Sosyal Güvenlik Kurumunun koordinasyonunda neden bir “Sosyal Yardım Kanunu”
hazırlanması gerektiği aşağıda 10 farklı yönden anlatılmaya çalışılacaktır.
1- Anayasal Bir Gereklilik Olduğu İçin
Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa; kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmayı Devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır.
Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek
eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet
demektir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk devletinin, tüm kurumlarıyla
Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını gerekli kılar. Hukuk
devletinin amaç edindiği kişinin korunması, toplumda sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir.
Sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi
oluşturan temel kavramlardan birisidir. Sosyal güvenlik hukuku alanında
oluşturulacak tüm kuralların, özde bu kavrama uygun olması zorunludur.
Anayasada, Sosyal Güvenlik Hakları 60, 61 ve 62 nci maddelerde yer almaktadır.
Anayasa’nın 60 ıncı maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”
denilmektedir. Bu hüküm bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malullük
gibi sosyal riskler karşısında asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı
amaçlar. Aynı maddenin ikinci fıkrasındaki “Devlet, bu güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmü, bu görevin Devlet tarafından
oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesini öngörmüştür.
Anayasa’nın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler”
Başlıklı 61 inci maddesinde, “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve
yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir
hayat seviyesi sağlar.
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı
tedbirleri alır.
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer
haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her
türlü tedbiri alır.
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.” denilmektedir.
Anayasa’nın, Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verdiği sosyal hukuk
devletinin dayanaklarından birini oluşturan sosyal güvenlik kavramının
içerdiği temel esas ve ilkeleri uyarınca toplumda yoksul ve muhtaç insanlara
Devletçe yardım edilerek onlara insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi
sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkelerinin gerçekleşmesine
elverişli ortamın yaratılması gerekir.
Bu bağlamda anayasamıza göre, sosyal yardım uygulamalarının, sosyal
yardımları düzenleyen bir kanunla, sosyal güvenlik şemsiyesi altında tek
elden etkin bir şekilde sürdürülmesi gerekmektedir.
Sosyal Güvenlik Reformunun Tamamlanabilmesi
İçin
Ülkemizde son dönemlerde, sosyal güvenlik alanında biriken sorunların
köklü bir şekilde çözümlenebilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik alanında bir
dizi reform çalışması yürütülmüştür.
Sosyal Güvenlik alanında dönüşümün sağlandığı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Genel Gerekçesinde, “Gerek Türkiye’deki
mevcut sistemin sorunları, gerekse nüfus yapısındaki beklenen değişim gözönüne
alınarak, sosyal güvenlik sisteminde kapsamlı bir reform programı hazırlanmıştır.
Bu reformun temel amacı, orta ve uzun dönemde adil, kolay erişilebilir,
yoksulluğa karşı daha etkin koruma sağlayan, mali açıdan sürdürülebilir
bir sosyal güvenlik sistemine ulaşabilmektir.
Bu amaçla tek bir emeklilik sistemi, tek bir sağlık sistemi, tek bir
sosyal yardım sistemi ve bu yapıyı yürütmek üzere tek bir kurumsal yapıyı
içeren dört temel unsurdan oluşan kapsamlı bir Sosyal Güvenlik Reformu
planlanmıştır. Bu kanunla emeklilik ve sağlık sistemlerinde norm birliği
gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır” denilmiştir. Tek bir sosyal yardım
sistemi kurulması yönündeki meclis iradesini gerçekleştirebilmek ve sosyal
güvenlik reformunu tamamlayabilmek için, sosyal yardımların belirtilen
ilkeler ve kurumsal yapılanma çerçevesinde bir yasa ile düzenlenmesine
ihtiyaç vardır.
Sosyal Güvenlik Kurumunun kurulmasını sağlayan yasal düzenlemelerin
Genel Gerekçesinde de, “Halen Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı ile sağlanan ilkelerin
hayata geçirilmesi ve beklenen sonucun alınabilmesi, kurumsal yapıdaki
dağınıklığın giderilmesini ve yönetimde etkinliğin sağlanmasını zorunlu
kılmaktadır. Emeklilik, sağlık ve sosyal yardımlar alanında gerçekleştirilmeye
çalışılan reformların başarısı, kuşkusuz iyi bir kurumsal örgütlenmeyi
zorunlu kılmaktadır. Yeni sistem için belirlenen temel başarı ölçütlerini
dikkate alan bir anlayışla sosyal güvenlik kurumsal yapısının; en kısa
sürede ve kolay erişilebilir, standart ve kaliteli hizmet sunan bir yapı
üzerinde kurgulanması gerekmektedir.” denilmektedir.
Sosyal Hukuk Devleti Olunabilmesi İçin
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günden bu yana sosyal hukuk devleti
olma ilkesini hep en üstte tutmuştur. Her ne kadar 1980 sonrasında dünyada
sosyal devlet uygulamalarından, bütçelere büyük bir mali yük getirdiği
ve insanları istihdam dışında kalmaya teşvik ettiği gibi nedenlerle vazgeçilmeye
veya bu tür uygulamaların azaltılması ve sorumluluğun daha çok yurttaşlara
ve sivil toplum kurumlarına aktarılması gibi yöntemlere dönülmeye başlansa
da, sosyal devlet ilkesinden vazgeçmenin toplumlara başka açılardan (sosyal
patlama, istikrarsızlık, terör, suç, toplumsal dayanışmanın çözülmesi gibi)
daha büyük mali yükler getirdiği de anlaşılmıştır.
Yoksullukla Mücadele Edebilmek İçin
Yoksulluk, insanlık tarihi kadar eski ve çok boyutlu bir sorundur. Yoksulluğun
azaltılması, politika geliştiriciler için diğer ulusal amaçlara göre yüksek
öncelikli bir konumdadır; zira yoksulluğun boyutlarının büyümesi ulusal
ve küresel yansımalar yaratmakta; siyasi istikrarsızlık, kayıtdışı istihdam,
terörizm, suç, çevresel bozulma, yasadışı göç, salgın hastalıklar ve diğer
sorunlara kaynak teşkil edebilmektedir.
Sosyal yardım politikalarında, yoksulluğu sadece gelir eşitsizliği ve
ekonomik düzlemde değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve siyasi eşitsizliklerin
yansıması olarak ele almak çok önemlidir. Vatandaşların “yaşam kalitesinin
artırılmasını” sağlayabilmek ve buna yönelik olanakları, kurumları ve uygulamaları
geliştirmek sosyal yardım politikalarının temel hedefi olmalıdır. Bu anlayışa
göre, yoksulluğun vatandaşların somut anlamda sağlıklı ve kaliteli bir
yaşam sürdürmesini zorlaştırmasının ötesinde, genel olarak toplumsal ve
siyasal yaşama katılmasını da engellediği ve yaşamın her alanında yoksunluğa
neden olduğunun anlaşılması ‘yoksullukla mücadele politikalarında’ ‘bütüncül’
bir bakış açısının esas olmasını gerektirmektedir.
Yoksulluk nedeni ile bireylerin temel yurttaşlık haklarından yararlanamaması
ve bunu önleyecek sosyal koruma sistemlerinin geliştirilememesi sosyal
dışlanmaya neden olmaktadır. Yoksulluk nedeni ile dışlanmayı yaşayan kişilerin
eğitim, sağlık, barınma, istihdam gibi temel yurttaşlık haklarından yararlanmalarını
sağlayacak, sosyal yaşama katılımlarını ve kendilerini ifade edebilmelerini
destekleyecek ve arttıracak mekanizmaları kurmak, harekete geçirmek ise
sosyal içermenin ana eksenidir.
Yoksulluğun azaltılması aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin
önemli unsurlarındandır. Bu anlayış doğrultusunda ulusal sosyal yardım
politikalarında temel hedef, yoksullukla doğrudan mücadele amacını güden
ve özellikle toplumda daha çok yoksulluk çekme ihtimali olan yaşlılar,
engelliler, çocuklar, gençler ve kadınlar gibi ‘savunmasız ve kırılgan
gruplara’ bir ‘sosyal koruma’ ve ‘sosyal içerme’yi öngören, geniş kapsamlı
tanımlanmış sosyal politikalar geliştirmek olmalıdır. Ancak bu konuda iyileşmenin
sağlanabilmesi için sosyal yardım programlarında topyekûn bir yaklaşım
değişikliği ile yoksulluğun sürdürülebilir kalkınmanın sosyal içerme prensibi
çerçevesinde algılanması ve yeniden tanımlanması gereklidir.
Ülkemiz için sosyal yardım politikalarının belirlenmesinde sosyal hukuk
devleti ilkesinden hareketle yoksullukla mücadele hedeflerinin gerçekleşmesinde
devletin asli sorumluluğunu önde tutarak, sivil toplum kurumları ve özel
sektör ile sorumluluğun paylaşıldığı bir model geliştirilmelidir. Yoksullukla
mücadelede devletin temel sorumlu olması ve sosyal yardımların öncelikli
olarak bir lütuf veya hayırseverlik değil ‘insan hakları’ temelinde anlaşılması
gereklidir.
Sosyal yardımları bir lütuf değil hak olarak ele alan, toplumsal cinsiyet,
etnik köken, engellilik ve yaşa bağlı olarak ortaya çıkabilecek yoksulluk
ve sosyal dışlanma ile topyekûn mücadele eden ve bütüncül bir bakış açısı
ile oluşturulmuş olan, yasal bir düzenlemeyle sosyal yardım politikaları
ile garanti altına alınmalıdır.
Sosyal Yardımların Uygun Koşullarda Sunulabilmesi
İçin
Hâlihazırda kamu idarelerinin sosyal yardım yapma süreci çok uzun olup
yoksul bireyler için çok zahmetli ve onur kırıcıdır. Yoksulluğun belgelenmesi
hem etkin olmayan yöntemlerle yapılmakta hem de çok uzun sürmektedir. Yardımların
ulaştırılmasında da ciddi zorluklarla karşılaşılmakta çoğu zaman gerçek
hak sahibine ulaşılamamaktadır. Yoksulluğun nesnel bir şekilde bürokrasiden
uzak basit yöntemlerle belgelenmesi ve yardımların gerçek hak sahiplerine
ulaştırılabilmesi için bilişim teknolojilerinin etkin kullanımı ile insani
boyutta uygulamaya imkan veren bir yasal alt yapıya ihtiyaç bulunmaktadır.
Hak Sahiplerine Uygun Sosyal Yardımlar Sunulabilmesi
İçin
Bugün sosyal yardımlar çoğunlukla ayni olarak ve düzensiz periyotlarla
yapılmaktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün sosyal
yardım ve proje destek faaliyetlerinin etki analizi araştırma raporuna
göre, sosyal yardımlardan yararlanan kişilere belirli aralıklarla verilmekte
olan nakdi yardımların miktarı az bulunmakta, yardım periyotlarının daha
sık ve yardımların daha düzenli olarak verilmesi talep edilmektedir.
Periyodik yardım alanların %47.9’u geleceğe güvenle bakabildiğini belirtmelerine
karşın, bu oran düzensiz olarak verilen tek seferlik nakdi yardımlarda
%32.8’e düşmektedir. Ayni olarak verilen yardımlardan, gıda yardımı alanların
%70’inden fazlası yapılan gıda yardımından memnun olmadıklarını belirtmiştir.
Memnuniyetsizliğin nedenleri olarak, yardımın yetersiz olması, seyrek aralıklarla
verilmesi, ürünlerin kalitesiz olması gibi nedenler ileri sürülmektedir.
Sosyal yardım yapılması gereken hanelere, süreli ve süresiz ve geçici nitelikte
çoğunlukla nakdi yardım sağlayan bir Sosyal Yardım Kanununa ihtiyaç vardır.
Sosyal Yardım Politikalarının Koordine Edilebilmesi
ve Kurumsal Yapılanmadaki Çok Başlılığın Giderilebilmesi İçin
Ülkemizdeki sosyal yardım uygulamalarının önemli bir eksikliği de kurumsal
yapılanmadaki çok başlılık, parçalanmışlık ve konuyla ilgili çalışmalarda
bulunan kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliğidir.
Yoksullukla etkin mücadele edilebilmesi, kamu kaynaklarının etkin, ekonomik
ve verimli kullanılabilmesi, mükerrer ve verimsiz sosyal yardımların engellenebilmesi
için, gerek kamu idareleri gerekse sivil toplum kuruluşları arasında Sosyal
Yardım Politikalarının koordine edilerek uyumlu ve tutarlı kılınması zaruri
bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye’de birçok kamu idaresi sosyal yardım ve sosyal hizmet vermektedir.
Bu durum çok farklı standart uygulamalarının yanısıra mükerrer yardımlara
yol açmakta ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması ilkesine ters düşmektedir.
Bu anlamda sosyal yardımların, çerçeve bir sosyal yardım kanunuyla kurumsal
olarak tek çatı altında toplanması, yardım ve hizmet sağlayan kamu kurumları
arasında görev tanımlarının yeniden yapılması, sosyal yardımların bilimsel
yöntemlerle geliştirilmiş ilke ve standartlar çerçevesinde yapılması, bu
ilke ve standartların yardım sağlayan tüm kurumlar için bağlayıcı olması,
doğru bir sosyal yardım sistemi kurulmasını sağlayacağı gibi toplumdaki
sosyal adalet ilkesinin güçlendirilmesine de katkı yapacaktır.
Bunun yanısıra sosyal yardım yapmak için kanunla sorumlu kılınmış kamu
idarelerinde çalışan personelin nicelik ve daha önemlisi nitelik olarak
güçlendirilmesi, bu kurumlarda sosyal yardım konusunda bilgi ve deneyime
sahip uzman kişilerin istihdam edilmesi, sosyal yardımların hak sahiplerine
sağlıklı bir biçimde ulaştırılmasına olanak sağlayacaktır. Belirtilen bu
nedenlerle, Türkiye’de uygulanan sosyal yardım politikaları kapsamında,
kurumsal yapı ve personel temelinde acil bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.
Muhtaçlık Ölçüm Kriterlerinin ve Ortak Veri
Tabanının Uygulamaya Konulabilmesi İçin
Sosyal yardım politikaları, temel yurttaşlık hakları çerçevesinde toplumdaki
bireylerin onurlu bir şekilde yaşaması için gerekli sosyal yardımları adil
ve objektif olarak aktarmayı amaçlamalıdır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi
içinse objektif ve bilimsel yöntemler kullanılarak ‘muhtaçlık ölçüm kriterleri’
nin
acil olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Halihazırda, ülkemizde çeşitli
yardımlar yapan kamu idareleri ile diğer kuruluşlar yoksulluk tanım ve
ölçümleri ile ‘hak sahibi’ tanımlarını kendi standartları doğrultusunda
yapmaktadırlar. Bu durum çok farklı ve çok boyutlu yoksulluk tanım ve uygulamaları
ortaya çıkarmaktadır ki bu sosyal adalet ilkeleri ile bağdaşmaz.
Bu anlamda sosyal yardım politikalarının sosyal adalet ilkelerine uygun
ve sosyal içermeyi sağlayacak şekilde yapılabilmesi için öncelikle bilimsel
ölçütlere göre Türkiye için yoksulluk profili çalışmasının yapılarak muhtaçlık
kriterlerinin belirlenmesi ve buna ek olarak sosyal yardıma ihtiyacı olanlarla
yapılan sosyal yardımların da yer aldığı ortak veri tabanının oluşturularak
mükerrer yardımların önlenmesi gerekmektedir. Kamu idarelerinin yapmış
oldukları sosyal yardımları ortak veri tabanına belirlenen periyotlarla
aktarmaları kurulan sosyal yardım sistemi için elzem bir husustur.
AB Müktesebatına Uyum Sağlanabilmesi İçin
Türkiye uluslararası toplumla birleşme ve katılım sağlama talebindedir.
Bu nedenle AB Katılım Ortaklığı Belgesinin “Sosyal Politika ve İstihdam”
başlığı altında yer alan konularından birisi de sosyal güvenlik sisteminin
geliştirilmesi ve sosyal güvenlik kurumlarının mali yapısının iyileştirilmesidir.
Bu ana unsur altında yer verilen 50/2002/EC sayılı Konsey Kararı ile başlatılan
sosyal dışlanma ile mücadele konulu Topluluk Eylem Programına katılım ile
ilgili Mutabakat Zaptı 25 Kasım 2002 tarihinde imzalanmıştır. Mutabakat
Zaptı, 3 Şubat 2003 tarih ve 2003/5224 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla
kabul edilmiş ve 21 Şubat 2003 tarih ve 25027 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Katılım Ortaklığı Belgesinde orta vadede gerçekleştirilmesi istenen
hususlardan biri de sosyal korumanın geliştirilmesidir. Yukarıda değinilen
3 Şubat 2003 tarih ve 2003/5224 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla iştirak
edilmiş olan AB’nin sosyal politika programlarından Sosyal Dışlanmaya Karşı
Mücadele Topluluk Programının ana başlıklarından biri de sosyal yardımlardır.
Sadece Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) değil, 58 inci ve 59 uncu Hükümetin
Acil Eylem Planı da bütünleştirilmiş bir sosyal yardım ağı ve kurumsal
yapısının oluşturulmasını öngörmektedir.
Hükümet Programları, Acil Eylem Planları ve
Yılı Programları Öngörülerinin Gerçekleştirilebilmesi İçin
58 inci ve 59 uncu T. C. Hükümet Programları ve Acil Eylem Planında;
• Sağlık hizmetlerinin sunumu ile finansmanının ayrılması,
• Genel sağlık sigortası sisteminin kurulması,
• Sosyal güvenlik kuruluşlarında norm ve standart birliği sağlanması,
• Bütünleştirilmiş bir sosyal güvenlik ağı kurulması,
• Prim karşılığı olmayan ödemelerin kaldırılması,
• Bütünleştirilmiş bir sosyal hizmet ve yardım ağı ve kurumsal yapısının
oluşturulması,
gibi konuların düzenlenmesi benimsenmiştir.
15 Ekim 2007 gün ve 2007/12701 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe
giren “2008 yılı Programı” nda da sosyal yardımlarla ilgili düzenlemeler
yer almaktadır. Programda, “C- Gelir Dağılımının İyileştirilmesi, Sosyal
İçerme ve Yoksullukla Mücadele” başlığı altında yer alan Tedbir 1.3’te
“Muhtaç ve çalışamayacak olan yoksullar tespit edilerek bu kesime yönelik
düzenli sosyal yardım programları geliştirilecektir.” denilerek ilgili
sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmiş; “D- Sosyal Güvenlik Sisteminin
Etkinliğinin Artırılması” başlığı altında ise; Sosyal güvenlik sisteminin,
nüfusun tümünü kapsayan, toplumun değişen gereksinimlerini karşılayabilen,
mali sürdürülebilirliğe ve etkin denetim mekanizmasına sahip, kaliteli
hizmet sunan bir yapıya kavuşturulacağı, sosyal yardımların eşitlik, sosyal
adalet, etkinlik ilkeleri doğrultusunda sunulması amacıyla sosyal yardımlara
gereksinim duyan kişilerin belirlenmesi için ortak bir veritabanının oluşturulması,
nesnel ölçütlerle işleyen muhtaçlığı saptayan bir sistemin kurulması ve
bu sisteme giren kuruluşlar arasında iletişim ve işbirliğinin sağlanması
öngörülmüştür.
Yine aynı başlık altında yer alan “3- Politika Öncelikleri ve Tedbirler”
kısmının “Öncelik/ Tedbir 2.2” de “Sosyal hizmet ve yardımların merkezi
bir organizasyon altında bütün ihtiyaç sahiplerini kapsaması sağlanacaktır”
denilerek, bu görevi yapma yükümlülüğü yine Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmiştir.
HAZIRLANAN SOSYAL YARDIM KANUNUNUN ÖZELLİKLERİ
NELER OLMALIDIR?
Hazırlanması elzem olan “Sosyal Yardım Kanunu” aşağıdaki ilke ve özelliklere
göre oluşturulmalıdır.
1. Kanun, sosyal yardımları “hak” temelinde ele almalıdır,
2. Kanun, aynî yardımlar yerine ağırlıkla nakdi ve bireyleri yoksulluk
zincirinden kurtararak primli sisteme dahil edecek düzenli yardımlardan
oluşmalıdır,
3. Kurulan sosyal yardım sisteminde, sosyal korumanın sağlanması için
sosyal güvenlik sistemi ile bütünleşik yapı oluşturularak mükerrerliğin
ve diğer istismarların önlenmesi, kaynakların etkin kullanımı, uluslararası
standartlara uygun veri toplanması gereklidir,
4. Sosyal yardım alanında dünya uygulamalarına paralel ortak tanım ve
normlar geliştirilmelidir,
5. Bilimsel yöntemlerle geliştirilmiş muhtaçlık ölçümü ile tüm muhtaç
ve savunmasız kesimin belirlenerek sosyal içerme sağlanmalıdır,
6. Değişen ihtiyaçlara göre yeni yardım türleri belirlenmelidir,
7. Vatandaş odaklı sosyal yardım anlayışı ile bürokrasinin azaltılması,
kısa, basit ve uygulanabilir iş süreçleri belirlenmelidir,
8. Ortak veritabanı sayesinde, insandan bağımsız, şeffaf, standart ve
kurumsal denetim mekanizmaları kurulmalıdır,
9. Sade ve toplulaştırılmış bir mevzuat yapısı ortaya çıkarılmalı yasama
yetkisini yürütmeye devreden yönetmelik uygulamalarından azami ölçüde kaçınılmalıdır,
10. Sosyal yardımların düzenli periyotlarla ve ihtiyacı karşılayacak
düzeyde verilmesi sağlanmalıdır,
11. Kanun, kayıt dışılığa neden olacak mekanizmalar içermelidir,
12. Hanenin durumuna göre birden fazla sosyal yardım yapılabilmelidir,
13. Farklı kurumlara başvurularak yapılabilen sosyal yardımların tek
bir başvuru noktası ile sonuçlandırılması sağlanmalıdır,
14. “Bireye yardım” modeli yerine “hanedeki bireye yardım” modeli geliştirilmelidir,
15. Yardımlar merkezi idarenin belirlediği politika ve standartlar çerçevesinde
yerel idare eliyle yapılmalıdır,
16. Sosyal güvencesi olmasına rağmen yetersiz geliri olan bireylere
de sosyal yardım desteği sağlanabilmelidir,
17. Kanunda, talep gelmeden vatandaşına yardım elini uzatan devlet yani
“pro-aktif yardım” modeli benimsenmelidir,
18. Vatandaşın tek bir beyanıyla, hak ettiği sosyal yardım türleri tespit
edilerek ödemenin yapılabilmesi sağlanmalıdır,
19. Aynı Kanunda mahalli idareler sosyal yardım konusunda disipline
edilmelidir,
20. Sivil toplum kuruluşlarının bağış toplama ve dağıtmadaki usul ve
esaslarının belirlenmesi ve özel sektörün sosyal sorumluluk alanında gerçekleştirdiği
yardımlarında izlenebilmesi sağlanmalıdır,
21. Sürekli ve süreli yardım yapan kamu idarelerinin mevzuatlarını değiştirerek
yardımlara son vermeleri ve soysal yardımlardaki mükerrerliklerin önlenmelidir,
22. Ulusal sosyal yardım stratejisi yayınlanmalıdır,
23. Sosyal incelemelerin tüm kamu idareleri tarafından standart yöntemlerle
yapılması sağlanmalıdır,
24. Sosyal yardım tavanı uygulaması getirilmelidir,
25. Kanunda Vali ve Kaymakamlara, acil durumlarda bir defaya özgü yardım
yapabilme yetkisi tanınmalıdır,
26. Kanunda sosyal yardım uygulamalarında genel kabul görmüş ilkeler
benimsenmelidir,
27. Toplu Konut İdaresi ile birlikte ihtiyaç sahiplerine sosyal konut
ve sosyal merkezler yaptırabilmelidir.
SONUÇ
Bu çalışmanın birinci bölümünde sosyal yardım sistemindeki sorunlar,
ikinci bölümünde niçin bir sosyal yardım kanununa ihtiyaç olduğu üçüncü
bölümde ise nasıl bir sosyal yardım kanununa ihtiyaç olduğu yani sosyal
yardım kanununun ana ilkeleri ortaya konulmaya çalışıldı. Hazırlanacak
“Sosyal Yardım Kanunu Tasarı Taslağı”nın taşıması gereken özellikler 27
maddede toparlanmıştır. Bu ilke ve standartların Taslak çalışmalarının
maddelerine işlenmesi de oldukça kolaydır.
Sosyal yardımlarda iyi bir kanun hazırlamak işin en kolay tarafı olsa
gerek. Ancak o kanunu tüm müesseseleri ile uygulamak oldukça zor bir iştir.
Bu çalışmamız, tüm insanlara hak ve adalet duygusuyla sosyal yardım yapıldığı
ve zamanla yoksulu olmayan bir ülke düşüne çok küçük bir katkısı olması
arzusuyla kaleme alındı.
Sosyal Güvenlik Kurumu Kurumsal Gelişim Daire Başkanı
Maliye Bakanlığı Muhasebat Başkontrolörü
Bu makalede yer alan görüşler yazarın kişisel görüşleri olup Kurumunu
bağlamaz.
EYLÜL 2009
|