EKİM 2004
 
Arama  
 
 
 « Dergi İndeksi
   Son Sayı
   Tüm Sayılar
   TİSK Ana Sayfa



YTL GELİRKEN…

Prof. Dr. İlyas ŞIKLAR
Anadolu Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü



 
 
 
Asıl önemli olan enflasyona yol açıcı politikaların ve uygulamaların ortadan kaldırılması ve enflasyon ile mücadelenin süreklilik kazanmasıdır. Aksi takdirde, 20 yılda ilave edilen sıfırların çok daha kısa sürede yeniden yerine konması hiç de zor olmayacaktır. Dünyada bunun örneklerini görmek mümkündür.
Kanımızca, gerek silinecek sıfır sayısının belirlenmesinde, gerek operasyonun zamanlamasında, gerekse sürecin çalıştırılmasında TC Merkez Bankası akılcı bir tutum içerisindedir.

1970’lerle birlikte başlayan ve bu yılların sonunda hızlanan enflasyonist süreç, bir çok kereler paradan sıfır silinmesi önerilerini de beraberinde getirmiştir. Turgut Özal ve Kaya Erdem’in banker skandalı sonrası bakanlık görevlerinden ayrılmaları ile dönemin Maliye Bakanı olan Adnan Başer Kafoğlu konuyu, en azından benim hatırladığım kadarıyla, ilk kez 1983 yılında gündeme getiren kişi idi. Hafızam beni yanıltmıyorsa, daha sonraki yıllarda Merkez Bankası başkanlığı görevini yürüten Rüştü Saraçoğlu, Yaman Törüner ve Gazi Erçel dönemlerinde de konu ciddi olarak gündeme gelmiş ve çıkarılan banknotlardaki son sıfırlar farklı tonlarda basılmıştı. Özetle, yaklaşık 21 yıllık bir maceranın sonuna doğru yaklaşıyoruz ve dünyanın en bol sıfırlı parasına sahip olma özelliğimizi kaybediyoruz. Bu yazımızda TL’den sıfır silinmesi ve Yeni Türk Lirası’na geçişi konu alacağız. Bir planlama yapma gereği ile konuya baktığımda, yapılacak bir değerlendirmenin şu başlıkları içermesi gerektiğini düşünüyorum: Öncelikle “Neden bu tür bir değişikliğe gerek duyuyoruz ve bunun zamanlaması doğru mu?” sorularına yanıt vermemiz gerekiyor. Daha sonra bu sürecin nasıl işleyeceğini tartışmak gerekiyor. Son olarak da bu değişiklik hayatımızı nasıl etkileyecek, beklenen olumlu ve olumsuz ne gibi etkiler ortaya çıkabilir konularına değinmek gerekiyor.

Parasından sıfırları silen ilk ve tek ülke değiliz. Daha önce parasından sıfır atan 49 ülkeyi incelediğimizde parasından bir seferde en çok sıfırı atan  ülke 12 sıfırla Almanya (1923), daha sonra 9 sıfırla (bir yıl sonra 6 sıfırla) eski Yugoslavya (1993 ve 1994) geliyor. Bir seferde 6 sıfır silen ülkeler arasında Bolivya (1987), Peru (1991), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (1993) ve Angola (1999) yer almakta. Günümüzde dolaşımda en büyük kupürlü parayı bulunduran ülke ise 20 milyonluk banknotla Türkiye. Bizden sonra ise 1 milyonluk banknotla Romanya ve 500 binlik banknotla Vietnam geliyor. Doğal olarak burada cevaplandırılması gereken soru bu duruma nasıl geldik ve şimdi niye paramızdan tama altı tane sıfırı siliyoruz. Yani bu parasal operasyonun gerekçesi veya daha doğru bir deyimle gerekçeleri ne? İsterseniz önce kısaca buna bir göz atalım: En önemli gerekçeyi aşağıda yer alan Tablo 1’den görmek mümkün. Bu utanç verici durumu uluslararası alanda sürekli yaşıyoruz. Nasıl bu duruma geldiğimiz ise herkesin malumu: Enflasyon.

Çeşitli Ülke Paralarının $ ve €
Karşısındaki 2003 Sonu Değerleri

Ülke
1 Dolar
1 Euro
Türkiye
1,402,803
1,764,976
Romanya
32,687
41,127
Vietnam
15,642
19,680
Sao Tome
8,700
10,947
Gana
8,650
10,883
Endonezya
8,423
10,598
İran
8,333
10,447
Paraguay
5,975
7,518
Azerbaycan
4,931
6,204
Zambiya
4,500
5,662
Kaynak: www.xe.com

Türk ekonomisi, 1970’li yılların başından beri çok ciddi anlamda enflasyon sorunu yaşayan ekonomilerin başında gelmektedir. Türkiye’de enflasyon, hiper olmasa bile hem oldukça yüksek, hem de yıldan yıla yüzde değişiklikler anlamında çok oynak bir yapıdadır. Enflasyonun son otuz yılda hem yüksek hem de bu ölçüde değişken bir yapı sergilemesi Türkiye’de her türlü işlemde uygulanan vadenin kısalmasına yol açmıştır.  Bu kısa vadecilik ister istemez iktidarların da tercihi olmuş, istikrarı sağlamaya dönük akılcı temel makro ekonomik politikalar bir türlü uzun vadeli uygulanma şansı bulamamıştır. Ekonomik alanda enflasyonun yol açtığı bu istikrarsızlık, siyasi alana da ciddi biçimde yansımış ve tam anlamıyla bir sarmala dönüşmüştür. Bir diğer deyişle, 70’lerden bu yana yaşanan süreç kendi kendini besleyen bir istikrarsızlık sürecine dönüşmüş; yüksek enflasyon ekonomik istikrarsızlığın, ekonomik istikrarsızlık da siyasi istikrarsızlığın oluşmasında rol oynamıştır. Doğal olarak, bu tür bir ortamda kararlı ve uzun vadeli anti-enflasyonist politikaların uygulanması bir türlü mümkün olamamıştır. Tüm diğer enflasyonist süreçlerde olduğu gibi, yaşanan bu enflasyonist ortamın ardında yatan uzun dönemli faktör hızlı parasal genişlemedir.

Basit bir sayısal değerle ortaya koyarsak, 1970’lerde başlayan enflasyonist sürecin etkisiyle emisyon hacmi 1980 yılı sonuna göre 38,318 kat artarak 2003 sonu itibariyle 10.7 katrilyon TL’dir. Yani sorun tamamen parasal genişlemeyle ilişkilidir (1). Artan para arzı karşısında hızlanan enflasyon veya paranın azalan satın alma gücü arasındaki ilişkiyi ise bu yazının kapsamı dışında tutuyoruz. Türkiye’de 1981 yılından bu yana artan emisyon ihtiyacını karşılayabilmek için ortalama her 2 yılda bir tane olmak üzere üst değerde 11 yeni kupür dolaşıma çıkarılmıştır. Nitekim 1981 yılında dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot (5 bin TL) ile 2003 sonu itibari ile dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot arasında tam  4000 kat fark vardır. Bu gün için dolaşımda bulunan en büyük kupürlü banknot durumundaki 20 milyon TL  (2) aynı zamanda dünyanın en büyük kupürlü banknotu konumundadır. Bu konum, Türk Lirasının halkın gözünde ve uluslararası arenada saygınlığını oldukça yitirdiğinin önemli bir göstergesidir. Bol sıfırlı Türk Lirası, parasal değerlerin yazılmasında ve ifade edilmesinde, vezne işlemlerinde, muhasebe ve istatistik kayıtlarında problem yaratmakta, hesaplamalarda zorluk çekilmesine neden olmaktadır. Bu durum ekonomiye ciddi parasal ve zaman maliyetleri yüklemekte; ayrıca, dünyadaki en büyük kupürlü banknotun TL olması, ulusal para birimimizin itibarını olumsuz etkilemektedir. Özetle tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, paramızdan altı sıfır silinerek parasal değer ve kayıtlarda genel bir sadeleştirme yapılması teknik bir ihtiyaç olmuştur.

Yeni Türk Lirası ile uygulamaya konulacak olan “para operasyonu” sürecinde sağlanacak yararlar açıktır. T.C. Merkez Bankası, ulusal paraya olan güvenin yenilenmesini oldukça gerekli görmektedir. T.C. Merkez Bankası, anti-enflasyonist süreçte kararlılığın bir göstergesi olması dolayısı ile ulusal paradan sıfır silinmesi yoluyla uygulanacak reformun sağlayacağı en önemli faydanın, teknik ve operasyonel sorunların aşılması olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan, fiyatlama davranışlarında geçmişe yönelik endeksleme ve fiyat artış bekleyişlerinin yarattığı direncin kırılmasında da yardımcı olacağı beklentisi de, TC Merkez Bankası tarafından YTL uygulamasının yararları arasında sayılmaktadır.  Yeni Türk Lirası ile ulusal paramızın saygınlığının sağlanması, kayıt ve tüm işlemlerde sadelik ve işlerlik, bankacılık işlemlerinde rahatlık ve banknot üretim maliyetlerindeki azalma olarak özetlenen maddi ve teknik operasyon gerekçelerine, mevcut durumda para yanılgısının yarattığı hesap yapamama ve psikolojik açıdan ulusal paradan kaçışın yol açtığı sıkıntıları da eklemek mümkündür. Hesap yapmayı kolaylaştırmak, bol sıfırlı rakamların yarattığı para yanılgısını gidermek ve dolayısı ile tüketici harcamalarını disipline etmek gibi faydalar da bu anlamda  hiç küçümsenmemelidir.  Tüm bu gerekçelerden yola çıkıldığında paradan sıfır silinmesi operasyonu gerekli ve zamanlaması akıllıca belirlenmiş bir uygulama olarak değerlendirilebilir. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, bu tür bir uygulama asla istikrar programlarının bir parçası olarak düşünülmemelidir. Uygulanan istikrar programını destekleyici nitelikte ele alınması gereken bu tür önlemlerden amaç, enflasyonla mücadelede uygulanan para politikasına destek olmak ve uzun süreden beri yaşanan hızlı (ve değişken) enflasyonist baskının neden olduğu olumsuz psikolojiyi ortadan kaldırmaktır. Asıl önemli olan enflasyona yol açıcı politikaların ve uygulamaların ortadan kaldırılması ve enflasyon ile mücadelenin süreklilik kazanmasıdır. Aksi takdirde, 20 yılda ilave edilen sıfırların çok daha kısa sürede yeniden yerine konması hiç de zor olmayacaktır. Dünyada bunun örneklerini görmek mümkündür.

Şu ana kadar yaptığımız açıklamalarda paradan sıfır silinmesi olgusunun yararlarının ötesinde teknik bir zorunluluk olarak ortaya çıktığını belirlemiş bulunuyoruz. Peki bu süreç nasıl işleyecek ve ne gibi uygulamalarla karşılaşacağız. TBMM tarafından 28 Ocak 2004 tarihinde kabul edilen 5083 sayılı kanun ile 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para biriminin Yeni Türk Lirası (YTL) olması öngörülmüştür. Yeni Türk Lirasının alt birimi Yeni Kuruş (YKr) olarak belirlenmiştir. Değişim oranları aşağıdaki gibidir:

1.000.000 TL=1 YTL=100 YKr

Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerde yarım Yeni Kuruşun (5.000 TL) üzerindeki  değerlerin bir Yeni Kuruşa tamamlanacağı; yarım Yeni Kuruş ve altındaki değerlerin dikkate alınmayacağı öngörülmüştür. Yeni banknotlar: 1, 5, 10, 20, 50 ve 100 YTL’lik kupürler halinde olacaktır. Madeni paralar ise, 1, 5, 10, 25 ve 50 Ykr ile 1 YTL birimlerinde çıkarılacaktır. En büyük YTL kupürü 100 milyon TL’ye, en küçük birim olan 1 YKr ise 10.000 TL’ye karşılık gelmektedir. Yeni lira 2005 yılı başında tedavüle çıkacak olup, 2005 yılı geçiş sürecinde Yeni Türk Lirası banknotlarla ve yeni çıkarılacak madeni paralarla birlikte, halihazırda kullanılan TL banknot ve madeni paralar da tedavül edecektir. Fakat, tüm kaydî işlemlerde 2005 yılı başından itibaren YTL kullanılmaya başlanacaktır. Yasaya göre, YTL’ye geçildikten birkaç yıl sonra “Yeni Türk Lirası” ibaresinden tekrar “Türk Lirası” ismine dönülmesi için Bakanlar Kurulu yetkilendirilmiştir.

Bu haliyle operasyon oldukça kolay bir süreç izleyecekmiş izlenimi vermesine karşın, diğer ülkelerin uygulamalarından elde edilen bazı sonuçlara kısaca göz atmanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Uygulamadan elde edilen en önemli sonuç, gerekli şartlar oluşmadan yapılan bu tür operasyonların hiperenflasyona yol açtığı şeklinde belirlenebilir. Sıfırlar atıldıktan sonra oluşan olumlu ortam, düşük enflasyon ile desteklenmediği takdirde, atılan sıfırlar fazlasıyla geri dönebilmektedir. Nasıl ki paradan sıfır atılması enflasyonun kalıcı olarak indirildiğine dair bir işaret olarak algılanıyorsa, sıfırların atılmasından sonra enflasyonun yine yüksek çıkması programın başarısız olduğu şeklinde algılanmakta ve oluşan güven ortamı kaybolmaktadır. Bu nedenle, sıfır atılmasının en önemli ön şartı, enflasyonun sürekli olarak kontrol altına alınmış olmasıdır. Gerçekleştirilen beklenti anketleri Türkiye’de bu sürece girildiğini ifade etmekte, hayata geçirilen yapısal reformlar aracılığı ile (ki bunlar arasında kanımızca en önemlisi TC Merkez Bankasının bağımsız bir para politikası yürütebilme gücüne kavuşturulmasıdır) enflasyonla mücadelede kalıcı adımlar atıldığının ekonomik birimler tarafından da kabullenildiğine işaret etmektedir. Biz yine de, bu tür bir operasyonun şartlarını başlıklar halinde sıralayalım:

  • Siyasi istikrar
  • Kamuoyu desteği
  • Ekonomik ve mali istikrarda süreklilik bağlamında süreklilik kazanmış tek haneli enflasyon
Yeni para birimine geçişte karşılaşılan bir diğer geleneksel sonuç ise geçiş döneminde küsuratlı fiyatların yukarı yuvarlanması sonucu oluşacak enflasyonist etkidir. Fiyatlar yeni para birimine dönüştürülürken bir üst dijite yuvarlama nedeniyle, özellikle ucuz mallarda daha yüksek oranlarda fiyat artışları görülebilecektir. Çift fiyat sistemi, bu tip fiyat artışlarına çözüm olarak düşünülmektedir. Ancak, fiyatların yukarı yuvarlanması kısa vadeli ve uygulamaya geçişin ilk aylarında kendini gösterebilecek bir etki olarak değerlendirilmelidir. Yuvarlama etkisinin dışında aşağıdaki olumsuzluklar da ortaya çıkması muhtemel etkiler olarak değerlendirilebilir:
  • İnsanların harcama yapma eğilimini artırabilir.
  • Yaşlı insanların yeni para birimine uyum sağlaması zor olabilir.
  • Kendini fakirleşmiş hisseden zengin insanlarda harcama eğilimini azaltabilir.
  • Uygulama başarısız olursa, ulusal paraya olan güven iyice yok olabilir.
  • Yeni para ile eski para birimlerinin birbirine dönüştürülmesinden kaynaklanan bir dizi hukuki sorun yaşanabilir.
  • Yeni para birimiyle fiyatlar sanki çok düşükmüş gibi algılanabileceği için satıcılar arasında biraz daha "zam" yapmak duygusu hakim olabilir.
Türkiye’de paradan sıfır silinmesi, hesap makineleri üzerindeki yükü hafifletmesi dışında, ne gibi kolaylıklar sağlayacağı, dünyadaki diğer örnekler de göz önüne alındığında aşağıdaki gibi sıralanabilir:
  • Anlamsız hale gelen rakamlar, daha anlaşılır hale gelecek; böylece ticari faaliyetlerde yapılan hesaplama işlemlerinden kaynaklanabilen hatalar ve zaman kaybı önemli ölçüde azalacaktır.
  • İnsanların "güçlü paraya sahip olma" duygusu, onların ekonomi politikalarına ve kurumlara olan güvenini arttıracaktır.
  • Ülkenin iç ve dış dünyadaki ekonomik saygınlığı önemli ölçüde artacaktır.
  • Para basımında ortaya çıkan maliyetlerde önemli tasarruflar sağlanacaktır.
  • Muhasebe kayıtları kolaylaşacaktır.
Yeni Türk Lirası uygulamasının geçiş sürecinde yaratacağı çeşitli maliyetler de söz konusudur.  Bu maliyetleri üç ana başlık halinde özetleyebiliriz: YTL uygulamasında ekonominin geneline ilişkin olarak ortaya çıkabilecek maliyetlerin başında etiketlerdeki küsuratların yuvarlanması nedeniyle oluşacak, yukarıda sözü edilen türdeki, fiyat artışları, vatandaş açısından YTL ile yapılacak işlemlerin uzaması nedeniyle oluşacak kaybedilen zaman anlamındaki fırsat maliyetleri ve işletmeler açısından bakıldığında tüm etiketlerin ve fiyat listelerinin değiştirilecek olması, tüm hesapların, bilgisayar, ATM gibi elektronik aletlerin uyarlanması nedeniyle ortaya çıkacak maliyetler söz konusudur.

Neden olabileceği olumsuzluklar ve yol açabileceği maliyetler ile getireceği olumlu gelişmeler karşılaştırıldığında, kanımızca paradan sıfır silinmesi operasyonunun yararları üstünlük göstermektedir. Bunun da ötesinde, bu operasyon teknik bir zorunluluk halini almıştır; bu uygulamada sorun zamanlamanın doğru belirlenip belirlenmediği konusudur. Kanımızca, gerek silinecek sıfır sayısının belirlenmesinde, gerek operasyonun zamanlamasında, gerekse sürecin çalıştırılmasında TC Merkez Bankası akılcı bir tutum içerisindedir.
 



1-  Burada enflasyonun mu parasal büyüklüklere uyum gösterdiği, yoksa parasal büyüklüklerin mi enflasyona uyum gösterdiği türündeki teknik tartışmaya girmeyi, en azından bu yazının içeriği itibariyle, gerekli görmüyoruz.
2-  Aslında dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot toplam emisyon hacminin 2/3’nü geçtiği zaman bir üst kupürün çıkarılması gerekmektedir. 2003 sonu itibarı ile toplam 10.7 katrilyon liralık emisyon hacminin  8.5 katrilyon liralık kısmı (yaklaşık %80’i)  20 milyonluk banknotlardan oluşmaktadır. Bu da 2003 sonu itibari ile Türkiye’nin bir üst banknotu (muhtemelen 50 milyon TL’lik) tedavüle sokması gerektiğini göstermektedir.

EKİM 2004