YTL GELİRKEN…
Prof. Dr. İlyas ŞIKLAR
Anadolu Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü
|
Asıl önemli olan enflasyona yol açıcı politikaların
ve uygulamaların ortadan kaldırılması ve enflasyon ile mücadelenin süreklilik
kazanmasıdır. Aksi takdirde, 20 yılda ilave edilen sıfırların çok daha
kısa sürede yeniden yerine konması hiç de zor olmayacaktır. Dünyada bunun
örneklerini görmek mümkündür. |
 |
Kanımızca, gerek silinecek sıfır sayısının belirlenmesinde,
gerek operasyonun zamanlamasında, gerekse sürecin çalıştırılmasında TC
Merkez Bankası akılcı bir tutum içerisindedir. |
1970’lerle birlikte başlayan ve bu yılların sonunda hızlanan enflasyonist
süreç, bir çok kereler paradan sıfır silinmesi önerilerini de beraberinde
getirmiştir. Turgut Özal ve Kaya Erdem’in banker skandalı sonrası bakanlık
görevlerinden ayrılmaları ile dönemin Maliye Bakanı olan Adnan Başer Kafoğlu
konuyu, en azından benim hatırladığım kadarıyla, ilk kez 1983 yılında gündeme
getiren kişi idi. Hafızam beni yanıltmıyorsa, daha sonraki yıllarda Merkez
Bankası başkanlığı görevini yürüten Rüştü Saraçoğlu, Yaman Törüner ve Gazi
Erçel dönemlerinde de konu ciddi olarak gündeme gelmiş ve çıkarılan banknotlardaki
son sıfırlar farklı tonlarda basılmıştı. Özetle, yaklaşık 21 yıllık bir
maceranın sonuna doğru yaklaşıyoruz ve dünyanın en bol sıfırlı parasına
sahip olma özelliğimizi kaybediyoruz. Bu yazımızda TL’den sıfır silinmesi
ve Yeni Türk Lirası’na geçişi konu alacağız. Bir planlama yapma gereği
ile konuya baktığımda, yapılacak bir değerlendirmenin şu başlıkları içermesi
gerektiğini düşünüyorum: Öncelikle “Neden bu tür bir değişikliğe gerek
duyuyoruz ve bunun zamanlaması doğru mu?” sorularına yanıt vermemiz gerekiyor.
Daha sonra bu sürecin nasıl işleyeceğini tartışmak gerekiyor. Son olarak
da bu değişiklik hayatımızı nasıl etkileyecek, beklenen olumlu ve olumsuz
ne gibi etkiler ortaya çıkabilir konularına değinmek gerekiyor.
Parasından sıfırları silen ilk ve tek ülke değiliz. Daha önce parasından
sıfır atan 49 ülkeyi incelediğimizde parasından bir seferde en çok sıfırı
atan ülke 12 sıfırla Almanya (1923), daha sonra 9 sıfırla (bir yıl
sonra 6 sıfırla) eski Yugoslavya (1993 ve 1994) geliyor. Bir seferde 6
sıfır silen ülkeler arasında Bolivya (1987), Peru (1991), Demokratik Kongo
Cumhuriyeti (1993) ve Angola (1999) yer almakta. Günümüzde dolaşımda en
büyük kupürlü parayı bulunduran ülke ise 20 milyonluk banknotla Türkiye.
Bizden sonra ise 1 milyonluk banknotla Romanya ve 500 binlik banknotla
Vietnam geliyor. Doğal olarak burada cevaplandırılması gereken soru bu
duruma nasıl geldik ve şimdi niye paramızdan tama altı tane sıfırı siliyoruz.
Yani bu parasal operasyonun gerekçesi veya daha doğru bir deyimle gerekçeleri
ne? İsterseniz önce kısaca buna bir göz atalım: En önemli gerekçeyi aşağıda
yer alan Tablo 1’den görmek mümkün. Bu utanç verici durumu uluslararası
alanda sürekli yaşıyoruz. Nasıl bu duruma geldiğimiz ise herkesin malumu:
Enflasyon.
Çeşitli Ülke Paralarının $ ve €
Karşısındaki 2003 Sonu Değerleri
|
Ülke
|
1 Dolar
|
1 Euro
|
|
Türkiye
|
1,402,803
|
1,764,976
|
|
Romanya
|
32,687
|
41,127
|
|
Vietnam
|
15,642
|
19,680
|
|
Sao Tome
|
8,700
|
10,947
|
|
Gana
|
8,650
|
10,883
|
|
Endonezya
|
8,423
|
10,598
|
|
İran
|
8,333
|
10,447
|
|
Paraguay
|
5,975
|
7,518
|
|
Azerbaycan
|
4,931
|
6,204
|
|
Zambiya
|
4,500
|
5,662
|
Kaynak: www.xe.com
Türk ekonomisi, 1970’li yılların başından beri çok ciddi anlamda enflasyon
sorunu yaşayan ekonomilerin başında gelmektedir. Türkiye’de enflasyon,
hiper olmasa bile hem oldukça yüksek, hem de yıldan yıla yüzde değişiklikler
anlamında çok oynak bir yapıdadır. Enflasyonun son otuz yılda hem yüksek
hem de bu ölçüde değişken bir yapı sergilemesi Türkiye’de her türlü işlemde
uygulanan vadenin kısalmasına yol açmıştır. Bu kısa vadecilik ister
istemez iktidarların da tercihi olmuş, istikrarı sağlamaya dönük akılcı
temel makro ekonomik politikalar bir türlü uzun vadeli uygulanma şansı
bulamamıştır. Ekonomik alanda enflasyonun yol açtığı bu istikrarsızlık,
siyasi alana da ciddi biçimde yansımış ve tam anlamıyla bir sarmala dönüşmüştür.
Bir diğer deyişle, 70’lerden bu yana yaşanan süreç kendi kendini besleyen
bir istikrarsızlık sürecine dönüşmüş; yüksek enflasyon ekonomik istikrarsızlığın,
ekonomik istikrarsızlık da siyasi istikrarsızlığın oluşmasında rol oynamıştır.
Doğal olarak, bu tür bir ortamda kararlı ve uzun vadeli anti-enflasyonist
politikaların uygulanması bir türlü mümkün olamamıştır. Tüm diğer enflasyonist
süreçlerde olduğu gibi, yaşanan bu enflasyonist ortamın ardında yatan uzun
dönemli faktör hızlı parasal genişlemedir.

Basit bir sayısal değerle ortaya koyarsak, 1970’lerde başlayan enflasyonist
sürecin etkisiyle emisyon hacmi 1980 yılı sonuna göre 38,318 kat artarak
2003 sonu itibariyle 10.7 katrilyon TL’dir. Yani sorun tamamen parasal
genişlemeyle ilişkilidir (1). Artan para arzı karşısında hızlanan enflasyon
veya paranın azalan satın alma gücü arasındaki ilişkiyi ise bu yazının
kapsamı dışında tutuyoruz. Türkiye’de 1981 yılından bu yana artan emisyon
ihtiyacını karşılayabilmek için ortalama her 2 yılda bir tane olmak üzere
üst değerde 11 yeni kupür dolaşıma çıkarılmıştır. Nitekim 1981 yılında
dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot (5 bin TL) ile 2003 sonu itibari
ile dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot arasında tam 4000
kat fark vardır. Bu gün için dolaşımda bulunan en büyük kupürlü banknot
durumundaki 20 milyon TL (2) aynı zamanda dünyanın en büyük kupürlü
banknotu konumundadır. Bu konum, Türk Lirasının halkın gözünde ve uluslararası
arenada saygınlığını oldukça yitirdiğinin önemli bir göstergesidir. Bol
sıfırlı Türk Lirası, parasal değerlerin yazılmasında ve ifade edilmesinde,
vezne işlemlerinde, muhasebe ve istatistik kayıtlarında problem yaratmakta,
hesaplamalarda zorluk çekilmesine neden olmaktadır. Bu durum ekonomiye
ciddi parasal ve zaman maliyetleri yüklemekte; ayrıca, dünyadaki en büyük
kupürlü banknotun TL olması, ulusal para birimimizin itibarını olumsuz
etkilemektedir. Özetle tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, paramızdan
altı sıfır silinerek parasal değer ve kayıtlarda genel bir sadeleştirme
yapılması teknik bir ihtiyaç olmuştur.
Yeni Türk Lirası ile uygulamaya konulacak olan “para operasyonu” sürecinde
sağlanacak yararlar açıktır. T.C. Merkez Bankası, ulusal paraya olan güvenin
yenilenmesini oldukça gerekli görmektedir. T.C. Merkez Bankası, anti-enflasyonist
süreçte kararlılığın bir göstergesi olması dolayısı ile ulusal paradan
sıfır silinmesi yoluyla uygulanacak reformun sağlayacağı en önemli faydanın,
teknik ve operasyonel sorunların aşılması olduğunu ifade etmektedir. Öte
yandan, fiyatlama davranışlarında geçmişe yönelik endeksleme ve fiyat artış
bekleyişlerinin yarattığı direncin kırılmasında da yardımcı olacağı beklentisi
de, TC Merkez Bankası tarafından YTL uygulamasının yararları arasında sayılmaktadır.
Yeni Türk Lirası ile ulusal paramızın saygınlığının sağlanması, kayıt ve
tüm işlemlerde sadelik ve işlerlik, bankacılık işlemlerinde rahatlık ve
banknot üretim maliyetlerindeki azalma olarak özetlenen maddi ve teknik
operasyon gerekçelerine, mevcut durumda para yanılgısının yarattığı hesap
yapamama ve psikolojik açıdan ulusal paradan kaçışın yol açtığı sıkıntıları
da eklemek mümkündür. Hesap yapmayı kolaylaştırmak, bol sıfırlı rakamların
yarattığı para yanılgısını gidermek ve dolayısı ile tüketici harcamalarını
disipline etmek gibi faydalar da bu anlamda hiç küçümsenmemelidir.
Tüm bu gerekçelerden yola çıkıldığında paradan sıfır silinmesi operasyonu
gerekli ve zamanlaması akıllıca belirlenmiş bir uygulama olarak değerlendirilebilir.
Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, bu tür bir uygulama asla istikrar programlarının
bir parçası olarak düşünülmemelidir. Uygulanan istikrar programını destekleyici
nitelikte ele alınması gereken bu tür önlemlerden amaç, enflasyonla mücadelede
uygulanan para politikasına destek olmak ve uzun süreden beri yaşanan hızlı
(ve değişken) enflasyonist baskının neden olduğu olumsuz psikolojiyi ortadan
kaldırmaktır. Asıl önemli olan enflasyona yol açıcı politikaların ve uygulamaların
ortadan kaldırılması ve enflasyon ile mücadelenin süreklilik kazanmasıdır.
Aksi takdirde, 20 yılda ilave edilen sıfırların çok daha kısa sürede yeniden
yerine konması hiç de zor olmayacaktır. Dünyada bunun örneklerini görmek
mümkündür.
Şu ana kadar yaptığımız açıklamalarda paradan sıfır silinmesi olgusunun
yararlarının ötesinde teknik bir zorunluluk olarak ortaya çıktığını belirlemiş
bulunuyoruz. Peki bu süreç nasıl işleyecek ve ne gibi uygulamalarla karşılaşacağız.
TBMM tarafından 28 Ocak 2004 tarihinde kabul edilen 5083 sayılı kanun ile
1 Ocak 2005 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para biriminin
Yeni Türk Lirası (YTL) olması öngörülmüştür. Yeni Türk Lirasının alt birimi
Yeni Kuruş (YKr) olarak belirlenmiştir. Değişim oranları aşağıdaki gibidir:
1.000.000 TL=1 YTL=100 YKr
Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerde yarım Yeni Kuruşun (5.000
TL) üzerindeki değerlerin bir Yeni Kuruşa tamamlanacağı; yarım Yeni
Kuruş ve altındaki değerlerin dikkate alınmayacağı öngörülmüştür. Yeni
banknotlar: 1, 5, 10, 20, 50 ve 100 YTL’lik kupürler halinde olacaktır.
Madeni paralar ise, 1, 5, 10, 25 ve 50 Ykr ile 1 YTL birimlerinde çıkarılacaktır.
En büyük YTL kupürü 100 milyon TL’ye, en küçük birim olan 1 YKr ise 10.000
TL’ye karşılık gelmektedir. Yeni lira 2005 yılı başında tedavüle çıkacak
olup, 2005 yılı geçiş sürecinde Yeni Türk Lirası banknotlarla ve yeni çıkarılacak
madeni paralarla birlikte, halihazırda kullanılan TL banknot ve madeni
paralar da tedavül edecektir. Fakat, tüm kaydî işlemlerde 2005 yılı başından
itibaren YTL kullanılmaya başlanacaktır. Yasaya göre, YTL’ye geçildikten
birkaç yıl sonra “Yeni Türk Lirası” ibaresinden tekrar “Türk Lirası” ismine
dönülmesi için Bakanlar Kurulu yetkilendirilmiştir.
Bu haliyle operasyon oldukça kolay bir süreç izleyecekmiş izlenimi vermesine
karşın, diğer ülkelerin uygulamalarından elde edilen bazı sonuçlara kısaca
göz atmanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Uygulamadan elde edilen en önemli
sonuç, gerekli şartlar oluşmadan yapılan bu tür operasyonların hiperenflasyona
yol açtığı şeklinde belirlenebilir. Sıfırlar atıldıktan sonra oluşan olumlu
ortam, düşük enflasyon ile desteklenmediği takdirde, atılan sıfırlar fazlasıyla
geri dönebilmektedir. Nasıl ki paradan sıfır atılması enflasyonun kalıcı
olarak indirildiğine dair bir işaret olarak algılanıyorsa, sıfırların atılmasından
sonra enflasyonun yine yüksek çıkması programın başarısız olduğu şeklinde
algılanmakta ve oluşan güven ortamı kaybolmaktadır. Bu nedenle, sıfır atılmasının
en önemli ön şartı, enflasyonun sürekli olarak kontrol altına alınmış olmasıdır.
Gerçekleştirilen beklenti anketleri Türkiye’de bu sürece girildiğini ifade
etmekte, hayata geçirilen yapısal reformlar aracılığı ile (ki bunlar arasında
kanımızca en önemlisi TC Merkez Bankasının bağımsız bir para politikası
yürütebilme gücüne kavuşturulmasıdır) enflasyonla mücadelede kalıcı adımlar
atıldığının ekonomik birimler tarafından da kabullenildiğine işaret etmektedir.
Biz yine de, bu tür bir operasyonun şartlarını başlıklar halinde sıralayalım:
-
Siyasi istikrar
-
Kamuoyu desteği
-
Ekonomik ve mali istikrarda süreklilik bağlamında süreklilik kazanmış tek
haneli enflasyon
Yeni para birimine geçişte karşılaşılan bir diğer geleneksel sonuç ise
geçiş döneminde küsuratlı fiyatların yukarı yuvarlanması sonucu oluşacak
enflasyonist etkidir. Fiyatlar yeni para birimine dönüştürülürken bir üst
dijite yuvarlama nedeniyle, özellikle ucuz mallarda daha yüksek oranlarda
fiyat artışları görülebilecektir. Çift fiyat sistemi, bu tip fiyat artışlarına
çözüm olarak düşünülmektedir. Ancak, fiyatların yukarı yuvarlanması kısa
vadeli ve uygulamaya geçişin ilk aylarında kendini gösterebilecek bir etki
olarak değerlendirilmelidir. Yuvarlama etkisinin dışında aşağıdaki olumsuzluklar
da ortaya çıkması muhtemel etkiler olarak değerlendirilebilir:
-
İnsanların harcama yapma eğilimini artırabilir.
-
Yaşlı insanların yeni para birimine uyum sağlaması zor olabilir.
-
Kendini fakirleşmiş hisseden zengin insanlarda harcama eğilimini azaltabilir.
-
Uygulama başarısız olursa, ulusal paraya olan güven iyice yok olabilir.
-
Yeni para ile eski para birimlerinin birbirine dönüştürülmesinden kaynaklanan
bir dizi hukuki sorun yaşanabilir.
-
Yeni para birimiyle fiyatlar sanki çok düşükmüş gibi algılanabileceği için
satıcılar arasında biraz daha "zam" yapmak duygusu hakim olabilir.
Türkiye’de paradan sıfır silinmesi, hesap makineleri üzerindeki yükü hafifletmesi
dışında, ne gibi kolaylıklar sağlayacağı, dünyadaki diğer örnekler de göz
önüne alındığında aşağıdaki gibi sıralanabilir:
-
Anlamsız hale gelen rakamlar, daha anlaşılır hale gelecek; böylece ticari
faaliyetlerde yapılan hesaplama işlemlerinden kaynaklanabilen hatalar ve
zaman kaybı önemli ölçüde azalacaktır.
-
İnsanların "güçlü paraya sahip olma" duygusu, onların ekonomi politikalarına
ve kurumlara olan güvenini arttıracaktır.
-
Ülkenin iç ve dış dünyadaki ekonomik saygınlığı önemli ölçüde artacaktır.
-
Para basımında ortaya çıkan maliyetlerde önemli tasarruflar sağlanacaktır.
-
Muhasebe kayıtları kolaylaşacaktır.
Yeni Türk Lirası uygulamasının geçiş sürecinde yaratacağı çeşitli maliyetler
de söz konusudur. Bu maliyetleri üç ana başlık halinde özetleyebiliriz:
YTL uygulamasında ekonominin geneline ilişkin olarak ortaya çıkabilecek
maliyetlerin başında etiketlerdeki küsuratların yuvarlanması nedeniyle
oluşacak, yukarıda sözü edilen türdeki, fiyat artışları, vatandaş açısından
YTL ile yapılacak işlemlerin uzaması nedeniyle oluşacak kaybedilen zaman
anlamındaki fırsat maliyetleri ve işletmeler açısından bakıldığında tüm
etiketlerin ve fiyat listelerinin değiştirilecek olması, tüm hesapların,
bilgisayar, ATM gibi elektronik aletlerin uyarlanması nedeniyle ortaya
çıkacak maliyetler söz konusudur.
Neden olabileceği olumsuzluklar ve yol açabileceği maliyetler ile getireceği
olumlu gelişmeler karşılaştırıldığında, kanımızca paradan sıfır silinmesi
operasyonunun yararları üstünlük göstermektedir. Bunun da ötesinde, bu
operasyon teknik bir zorunluluk halini almıştır; bu uygulamada sorun zamanlamanın
doğru belirlenip belirlenmediği konusudur. Kanımızca, gerek silinecek sıfır
sayısının belirlenmesinde, gerek operasyonun zamanlamasında, gerekse sürecin
çalıştırılmasında TC Merkez Bankası akılcı bir tutum içerisindedir.
1- Burada enflasyonun mu parasal büyüklüklere uyum gösterdiği,
yoksa parasal büyüklüklerin mi enflasyona uyum gösterdiği türündeki teknik
tartışmaya girmeyi, en azından bu yazının içeriği itibariyle, gerekli görmüyoruz.
2- Aslında dolaşımda bulunan en yüksek kupürlü banknot toplam
emisyon hacminin 2/3’nü geçtiği zaman bir üst kupürün çıkarılması gerekmektedir.
2003 sonu itibarı ile toplam 10.7 katrilyon liralık emisyon hacminin
8.5 katrilyon liralık kısmı (yaklaşık %80’i) 20 milyonluk banknotlardan
oluşmaktadır. Bu da 2003 sonu itibari ile Türkiye’nin bir üst banknotu
(muhtemelen 50 milyon TL’lik) tedavüle sokması gerektiğini göstermektedir.
EKİM 2004
|